Bu hafta Rusya’nın 24 Şubat 2022’de komşusu Ukrayna’ya saldırısıyla başlayan ve 1945 yılından bu yana Avrupa kıtasının gördüğü en kanlı savaş beşinci yılına girdi. Biteceğine ilişkin işaret de pek yok.
https://youtu.be/46BKXqDmCykOkuyucularım tekrarımdan sıkılmıştır ama savaş başladığında bizde televizyon kanalı müptelası emekli askerler dahil, birçok gözlemci savaşın Rusya diktatörü Putin’in ordularının hızlı bir zaferiyle sonuçlanacağını bekliyordu. Ukrayna nüfusunun üç katına, ayrıca deneyimli bir orduya sahip Rusya’nın komşusunu çok kısa zamanda mağlup etmesi bekleniyordu. Yine daha önce yazdığım gibi ABD Başkanı Biden Ukrayna’nın kahraman lideri Zelenskyy’i arayarak ülkeden çıkarmayı teklif ettiğinde cevabın “benim taksiye değil, silaha ihtiyacım var” dediği de tarihe geçti.

Hakikaten İkinci Dünya Savaşı’na bakıldığında Sovyet orduları Stalingrad’a (bugünkü Volgograd) kadar ilerlemiş olan Alman ordularını orada yendikten sonra müteakip 27 ay içinde 2400 km kat edip Berlin’e ulaşmışlardı. Hitler 30 Nisan 1945 günü intihar ettiğinde, Sovyet kuvvetleri gizlendiği korunağa sadece 500 metre mesafedeydiler. Tabii Sovyetler Almanya’ya karşı tek başlarına savaşmıyorlardı. Yanlarında ABD ve Birleşik Krallık vardı. Almanya aynı anda ilk önce iki, sonra üç cephede savaşmak durumunda kalmıştı. Özellikle Amerikan malzeme desteği Sovyet başarısına büyük katkıda bulunmuştu. 1979-89 arası devam eden ve sonunda yol açtığı hezimetten dolayı Sovyetler Birliği’nin çökmesine yardımcı olan Afganistan saldırısı Sovyet ordularının şöhretine epey zarar verdi. Yine de Rusya’nın Ukrayna’da bu ölçüde başarısız olması beklenmiyordu.
Hatırlayalım: savaşın ilk günlerinde Rus orduları bayağı içeri girmişti. Ancak ordudaki yolsuzlukların tepe yapmış olması nedeniyle kullanılan malzemenin çürüklüğü, Ukrayna askerlerinin vatan toprağını korumaktaki fedakârane kararlığı Rusları durdurdu ve özellikle Kuzey cephesinde onları hududa kadar geri etti. Oysa Putin askerlerine Ukrayna’ya girdiklerinde kurtarıcı olarak karşılanacaklarını vaat ettiği için bu beklenmedik mukavemet onların da motivasyonunu yok etti.

Neticede dört yıldır devam eden savaş neticesinde Ruslar başlangıç noktasından sadece 50-60 kilometre içeri girebildiler. 2025 yılının tamamında işgal edebildikleri ilave alan Ukrayna topraklarının sadece yüzde 1’ine tekabül ediyor. Buna karşılık başta NATO Genel Sekreteri Rutte olmak üzere birçok gözlemci, Rusya’nın aylık kaybının 30-35 bin asker olduğunu hesaplamaktalar. Seferberlik ilan etmekten çekinen Putin silah altına yeni “gönüllü” alabilmek için 30-50 bin dolar tutarında primler ödemek zorunda kaldı zira başlangıçta dayandığı ve af karşılığında askere yazılan hükümlülerin stokunun da azaldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca Kuzey Kore başta olmak üzere az gelişmiş ülkelerden parayla asker devşirdiği bilinmektedir. Umarım Türkiye’den bu çağrıya uyan yoktur.
Ukrayna’nın kayıpları da az değil. Onun da şimdiye kadar 400.000 askeri cephede kaybettiği hesaplanıyor. Bir de Rusya’nın amansızca sivil halka eziyet çektirmek amacıyla başta elektrik üretim ve dağıtım tesislerini ve diğer altyapıları bombalamak suretiyle ekonomiye verdiği zarar ekonomiyi etkileyecek boyutlarda. Savaş başlamadan önce Ukrayna’nın 33,7 gigavat olan elektrik üretim kapasitesi Ocak sonunda 14’e düşmüştü. Bunun neticesinde hem vatandaşların yaşam koşulları, hem de ülke ekonomisi çok büyük darbeler aldı. Avrupa’nın desteği olmasa Ukrayna ekonomisinin ayakta kalabileceği şüphelidir.
Putin’in başlangıçtan beri hesabı Batının bu savaştan sıkılacağı, astronomik boyutlara varan yardımların kamuoylarında usanç yaratacağını, özellikle aşırı sağın etkisiyle Avrupa hükümetlerinin Ukrayna üzerinde baskı yaparak onu Putin’in istediği şartlarda barışa zorlayacağı yönündeydi. Tabii Trump’ın Ocak 2025’te Beyaz Saray’a geri dönmesi ve Zelenskyy ile Şubat ayındaki ilk görüşmesinde onu kameraların önünde hırpalaması Putin için büyük bir ümit kaynağı teşkil etmişti. Trump zaten çok yüksek olmayan askeri yardımları kesmiş, Amerikan silahlarının ancak Avrupalıların ödemesi şartıyla Ukrayna’ya verilebileceğini kararlaştırmış, ancak daha önemlisi askeri istihbarat paylaşımını kısa bir süre hariç kesmemiştir. Bütün yıl boyunca birkaç defa fikir değiştirip kâh Putin’in, kâh Zelenskyy’nin görüşlerine destek verdiğini ancak sonuçta baskıyı sadece Zelenskyy’ye uyguladığı da bir gerçektir. Şimdilerde ilk önce Venezuela, sonra da İran dikkatini üzerlerine çektiği için Trump bu baskıyı hafifletmişe benziyor. Zelenskyy son olarak Trump’ın hedefinin savaşı Haziran ayına kadar sonlandırmak olduğunu ve bu şekilde Kasım ayında yapılacak ara seçimlerden önce oya tahvil edilebilecek bir başarı elde etmek istediği anlaşılmaktadır.
Trump’ın müzakerecilerinin profesyonel diplomat, hatta siyasetçi dahi olmayıp kendisi gibi bir emlak yatırımcısı olan damadı Jared Kushner ile bir finans şirketi patronu olan eski arkadaşı Steve Witkoff olduğu malum. Hatta Witkoff Gazze konusunda, ayrıca İran ve Ukrayna ile Rusya’da yürüttüğü müzakerelerde yanına profesyonel diplomat almadığını övünerek anlatmaktadır. Trump’ın devlet yönetim anlayışının bir örneği de dünürü hapis yapmış Charles Kushner’i Paris’e büyükelçi olarak atamasında da görülebilmektedir. Kushner’in devirdiği çamlar nedeniyle zaman zaman Fransız Dışişleri Bakanlığı’na çağırılıp kulağı çekildiği basında duyulmaktadır. Ancak ülkesi ile Fransa arasındaki ilişkileri geliştirmek gibi bir hedefi olmayan baba Kushner’in fazla umursadığı söylenemez.

Jared Kushner ile Steve Witkoff ikilisinin amatörce iş yürütmelerinin bir örneğini de geçtiğimiz haftalarda Cenevre’de Rusya ve Ukrayna temsilcileri ile İran heyetiyle aynı günde yarımşar gün müzakere etmelerinde görüyoruz. Bu kadar ciddi iki sorun üzerinde bu kadar az vakit ayırmaları tabii ki ABD’de dikkat çekmiştir. Putin ile görüşmelerinin genelde şahitsiz cereyan etmesi de olağan dışıdır. Nitekim, bu görüşmelerde savaşın kendi öne sürdüğü şartlara uygun bir şekilde sona ermesi hâlinde emlakçı Kushner’lere ülkenin imarında projeler vereceği, finansçı Witkoff’a da Rusya savaş sonrasında Amerikan para piyasalarına döndükten sonra onun şirketine Putin tarafından öncelik sözü verildiği iddia edilmeye başlamıştır. Ailesi ve yakın çevresinin çıkarlarıyla ülkenin çıkarlarını birbirine karıştırmaktan hatta onlarınkilerini ön plana çıkarmaktan çekinmeyen Trump’ın böyle bir teklife kulak kabartması şaşırtıcı değil. Zelenskyy’ye yapılan ve Putin’den esirgenen baskının izahı da belki burada yatmaktadır.

Bu arada savaşın bir uzlaşıyla sona ermesi epey güç görülmektedir. Putin işgal edemediği toprakların masada kendisine verilmesi üzerinde ısrar etmeye devam ediyor. Zelenskyy için ise savunmak uğruna onbinlerce askeri feda ettiği topraklardan masada feragat etmek siyasi bir intihar teşkil etmektedir. Ayrıca Ukrayna anayasasına göre hudutların değiştirilmesini gerektirecek bir anlaşma referanduma götürülmek zorundadır. Kusurlarına rağmen hâlâ işleyen bir demokrasi olan Ukrayna’da bu tür bir çözüm pek olası görülmemektedir.
Avrupa’nın desteği de genelde azalmışa benzemiyor. Tersine Putin’in kazanmasının Avrupa’nın güvenliği için çok ciddi bir tehlike yarattığı bilinci güçleniyor. Savaşın başlangıcının yıldönümünde Konsey Başkanı Costa ile Komisyon Başkanı Von der Leyen’in Kyiv’de gövde gösterisi yapması tesadüf değildir. Ülkemiz dahil sanırım dünyanın çoğu ülkesinde çeşitli Avrupa ülkesi diplomatik temsilcilikleri aynı gün Ukrayna’ya destek faaliyetleri düzenlediler. Polonya ve Almanya başta olmak üzere cepheye yakın ülkeler askeri harcamalarını süratle artırıyor. Polonya şimdiden NATO’nun benimsediği millî gelirin yüzde 5’ini savunmaya harcama hedefine çok yaklaştı. Birkaç yıla kadar NATO’nun ikinci ordusu sıfatını ülkemizden alacağa benzer. Baltık denizinde tatbikatlar art arda yapılmakta, hatta en sonuncusuna ülkemiz de güçlü bir şekilde katılmaktan çekinmedi. Avrupa ekonomik yardımları da pek esirgememektedir. Gerçi Aralık ayında AB’nin Ukrayna’ya tahsis etmeye karar verdiği 90 milyar euroluk yardımı son dakikada belki dostu Putin’in telkiniyle Macaristan Başbakanı Orban bloke etmeye çalışıyor. Duyumlara göre, kendilerinden fena halde usanmış olan AB Bakanları Macar karşıtlarına Rusya’nın en son 1956 ayaklanması sırasında yüzlerce Macar vatandaşını öldürdüğünü, on binlercesini de sürgüne zorladığını hatırlatmaktan haklı olarak çekinmiyorlar.

Savaşın kolay kolay bitmeyeceği gerçeği karşısında son günlerde Batı basını dikkatini Rus ekonomisinin dayanma gücüne yönelttiğini görüyoruz. Yazılanlara göre Rus millî gelirinin yüzde 8’i savunma harcamalarına tahsis edilmekte, bütçe açığı millî gelirin yüzde 2,5’una ulaşmakta, borç yükü gittikçe artmakta, faiz ödemeleri eğitim ve sağlık giderlerinin toplamını aşmaktadır. Yaptırımların etkisiyle petrolünü ancak yüzde 25-30 bir fiyat indirimiyle satabildiği için oradan elde ettiği gelir de 2020 öncesi düzeye inmektedir. Sanayii tamamen askeri malzeme üretimine yönlendirildiğinden tüketim malı üretimi azalmaktadır. Yaptırımlardan dolayı bunlar ancak Körfez ve bazı Orta Asya ülkeleri aracılığıyla astronomik fiyatlarla ithal edilebildiği için sadece mutlu bir azınlığa hitap edebilmektedir. Bununla birlikte Putin’in propagandası sayesinde Rus halkı Batının onun parçalama hedefiyle hareket ettiğine ve bu hedefe ulaşmadan da durmayacağına inandırılmış vaziyette. Savaşın yükü büyük şehirlerde daha az, ülkenin ücra yörelerinde daha fazla hissedildiği için toplumsal bir hareketlenme işaretine rastlanmamaktadır.
Her iki taraf da bu savaştan dolayı muazzam kayıplara uğradığı ortada. Ukrayna’nın yeniden imarı için bundan birkaç ay önce 500 milyar euro rakamı telaffuz ediliyordu. Bu rakam muhtemelen aradan geçen zaman içinde daha da artmıştır. Rus ekonomisi göreceli olarak daha az hasara uğramakla beraber savaş bittikten sonra sivil bir yapıya dönmesinin de çok sancılı olacağı hesaplanmaktadır.

Avrupa’nın Ukrayna’nın bir Rus uydusu hâline dönüşmesine izin veremeyeceği açık. Hatta tam üyelik şartlarını yerine getirmekten çok uzak olduğu bilinci içinde Ukrayna’ya AB içinde kendisi için özel olarak dikilecek bir kısmi üyelik statüsü verilmesi de gündemde. Yakın zamanlara kadar aşırı sağ partilerin Ukrayna’ya desteği azaltacaklarına dair beklentiler çok güçlüydü. Ancak belli başlı Avrupa ülkelerindeki aşırı sağ partilerin Ukrayna konusunda hemfikir olmamaları bu ihtimali azaltmaktadır. Kaldı ki Rus tehlikesi kamuoylarında artan bir şekilde kendini hissettirmektedir.
Dolayısıyla bir mucize olmazsa bu savaş devam edecek gibi gözüküyor. Önümüzdeki dönemde bu konuya dönmemiz maalesef kaçınılmaz olacaktır.














