Bir anne kızını kaybetti, bir hukuk öğrencisi bastırılmış öfkeyi anlattı, bir kadın “Bu rejimi istemiyoruz” dedi, bir diğeri ise liderini savundu. Medyascope’a konuşan İranlı kadınlar, protestolar sonrası hayatı yas, korku, öfke ve derin toplumsal bölünme üzerinden anlatıyor.
Haber: Goltane Ghazi
İran’da 28 Aralık 2025 tarihinde başkent Tahran’da başlayarak kısa sürede ülke geneline yayılan protestoların sona ermesinin üzerinden haftalar geçti. Sokaklar artık kalabalık değil, slogan sesleri duyulmuyor. Ancak görüştüğümüz İranlı kadınlar, bu sessizliğin bir normale dönüş değil, bastırılmış bir öfke ve derin bir korku anlamına geldiğini söylüyor.
İranlı kadınlar, güvenlik gerekçesiyle kimliklerinin gizli tutulması şartıyla Medyascope’a konuştu. Anlattıkları, protestoların yalnızca siyasi değil, aynı zamanda derin bir toplumsal ve kişisel kırılma yarattığını gösteriyor.

“Kızımı gözlerimin önünde öldürdüler”
45 yaşındaki bir anne için protestolar hâlâ bitmedi çünkü 15 yaşındaki kızı, 9 Ocak’ta bir protesto sırasında güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu hayatını kaybetti.
“Onu koruyamadım. Kızımı öldürerek beni de öldürdüler. Artık yaşayan biri değilim. Ama başka bir çocuğum var. Onun için yaşamak zorundayım” diyor.
Kızının protestoları görmek istediğini, sadece neler olduğunu anlamak için dışarı çıktıklarını ancak güvenlik güçlerinin müdahalesinin çok ani ve ölümcül olduğunu anlatıyor: “Eskiden yaptığım sıradan şeyleri artık yapamıyorum. Onu okula götürmek, onunla konuşmak… Artık yok. Benim dünyam o gün tamamen karardı.”
Yaşadıklarını diğer çocuğuna anlatmaya bile korkuyor: “Okulda bir şey söylerse başımıza ne gelir bilmiyoruz.”
Ve bu korkunun hâlâ sürdüğünü söylüyor.
“Hayat normale döndü ama insanlar değişti”
24 yaşındaki Mina, Tahran’da hukuk öğrencisi. Mina’ya göre hayat normale dönmüş gibi görünüyor. Üniversiteler açık, insanlar işe gidiyor, günlük hayat sürüyor.
“Hayat devam ediyor ama herkes üzgün ve öfkeli. İnsanlar öldürüldü. Herkes bunu biliyor. Kimse eskisi gibi değil artık” diyor.
Ailesi izin vermediği için protestolara katılmadığını ancak çevresindeki çok kişinin sokaklarda olduğunu, hatta akrabalarından birinin başından vurularak öldürüldüğünü anlatıyor.
İnternetin kesildiği günleri “tam bir izolasyon” olarak tanımlıyor: “Dünyadan kopmuştuk. Ne olduğunu anlatamıyorduk, kimseye ulaşamıyorduk.”
İran’da bugün internet erişimi geri gelmiş olsa da kısıtlamalar sürüyor. Birçok uygulamaya erişmek için hâlâ VPN kullanmak gerekiyor.
Mina’ya göre protestolar bitmiş olabilir ancak nedenleri ortadan kalkmış değil: “Ekonomi çok kötü. İnsanlar öfkeli. Herkes bunun yeniden olabileceğini biliyor.”

“Bu rejimi istemiyoruz”
Bankada çalışan, evli ve iki çocuk annesi bir kadın ise protestolara aktif olarak katılanlardan. Hatta eşiyle birlikte sokaklara çıkmış. “Bu rejim hayatlarımızı mahvediyor. Ekonomi kötü, özgürlük yok, gelecek yok” diyor.
İnternet kesintilerinin yalnızca teknik değil, psikolojik bir etkisi olduğunu da vurgulayan kadın, “Kız kardeşim İsveç’te yaşıyor. Günlerce bana ulaşamadı. Dünyadan tamamen koparılmıştık” diyor.
Başörtüsünün hâlâ resmi olarak zorunlu olduğunu ancak uygulamada değişimler yaşandığını anlatıyor:
“İşte takmak zorundayım. Ama dışarıda artık takmıyorum. Birçok kadın da takmıyor. Yine de her zaman bir korku var.”
Çocuklarının geleceği konusunda da endişeli olan kadın, “Onlar özgür bir hayat yaşayabilecek mi? İş bulabilecek mi? Bilmiyorum” diyor.
“Biz liderimizi savunmak için sokağa çıktık”
Görüştüğümüz bir diğer kadın ise protestolara farklı bir perspektiften bakıyor. Ona göre protestolar dış güçlerin desteklediği bir kaos girişimiydi.
“Onlar protestocu değildi. Bu ülkenin düşmanlarıydı. Biz ise liderimizi savunmak için sokağa çıktık” diyor.
İran’ın güvenli bir ülke olduğuna ve günlük hayatta bir değişiklik hissetmediğine vurgu yapan bu kadın, “Hiçbir şey değişmedi, İran dünyanın en güvenli ülkesi” diyor.
Başörtüsünü ise dini bir yükümlülük olarak gördüğünü hatırlatarak, ““Bu Allah’ın emri. Tüm kadınlar buna uymalıdır” diyor.
Protestolar devam ederken uygulanan internet kısıtlamalarını güvenlik gerekçesiyle gerekli bulduğunu belirtiyor: “İnterneti düşmanlar kaos yaratmak için kullanıyordu. İnsanlar sosyal medyaya güvenmemeli.”
Hem kendi hem de çocuklarının geleceği konusunda endişeli olmayan bu kadın, “Ailemiz güvende. Biz Allah’a ve liderimize güveniyoruz” diyor.

Sessizlik bir son değil
2022’de Mahsa Amini’nin ölümünün ardından başlayan protestolar, İran’da son yılların en geniş katılımlı toplumsal hareketlerinden biri olmuştu. Yetkililer protestoların sona erdiğini söylüyor. Ancak görüştüğümüz kadınlara göre bu bir çözüm değil; toplum içinde derin bir bölünmenin işareti.
Mina, “İnsanlar sokakta değil. Ama bu, insanların kabul ettiği anlamına gelmiyor” diyor.
15 yaşındaki kızını kaybeden anne için mesele artık siyasi değil, kişisel bir kayıp. “Benim için hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diyor.
Banka çalışanı kadın ise umutlu, “Bir gün bitecek” diyor.
Konuştuğumuz son kadın ise mevcut düzenin korunması gerektiğine inanıyor ve geleceğe güvenle baktığını söylüyor.
Bu dört kadının anlattıkları, İran’da protestolar sonrası hayatın tek bir gerçeklikten ibaret olmadığını gösteriyor. Aynı ülke içinde, aynı sessizlikte, tamamen farklı korkular, kayıplar, öfkeler ve inançlar yan yana var olmaya devam ediyor. Ve bu sessizlikte herkes kendi gerçeğiyle yaşamayı sürdürüyor.








