Cevat Düşün yazdı | Direnişin ve baharın kadim bayramı: Newroz pîroz be!

Kışın karanlığı çekilir, doğa uyanır, topraktan yeşil filizler yükselir. Nevroz, Kürtçe ve Farsçada her ne kadar “Yeni Gün” anlamına gelse de yalnızca bir gün değil, aynı zamanda doğanın dirilişi, toprağın canlanışı ve zulme karşı direniş anlamına gelir. Nevroz, geçmişle geleceğin, mitlerle gerçekliğin kesiştiği gündür. Nevroz, bereketin, dirilişin ve insan ruhunun direncinin canlandığı gündür. Kürt toplumu ve Mezopotamya halkları için Nevroz yalnızca bir mevsim döngüsü değildir; zulmün karanlığından aydınlığa uzanan yolun, adaletin ve özgürlüğün ölümsüzleştiği bir gündür.

20. yüzyılın son çeyreğine kadar Nevroz, çoğu yerde adı bilinen ama varlığı bilinmeyen bir mitsel anlatıydı. Kürt hareketinin sosyal, kültürel ve politik mücadelesi olmasaydı Nevroz bugünkü gibi kitlesel bir direniş bayramına dönüşebilir miydi? Evrensel bir değer hâline gelebilir miydi? Sanmıyorum; ama büyük olasılıkla bazı bölgelerde küçük ve sönük bir bahar ritüeli olarak sürerdi. Ancak Kürt hareketi, bu mitsel direniş anlatısını kimliğe, tarihe ve güçlü bir bahar bayramına dönüştürdü.

Cevat Düşün yazdı | Direnişin ve baharın kadim bayramı: Newroz pîroz be!
Cevat Düşün yazdı | Direnişin ve baharın kadim bayramı: Newroz pîroz be!

İlk yasal Nevroz kutlaması

2001’de Diyarbakır’da “Fuar Alanı” olarak bilinen geniş arazide, ilk kez yüz binlerin katılımıyla görece sorunsuz bir kutlama gerçekleşti. O gün insanlar tek yürek ve ortak bir duyguyla alana akın etti. Kamyon kasalarıyla, traktör römorklarıyla, özel araçlarla, belediye otobüsleriyle ve dolmuşlarla ücretsiz şekilde kutlama alanına taşındı. Herkes kısıtlı imkânlara rağmen büyük bir emekle oraya vardı; unutulmaz fedakârlıklar yaşandı. Şehir dışındaki alana 15-20 kilometrelik mesafeye, yağışa ve çamura rağmen yüz binler yürüdü. İlk kez Nevroz’u yasaksız ve engelsiz kutlamanın heyecanı yaşandı. Hüzün ve sevinç iç içeydi; çünkü ilk kez devlet baskısı ve şiddeti olmadan bir Nevroz şölen havasında kutlandı. Yıllarca yasaklanan, devlet şiddetinin gölgesinde ve kimi zaman gizlice kutlanan Nevroz, devletin suç kapsamına alma çabalarına rağmen direnişlerle bugüne taşındı. O günden bu yana Nevroz, bir direniş, barış ve bahar bayramı olarak kutlanmaktadır. Bazı kentlerde on binler, bazı kentlerde yüz binler; Diyarbakır’da ise milyonlar bir araya gelerek bu şöleni birlikte yaşamaktadır.

Diyarbakır, Hakkâri, Şırnak ve Van başta olmak üzere 2005’ten sonra İstanbul ve diğer kentlerde de görkemli biçimde kutlanan Nevrozlar, toplumsal ve tarihsel değerlerin sahiplenilmesi ile zorlu direnişler sonucu elde edilen kazanımların ürünüdür. Milyonlar bu uğurda sürgünlere ve on binler zindanlara girmiş; köylerinden edilenler ve on binler gözaltına alınmış, işkenceler görmüştür. Binlerce genç ve kadın kapı kapı, sokak sokak, ev ev dolaşarak emek vermiş ve bugünleri örgütlemiştir. Bugün Nevroz’un hem kültürel hem de evrensel bir değer hâline gelmesi bu emekler sayesinde mümkün olmuştur.

Mitlerden direnişe: Palimpsest dokusu

Demirci Kawa destanı, yalnızca mitsel bir anlatı olmaktan çıkarılarak direniş felsefesi temelinde yeniden derlenmiştir. Mitsel anlatı; barış, kardeşlik, birlik, dayanışma ve direniş felsefesine dayalı bahar bayramı şölenlerine dönüştürülmüştür. Omuzlarında yılan başları taşıyan zalim Dehak’a karşı halkların birleştiği, gençlerin zalimlere kurban olarak sunulmayı değil özgürlüğü kazandığı bu kadim direniş, bugün Nevroz ruhu ve felsefesinde yaşatılmaktadır. Firdevsi’nin Şahname‘si (999) ve Şerefxan Bedlisi’nin Şerefname‘si (1597), mitsel anlatıyı tarihle iç içe geçmiş palimpsest bir eser hâline getirmiştir. Dehak’ın zorba iktidarı, yılan başlarının beslenmesi için gençlerin kurban edilmesi ve cesur bir demircinin oğlunu kurban vermeyi reddetmesi; Demirci Kawa’nın zalim Dehak’a karşı başlattığı isyan ve ardından yakılan özgürlük ile zafer ateşi, Nevroz anlatısının en bilinen hikâyesidir. Ancak bu öykülerin kökleri, yüzlerce yıl öncesine uzanan daha geniş bir kültürel ve mitolojik geçmişe de dayanır.

Nevroz’un tarihçesi, yalnızca baharın gelişini simgeleyen bir doğa ritüeli olmanın ötesinde derin tarihsel ve mitolojik köklere dayanır. Demirci Kawa destanı, halkın zulme karşı direnişini ve özgürlük arzusunu mitsel bir anlatı olarak şekillendirirken Zerdüştî inanç ve fikrî kökler de bu anlatının etik ve kozmolojik çerçevesini besler. Zerdüşt (Zarathustra), M.Ö. yaklaşık 2300-1700 yılları arasında yaşamış olduğu iddia edilmektedir. Özellikle İran coğrafyasında etkili olmuş tarihsel bir kahraman olan Zerdüşt, Ahura Mazda’ya (Yüce Tanrı) bağlı tek tanrılı inancın peygamberi ve filozofudur. Teolojik araştırmalara göre semavi dinlerin bazı temel inanç ve fikrî kökenlerinin Zerdüştçülüğe kadar uzandığı ileri sürülmektedir. Zerdüştçülük (Mazdayasna) sisteminde aydınlanma ya da ışık, hakikat ve yaratıcı güçle temsil edilen Ahura Mazda, kötülük ve yıkımı simgeleyen Angra Mainyu/Ehriman ile evrensel bir düalizm oluşturur. Kawa’nın zalim Dehak’a karşı başlattığı isyan, bu kozmolojik ve etik düalizmin kadim bir tezahürü olarak Nevroz ateşiyle günümüzde de yaşatılmaktadır. Böylece Nevroz, tarihsel palimpsestinde hem Zerdüştî ışığın hem de Kawa’nın direniş felsefesinin birleştiği, özgürleşme ve toplumsal bilincin simgesel meşalesi olarak varlığını günümüze taşımıştır.

Nevroz bu nedenle Kawa’nın zulme karşı duran mitsel ve tarihsel kişiliği, Zerdüştçü aydınlığın bir tezahürü olarak yorumlanabilir. Dehak veya Ehriman ise yıkıcı, zorba ve adaletsiz düzenin simgesel karşılığıdır. Bu bağlamda mitler yalnızca tarihsel veya kültürel anlatılar olmaktan çıkar; iyilik ile kötülük, özgürlük ile zorbalık arasındaki kadim mücadelenin simgesel taşıyıcıları hâline gelir. Böylece Kawa ile Dehak arasındaki mücadele, yalnızca Kürt halkının direniş tarihine değil, yüzlerce yıl öncesine uzanan Zerdüştî düalizmin ve evrensel mücadele motiflerinin bir yansıması olarak da okunabilir.

Nevroz’un antik İran’daki Mihrican geleneğiyle olan akrabalığı ve 19.-20. yüzyılda Kürt aydınları tarafından bu mitolojik çerçeveyle yeniden ilişkilendirilmesi, anlatının siyasi ve kültürel boyutlarını daha da güçlendirmiştir. Mitler, tarihsel gerçekliği birebir yansıtmak zorunda olmasa da kolektif bilinç, farkındalık ve direniş söylemi açısından kurucu bir işlev üstlenmişlerdir. Kawa’nın tarihsel-mitsel şahsiyeti, zulme karşı ortak direnişin simgesine dönüşür. Feridun’un tahta çıkışı ise adaletin tesisini, kötülüğün geri çekilmesini ve düzenin yeniden sağlanmasını temsil eder.

Ehmedê Xanî’nin Mem û Zîn‘inde (1696) Nevroz hâlâ esas olarak bir bahar şenliği olarak görülür. Ancak kadim mitolojik hikâye, zamanla direniş düşüncesinin hem felsefesinde hem de edebiyatında önemli bir kaynak hâline gelmiştir. Mem û Zîn, 17. yüzyıl Kürt edebiyatının en önemli eserlerinden biri olarak Nevroz’u ağırlıklı biçimde bir bahar kutlaması şeklinde tasvir eder. Eserde Nevroz, mevsimsel döngünün, doğanın canlanışının ve toplumsal neşenin bir unsuru olarak yer alır. Buna karşılık Nevroz’a bugün atfedilen direniş, adalet ve siyasal anlamlar 19. ve 20. yüzyıllarda gelişen ulusal bilinç, modern Kürt aydınlanması ve siyasi yorumlarla şekillenmiştir. Dolayısıyla Ehmedê Xanî döneminde Nevroz algısı daha çok kültürel ve mevsimsel bir ritüele dayalıyken sonraki yüzyıllarda mitolojik anlatıların yeniden yorumlanmasıyla Nevroz, direniş düşüncesinin felsefi ve edebi çerçevesinde daha merkezi bir yere taşınmıştır.

Demirci Kawa’dan Mazlum Doğan’a: Zulme karşı direniş

20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren Nevroz, kültürel bir simgeden siyasi bir anlama dönüşmüştür. Kürt hareketinin mücadelesiyle birlikte Nevroz, kimlik talebi ve direnişin görünür ifadesi hâline gelmiştir.

Diyarbakır Cezaevi’nde Mazlum Doğan’ın 21 Mart 1982’de gerçekleştirdiği eylem, Nevroz’un siyasi, toplumsal ve tarihsel mücadele anlamını derinleştiren bir dönüm noktasıdır. Mazlum Doğan, Esat Oktay Yıldıran’ın insanlık dışı zulüm ve işkencelerine karşı 21 Mart 1982’de bedenini ateşe vererek “Teslimiyet ihânete, direniş zafere götürür” sloganıyla direniş felsefesine yeni bir tarihsel başlangıç kazandırmıştır. Bu eylem, günümüzdeki görkemli Nevroz kutlamalarının temelini oluşturmuş; Nevroz’un yalnızca kültürel değil, aynı zamanda toplumsal mücadele ve direnişin simgesi olarak anlam ve manevî değer kazanmasını sağlamıştır. 1990’lı yıllardan itibaren kutlamaların kitleselleşmesi ve Cizre ile Nusaybin Nevrozlarında yaşanan katliamlar, bu dönüşümün somut örnekleridir.

Cevat Düşün yazdı | Direnişin ve baharın kadim bayramı: Newroz pîroz be!
Cevat Düşün yazdı | Direnişin ve baharın kadim bayramı: Newroz pîroz be!

Devlet müdahaleleri ve halkın direnişi

Devletin Nevroz’u “Nevruz” adıyla yeniden tanımlama girişimleri, kutlamaların siyasi ve kültürel içeriklerini değiştirmeyi amaçlamış olsa da toplumsal şuur, mücadele bilinci ve tarih farkındalığı bu müdahaleleri boşa çıkarmıştır. Nevroz böylece hem tarihsel bir palimpsest hâline gelmiş hem de toplumsal mücadelenin güncel ve görünür bir tezahürü olmuştur.

Nevroz yalnızca Kürtler için değil; Orta Doğu’dan Kafkasya’ya, Orta Asya’dan Balkanlar’a uzanan geniş bir coğrafyada baharın ortak dili olarak kutlanmakta ve kültürel etkinliklerle yaşatılmaktadır. Paskalya’daki diriliş, Hıdrellez’in bereketi, Ezidilerin Çarşema Sor (Kırmızı Çarşamba), Mezopotamya ve Anadolu’daki Harpartuza kutlamaları ve diğer bölgesel bahar bayramlarıyla akrabadır. Evrensel betimlemeler — doğa döngüsü, ölümden diriliş, bereket — bütün bu bayramları birbirine bağlar.

Cevat Düşün yazdı | Direnişin ve baharın kadim bayramı: Newroz pîroz be!
Cevat Düşün yazdı | Direnişin ve baharın kadim bayramı: Newroz pîroz be!

Diasporada Nevroz

1980 sonrası zorunlu göçe maruz kalan yüz binlerce Kürt, Nevroz kutlamalarını yaşadıkları ülkelerde de yaşamsal kılmıştır. Kürt diasporasında kitlesel olarak kutlanan Nevroz, Avrupa, Amerika ve Orta Doğu’daki topluluklar için hem kültürel kimliği sürdürmenin hem de siyasi dayanışmayı güçlendirmenin vesilesi olmuştur. Sosyal medya ve küresel iletişim ağları, Nevroz’un evrenselleşmesine ve Kürt kimliği ile kültürel değerlerin yaygınlaşmasına önemli katkılar sağlamıştır. Bütün bu süreçler ışığında Nevroz, ne yalnızca bir mitin ürünü ne de salt doğa döngüsüne indirgenebilecek bir törendir. Tarih boyunca farklı toplumların deneyimleriyle yeniden şekillenen Nevroz, hem evrensel hem de yerel boyutları olan yaşayan bir kültürel değerdir; insanlık ailesinin evrensel kültürel mirası arasında yer alır. Kürtler için Nevroz, direnişin, özgürleşmenin ve ortak şuurun güçlü bir tezahürü olarak tarihsel ve kültürel devamlılığını sürdürmektedir. Her 21 Mart’ta yakılan ateş yalnızca baharı değil, insanlığın en eski sorusunu da aydınlatır: “Zulme karşı nasıl direnilir ve özgürleşilir?” Cevap, Nevroz ateşinde; Kawa’nın çekicinde, çağdaş Kawa Mazlum Doğan’ın 21 Mart 1982’de Diyarbakır zindanında ortaya koyduğu direnişte ve milyonların ortak direnişinde saklıdır. Nevroz, geçmişin, bugünün ve geleceğin bir aynasıdır; tarihsel bütünlüğü, direnişi ve özgürleşme ateşini taşıyan kadim bir meşaledir.

İthaf

30-35 yıl mahpusluk yatıp yakın zamanda serbest bırakılan; bunlar içinde 18 yaşında tutuklanıp 51 yaşında özgürlüğüne kavuşan Halil Dağ başta olmak üzere, Nevroz’u ilk defa halkla birlikte coşkuyla kutlayacak olan özgürlük mahkûmlarına ithaf ediyorum.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.