Onlarca yıllık düşmanlık: ABD ve İran neden savaş halinde?

ABD ve İran

ABD ve İsrail’in İran’a saldırılarıyla Ortadoğu’da yeni bir savaş başladı. İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in öldürülmesi gerilimi daha da tırmandırdı. Peki ABD ile İran arasındaki bu düşmanlık nasıl doğdu? ABD ile İran’ı onlarca yıldır karşı karşıya getiren krizlerin kökleri 1950’lere kadar uzanıyor.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla Ortadoğu’daki gerilim yeniden tırmandı. İran saatler içinde İsrail’i ve Körfez’deki Amerikan hedeflerini vururken çatışma kısa sürede bölgesel bir krize dönüştü.

Saldırılarda İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney öldü, yerine oğlu Mücteba Hamaney getirildi.

ABD Başkanı Donald Trump savaşın ilk günlerinde yaptığı konuşmada İran yönetimini “47 yıldır Amerika’ya karşı kanlı bir kampanya yürütmekle” suçladı ve bu savaşın artık sona erdirilmesi gerektiğini söyledi:

“47 yıldır İran rejimi ‘Amerika’ya ölüm’ diye slogan atıyor. Artık buna katlanmayacağız.”

ABD ile İran arasındaki düşmanlık yalnızca bugünün politikasıyla açıklanabilecek bir gerilim değil. İki ülke arasındaki kriz, 1953’teki darbeden 1979’daki İran İslam Devrimi’nee, Körfez’deki askeri çatışmalardan nükleer krizlere kadar uzanan uzun bir tarihsel sürecin sonucu.


Gerilimin başlangıcı: 1953 darbesi

ABD ile İran ilişkilerindeki kırılmanın başlangıcı genellikle 1979’daki İran İslam Devrimi olarak görülse de Tahran için hikâye daha erken başlıyor.

1953’te ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA), İran’da demokratik seçimlerle iktidara gelen Muhammed Musaddık’a karşı düzenlenen darbeyi destekledi, Musaddık petrol, millîleştirmek istemişti.

1953 darbesi Musaddık’la yaşadığı iktidar mücadalesi ardından ülkesinden kaçan Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin konumunu pekiştirmiş, darbe ardından Şah İran’a geri dönmüş ve ABD’nin yakın bir müttefiki olmuştu.

İran, Şah Rıza Pehlevi döneminde, İsrail’in de bölgedeki stratejik müttefiklerinden biri olmuştu.

Tahran ABD Büyükelçiliği’nin çatısında Amerikan bayrağı yakılıyor, 1979.

İran’da birçok kişi bu müdahaleyi ülkenin egemenliğine karşı yapılmış bir saldırı olarak gördü. Bu hafıza, sonraki yıllarda ABD karşıtlığının temelini oluşturdu.

1979 Devrimi ve rehine krizi

ABD ile İran arasındaki ilişkilerde asıl kopuş 1979’daki İran İslam Devrimi ile yaşandı.

Devrimle birlikte Şah devrildi ve Ayetullah Ruhullah Humeyni liderliğinde İslam Cumhuriyeti kuruldu. Yeni rejim İsrail’i “Küçük Şeytan”, ABD’yi ise “Büyük Şeytan” ilan etti.

Ayetullah Humeyni.

Aynı yıl İranlı militanlar Tahran’daki ABD Büyükelçiliği’ni bastı ve 52 Amerikalıyı rehin aldı. Rehine krizi 444 gün sürdü ve Washington ile Tahran arasındaki ilişkiler tamamen koptu.

Rehineleri kurtarma girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı ve sekiz Amerikan askeri hayatını kaybetti. İran, Ronald Reagan’ın başkanlık yemin töreninden dakikalar sonra rehineleri serbest bıraktı.

Rehine krizi, Amerikan kamuoyunda İran’ın “haydut devlet” olarak görülmesinin başlangıcı oldu.

1980’ler: Vekalet savaşları ve Körfez gerilimi

Devrimden sonra, 1980’li yıllar boyunca ABD ile İran arasında doğrudan çatışmalar yerine vekâlet savaşları öne çıktı.

1983’te Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta Hizbullah militanlarının ABD Deniz Piyadeleri kışlasına düzenlediği bombalı saldırıda 241 Amerikan askeri öldü.

Lübnan İç Savaşı döneminde Hizbullah, ABD Deniz Piyadeleri kışlasına saldırı düzenledi.

Aynı dönemde İran ile Irak arasında sekiz yıl süren savaş devam ediyordu. ABD bu savaşta Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak’a istihbarat ve askeri destek sağladı.

Körfez’de petrol tankerlerine yönelik saldırılar ve mayınlama olayları da iki ülke arasında askeri gerilimi artırdı.

1988’de ABD donanması İran’a ait petrol platformlarını vurdu. Aynı yıl bir Amerikan savaş gemisi İran yolcu uçağını yanlışlıkla düşürdü ve 290 kişi hayatını kaybetti. Bu olay İran’da hâlâ unutulmuş değil.

George H.W. Bush’un başkanlığı döneminde İran, 1988 yılında yayımladığı “Şeytan Ayetleri” isimli kitabıyla tepki toplayan Salman Rüşdi’nin öldürülmesine dair fetva verdi. Başına 3 milyon dolarlık ödül konulan Rüşdi, ölüm tehditlerinin ardından İngiltere hükümeti tarafından koruma altına alındı. Humeyni’nin Rüşdi için verdiği fetva, Batı’yı tedirgin etti.

Salman Rüşdi ABD ve İran
Salman Rüşdi.

1990’lar ve 2000’ler: İran’ın bölgesel etkisi

1990’lı yıllarda İran’ın bölgedeki etkisi ABD için önemli bir güvenlik sorunu olarak görülmeye başladı. Bu dönemde İran, Lübnan’daki Hizbullah, Yemen’deki Husiler ve Irak’taki Şii milis grupları destekleyerek İsrail karşıtı “Direniş Ekseni”ni güçlendirdi.

1996 yılında ABD’nin Suudi Arabistan’daki varlığından rahatsız olan köktendinciler, El-Huber Kuleleri saldırısında Amerikan askerlerini hedef aldı; 19 personel hayatını kaybetti.

2002’de ABD Başkanı George W. Bush İran’ı, Irak ve Kuzey Kore ile birlikte “şer ekseni” ülkeleri arasında saydı. Aynı yıl İran’ın gizli nükleer programına ilişkin bilgiler ortaya çıktı. Tahran nükleer silah geliştirdiği iddialarını reddetse de bu gelişme yeni bir uluslararası kriz başlattı.

El Huber Kuleleri, Suudi Arabistan ABD ve İran

Nükleer anlaşma ve yeniden tırmanan kriz

Uzun yıllar süren diplomatik müzakerelerin ardından 2015’te İran ile dünya güçleri arasında nükleer anlaşma imzalandı. Anlaşma İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sınırlandırmasını öngörüyordu.

Dönemin başkank Donald Trump 2018’de ABD’yi anlaşmadan çekti ve İran’a yönelik ağır ekonomik yaptırımlar yeniden devreye sokuldu. Bu karar iki ülke arasındaki gerilimi yeniden yükseltti.

O dönem İran Devrim Muhafızları’nın Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani, İran’ın vekâlet savaşlarının en önemli isimlerinden biriydi. Süleymani, 3 Ocak 2020’de ABD’nin Bağdat’ta düzenlediği drone saldırısıyla öldürüldü. İran bu olayı açıkça “savaş ilanı” olarak değerlendirirdi. Süleymani’nin ölümü, İsrail ile İran arasındaki gerilimi daha da tırmandırdı ve İran’ın bölgedeki stratejik planlarını derinden etkiledi. Süleymani’nin öldürülmesi, ABD ve İran’ı doğrudan savaşın eşiğine getirdi.

Kasım Süleymani ABD ve İran
Kasım Süleymani’nin öldürüldüğü Bağdat Havalimanı’nın önü.

Bölgesel savaşın eşiğinden açık çatışmaya

İran uzun yıllar boyunca ABD ve İsrail’e karşı çoğunlukla vekil güçler üzerinden hareket etti.

Gerilim, 2023’ten itibaren doğrudan askeri eylemlere dönüştü. Özellikle 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e düzenlediği Aksa Tufanı Operasyonu, İran’ın bu saldırıya destek verdiği yönündeki iddialarla ilişkileri daha da gerdi.

Haziran 2025’te ABD ve İsrail savaş uçaklarının Tahran’ı bombalamasıyla İran ile Batı arasındaki gerilim yeni bir aşamaya geçti.

ABD başkanları için sürekli bir kriz başlığı

Yıllar içinde İran, ABD başkanlarının iç politikalarını da etkileyen bir kriz başlığına dönüştü.

1979’daki rehine krizi, Başkan Jimmy Carter’ın ikinci kez seçilme ihtimalini ciddi biçimde zayıflattı. Carter krizi çözemeden görevden ayrıldı.

Yerine gelen Ronald Reagan döneminde de İran bağlantılı krizler gündemden düşmedi. 1984’te Lübnan’da Hizbullah’ın düzenlediği saldırıların ardından ABD barış gücü askerlerini bölgeden çekmek zorunda kaldı.

Reagan yönetimini sarsan en büyük skandal ise İran-Kontra olayı oldu. Reagan’ın ulusal güvenlik ekibinin, Lübnan’da İran bağlantılı grupların elindeki Amerikalı rehineleri kurtarmak için İran’a gizlice silah sattığı ortaya çıktı. Elde edilen paranın ise Nikaragua’daki isyancılara aktarılması büyük bir siyasi krize yol açtı. Skandal kamuoyu soruşturmalarına, üst düzey istifalara ve Reagan’ın popülaritesinde ciddi bir düşüşe neden oldu.

2000’li yıllarda ise Irak’ın işgali İran ile ABD arasındaki rekabeti farklı bir boyuta taşıdı. Başkan George W. Bush yönetimi Saddam Hüseyin’i devirmeyi Ortadoğu’da demokrasi için bir fırsat olarak görüyordu. Ancak Saddam’ın devrilmesinin ardından Irak’ta ortaya çıkan iç savaş ortamı İran’ın bölgedeki nüfuzunu daha da güçlendirdi.

Amerikan yönetimleri yıllar boyunca İran’da daha ılımlı bir siyasi kanadın ortaya çıkabileceği ve iki ülke arasında bir normalleşme sürecinin başlayabileceği umudunu korudu. Ancak İran siyasetinin iki temel gücü olan dini liderlik makamı ve Devrim Muhafızları, Washington’a karşı sert çizgiyi sürdürdü.

Bugün yaşanan kriz ise iki ülke arasındaki gerilimin ulaştığı en açık ve en şiddetli aşama.

Siyaset bilimci Afshon Ostovar’a göre İran uzun yıllardır ABD’nin Ortadoğu’daki etkisine meydan okuyan bir politika izledi. Ostovar bunu şöyle özetliyor: “İran 47 yıldır ABD ile kavga ediyor. Ve sonunda aradığı o kavgayı buldu.”

Kaynak: New York Times, Wall Street Journal

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.