Ruşen Çakır yorumladı: Diğer partiler niçin CHP’nin yanında değil?

Ruşen Çakır, “Diğer partiler niçin CHP’nin yanında değil?” başlıklı yayınında, CHP’nin muhalefet partileriyle “demokrasi cephesi” oluşturma çabasını yorumladı.

Bilmeniz gerekenler

  • Ruşen Çakır, CHP’nin muhalefet partileriyle geniş bir ‘demokrasi cephesi’ oluşturma çabasında zorluklar yaşadığını belirtti.
  • Diğer muhalefet partileri, CHP’ye mesafeli durarak partiyi yalnızlaştırıyor ve bu durum seçim aritmetiği açısından riskler taşıyor.
  • Saadet Partisi ve İYİ Parti zaman zaman destek verse de, genel olarak mesafeli duruyorlar; Altılı Masa deneyimi ve seçmen kaygıları bu durumu etkiliyor.
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın stratejisi CHP’yi kurumsal olarak yalnızlaştırmak üzerine kurulu ve bu stratejinin başarılı olduğu görülüyor.
  • Çakır, CHP’nin geniş bir ‘Türkiye ittifakı’ oluşturma şansını vurgularken, seçim matematiğinin bu süreci zorlaştırdığını açıkladı.
Diğer partiler niçin CHP'nin
Ruşen Çakır yorumladı: Diğer partiler niçin CHP’nin yanında değil?

Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, son değerlendirmesinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) diğer muhalefet partileriyle geniş bir “demokrasi cephesi” oluşturma çabasında ciddi zorluklarla karşılaştığını söyledi. Çakır’a göre, muhalefet partilerinin CHP’ye mesafeli tutumu partiyi siyasal olarak yalnızlaştırırken, bu durum seçim aritmetiği açısından önemli riskler barındırıyor.

CHP’den Bülent Tezcan’ın dile getirdiği ve yalnızca siyasi partileri değil toplumu da kapsayan geniş bir demokrasi cephesi oluşturma hedefi, Çakır’a göre sahada karşılık bulmakta zorlanıyor. Çakır’a göre, yaklaşık bir yıldır süren bu arayışa rağmen, kurumsal muhalefetin CHP etrafında birleşmeye sıcak bakmadığı görülüyor.

Muhalefet partileri mesafeli

Çakır, farklı muhalefet partilerinin CHP’ye yönelik tutumlarını değerlendirdi. DEM Parti’nin başlangıçta daha yakın bir pozisyon aldığını, ancak “çözüm süreci” tartışmalarının yeniden gündeme gelmesiyle mesafe koyduğunu ifade eden Çakır, partinin erken ya da ara seçim çağrılarına kapalı olduğunu, önceliğin demokratikleşme adımlarında olduğunu vurguladı.

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın ise “Kuvayi Milliye İttifakı” çağrısıyla daha çok çözüm süreci karşıtlığı üzerinden bir birliktelik önerdiğine dikkat çeken Çakır, bu yaklaşımın CHP’nin yargı süreçlerine karşı oluşturmak istediği siyasi zeminle örtüşmediğini belirtti.

Anahtar Parti cephesinde ise Yavuz Ağıralioğlu’nun “19 Mart sürecine” dahil olmak istemediklerini açıkça dile getirdiğini aktaran Çakır, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi’nin ise sürecin dışında kaldığını, Meclis’teki etkilerinin de sınırlı olduğu ifade etti.

Çakır, Saadet Partisi’nin görece daha yakın bir duruş sergilese de kritik süreçlerde net bir pozisyon almadığını, Yeniden Refah Partisi’nin tartışmalara mesafeli olduğunu, İYİ Parti’nin ise zaman zaman destek mesajları verse de, özellikle bazı sembolik konularda CHP’ye sert tepkiler gösterebildiğine dikkat çekti.

“Altılı masa” etkisi ve seçmen kaygısı

Çakır’a göre bu mesafeli duruşun arkasında birden fazla neden var. Öncelikle geçmişteki Altılı Masa deneyiminin yarattığı hayal kırıklığı, sağ partilerin CHP ile yeniden yakınlaşmasını zorlaştırıyor.

Bunun yanı sıra, diğer partilerin CHP ile iş birliği yapmaları halinde kendi seçmen tabanlarını kaybetme endişesi taşıdığı belirtiliyor. Ayrıca birçok partinin iktidarla doğrudan ve sert bir çatışmaya girmekten kaçındığına dikkat çekiyor.

Erdoğan’ın stratejisi: CHP’yi yalnızlaştırmak

Çakır, Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki iktidarın CHP’yi kurumsal olarak yalnızlaştırma stratejisinde başarılı olduğunu ve bunun süreceğini savunuyor. Bu durumun, iktidarın siyasi manevra alanını genişlettiği yorumunu yapıyor.

Bu tabloya rağmen Çakır, CHP açısından tamamen olumsuz bir durumdan söz etmiyor. Partinin ittifaklar yerine doğrudan seçmenle temas kurarak daha geniş bir “Türkiye ittifakı” oluşturma imkânı yakalayabileceğini ifade eden Çakır, ancak seçim matematiğinin bu stratejiyi zorlaştırdığını vurguluyor.

CHP’nin tek başına iktidara gelmesinin ya da cumhurbaşkanlığı seçiminde ilk turda yüzde 50+1’i bulmasının düşük ihtimal olduğunu belirten Ruşen Çakır, bu nedenle ikinci tur senaryosu ve olası destek pazarlıklarının gündeme geldiğini ama önceki seçimde Sinan Oğan örneğinde olduğu gibi, bu tür pazarlıkların CHP açısından dezavantaj yaratabileceğine dikkat çekiyor.

Deşifre: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Dün Silivri’de arkadaşlarımız Furkan Karabay ve Fırat Fıstık canlı yayın yaptılar mahkeme sürerken ve orada Cumhuriyet Halk Partisi’nin önde gelen isimlerini de konuk aldılar. Bülent Tezcan’ın konuşmasının bir yerinde Tezcan bir demokrasi cephesinden bahsetti ve bu demokrasi cephesinin sadece partileri içermemesi gerektiğini, tüm toplumu kaplayan bir şey olması gerektiğini söyledi. 19 Mart sürecinin bir yılı aşmış bir zamanda bunun ne kadar gerçekçi olup olmayacağını biraz düşünmek lazım. Özellikle de toplumsal muhalefeti şimdilik bir kenara bırakıp kurumsal muhalefete bakalım. Daha doğrusu muhalefet derken zorlanıyorum aslında. Çünkü iktidar, yani Cumhur İttifakı’nda yer almayan partilerin CHP’ye ve 19 Mart sürecine nasıl yaklaştıklarına baktığımızda ortada çok ciddi bir sorun var. Türkiye İşçi Partisi istisna. Onun dışında tüm partilerin 19 Mart sürecinde CHP ile ilişkilerinin epey mesafeli olduğunu söylemek mümkün. İlk başlarda DEM Parti daha yakın gibiydi. Mitinglere katılmasalar bile CHP ile sürekli bir temasları vardı. Fakat çözüm sürecinin ya da terörsüz Türkiye sürecinin gündeme iyice yerleşmesiyle birlikte bayağı bir mesafeli bir tutum almaya başladılar. Nitekim dün Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan’a Cumhuriyet Halk Partisi’nin erken seçim ya da ara seçim önermelerine parti olarak nasıl yaklaştıkları sorulduğunda bunu kategorik olarak reddetti. Türkiye’nin önceliğinin demokrasi adımları olduğunu söyledi. Seçim gündeminin her şeyin üzerini örteceğini söyledi ve burada CHP ile aralarındaki farkı net bir şekilde koydu.

Dün yine Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ bir açıklama yaptı. Özgür Özel’in adını telaffuz ederek ve diğer partilere de bir Kuvâ-yi Milliye İttifakı çağrısı yaptı ve orada da onun gündeminin çözüm süreci, çözüm süreci karşıtlarının birlikte yer alacağı bir ittifak olduğunu gördük. Yani CHP’nin gündeme getirdiği, getirmek istediği yargı operasyonlarına karşı bir ittifak yerine, olan bir olayın üzerinden bir ittifak yerine olmakta olan ya da olup olmayacağı net olmamakla birlikte bir süreç var. Bu sürece karşı bir ittifak dedi. O da olayı başka bir yere taşıdı. Anahtar Parti yükselişte olan bir parti malum. Önceki gün Yavuz Ağıralioğlu’nu konuk ettim stüdyoda. İzlemişsinizdir, izleyenler vardır. Yavuz Ağıralioğlu çok net bir şekilde bu 19 Mart sürecine dahil olmak istemediklerini söyledi. Bunun siyasi bir süreç olup olmadığını sorduğumda da CHP’nin beklediği cevabı en azından vermediğini söyleyebiliriz. Şimdi geriye ne kalıyor? Gelecek ve DEVA partileri kalıyor. Bu partilerin de bu topa girmediklerini görüyoruz. Ama zaten bu partilerin de çok fazla bir etkilerinin artık kalmadığını, Meclis’teki gruplarını bile ya da milletvekillerini muhafaza etmekte çok ciddi zorlandıklarını görüyoruz. Saadet Partisi nispeten daha yakın ama onlar da bir 19 Mart süreci gibi bir olayın içerisinde pozisyon almadılar. Alacağa da benzemiyorlar. Bir diğer parti, Yeniden Refah Partisi hiçbir şekilde bu konuyu telaffuz etmedi.

Şimdi burada nasıl bir şey çıkıyor ortaya? Cumhuriyet Halk Partisi bir demokrasi cephesi, demokratik cephe oluşturmak istiyorsa olayı 19 Mart’ın ötesinde bir yerde tarif etmeye çalışması lazım. Ama ortada Kılıçdaroğlu döneminde yaşanan çok ciddi bir Altılı Masa deneyimi var. Pardon, İYİ Parti’yi anmadım. İYİ Parti’nin de CHP’ye zaman zaman destek açıklamalarını yaptığını görüyoruz. Ama en son mesela Nevroz konusunda, Nevroz’da CHP’lilerin yolladıkları, Özgür Özel’in ve Ekrem İmamoğlu’nun yolladıkları mesaja da çok sert tepki verdiklerini de görüyoruz. Evet, demokrasi cephesine gelecek olursak burada böyle bir cephenin önünde her şeyden önce bir Altılı Masa fiyaskosu var. CHP etrafında bir araya gelmek, sağ partilerin CHP’nin yanında yer almak konusunda bir daha bir adım atacaklarını açıkçası düşünmüyorum. Böyle bir şeye girmeyeceklerdir. Bunun bir nedeni kendi potansiyel seçmenlerini kaybetmek olabilir ama bir diğer nedeni de iktidarla, Erdoğan’la çok ciddi bir saflaşmaya, bir kavgaya girmek istememeleri olacak. Şu ana kadar benim gördüğüm Cumhuriyet Halk Partisi dışında son dönemde, son bir yılda örneğin AKP’yi topyekûn bir şekilde, sistemli bir şekilde eleştiren, AKP iktidarını, daha doğrusu AKP-MHP ittifakını sistemli bir şekilde bütün yönleriyle eleştiren pek bir parti yok. İYİ Parti kısmen, ama onlar da çözüm süreci temelli bir propaganda yapıyorlar. Zafer Partisi’nin ilginç bir şekilde eskisi kadar sesi çıkmıyor. Özellikle Ümit Özdağ’ın cezaevinden çıkmasından sonraki süreçte Zafer Partisi’nin o sokaktaki kendini gösteren halinden geride pek bir şey kalmadığını görüyoruz. Bunun bir nedeni de tabii ki Suriye meselesinde Suriye’de rejimin değişmesi ve sığınmacılar konusunun eskisi kadar gündemde olmaması.

Peki böyle bir cephe zorsa, mümkün değilse CHP ne yapabilir? Aslında bu bir anlamda Cumhuriyet Halk Partisi için bir şans. Ne oluyor? O zaman mitinglerde söyledikleri o Türkiye İttifakı denen olaya daha fazla yaklaşmış oluyorlar. Partiler üzerinden bir ittifak yapmak yerine, partiler üzerinden bir ittifak aramak yerine doğrudan birebir ilişkilerle bunu yapmak gibi bir şansı yakalıyorlar. Ama orada da çok ciddi bir başka sorun var. Cumhuriyet Halk Partisi tek başına iktidara gelebilecek bir parti değil ya da Cumhuriyet Halk Partisi’nin cumhurbaşkanı adayının tek başına %50 + 1 oyu alabilmesi mümkün gözükmüyor. Birilerinin desteği olması gerekiyor. Birileriyle bir şekilde uzlaşması gerekiyor. İşte AKP’nin becerdiği ya da Erdoğan’ın becerdiği en önemli husus bence bu. Cumhuriyet Halk Partisi’ni bir yanıyla yalnızlaştırıyor. Bu, Cumhuriyet Halk Partisi’ne toplumsal alanda daha geniş bir alan açıyor ama aritmetiğe geldiği zaman CHP’yi zorluyor. Şimdi mesela erken seçim çağrısı yapıyor Cumhuriyet Halk Partisi. Diyelim ki cumhurbaşkanlığı seçimi oluyor. CHP’nin adayı diyelim ki bir şekilde Ekrem İmamoğlu oldu. Ekrem İmamoğlu’nun ilk turda %50 + 1 oyu alabilmesi ya da Mansur Yavaş, her kimse, alabilmesi ne derece mümkün?

Geçen seçimde gördük. Sinan Oğan diye bir isim çıktı ve ikinci tura kaldı seçimler ve Sinan Oğan hemen Erdoğan’a yanaştı. Şimdi çok daha fazla adayın gireceği bir seçim olma ihtimali var. Ve bu adayların olması nedeniyle de seçimin ikinci tura kalma ihtimali çok yüksek. Orada işte pazarlıklar söz konusu olacak. Geçen seçimde Kılıçdaroğlu’nun Ümit Özdağ’la yaptığı pazarlığın — nasıl söyleyeyim, ilk aklıma gelen şeyi söyleyeyim — sakil olduğunu ve hiçbir işe yaramadığını görmüştük, son dakikada yapılan pazarlığın. Şimdi CHP’nin önünde çok ciddi bir sorun var. Yani bir yanıyla bu bir fırsat. Yani diğer partilerin CHP’nin yanında durmaması CHP’nin önünde bir fırsat. Ama bu yalnızlık seçim aşamasına geldiğinde CHP’nin önünde çok ciddi bir engel oluşturacak. Ve burada şuna kesinlikle eminim ki bu partilerin CHP’nin yanında durmamalarında iktidarın doğrudan ya da dolaylı, açık ya da örtülü bir dahli muhakkak var. CHP’yi bu anlamda kurumsal anlamda yalnızlaştırma yolunda Erdoğan’ın yapabileceği çok şey var ve bunları yapmaya devam edecek gibi gözüküyor. Ve burada Cumhuriyet Halk Partisi bütün bu sorunlara rağmen, yapılan operasyonlar, süren operasyonlara rağmen bunlara cevap verebilmesi gibi bir zorlukla karşı karşıya. CHP’nin işi zor ama bu zoru başarabilmesi durumunda çok şaşırtıcı sonuçlar da elde edebilir. Fakat an itibarıyla, bugün itibarıyla baktığımız zaman Erdoğan’ın daha rahat nefes alır bir halde olduğunu kestirmek hiç zor değil, iç siyaset anlamında.

Neyse, bugünün ithafı dün kaybettiğimiz çok iyi bir insan Hüsrev Hatemi Hoca. Profesör Hüsrev Hatemi 88 yaşında hayatını kaybetti. Çok az tanıştım. İkiz kardeşi Hüseyin Hatemi’yi daha fazla tanırım. Evet, burada hangisi hangisi bilebiliyorsanız maşallah, ben biliyorum galiba ama söylemeyeceğim. Şimdi bunların ikisinin birlikte fotoğrafını gösterince şunu size anlatayım. Yıllar önceden bir anım. Nokta dergisinde çalışıyoruz. Hüseyin Hatemi Hoca ki hukukçu biliyorsunuz, siyasi konulara daha fazla giren birisidir. Hüsrev Hoca ise siyasi konulara girmez. O şiirle uğraşır, edebiyatla uğraşır, müzikle uğraşır. Esas olarak doktor zaten kendisi. Öğrencileri var falan. Biz de Nokta‘nın o yıllarında Hüseyin Hatemi’yi değişik vesilelerle konuk ediyorduk, kendisiyle röportaj yapıyorduk ve bir gün bize bir mektup geldi. Hüsrev Hatemi Hoca’dan geldi mektup. Diyor ki mektup, yayınladık da onu, okur mektupları vardı; ‘‘Son sayınızda kardeşimle bir röportaj yapmışsınız, orada fotoğrafını basmışsınız ama o fotoğraf onun fotoğrafı değil, o benim fotoğrafım, yanlış basmışsınız. Size yanlışınızı göstermek için…’’ deyip beraber oldukları bir fotoğraf yollamıştı bize. Şimdi yan yanalar ve şöyle bir fotoğraf. Hangisi hangisi? Mesela burada diyelim ki ‘‘Çizgili kravatlı benim’’ diyecek değil mi? Öyle demiyor. O fotoğrafta birisinin elinde şemsiye vardı unutmuyorum. ‘‘Şemsiyeli olan benim’’ demiyor. Şunu demişti Hüsrev Bey: ‘‘Bu fotoğraftaki yakışıklı olan benim. Ona göre bir daha bu hatayı yapmayın’’ demişti. Onu hiç unutmam. Çok değişik birisi. Çok, nasıl söyleyeyim, iyi insan. Yani şu ana kadar Hüsrev Hoca hakkında kötü bir şey söyleyen kimseyi açıkçası görmedim, tanımıyorum. Hep iyilikle anılmış. Şiirleri, şiirlerinden yapılan birtakım besteleri söylediğini de duydum, yani şarkı olarak okuduğunu da duydum ama ben dinlemedim açıkçası. Kendisi bir hastalığın ardından 88 yaşında aramızdan ayrıldı. ‘‘Yozlaşmadan Uzlaşmak’’, ‘‘Kelimeler Kitabı’’, ‘‘Gelin Tanış Olalım’’ gibi çok sayıda anıları da var, şiirleri de var. Kitaplarını bıraktı, öğrencilerini bıraktı ve burada gördüğünüz gibi bize veda etti. Kendisini saygıyla anıyorum. Allah rahmet eylesin diyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.