Hafta Başı (92): CHP’nin figüranları | YENİ Parti start verdi | Çerçeve yasa Meclis’te

Hafta Başı’nın bu bölümünde Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır ve gazeteci Kadri Gürsel, “CHP’nin figüranları” üzerinden CHP’deki son siyasi tartışmaları, YENİ Parti’nin resmen kurulmasını ve TBMM’de gündeme gelen çerçeve yasayı değerlendirdi.

Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Ruşen Çakır ve Kadri Gürsel, CHP’deki siyasi tartışmalar ve YENİ Parti’nin kurulmasını değerlendirdi.
  • Gürsel, CHP’nin mevcut yönetiminin zayıf olduğunu ve yeni partinin kurulmasının kaçınılmaz olduğunu belirtti.
  • Çakır, YENİ Parti’nin yeni kesimlere ulaşma şansının daha yüksek olduğunu vurguladı.
  • Seçimlerde CHP ve küçük partilerin cezalandırılmasını bekleyen Gürsel, yeni bir merkez partisi öngörüyor.
  • Çerçeve yasası, Türkiye’nin PKK sorunu açısından önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır ve gazeteci Kadri Gürsel, CHP’deki son siyasi tartışmaları, YENİ Parti’nin resmen kurulmasını ve TBMM’de gündeme gelen çerçeve yasayı değerlendirdi. 

CHP’yi yargı yoluyla ele geçiren yönetimin, üye istifaları ve yeni partinin kurulması nedeniyle sarsıldığını söyleyen Kadri Gürsel, şöyle devam etti:

“Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir boşluk kompleksi olduğu açıkça görülüyor. Alanlar ne kadar küçük olsa bile dolduramıyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin şu anki yönetimi bu kompleksi en azından görüntüde aşmanın yolunu arıyor. Belediye işçilerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın toplantı ve mitinglerine katılmak zorunda bırakıldığına dair çok sayıda haber var, bu bizim siyasetimizde yeni bir durum değil.”

CHP'nin figüranları
Hafta Başı (92): CHP’nin figüranları | YENİ Parti start verdi | Çerçeve yasa Meclis’te

YENİ Parti yola çıktı

Ruşen Çakır, YENİ Parti’nin mecburiyetten kurulmuş bir parti olduğunu belirterek “CHP’nin oylarını almak yetmeyecek çünkü CHP tek başına iktidar olamıyor. Önemli olan başka kesimlere ulaşabilmektir. Ambleminde altı ok olmayan ve adı CHP olmayan yeni bir partinin yeni yerlere ulaşma şansı teorik olarak daha yüksek” dedi.

Önümüzdeki seçimlerde siyaset sınıfının seçmen tarafından cezalandırılacağını söyleyen Gürsel, “Cezalandırılacaklar arasında en başta CHP, daha sonra AKP’den ayrılan küçük partiler geliyor. Bu durumda iki ya da üç partiden oluşan bir meclis ortaya çıkacak. Genel olarak bu düzenden, bu sistemden rahatsız olan tüm kesimlere hitap edebilecek bir merkez partisi öngörüyorum” diye konuştu. 

Meclis’te ne bekleniyor?

Cuma günü genel kurula gidecek olan ve ardından yasalaşması beklenen çerçeve yasa hakkında Ruşen Çakır şunları söyledi: 

“Kasten adam öldürme gibi birtakım kısıtlamalar, tanımlar var. Onların dışındaki herkesin bir şekilde topluma kazandırılması söz konusu. Taslağa göre örgüt üyeliği ve örgüte yataklık yapma gibi tüm suçlamalar düşecek. Eğer bu süreç başarılı olursa, özellikle de kamuoyunda büyük bir tepkiye yol açmazsa diğer kapsam dışı tutulanların da bir şekilde bu sürece eklenebileceği düşünülüyor.”

Kadri Gürsel ise bu gelişmenin Türkiye’nin 50 yıllık PKK sorununu çözmesi bakımından önemli bir gelişme olduğunu belirterek “Bu gelişmeden memnun olmayanlar elbette var. En çok rahatsız olacaklar ise öncelikle Yunanistan, İsrail ve Avrupa’daki bazı ülkelerdir. Türkiye’nin enerjisini, zamanını, parasını, vergilerini bu mesele yüzünden harcamaya devam etmesini isteyenler var” dedi.

Video deşifresi

Deşifreyi yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu Baykal

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. ‘Hafta Başı’yla karşınızdayız. Kadri Gürsel’le yeni haftada neler olacak, geçen hafta neler oldu, bunları konuşacağız. Kadri, selam.

Kadri Gürsel: Merhaba Ruşen.

Ruşen Çakır: Geçen haftaya tabii ki damgayı YENİ Parti’nin kurulması vurdu. Ama arada, hafta sonu CHP’nin üye kayıt ve rozet takma töreninde yaşanan ‘’figüran’’ krizi gündeme oturdu. Başlı başına çok matrak diyeceğim ama aynı zamanda hazin bir olay. Önce “Kesinlikle yok böyle bir şey, iftira” dediler, sonra “FETÖ-vari tuzaklar” dediler, sonra bir ajans sahibi çıktı, “Ben CHP’liyim, katkım olsun diye yaptım” diye olayı üstlendi. Ben bu sabah bu konuda bir yayın yaptım, senin de o konuda neler söyleyeceklerini konuşalım. Sonra YENİ Parti’yi konuşalım, en sonunda da bu hafta çıkması beklenen çerçeve yasanın üzerinden geçelim. Ne diyorsun cumartesi günkü olaya?

Kadri Gürsel: Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir boşluk kompleksi olduğu açık, hiçbir yeri dolduramıyor, alanlar küçük olsa bile dolduramıyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin şu anki yönetimi, belli ki bu kompleksi bir şekilde en azından görüntüde aşmanın yolunu arıyor, ben öyle değerlendiriyorum. O senin bahsettiğin ajans sahibinin, böyle bir katkı sunacak olsa dahi CHP yönetimini aldatarak, onlara haber vermeyerek bunu tek başına yapabileceğini düşünmek için fazla saf olmak gerekiyor tabii ki. Gerçi belki de saf olmamızı isteyenler, olaya böyle bakmamızı isteyenler olsa gerek ki, bu olay hakkında bir soruşturma açıldı. Bu da fazlasıyla gülünç bir durum. Çünkü neticede bu yargıya karşı sorumluluk içeren, Yüksek Seçim Kurulu’nun yetki ve sorumluluk alanına giren bir hadise değil. Bir parti, pekâlâ kendisiyle alâkası olmayan insanları otobüslerle bir yerden bir yere taşıyarak, sanki bir kitlesi varmış gibi bir görüntü efekti yaratabilir. Ben hukukçu değilim ama açıkçası bunun yasalarda bir suç teşkil ettiğini zannetmiyorum. Sonuçta bu reklama giriyor. Ahlâken büyük bir ayıp, büyük bir kabahat. Bu, kamuoyunu kandırmak, kandırmaya çalışmak oluyor. Bu, yasalar nezdinde bir suç mu emin değilim, ama neden soruşturma açılır? Gerçekten birileri “FETÖ-vari taktikler” dedi diye mi oluyor, orası müphem henüz bilmiyoruz. Bakalım buradan ne çıkacak?

Ama şurası kesin: Cumhuriyet Halk Partisi’ni yargı yoluyla ele geçiren bu yönetim, bu ekip, YENİ Parti’nin kurulmasından sonra üye istifaları ile ciddi mânâda sarsılmış durumda ve daha da sarsılacağa benziyorlar. Koca koca binalarda yalnız başlarına oturup çay içecekler, öyle gözüküyor. Bu yalnızlıktan ve boşluk hissinden kurtulmak için çözümler, çareler arıyorlar, en azından başkalarının, üçüncü tarafların böyle düşünmemesi için.

Fakat ben bir hatırlatma yapmak istiyorum: Mesela, “Cumhurbaşkanının mitingi veya toplantısı için belediye işçileri mecbur bırakıldı” gibi Google‘dan bu tür anahtar sözcüklerle arama yaptığınız zaman, çok çeşitli tarihlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın toplantı ve mitinglerine belediye işçilerinin gitmek zorunda bırakıldıklarına dair çok sayıda haberle karşılaşıyorsunuz. AKP’li belediyeler tabii ki bunlar. Orada 950 lira verilmiyor belki bu belediye işçilerine, ama onlar da bir figüran konumuna indirgenmiş oluyorlar. Bu, bizim siyasetimizde yeni bir durum değil, çok hatta çok daha eskiye de gidebiliriz. 12 Eylül yönetimi de buna çok sık başvururdu. Kenan Evren ne zaman bir şehre gitse, o şehrin ilk ve orta öğrenim kurumlarının öğrencileri alanlara doldurulurlardı, bunu sen hatırlarsın.

Ruşen Çakır: Evet, çok iyi hatırlıyorum.

Kadri Gürsel: Tevellüdü 1990 ve sonrası olanlar hatırlamaz bunu, daha öncesi de hatırlamaz da, bizim tevellüdümüz yettiği için biz hatırlıyoruz tabii. Bu durum Türk siyasetinde yeni değil. Burada yeni olan şey, çok özel bir bağlamda, bir kitle partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin, tarihin hiçbir döneminde kitle sıkıntısı çektiğini hatırlamıyorum, şimdi kitlesiz kaldı. Bu olay aslında Cumhuriyet Halk Partisi’nin artık bir kitlesinin olmadığını gösteriyor. Cumhuriyet Halk Partisi bu saçmalıklarına devam ederse, ileride şartlar değişirse, Cumhuriyeti kuran parti olan Cumhuriyet Halk Partisi’nden ayrılan büyük kitlenin ve kadroların bu kadar yıpranmış olan partiye geri dönüp yeniden Cumhuriyet Halk Partili olmaktan biraz daha imtina edebileceklerini düşünüyorum. Gerçekten Cumhuriyeti kuran partinin fiilen kapatıldığı, kapatılmasının sonucu oluşan boşlukları doldurmak, kapatılmamış gibi göstermek için de figüran kullanıldığı gibi çıplak bir acı, trajik ve aynı zamanda da komik bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Tablo bu.

Ruşen Çakır: Biraz YENİ Parti’yi konuşalım. Beklediğimiz bir şeydi; 91 milletvekilinin CHP’den istifa ederek YENİ Parti’yi kurmasıyla, ana muhalefet partisi oldu. Cumhuriyet Halk Partisi de beşinci sıraya geriledi. Bu hafta Mecliste birtakım değişiklikler olacak, ben yarın Ankara’ya, grup toplantılarını izlemek üzere Meclis’e gidiyorum. Cumhuriyet Halk Partisi grubunda ilk kez Kemal Kılıçdaroğlu konuşur diye bekliyorum. Salı günü CHP’ye ayrılmış bir zaman var. Yeni Parti de sabah erken saatte kapalı grup toplantısı yapıp grup başkanvekilleri, meclis kâtibi seçecekler ve onların da yerleri olacak. Şu ânda yerleri yok biliyorsun. Meclis merkezli bir parti olacaklar. Genel merkez henüz tam olmadı ama bu haftadan itibaren üye kaydına, bağış kabul etmeye başlıyorlar ve yola çıktılar. Biliyorsun adı ve amblemi üzerine laf edenler, eleştirenler oldu. Program tüzük konusunda o kadar olmasa da yine bir şeyler söyleyenler oldu ama buradaki mesele esas olarak şu; bu mecburiyetten kurulmuş bir parti, öyle değil mi? CHP’de kalabilse, olağanüstü kurultay olsa ayrılmayacaklardı. Ayrılmak zorunda kalanlar, bir anlamda gündemi, zamanı kendileri belirleyemedi ve bir an önce yapmaları gerekiyordu. Kaba tabirle kervan daha sonra yolda düzülecek ve zaten ilk kurucuların hepsi sadece milletvekili. İsimler üzerinde spekülasyon olmasın diye dışarıdan kimseyi almadılar. Bunların hepsi aslında tartışılabilecek hususlar.

Bir de üstüne, Yeni Parti’nin kurulmasının hemen ardından cumartesi günü CHP’nin İstanbul İl Başkanlığı’nda yaşanan bu garip olaylar, Yeni Parti’nin önünün CHP tabanı nezdinde çok açık olduğunu gösteriyor. Ben cumartesi günü parti kurulduktan sonra uzmanlarla yaptığım yayında “CHP’nin oylarını almak yetmeyecek, çünkü CHP tek başına iktidar olamıyor, önemli olan başka kesimlere ulaşabilmek. Yeni bir partinin, belki ambleminde altı ok olmayan, adı CHP olmayan bir partinin yeni yerlere ulaşma şansı teorik olarak daha mümkün sanki” dedim. Bir de şöyle bir husus var bence, onu çok önemli buluyorum, bilmiyorum katılır mısın; DEM Parti’yi ayrı bir yere koyalım, onun durumu bambaşka, iktidarda olmayan partiler içerisinde muhalefet gibi bildiğimiz partilerin hiçbirisinin bir iktidar iddiası yok; ne İYİ Parti’nin, ne Zafer Partisi’nin, ne Anahtar Partisi’nin, ne Saadet Partisi’nin, ne Gelecek Partisi’nin… Dolayısıyla, yapılacak ilk seçimde bu partilere oy vermeyi düşünen bazı seçmenler, en azından bir seçimlik dahi olsa Yeni Parti’ye yönelebilir gibi bir görüşüm var, sen ne dersin?

Kadri Gürsel: Bu perspektif, bu beklenti, ayakları havada olan bir beklenti değil, pekâlâ ayakları yere basan gerçekçi bir beklenti. Ben önümüzdeki seçimlerin her ne kadar âdil ve özgür olmasa da bir açıdan tayin edici bir işlev göreceğini düşünüyorum. Önümüzdeki seçimlerde siyaset sınıfı seçmen tarafından cezalandırılacak, öyle görüyorum. 2002 seçimlerinde olduğu gibi. O dönemde de seçmen siyaset sınıfını cezalandırmış ve tasfiye etmişti onları. Şimdi de benzer bir cezalandırmanın yaklaştığını görüyorum. Cezalandırılacaklar, çünkü isteneni veremediler ve bu cezalandırılacaklar arasında en başta CHP, daha sonra AK Parti’den ayrılan küçük partiler geliyor. Millî Görüş, aslında iki ayrı Millî Görüş’ün mirasını paylaştığını iddia eden bir kan bağıyla bunu yapan Yeniden Refah Partisi, Saadet Partisi var, bunların da Meclis’e giremeyerek siyaset sahnesinden silinebileceklerini öngörebiliriz. Bu durumda iki ya da üç partiden oluşan bir Meclis ortaya çıkacak. Bu kimlere yarayabilir? Hem iktidara da yarayabilir, muhalefete de yarayabilir. Ama orada Yeni Parti’nin becerisi, -CHP’nin devamı olarak tezahür eden bir parti bu- kitlelerin kendi geleneksel tabanının ötesine geçme imkânı ve bu ihtimalin ne kadar gerçekçi olduğunun tartışılması lazım. Bir perspektifin başlangıcını işaret etmek açısından not düşmek için konuşulabilir ama bu konuda konuşmak, not düşmek için daha çok erken, birkaç ay beklemek gerekiyor.

Fakat burada bir potansiyel var. ‘’Türkiye ittifakı’’ diye kastedilen şey, eski CHP’de “değişim” sloganıyla partide iktidara gelen, 2023 seçimlerinin yenilgiyle sona ermesinden hemen sonra Kılıçdaroğlu’na karşı “değişim” sloganıyla harekete geçen Özgür Özel’i kastediyorum. Burada ‘’Türkiye ittifakı’’ iddiasını da dillendirdiğini gördük ve 2024’te bu aslında yerel seçimlerde gerçekleşti, gerçekleşmedi değil. Genel olarak bu düzenden, bu sistemden, olan bitenden rahatsız olan tüm kesimlere hitap edebilecek bir merkez partisi ama ortanın soluna biraz daha meyletmiş bir merkez partisi öngörüyorum ben. Sosyal demokrasiden beslendiklerini söylüyorlar. Beslenme tabiri yanlış değil sanıyorum, beslendiklerini söyledikleri aklımda kaldı. Yeni program da daha kısa bir program. Eski program 130 küsur sayfaydı, bu program 41 ya da 43 sayfa.

Aslında program Cumhuriyet Halk Partisi’nden kopma programı değil. Burada tarihsel bir kopuş yok. Aslında burada dönemin gerçeklerini dikkate alan bir süreklilik de var. Hiçbir zaman dönüp de Cumhuriyet Halk Partisi’nden bir kopuşu ifade eden bir programla seçmenin karşısına çıkıp, Cumhuriyet Halk Partisi’nin ana seçmenini ana gövdesini kendilerine küstüreceklerini, bunu yapmak isteyeceklerini zannetmiyorum. MYK’daki değişiklik ise daha küçük, daraltılmış bir MYK. 2023 ve sonrası ve butlan sonrasındaki mücadelelerde eski yönetime, Kılıçdaroğlu ve ekibine ve iktidara karşı ön planda durmuş ve bu sırada da kaçınılmaz olarak yıpranmış kadrolardan ziyade, daha içe dönük bir MYK görüyorum. Bu MYK’nın amacının kadroya ve daraltılmış bir MYK olmasına bakarak, daha çok örgütlenme ve kuruluş aşamasında işlevselliği kazanacak bir yapı ve bir tercih olduğunu söylüyor, bakınca onu görüyorum. Daha sonra değişecektir elbette, ama ilk aşamada kuruluş ve örgütlenme ön plana çıkacak. Bu çok önemli.

İktidar Cumhuriyet Halk Partisi’ni bu şekilde mutlak butlan organizasyonuyla ayrıştırmayı başardı. Cumhuriyet Halk Partisi’nin tabanı partiden ayrıldı. Partide ise hemen hemen kimse kalmadı, binalar, araç gereç, imkanlar, altyapı ve para kaldı. Dolayısıyla, Cumhuriyet Halk Partisi’nin devamı olan Yeni Parti -ki böyle bir şey söylemiyorlar, eskiden olduğu gibi “Millî Görüş gömleğini çıkardık” demiyorlar. AK Parti’nin ortaya çıkışını hatırlayalım. Bu parti şu an araç gereci, altyapısı, teknik altyapısı, parası, binası olmayan bir parti, insanlardan oluşuyor. Bu ayrışma elbette iktidarın işine yarayacak bir ayrışma. Ama muhalif toplum Yeni Parti’ye güçlü bir şekilde sahip çıkar ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin bazı hastalıklarını da aşmayı başarırlarsa, bu sahip çıkışın önünde bir engel kalmazsa, pekâlâ bir alternatif hâline de gelebilir. Sadece fiziksel ve maddi gücü ve sadece bir araya gelen insanların sayısı itibarıyla veya niteliği itibarıyla değil. Burada parti bağış kabul etmeye başlayacak, muhalif toplum ne kadar büyük bir teveccüh gösteriyor bu yeni partiye diye bakacağız. Artı, bu yeni partinin toplumun bu düzenden rahatsız olan tüm kesimlerinden, bu düzenin, bu rejimin değişmesi -rejim değişikliği hedefi var tabii ki- açısından güven verdiği nispette ne kadar teveccüh görebileceği de çok önemli. İmamoğlu’nun bugün hapiste olması zaten böyle bir potansiyeli haiz olmasından ileri geliyordu. İmamoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir yerde makus bendini, engellerini aşacak biriydi. Rahatsız olan, gidişattan şikayetçi olan ama geleneksel sahada veya muhafazakâr kesimde siyaseten yer almış, oraya oy vermiş kitlelerin de ilgisine veya güvenine mazhar olabilecek, herkesten oy alma yeteneğine haiz bir siyasi figür olması iktidarı çok korkuttu. Şimdi Yeni Cumhuriyet Halk Partisi’nin de böyle bir partiye dönüşmesi bu dönemin onlara dayattığı bir zorunluluk aslında, yoksa Cumhuriyet Halk Partisi geleneksel oyunun içinde kalarak devam ederse, zaten kendi ifadeleriyle bu kara düzeni yıkamazlar, değiştiremezler.

Geçmişteki hadiselerle de kıyaslamamak lazım. Bu, başlı başına yeni bir olay. Cumhuriyet Halk Partisi’nin siyasal ve ideolojik değişimiyle, mesela ortanın solunun önce İsmet İnönü döneminde ortaya çıkması, ardından yönetimin Ecevit tarafından devralınması, İsmet İnönü’nün bir yerde siyaseten emekli edilmesi ile bunun hiçbir alâkası yok, çünkü 1971-1972, 1973 seçimlerinde Ecevit’li CHP’nin aldığı, kaydettiği büyük başarı zaten ortada. 12 Mart müdahalesinden sonra nispi bir rahatlama, ferahlama dönemi var. Keza 12 Eylül’de de aynı durum söz konusu. 12 Eylül açısından şöyle bir benzetme yapabiliriz bu döneme; 12 Eylül’de, 6 Kasım 1983 seçimleriydi, hatta Milli Güvenlik Konseyi’nin o zaman Cuntanın siyasi partilerinin kurucularını, kurucu üyelerini ve milletvekili adaylarını veto etme yetkisi vardı. O seçime katılan partiler ve adaylar bu veto süzgecinden geçmiş adaylardı ve buna rağmen yenildiler. 12 Eylül Cuntası kaybetti ama 12 Eylül’ün askeri vesayeti devam etti, Özal’ın üzerinde de vardı bu vesayet.

Şimdi burada yeni bir vesayet oluştu. Bu tabii ki bir askeri vesayet değil elbette, ama bu vesayet sisteminin icrası yargı kanalıyla gerçekleştiriliyor ve dava süreçleriyle siyaseten veto edilmesi, rejimin veto etmek istediği yahut İmamoğlu’nu Silivri’ye tıkan iradenin veto etmek istediği figürler, siyasetçiler, yargı süreçlerine bağlanarak veto ediliyorlar. YENİ Parti’nin kuruluşuyla buradan bir çıkış olmayacak. YENİ Parti üzerindeki bu yeni tarz veto baskısı ve süreçleri devam edecek. Çünkü İmamoğlu’nu ve arkadaşlarını Silivri’ye tıkan irade hâlâ güçlü ve muktedir. Türkiye bir değişimden geçmiyor bu bakımdan.

Diğer taraftan, AK Parti’nin çıkışına üstünkörü benzetmeler yapıldı. O da aslında bir ideolojik ve politik değişimin sonucuydu tabii, 28 Şubat şartlarının dayattığı bir şeydi. Fakat 28 Şubat şartlarından çıkarken Adalet ve Kalkınma Partisi üzerinde, 1997-1998 sürecindeki gibi Refah ve Fazilet Partisi’nin kapatılmasıyla sonuçlanan o süreçteki gibi şiddetli bir baskı yoktu. Tamam evet, partinin doğal lideri olan Tayyip Erdoğan siyaseten yasaklıydı, ama bu, partinin iktidara gelmesine engel olamadı. Şimdi sonbaharda dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda bazı girişimlerin olacağı söyleniyor, yazılıp çiziliyor, bu yönde bir beklenti var ve bu hiç şaşırtıcı değil. YENİ Parti üzerindeki baskı ve kuşatma, rejimin elindeki güçlü imkânlarla Cumhuriyet Halk Partisi üzerinde mutlak butlana kadarki süreçte olduğu gibi devam edecektir. Burada baskıya karşı fren mekanizmasının, toplumsal muhalefetten ve muhalif toplumun yasal meşru direncinden ileri geleceğini, buradan güç alacağını düşünüyorum. Bu bakımdan da izlenmesi gereken alan, YENİ Parti’nin muhalif toplumla olan ilişkisi.

Bir ara CHP’nin hastalığından söz ettim. Herhalde burada bu hastalığın yeniden nüksetmesini beklememek gerekir. O malum delege savaşları. Partiye üye olanların kimin delegesini destekleyeceği açısından süzmek, tartmak ve ona göre üyelik süreçlerini engellemek yahut referansı olmayanın üye olmasını engellemek gibi şeyler geçmişte çok olurdu. Muhalefet etmeye alıştırılmış bir siyasi partinin üyeleri, delegeleri, mensupları, siyasetçileri, aktivistleri, particilik denen olayı çoğunlukla parti içi iktidar mücadelesi olarak yaşıyor ve tecrübe ediyorlardı; haliyle böyle bir sapma vardı. Ama şimdi ‘’bu kara düzeni değiştireceğiz’’ şiarıyla yola çıkan bir YENİ Parti var, Ecevit dönemiyle belki tek benzerliği bu slogan üzerinden kurulabilir. “Bu düzen değişmelidir” ve “Akgünlere” sloganını kullanıyordu. Bunlar Ecevit CHP’sinin iki başat sloganıydı. Ama tabii bazı konularda yine de bir soru işareti var kafamda: Bu parti her ne kadar bir mecburiyetten doğmuş olsa, bir merkez partisi olarak inşa edilse bile, yine de sağlam bir fikriyat kaidesi üzerinde durmasının, sağlıklı gelişmesi, sağlıklı ilerlemesi açısından doğru ve isabetli olacağı kanaatindeyim. Ama bu konuda tabii ki şüphelerim var, onu da göreceğiz, bunlar hakkaniyetli şüpheler. Çünkü şu, giderek şu bir alışkanlığa dönüştü: Bir partinin ideolojisi ve siyasetini dahi profesyonel olarak parayla partiye bağlanmış, angaje edilmiş siyaset bilimciler, sosyologlar ve kamuoyu araştırmacıları önerir, belirler, tayin eder oldu. Bu çok yanlış bir şey. Siyaseti tamamen bir taktik hikâyeye indirgeyen bir yaklaşım. Bu açıdan, YENİ Parti’nin elindeki organik potansiyeli, organik entelektüellerini kullanması daha doğru olur kanaatindeyim.

Bir toplantıdan bir anekdot anlatacağım; 2018 seçimlerinden önce katıldığım bir toplantıda, kamuoyunun yakından tanıdığı bir kamuoyu araştırmacısı “Erdoğan’a vurarak AK Parti’den çakıl taşı bile koparamazsınız” demişti o zaman. Yani ‘’Erdoğan’a saldırarak ya Erdoğan’ı hedef alarak AKP’den bir çakıl taşı bile koparamazsınız.’’ Bu kamuoyu araştırmacısı daha sonra çok önemli görevler üstlendi siyasette. Ben bu açıdan, siyasetin iletişimcilere, gazetecilere, profesyonellere terk edilmemesi gerektiği kanaatindeyim. YENİ Parti bu engeli nasıl aşar bilemiyorum. Umarım aşmayı becerir, kendi organik entelektüellerine bu konularda görev verir, onları seferber eder ve onlarla yol alır. Küçük bir temenni olarak da bunu belirtmiş olayım.

Ruşen Çakır: Çerçeve yasa meselesini konuşalım. Yarın komisyona gidiyor ve anladığım kadarıyla İYİ Parti dışında muhtemelen tüm partilerin desteğiyle cuma günü Genel Kurul’a gidiyor ve yasalaşıyor. Burada birtakım kısıtlamalar, kasten adam öldürme gibi birtakım suç tanımları var. Onların dışındaki herkesin bir şekilde topluma kazandırılması söz konusu.

Kadri Gürsel: ‘’Asker ve polisleri şehit edenler’’ diye Abdülkadir Selvi’nin haberinde açıklanıyor.

Ruşen Çakır: Evet, daha çok onlar. Onun dışında, örgüt kendini feshettiği için örgüt üyeliği, örgüte yataklık yapma gibi tüm suçlamalar düşecek; taslak öyle söylüyor. Onların birtakım düzenlemeleri, adli kontrol süreleri varmış ve belli bir tarihe kadar başvurmak gerekiyor. Eğer bu süreç başarılı olursa, yani özellikle de kamuoyunda büyük bir infiale yol açmazsa, provokasyonlar olmazsa, daha sonra da kapsam dışı tutulanların bir şekilde bu sürece aşama aşama eklemleneceği düşünülüyor. Öcalan’la bu konuda devlet mutabık kalmış. Öcalan ilk başta herkesin birden olması gerektiğini dayatıyordu, onu talep ediyordu. Orada karşılıklı birtakım tavizlerle bir anlaşmaya varılmış, o anlaşılıyor. Cuma günü yasa çıkacak ve ondan sonra da geri dönüşler başlayacak.

Bir diğer yandan bu örgütün ve Öcalan’ın verdiği taahhütlerin yerine getirilip getirilmediğini devlet, galiba esas olarak Millî İstihbarat Teşkilâtı tespit edecek. O tespit edildikten sonra artık önünde hiçbir engel kalmayacak deniyor ve bir 6 aylık bir süreden bahsediliyor. Ama sonuçta Öcalan’ın statüsü meselesi, Öcalan’ın ‘’umut hakkı’’ meselesi şu aşamanın konusu değil. Ama işler yolunda giderse daha sonra söz konusu olabilecek, öyle gözüküyor. Çerçeve yasa bu hafta Meclis’e çıkacak diye duydum, belki haftaya da sarkabilir. Bu da çok önemli bir dönüm noktası olacak. Tabii ki bunu istemeyen, engellemeye çalışanlar olur, ama “Örgüt bunu kabul eder mi?” meselesi söz konusu olmayacak. Biliyorsun ben daha çok yeni Kandil’deydim. Duran Kalkan’la röportaj yaptım. Onlar Öcalan ne derse onu yapacaklar. Tabii içlerinden memnun olmayanlar çıkabilir ama onların bir etkisi olmayacaktır ve galiba Kandil’den, Avrupa’dan gelecek ve cezaevlerinden çıkacak binlerce kişi söz konusu. Şu anda cezaevlerinde KCK-PKK kapsamında 5 bini aşkın kişi varmış. Aslında daha fazlaymış da çoğu, infazları bittiği için çıktılar. “30 yıllıklar” diye söyleniyor ya, bayağı bir kişi çıkmış son dönemde. Bu 5 bin kişinin önemli bir bölümünün, yasa kapsamında örgüt üyeliği suçlaması düşeceği için, çıkması bekleniyor. Mesela öldürme, yaralama, gasp falan gibi ek suçları varsa, onların infazı olacakmış, ki bir kısmı uzun süredir yattıkları için o infazı da yerine getirmiş olacaklar.

Bir diğer husus da, İnfaz Yasası’ndan yararlanabilmek için cezaevlerinde çıkabilir- çıkamaz diye karar veren kurullar var. Oralarda da bu kapsamda bir düzenleme olacakmış diye duydum. Böyle bir yepyeni bir süreç başlıyor Demin söylediğim gibi, gelişmelere göre bu hafta sonu itibarıyla yeni düzenlemeler olabilir, Çerçeve yasa bu anlama geliyor. Bu yasa ilk başta, kamuoyuna anlatması daha kolay olan kişileri kapsayacak, ondan sonra belki iş başarılı olursa diğerleriyle devam edecek.

Kadri Gürsel: Evet, PKK sorunu Türkiye’nin 50 yıllık bir sorunu ve PKK sorunu yüzünden yahut sayesinde veya dolayısıyla, artık ne derseniz deyin, ister Kürt sorunu ister terör sorunu diyoruz ya, Kürt sorunu Türkiye’nin gündemine geldi yerleşti. Ama bu son girişim PKK sorununu çözüyor, Kürt sorununu henüz çözmüyor. Fakat Kürt sorununun çözülebilmesi için bir ön koşulu, çok önemli bir engeli ortadan kaldırıyor, o engel de PKK. Yani silah. Çünkü PKK eşittir siyasal şiddet. Silah, siyasal şiddet ve terör ortadan kaldırıldığında, Türkiye’nin şartları el verirse Kürt sorununun da çözümü için çeşitli bakış açıları elbette serbestçe, özgürce tartışılabilecektir. Elbette diyorum çünkü bu bir temenni. Zaten orada zaten işler çatallaşıyor. Çünkü Türkiye’de demokrasi, fikir özgürlüğü yok, ama bunun için bu gelişmeyi reddedemeyiz, bu gelişmeyi geri çeviremeyiz; bu imkânsızdır. Türkiye’nin hem 50 yıllık PKK sorununu halletmesi hem de artık bir çözümle yasal çerçevede halletmesi bakımından, önemli tarihî bir durum, bir gelişmeyle karşı karşıyayız. Bir sayfa kapanıyor, yeni bir sayfa bakalım nasıl açılacak?

Diğer taraftan, bu gelişmeden memnun olmayanlar, Türkiye’nin jeopolitiği ile alâkalı olarak, elbette öncelikle ağırlıklı olarak dışarıda çok var. Türkiye’nin enerjisini, zamanını, kanını, canını, bu sorun yüzünden sarf etmeye devam etmesi, parasını, vergilerini bu mesele yüzünden harcamaya devam etmesini isteyenler ve onların da aynı şekilde hizmetine girmiş PKK’lılar, PKK aktivistleri veya ona dönüşmüş figürler da var. Onların da bir şekilde hoşnutsuzluklarını dile getirdiklerini görüyoruz şu günlerde. Tabii bu gelişmeden en çok rahatsız olacaklar öncelikle Yunanistan, İsrail ve Avrupa’daki bazı ülkelerdir. Ama öncelikle Yunanistan, İsrail ve hatta Rusya’dır.

Ama diğer taraftan da PKK’nın son zamanlarda, özellikle 2014-2015’ten sonra Amerika Birleşik Devletleri ile çok yakın ilişkilere girmiş olmasını gerekçe göstererek, buna karşı çıkacaklar olabilir. Ama PKK çok kullanışlı bir aparattı o güçler açısından. Türkiye’nin, PKK’yı kullanmayan rakibi olmamıştır; Türkiye’nin bütün komşuları PKK’yı kullanmışlardır. Amerika’sı, Avrupa’daki müttefikleri, Rusya, İran, Saddam’ın Irak’ı mesela, en başta eski BAAS rejimi, Esad’ın Suriye’si, Yunanistan… Hepsi kullandılar. Bu bakımdan da çok önemli bir gelişme. Geride, silahlı mücadeleye, siyasal şiddete, teröre devam etme yanlısı olan, hatta Öcalan’ı hainlikle suçlayacak birtakım küçük marjinal gruplar kalabilir. Ama içeride, Türkiye’de, Öcalan’ın da dediği gibi, PKK aslında bütün çarelerini “tüketmiş” bir örgüttür.

Kürt sorunun ağırlık merkezi, 90’lardaki gelişmelerden sonra, çok trajik olaylar yaşanarak, köylerin yakılarak boşaltılmasından sonra kentlere kaymıştı. Daha sonra da 2009-2015’e kadar olan süreçte de kentler bu işlevi gördü. PKK, kentlerde de yaratılan ayaklanmaların -buna kamuoyunda “hendek savaşları” dendi- ya da buralarda paralel devlet yapılanmaları kurmanın çözüm olamayacağını gördü. Olmadı zaten. Daha sonra örgütün ağırlığı yurt dışına, ağırlıklı olarak Irak’a kaydı. 2014’ten itibaren de YPG/SDG olgusu çıktı ortaya. ‘’Af değil’’ deseler bile bu bir af. Genel af değil tabii ki, PKK’ya çıkarılan bir kısmi af. Bu aftan yararlanamayanların da YPG/SDG saflarında ya da başka şekillerde var olmaya devam edeceklerini öngörebiliriz, bilemiyoruz.

Bu gelişmeyi, Türkiye’nin iç siyasetiyle ilişkilendirerek konuşacağımız günler gelecektir. 2027’de Türkiye bir erken seçim ortamına girdiğinde, iktidar bir anayasa değişikliğini gündeme getirdiğinde, bu anayasa değişikliğine DEM Parti’nin reaksiyonunun ne olacağını göreceğiz. Bu anayasada nelerin olacağını, nelerin olmayacağını da göreceğiz. Ama bunu tartışmak, belki sadece bir not bırakmak açısından önemi olabilir. 1978’de kurulan ve 1984’te Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla, “Maoist halk savaşı” kuramı çerçevesinde bu süreci başlatan PKK’nın, bütün yollarını, çözümlerini, çarelerini tükettikten sonra, tanıdığımız, bildiğimiz PKK olarak tarih sahnesinden çekilişine tanıklık edeceğiz. Bu aslında bu hâliyle izole bir vaka olarak hem Türklerin hem Kürtlerin, Türkiye’de yaşayan herkesin hayrına bir gelişmedir. Dolayısıyla izole bir vaka olarak buna laf söylemek, buna karşı çıkmak, doğrusu akla ve mantığa aykırı bulduğum bir şeydir.

Ruşen Çakır: Evet, Kadri noktayı koyalım. Ben yarın Ankara’dayım, Meclis’te olacağım. Gündem bir yanıyla tabii ki YENİ Parti’nin kuruluşu, bir diğer yanıyla da bu yasa olacak anlaşılan. İYİ Parti dışında herkes buna bir şekilde destek verecek gözüküyor. Hayırlısı neyse o olsun diyelim, İzleyicilerimize teşekkür edelim. Haftaya tekrar buluşmak üzere, iyi günler.

Kadri Gürsel: İyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş