“Baba ocağı” diye diye… | Ruşen Çakır yorumladı

İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, CHP’de süregelen çatışmayı değerlendirdi. Çakır’a göre “baba ocağı” söylemi esas olarak Kılıçdaroğlu’nun işine yarıyor ve Özgür Özel ile arkadaşlarının hareket alanını kısıtlıyor.

Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Ruşen Çakır, CHP içindeki çatışmayı değerlendirerek Kılıçdaroğlu’nun ‘baba ocağı’ söyleminin Özgür Özel’i sınırladığını belirtti.
  • CHP içinde, atanmış ve seçilmiş yönetimler arasında bir çatışma var ve bu durum, Özgür Özel’in parti kurma tartışmalarını artırıyor.
  • Kılıçdaroğlu’nun ayrılığı isteyip istemediği belirsiz. Ancak, bir ayrılık durumunda onun rolü azalabilir.
  • Kamuoyu yoklamalarına göre, CHP tabanının önemli bir kısmı değişim yanlısı; Kılıçdaroğlu bu durumda destek kaybedebilir.
  • Çakır, ‘baba ocağı’ söyleminin Özgür Özel’in aleyhine işlediğini ve onun iktidara yürümek için gençler ve kararsızlara ulaşması gerektiğini vurguladı.
Bilmeniz gerekenler

Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, 21 Mayıs’tan bu yana gündemde olan CHP içi çatışmayı ele aldı. Çakır, bir yanda iktidarın denetimindeki yargının olanaklarını kullanan atanmış bir CHP yönetimi, öte yanda buna direnen seçilmiş bir CHP yönetimi bulunduğunu belirterek gündemin artık tek bir soruya kilitlendiğini öne sürdü: Özgür Özel ve arkadaşları ayrı parti kuracak mı?

Bu tartışmanın mutlak butlan kararından önce de gündeme geldiğini, ancak kararın ardından çok daha güçlü biçimde yükseldiğini aktaran Çakır, Kılıçdaroğlu ekibinin uygulamalarının bu eğilimi körüklediğini de ekledi.

Kılıçdaroğlu, ayrılığı istiyor mu?

Çakır, Kılıçdaroğlu’nun Özel ve arkadaşlarının bir an önce ayrılmasını isteyip istemediğinden emin olmadığını belirterek şu değerlendirmeyi paylaştı:

“İktidarın tercihi bu kavganın bir CHP içi kavga olarak görünmesi ve sürmesi. Bu anlamda Kılıçdaroğlu iktidar için vazgeçilmez birisi.”

Ancak bir ayrılık gerçekleştiğinde bu işlevin ortadan kalkacağını da vurgulayan Çakır, “Ayrılma söz konusu olursa artık yeni bir sayfa açılması gerekecek ve burada Kılıçdaroğlu’na iktidar gözünde çok da fazla bir rol düşmeyecek” dedi.

Kamuoyu araştırmalarına göre CHP tabanının önemli bir kesiminin “değişimciler”den yana olduğunu aktaran Çakır, ayrılık durumunda Kılıçdaroğlu’nun iktidar desteğini yitireceğini ve iktidar medyasının eskisi kadar ilgi göstermeyeceğini savundu. Çakır, “İktidar medyası onlara artık eskisi kadar ilgi göstermeyecek. Yine gösterir ama eskisi kadar göstermeyecek” diye de ekledi.

"Baba ocağı" diye diye… | Ruşen Çakır yorumladı
“Baba ocağı” diye diye… | Ruşen Çakır yorumladı

“Baba ocağı” söylemi Özel’in elini zayıflatıyor

Çakır, her iki tarafın da “baba ocağı” söylemine sarıldığını gözlemleyerek Kılıçdaroğlu’nun başından beri “gelin, baba ocağında hepimiz beraber olalım” dediğini, ancak ilk fırsatta dokuz önemli ismi ihraç istemiyle disipline sevk ettiğini anlattı. Meşruiyetini devletten alan atanmış bir yönetimin “arınma” adıyla seçilmişleri dışladığını vurgulayan Çakır, “Böyle bir baba ocağı ki birisi onu nereden alıyor o meşruiyeti? Devletten alıyor. İstediğini o ocaktan atma yetkisini kendisinde görüyor” dedi.

Özel’in de Halk TV ve T24’e verdiği röportajlarda baba ocağını terk etmeme tutumunu koruduğunu aktaran Çakır, bu söylemin Özel’in aleyhine işlediğini savundu. Çakır, “Baba ocağı söylemi esas olarak Kılıçdaroğlu’nun işine yarayan, Özgür Özel ve arkadaşlarının hareket alanını kısıtlayan bir söylem” diyerek Özel ve arkadaşlarının iktidara yürümek istiyorsa klasik CHP seçmen tabanının ötesine geçmesi, gençleri ve kararsızları çekebilmesi gerektiğini vurguladı. Buna karşın “baba ocağı” ısrarının tam da bu açılımı engellediğini öne süren Çakır, “Bir yerden sonra Özgür Özel ve arkadaşları sanki kendilerini bir labirentin içerisine hapsediyorlarmış gibi geliyor bana” dedi.

Video deşifresi

“Baba ocağı” diye diye… | Ruşen Çakır yorumladı

Hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları. 21 Mayıs’tan bu yana sürekli CHP konuşuyoruz. Daha da konuşacağa benziyoruz. Yorucu ama her gün de yeni bir şey oluyor. Konuşacak şeyler çıkıyor. Bir yanda sırtını iktidara dayamış olan ve iktidarın denetimindeki yargının bütün imkanlarını kullanan atanmış bir Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi var. Bir diğer yanda da buna direnmeye çalışan seçilmiş bir Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi var. Detayları her gün görüyorsunuz. Ve en önemli soru da şu: Özgür Özel ve arkadaşları ayrı parti kuracak mı? Artık gündem bu. Ne zamandan beri kimileri daha mutlak butlan ilan edilmeden ayrı parti kurulmasını talep etmişti, önermişti. Mutlak butlandan sonra bu çok daha güçlü bir şekilde çıktı ve Kılıçdaroğlu ekibinin yaptığı uygulamalar da bunu çok ciddi bir şekilde tahrik ediyor. Öte yandan Kılıçdaroğlu’nun Parti Meclisi’ndeki istifaları da ayrılmak için hazırlık olarak yorumladığı söyleniyor.

Dün Kemal Can’la bunu tartıştık. Açıkçası Kılıçdaroğlu, Özgür Özel ve arkadaşlarının ayrılmasını, bir an önce ayrılmasını ister mi çok emin değilim. Çünkü şöyle bir husus var; iktidar bu kavganın bir CHP içi kavga olarak görünmesini ve sürmesini, mümkün olduğu kadar her hafta, her salı, her gün tarafların birbirlerine karşı hamleler yapmasını tercih ediyor. Ve bu anlamda Kılıçdaroğlu iktidar için vazgeçilmez birisi. Ama ayrılma söz konusu olursa artık yeni bir sayfa açılması gerekecek ve burada Kılıçdaroğlu’na iktidar gözünde çok da fazla bir rol düşmeyecek. Çünkü şu ana kadar görülen, kamuoyu araştırmaları da yapılmaya başlandı biliyorsunuz, CHP kadrolarının tabanının, seçmeninin çok önemli bir kısmının değişimcilerden yana olduğu yolunda. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu iktidarın desteğini aldı, gitti ve partiden kopma olması halinde çok da fazla önemsenen birisi olmayacak. Büyük bir ihtimalle iktidar medyası – ki CHP Genel Merkezi’ne kamp kurmuş oldukları söyleniyor – onlara artık eskisi kadar ilgi göstermeyecek. Yine gösterir ama eskisi kadar göstermeyecek.

Burada kilit bir kavram var: Baba ocağı, Cumhuriyet Halk Partisi, Atatürk’ün partisi, Cumhuriyeti kuran parti. Her iki taraf da baba ocağına sahip çıkmaktan bahsediyor. Ve bir şekilde özellikle Kılıçdaroğlu ilk andan itibaren “Gelin, burada hepimiz baba ocağında beraber olalım” dedi ve sonra da ilk fırsatta 9 önemli ismi ihraç istemiyle disipline sevk etti. ‘‘Arınma’’ diyor. Ve öyle bir baba ocağı ki, birisi nereden alıyor o meşruiyeti? Devletten alıyor. İstediğini o ocaktan atma yetkisini kendisinde görüyor. Seçilmiş bir yönetim değil, atanmış bir yönetim. Öte yanda Özgür Özel de son ana kadar sürekli olarak baba ocağını terk etmemekten bahsediyor. Halk TV‘ye verdiği röportajda da bunu gördük, T24‘e verdiği röportajda da bunu gördük. Ama o ocakta kendilerine hiçbir yer açılmadığını da, var olan yerlerden de atılmak istendiklerini ve devlet desteğiyle atıldıklarını da biliyor.

‘‘Baba ocağı’’ söylemi esas olarak Kılıçdaroğlu’nun işine yarayan bir söylem, Özgür Özel ve arkadaşlarının hareket alanını kısıtlayan bir söylem. Neden böyle? Öncelikle Özgür Özel ve arkadaşlarını sadece CHP’liler ilgiyle takip etmiyor, bunu özellikle vurgulamak lazım. Bir diğer husus da şu; Özgür Özel ve arkadaşları tıpkı yerel seçimde olduğu gibi bir başarı istiyorlarsa, iktidara yürümek istiyorlarsa bir kere klasik CHP seçmen tabanından çıkmaları lazım. Yeni yerlere açılabilmeleri lazım. Gençleri, ilk kez oy kullanacakları, kararsızları çekebilmeleri lazım. Ama şu andaki baba ocağı ısrarı bunu zayıflatıyor benim gördüğüm. Yani şunu söylemek istemiyorum; ‘‘bir an önce ayrılıp parti kursunlar,’’ bu benim işim değil. Ama şunu belirtmek istiyorum, o baba ocağından olmayan birisi olarak, aslında hep söylüyorum, tekrar söyleyeyim; babam doğma büyüme CHP’liydi ve bütün sülalemde CHP’li olmayan insan sayısı herhalde %5’i geçmez. Ama ben olmadım. Babamın ocağı olmasına rağmen ben kendimi hiçbir zaman CHP’li olarak görmedim. Ama görenleri de hep saygıyla karşıladım. Şimdi benim için ya da benim gibi insanlar için, hadi ben zaten yaşını başını almış birisiyim ama gençler için CHP’nin böyle bir anlamı var mı? Ya da düne kadar AK Parti’ye ya da MHP’ye oy vermiş olan ama bugün özellikle ekonomik sorunlar nedeniyle oy vermemeyi düşünen insanlar için bir CHP ısrarının bir anlamı var mı? Hatta tam tersine ‘‘CHP zihniyeti’’ denen, Türkiye’de sağın pompaladığı bir şey var; CHP düşmanlığı var. Ve bu kuşaktan kuşağa devredilmiş bir şey.

Dolayısıyla CHP’den kopma ihtimalinin dezavantajları daha çok Özgür Özel tarafından dile getiriliyor ama avantajları da olabileceğini bence hesaba katmaları lazım. Öte yandan şu bir gerçek tabii ki; Cumhuriyet Halk Partisi bu haliyle Genel Merkezi, parti binaları, hazine yardımı, şu bu tüzel kişiliğiyle, amblemiyle, her şeyiyle, her ne kadar atanmışlar tarafından uygulanmasa da tüzüğüyle bir yapı, bu yapıyı terk etmek istemeyeceklerdir, bunun imkanlarını. Nedir mesela; otobüslerini, şunu bunu. 21 Mayıs’tan bu yana değişimcilerin bayağı zorlandıklarını da görüyoruz. Bunları kaybetmek istemeyeceklerdir. Evet, ama bu baba ocağı meselesiyle yapılan bu ısrarın sonunda birilerini kendilerinden bıktırabilirler. Şöyle söyleyelim; bir şekilde bir kopuşu hayata geçirirlerse ve bunu tüm Türkiye’ye anlatabilirlerse ve bir heyecan yaratabilirlerse — 19 Mart’ın ardından böyle olmuştu, hatırlayın; Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığı için imza kampanyasını düşünün, kuyrukları düşünün — böyle bir şey yaparlarsa şu andaki genel merkezin elindeki otobüslerden çok daha fazlasını kısa bir süre içerisinde pekâlâ yapabilirler. İşte bu çok kritik bir nokta. Burada dengeyi tutturabilmeleri çok önemli. Ama bir yerden sonra baba ocağı meselesiyle sanki Özgür Özel ve arkadaşları kendi kendilerini bir labirentin içerisine hapsediyorlarmış gibi geliyor bana.

Neyse… Bugün bir aksilik olmazsa Lüleburgaz’da Cumhuriyet Halk Partisi’nin, yani seçilmiş Cumhuriyet Halk Partisi’nin mitingini izlemeye gideceğim. Kılıçdaroğlu’nun miting yapacağını falan sanmıyorum, zaten böyle bir ihtiyacı da yok. Zaten bütün söylemi CHP içerisindeki arınmayla ilgili. Bunları da iktidar medyası vesaire üzerinden bol miktarda yapıyor. Ama Özgür Özel’in topluma söyleyecek şeyleri var, çünkü o gücünü esas olarak toplumdan alıyor. Öyle bir fark var. Hep bunu konuşuyoruz; seçilmiş CHP’nin arkasında, hani sağ tabirle, millet; ötekinin, atanmışın ardında devlet var ve dolayısıyla seçilmiş CHP’nin milletle buluşması önemli. Ben de ne zamandır gitmiyordum. Bir gidip bugün Lüleburgaz’ı göreyim ve özellikle orada alanda toplanacak olan insanlarla biraz sohbet edeyim istiyorum. Tekrar söylüyorum; gözlemlerimi yarın size bir aksilik olmazsa aktaracağım, olacağını da sanmıyorum ve ummuyorum.

Bugün eski bir dostumdan bahsedeceğim, 4 yıl önce kaybettik, benimle yaşıttı; Fulya Erdemci. Fulya, Bursa’da okuyor ve sonra Boğaziçi Üniversitesi’ne geliyor ve Boğaziçi Üniversitesi’nde tanıştık biz. Benim Galatasaray’dan beri arkadaşım olan, Boğaziçi’nde de o sırada okuyan ve şu anda öğretim üyesi olan Suna Ertuğrul’un çok yakın arkadaşıydı. Suna aracılığıyla tanıştık Fulya’yla. Ama Fulya’yla tanışmadan önce abisi, yine Boğaziçili, Ali Erdemci ile tanışıklığım var. Ali, Reha Erdem’in bir türlü bitmeyen Boğaziçi Üniversitesi’nde birlikte çekmeye çalıştığımız ‘‘Kimlik’’ filminin başrol oyuncusuydu. Sonra Fulya ile arkadaş olduk. Çok deli birisiydi diyeyim, öyle söyleyeyim. Zor birisiydi, çok heyecanlı birisiydi ama entelektüel yönü çok kuvvetli birisiydi. Boğaziçi Üniversitesi’nden sonra New York’ta, Columbia Üniversitesi’nde okudu ve sonra Türkiye’de özellikle güncel sanat anlamında çok önemli işlere imza attı. İstanbul Bienali’nin ilk yöneticilerinden, küratörlerinden; değişik yerlerde değişik sergileri, bienalleri düzenledi, etti ve 60 yaşında aramızdan ayrıldı maalesef.

Bir anımla noktalamak istiyorum; o New York’ta okurken ve Suna New York eyaletinin bir şehrinde okurken benim de yolum New York’a düşmüştü ve bir şekilde üçümüz bir araya geldik uzun bir aradan sonra. Bir barda oturduk, bir masanın etrafında. Doğru dürüst kimse yoktu. Ve hep öyledir; Suna da öyledir, Fulya da öyledir, yüksek sesle kahkahalar eşliğinde konuştuk, ettik, bol bol dedikodu yaptık. Büyük bir keyifle kalkmayı düşünürken birisi bize ne dedi? “Ateşiniz var mı?” Türkçe söyledi. Başımızın üzerinden kaynar sular dökülmüş gibi oldu. Tabii çok ayıp bir şeydi o kişinin bu yaptığı. Yani bize şunu söyledi; ‘‘Siz burada deminden beri konuşup duruyorsunuz, biz sizi hep duyuyoruz.’’ Ne işlerine yarayacaksa… Hani yine duyabilir, ama çekip gidebilir. İnadına bunu yaptılar ve ondan sonra ben, Suna ve Fulya’nın elinden o insanları zor kurtardım, çünkü gidip hakikaten o masaya saldırmayı tartıştılar. Ben yatıştırdım. Öyle de hiç unutmayacağım bir anım vardır. Fulya’yı rahmetle ve sevgiyle anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.