Cemaatler neden oylarının rengini açıklıyor?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar. Kusura bakmayın sesim çok kötü. Bu Galatasaray’ın şampiyonluk kutlamalarından dolayı değil; onu ayrıca kutladık ama biraz hastalandım ondan dolayı, ama bugün bir yayın yapmak istedim. Şimdiden tekrar çok özür diliyorum.

Öncel Menzil, ardından Erenköy cemaati

Peş peşe bazı İslamî cemaatlerin AKP hükümetine ve Recep Tayyip Erdoğan’a destek mesajları çıktı, gazetelere ilanlar verildi ya da kendi web sayfalarında açıklamalar yaptılar. İlk başta Menzil Cemaati diye bilinen Nakşibendiliğin Türkiye’deki en önemli kollarından biri, Menzil Cemaati’nin bağlı olduğu kuruluşlar, –Semerkand Vakfı gibi–, bunlar bir ilan verdi. Daha sonra Aziz Mahmut Hüdayi Vakfı –ki o da bir Nakşibendi koludur, Erenköy Cemaati olarak bilinir– onlar verdi. Ardından Nurculuğun bir kolu olan Hizmet Vakfı bir açıklama yaptı. Bütün bunlar AKP’ye destek açıklamaları, Erdoğan açıklamaları. Devamı bence gelecek; hatta seçime yakın toplu halde bir ilan da görebiliriz – ki daha önce değişik vesilelerle, özellikle referandum öncesinde bu olmuştu.
Buradan ne çıkartmak lazım? Birincisi, gazetecilik hayatım boyunca her seçim öncesi cemaatlerin hangi partiyi destekleyeceği sorulurdu ve bu konuda spekülasyonlar yapılırdı; ama benim bildiğim kadarıyla, cemaatler hiçbir partiye alenen, açıkça destek vermezlerdi. Kendilerine gelen her partiye iyi mesajlar verirlerdi ve partiler-üstü bir görünümü tercih ederlerdi; ama her cemaatin desteklediği muhakkak partiler ya da adaylar vardı. Bu uzun bir süre böyle gitti; ama bir süredir, özellikle AKP’nin son dönemlerinde, bazı cemaatlerin alenen tavır belirlediğini görüyoruz — ki bunun kendi tercihleri olduğunu düşünmüyorum; siyasî iktidarın kendilerini buna sevk ettiğini, bir şekilde dayattığını düşünüyorum; onların da aslında çok istemeyerek de olsa bu açıklamaları yaptıkları kanısındayım. Çünkü bu açıklamalar, bu cemaatlerin, kendilerinin siyasetle ilişkisi olmayan, sadece hizmet amaçlı yapılanmalar olduğu iddiasını tamamen ortadan kaldırıyor.

Furkan Vakfı olayı

Çok riskli; bugün AKP ve Erdoğan var; yarın olmayabilir, yarın gelecek siyasî partilerin ve yeni liderlerin, siyasetçilerin kendilerinin önünü tıkaması için çok elverişli bir zemin sunuyorlar. Bu anlamda çok riskli bir şey yapıyorlar ve bu cemaatlerin doğasına aykırı bir şey. Ancak özellikle Fethullah Gülen olayından, Fethullahçılarla AKP arasında yaşananlardan sonra AKP’nin ve Erdoğan’ın cemaatleri tamamen kendi kontrolüne almasıyla beraber işin rengi büyük ölçüde değişti, onu vurgulamak lazım. AKP’yle mesafeli olan cemaatlerin Türkiye’de etkili olma, özgür olma, özgürce faaliyet yürütme şansı pek yok. En son Adana’da Furkan Vakfı’nın başına gelenler ve lideri Alparslan Kuytul’un başına gelen bunun bir örneği. Bu noktada Nurculuğun Yeni Asya Cemaati kolu biraz farklı bir duruş sergiliyor, istisnaî bir duruş sergiliyor; ama onun dışında AKP’ye mesafeli olan, hele eleştiren kimse gözükmüyor.
Öte yandan Gülen Cemaati’nin devlette boşalttığı yerlerin doldurulması anlamında birtakım cemaatlerin önünün açıldığı da bir gerçek; ama bu cemaatlerin, özellikle Menzil Cemaati’nin Gülenciler gibi paralel bir yapılanmaya gitme imkânları yok; böyle bir şeye niyet etmeleri de pek mümkün değil; ancak Erenköy Cemaati’nin, Menzil Cemaati’nin ve Nurculuğun bazı kollarının devletin imkânlarından yararlandığı, önlerinin açıldığı, birtakım yanlışlarının görmezden gelindiği ya da örtbas edildiği de bir gerçek. Bu konuda ilginç, tam belli olmayan bir örnek –en azından benim açımdan– Süleymancılar. Bugün açıklanan AKP listelerinde yine adını ilk kez duyduğum Deniz Olgun soyadlı birisi var. Deniz Olgun soyadı Süleymancılığın lideri, kurucu lideri, Süleyman Hilmi Tunahan’ın torunu olduğu anlamına geliyor; ama hangi torundur açıkçası onu bilmiyorum. Ama Süleymancıların bir kolu öteden beri, kuruluşundan beri AKP’yi destekledi. Bir kolu AKP’ye mesafeli olduğunu, hatta eleştirel olduğunu, ama son dönemde ana gövdenin de AKP’yle olan sorunlarını geri plana ittiğini duyuyorum — ne derece doğrudur bunu şu anda net olarak söyleme imkânım yok; ama AKP-karşıtı olmadıkları çok net belli. Özellikle Süleymancıların yurtlarında yaşanan olayların, yaşanan faciaların üzerine ciddi bir şekilde gidilmemiş olması da aslında siyasî iktidarla Süleymancılar arasında bir tür anlaşmanın oluştuğunun işareti.

Cemaatlerin gerçek oy potansiyeli

Peki, başka cemaatler de gelebilir, dediğim gibi; bunların bu açık destekleri ne anlama geliyor? Bir kere AKP’nin ve Erdoğan’ın 24 Haziran konusunda endişeli olduğunu bize gösteriyor — birincisi bu. Her türden açık desteğe ihtiyacı olduğunu gösteriyor; özellikle Saadet Partisi’nin Millet İttifakı içerisinde yer almış olmasının verdiği bir tedirginlik ayrıca var, bunun önü kesilmek isteniyor, bu boyutlar çok önemli, ama şunu düşünüyorum: Bu cemaatlerin bu açıklamaları yapıyor olması, tabanlarındaki herkesin AKP’ye ve Erdoğan’a oy vereceği anlamına gelmiyor bence. Özellikle AKP’ye yanaştığı varsayılan Nurcu grupların genç kuşaklarında çok ciddi bir AKP ve Erdoğan rahatsızlığı olduğunu biliyorum. Dolayısıyla bu açıklamalar, bu cemaatlerin bütün oylarının %100 AKP’ye gideceği anlamına gelmeyecektir; tabii ki AKP’nin ve Erdoğan’ın bir anlamda elini güçlendirecektir, ama bir anlamda da elini zayıflatacaktır, çünkü bu cemaatlerin risk alacak şekilde siyasete angaje olması aslında din-siyaset ilişkileri konusunda farklı düşünen kesimlerin, dinin siyasetle bu kadar iç içe olmasından rahatsız olan kesimlerin mesafeli davranmasına da neden olabilir.
Bir diğer husus, cemaatlerin oy gücünün ne olduğu. Bu konuda çok abartılı şeyler söyleniyor. Ben var olan hiçbir cemaatin gerçekten Türkiye’de seçimlerin kaderini değiştirebileceğini sanmıyorum. Belki yerel olarak birtakım etkileri olabilir; ama Türkiye çapında Menzil’in, Erenköy’ün ya da İskenderpaşa’nın ya da Nurcuların seçimin kaderini değiştirebileceği kanısında değilim. Cemaatler kendilerine atfedilen öneme itiraz etmezler ve kendilerinin milyonlarca seçmeni kontrol ettiği imajını muhafaza etmek isterler; ama bunun böyle olduğunu açıkçası düşünmüyorum.
Evet, sesim giderek kötüleşiyor; onun için burada bunu noktalamak istiyorum, ama cemaatlerin alenen seçimlerde tavır almaları, bunu deklare etmeleri, ilan yoluyla deklare etmeleri, Türkiye’de din-siyaset ilişkisini ve İslamî hareketi ele alan kişiler için çok önemli bir nokta. Özelikle tarihçiler için önemli olacak; bugünkü araştırmalar için de olacak, ama esas önemlisi bu cemaatlerin tarihi içinde çok önemli bir nokta — çok riskli bir şey yaptılar. Kazançlarının kayıplarından az olacağını tahmin ediyorum; ama yine de kendi bilecekleri iş — öyle söyleyelim. Yarın inşallah sesim biraz düzelir, partilerin milletvekili aday listeleri hakkında yorum yapmak istiyorum; ama sesim daha da kötü olursa kusura bakmayın, yarını pas geçmek durumunda kalacağım.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus