Küçük bir unutkanlık, giderek ağırlaşan bir vicdan… Gündelik hayatın telaşı içinde fark edilmeden geçilen bir an, bir ömrün kırılma noktasına dönüşebilir mi? Jennifer Tremblay’in kaleme aldığı Liste, İnci Türkay’ın yorumuyla tiyatro sahnesinde. 29 Mart’ta matine-suare olarak ilk kez seyircisiyle buluşacak oyun öncesinde Türkay’la konuştuk.
Haber: Betül Memiş

Bir hayat, gerçekten ne zaman kaybedilir? Ölüm anında mı, yoksa küçük bir ihmali “önemsiz” saydığımız kısa boşluklarda mı; ya da gündelik hayatın koşturmacasında farkında olmadan verdiğimiz aralarda mı? Bir telefon numarasını vermemek, bir cümleyi ertelemek, bir listeye yazıp unutmak… Bazen trajedi, büyük olayların değil; küçük, ertelenmiş, unutulmuş anların toplamına denk düşer. Peki, hayatımızdaki listelerde “biz” hangi sıradayız? Önceliklerimizde kimler, neler yer alıyor?
Kanadalı yazar Jennifer Tremblay’in ödüllü ve pek çok dile çevrilmiş metni The List (2007, üçlemenin ilk oyunu), tam da bu görünmez kırılma anlarının etrafında dolaşan, sessiz ama yakıcı bir yüzleşmeyi sahneye taşıyor. Tremblay, üçlemenin parçalarını şöyle özetliyor: The List “kafayı”, La Carrousel “kalbi”, La Délivrance ise “bağırsakları” temsil ediyor.
Tremblay’in Liste’si, Lal Selin Atakay’ın çevirisi, Ayşegül Hardern’in yönetmenliği ve uzun bir aradan sonra yeniden sahneye dönen İnci Türkay’ın yorumu ile ilk kez Türkiye tiyatrosunda endam edecek. Liste, erteleyen bir kadının değil, belki de bir çağın itirafı: Sürekli erteleyen, sürekli meşgul, sürekli “sonra” diyen hayatların vicdan parantezini hatırlatıyor. Ve sahneden şu soruyu fısıldıyor: “Senin listende ne var, hangisini unuttun?”
Bu tek kişilik oyun, sahnede yalnız bir bedenden çoğalan vicdanın anatomisini çıkarırken, anlatıcının kiminle konuştuğunu da bilinçli olarak askıda bırakıyor: Tanrı mı, ölüler mi, yoksa doğrudan dikize düşmüş biz seyirciler mi? Peki, siz kendi listenizle yüzleşmeye hazır mısınız?
“Herkesin kendinden çok şey bulacağı bir hikâye”
- Fransız filozof Pierre Hadot, “Varoluş, doğanın parçalarının birbirlerine karşı yürüttükleri gaddar bir savaşın sonucu değil mi?” diye sorar ve ekler: “Yaşamımız kelimenin en güçlü anlamıyla tamamlanmamıştır… Yaşamıyoruz, yaşamayı umuyoruz, yaşamayı bekliyoruz.” Üstadın bu tarifinden yola çıkarak kişisel ve sanat/tiyatro hayatınızın kadrajından 2025 yılının “Z raporu”ndan nasıl bir fotoğraf çıkar? Kısa ve uzun vadede dünyaya ve sanat üretimlerine dair öngörünüz ne olur?
Sevdiğim düşünürlerden biri olan Pierre Hadot’nun sorduğu soru beni her zaman düşündürür: Yaşam gerçekten tamamlanmış bir şey mi, yoksa sürekli beklediğimiz bir ihtimal mi? 2025 yılına baktığımda kendi hayatımda da biraz böyle bir duygu görüyorum. Bir anlamda uzun bir iç yolculuğun yılı oldu. Hem kişisel hayatımda hem de sanatla kurduğum bağda sadeleştiğim, dinlediğim ve beklediğim bir dönemdi. Uzun yıllardır Londra’da yaşaamak, farklı kültürlerin ve farklı hikâyelerin içinde olmak bana çok şey öğretti. 2025 benim için yeniden sahneye bakmak yılıydı. Sanatın, dünyadaki tüm kırılganlığa rağmen hâlâ insanları bir araya getiren en güçlü alanlardan biri olduğunu bir kez daha gördüm. Kısa vadede tiyatronun daha kişisel hikâyelere döneceğini düşünüyorum. Büyük gösterilerden çok insanın iç dünyasını anlatan metinler öne çıkacak. Uzun vadede ise tiyatro her zaman olduğu gibi dönüşecek ama yok olmayacak. Çünkü insanın kendini başka bir insanın hikâyesinde tanıma ihtiyacı hiç bitmeyecek.

- Gelelim, “Bir şeyi unuttum ve şimdi bütün hayatım değişti” nidasıyla meramını veren, yazarı Tremblay’e pek çok prestijli ödül kazandıran Liste’ye… Bu metinde size ilk çarpan ya da etkileyen hangi detaydı?
Jennifer Tremblay’in yazdığı Liste ile ilk karşılaştığımda beni çarpan şey metnin sadeliği oldu. Hikâye çok küçük bir olaydan başlıyor ama giderek bir kadının bütün iç dünyasını açıyor. “Bir şeyi unuttum ve şimdi hayatım değişti” cümlesi aslında hepimizin hayatında yaşayabileceği bir kırılma. Bu kırılmanın sahnede nasıl büyüdüğünü görmek beni çok etkiledi. Ayrıca izleyen herkesin kendinden çok şey bulacağı, “işte ben” diyeceği bir hikâye.
- Metni uyarlama ve sahneleme aşamalarında hangi tür enstrümanları masaya yatırdınız? Tüm bu süreçte öncelikleriniz veya dikkat kesildiğiniz tiyatral detaylar nelerdi?
Uyarlama ve sahneleme sürecinde metnin minimal yapısını korumaya çok dikkat ettik. Çünkü bu hikâyenin gücü büyük dekorlardan, gösterişten değil, karakterin zihninden geliyor. Metin normalde mükemmel bir mutfak dekorunda bir kadının anlatımıyla başlıyor. Yönetmenimiz Ayşegül Hardern ise sahneye koyarken bambaşka bir yorum getirdi. Bu sürprizi söylemek istemem, izlenmesini tercih ederim. Tüm bu yaratıcı süreçte dikkat ettiğimiz şeyler metnin ritmi, sessizliklerin kullanımı ve tabii ki ışık ve sesle psikolojik atmosfer yaratmaktı. Benim için en önemli detay, karakterin duygusal dürüstlüğünü kaybetmemesiydi.
“Sorumlulukları arasında sıkışmış bir kadın”
- Hikâyeye hayat veren sizin yorumunuzdan / kadrajınızdan dinlersek; nasıl bir oyun bu ve temel sorusu nedir?
Benim yorumumdan bakarsak Liste aslında bir vicdan hikâyesi. Atlanan küçücük bir detayın insanın iç dünyasında nasıl büyüyüp bir vicdan hesaplaşmasına dönüştüğünü anlatıyor. Oyun bize şunu soruyor: Günlük hayatın koşuşturması içinde gerçekten neleri ihmal ediyoruz? Ve bu ihmallerin bedeli nasıl ödeniyor? Dışarıdan kusursuz gibi görünen hayatların içine girdiğimizde aslında hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığının altını çiziyor.

- Günümüz kadrajında Liste’nin anlatısı ve karakteri bugün nereye ve kimlere denk düşüyor? Sisteme yönelik eleştirisini hangi tonda ve nasıl bir renkten yapıyor?
Bugünün dünyasında Liste’nin karakteri aslında çok tanıdık biri. Modern hayatın yükünü taşıyan, sürekli yetişmeye çalışan, sorumlulukları arasında sıkışmış bir kadın. Hayatını listelerle yönetmeye çalışan, kusursuzu arayan biri. Oyunun sistem eleştirisi çok yüksek sesli değil. Daha çok ince, sızan bir eleştiri. Kapitalist düzenin insanı sürekli üretmeye ve yetişmeye zorlayan temposuna karşı ciddi bir sorgulama içeriyor.
- Oyunculuk minvalinde metni sahneleme aşamasında yaşadığınız, ilginç veya yeniden teyit ettiğiniz, ya da şu an aklınıza gelen, tebessüm ettiren neleri tecrübelediniz?
Prova sürecinde beni en çok şaşırtan şey, metnin oyuncu olarak insanı ne kadar çıplak bıraktığı oldu. Bazen bir cümleyi söylemeden önce gelen uzun bir sessizlik, sayfalarca diyalogdan daha güçlü olabiliyor. Güzel bir anımız da var: Bir provada herkes o kadar yoğunlaşmıştı ki sahnede söylediğim bir listeyi teknik ekip gerçekten not almaya başlamış. Sonra hep birlikte gülmüştük.

“Gerçekten neyi atlıyoruz, neyi unutuyoruz?”
- Bir kadın hikâyesini, yine sahne arkasında da kadınların hemhal olduğu bir ekibin jargonunda seyretmek her daim incelikli bir anlatım oluyor. Sizin yorumunuz nedir?
Sahne arkasında güçlü bir kadın ekibiyle çalışmak benim için çok değerliydi. Çünkü bu hikâye bir kadının iç dünyasına dair çok hassas bir alan açıyor. Çok konuştuk, çok tartıştık birlikte. Ama sevgili Cem Tuncer’in oyunu besleyen ses tasarımını ve Baran Gündüzalp’in daha oyun başlamadan oyunun ruhunu bize anlatan görsel şovunu da atlamamak gerekir.
- Tüm bu yaratım sürecinde fonunuzu meşgul eden, aklınızı kurcalayan, kafanızda sürekli dönen dolaşan neydi?
Provalar boyunca kafamda dönen şey hep şu soruydu: Gerçekten neyi atlıyoruz, neyi unutuyoruz? Bazen bir replik, bazen bir çocuk sesi, bazen de en sevdiklerimizi görmezden gelebiliyoruz. Oyun boyunca karakterin zihninde dolaşan o küçük ama ağır duyguyu anlamaya çalıştım.
- Oyunda en sevdiğiniz bölüm / replik hangisi ve sizi neden bu kadar etkiliyor?
Oyunda beni en çok etkileyen anlardan biri karakterin kendi listesiyle yüzleştiği bölüm. Çünkü orada aslında insanın kendisiyle karşılaşması var. O an sahnede olduğumda seyircinin nefesinin değiştiğini hissediyorum.
- Tanıtım metnindeki soruyu size sormak isterim: Bu kadar hayat koşturmacası ve kaygılar içinde sizce bir gün, “kendi liste(leri)mizle yüzleşmeye hazır olabilir miyiz?”
Bence, hayat bizi er ya da geç kendi listemizle yüzleştiriyor. O liste bazen yaptıklarımız bazen yapamadıklarımız bazen de ihmal ettiklerimiz oluyor. Önemli olan o listeye gerçekten bakabilecek cesareti bulmak.
“Hayat bazen listelerin dışına taşıyor”
- Oyunda listeler karakterin iç dünyasının aynası kıvamında. Sizce “liste” formatı, karakterin psikolojik durumunu ve suçluluk duygusunu izleyiciye aktarmada nasıl bir rol oynuyor? Seyircilerden gelen ilk tepkiler nasıldı?
Liste formatı karakterin zihnini çok net gösteriyor. Liste yapmak aslında kontrol etme isteği. Ama oyunda görüyoruz ki hayat bazen listelerin dışına taşıyor. Seyircilerden gelen ilk tepkiler çok duygusaldı. Pek çok kişi oyundan sonra “Ben de listeler yapıyorum ama şimdi listelerime bambaşka gözle bakacağım” dedi. “İhmal ettiğim, atladığım neler var, bakmam lazım” diyerek çıktılar.
- Tesadüf bu ya, hayat verdiğiniz oyundaki karakterle aynı mahalle ya da apartmandan tanışıyorsunuz. Hayat hikâyesini de bir şekilde biliyorsunuz. Ve bir vakit de aynı masalarda kelama düşmüşsünüz. Ona bir cümleniz olsa, bu ne olurdu?
Eğer o karakterle gerçekten bir masada otursaydım, ona sadece şunu söylerdim: “Kendimize biraz daha şefkatli olmayı öğrenmemiz gerekiyor.”
- Devlet Tiyatroları’ndan emekli oldunuz. Ve 2000’lerden sonra tiyatro mesainiz tamamen TV’ye yöneldi. Bu kadar donanımlı ve iyi bir oyuncuyken neden ara vermiştiniz? Ve uzun yıllar sonra Liste ile tiyatroya yeniden “merhaba” demek ya da kaldığınız yerden devam etmek, nasıl bir duygu-his hali yarattı / yaratıyor?
Evet, Devlet Tiyatroları’ndan emekli olduktan sonra uzun yıllar televizyon projelerinde çalıştım. İngiltere’de yaşamam da sahneye çıkmamı geciktirdi tabii. Ama bu süreçte hep okudum, araştırdım, izledim; kendime çok şey kattım. Yıllar sonra Liste ile sahneye dönmek benim için çok duygusal bir deneyim oldu. Sanki uzun bir aradan sonra eve dönmüş gibi hissettim.
“Tiyatro bazen çok büyük cevaplar vermez”
- Son zamanlarda sizi etkileyen ya da iyi gelen kültür-sanat rotasında neler var; paylaşırsanız bizler de nasiplenelim isterim?
Son zamanlarda beni etkileyen şeyler çok çeşitli, tek bir alandan değil. Örneğin bir kitabı tekrar okumak, bir müzik parçasını yürürken dinlemek ya da bir sergide tek bir fotoğrafın önünde uzun süre kalmak… Bu küçük anlar bana çok iyi geliyor.
- Gelecek günlerde tiyatro veya sanat haritanızda bizleri neler bekliyor; masanızda veya kafanızda gelecek proje ve programınızdan bahseder misiniz?
Şimdilik en büyük dileğim Liste’nin daha çok seyirciyle buluşması. Bunun dışında hem tiyatro hem de ekran için üzerinde düşündüğüm projeler var. Hikâyenin güçlü olduğu, insanın iç dünyasını anlatan işlerde yer almak istiyorum. Tabii Sihirli Annem’in ikinci filmi de Mayıs’ta vizyona giriyor: Sihirli Annem: Periler Okulu. Onun yeri her zaman bende çok ayrı ve çok önemli.
- Son olarak “bu da var paylaşalım, çoğalsın” dediğiniz notunuz varsa, eklemek isterim…
Tiyatro bazen çok büyük cevaplar vermez ama çok doğru sorular sorar. Eğer bir oyun izledikten sonra seyirci eve giderken bir şeyi düşünmeye devam ediyorsa, hatta ertesi gün yine bununla ilgili konuşabiliyorsa, bence oyun görevini yapmıştır.
Oyunun künyesi
Yönetmen, Dekor-Konsept Tasarımı: Ayşegül Hardern
Çevirmen: Lal Selin Atakay
Işık Tasarımı: Ayşe Sedef Ayfer
Ses Tasarımı: Cem Tuncer
Hareket Koçu: Stephen Rahman-Hughes
Dekor Uygulama: Gülfem Özdoğan
Afiş-Video Tasarımı: Baran Gündüzalp
Oyun takvimi
- 29 Mart, İstanbul Zorlu PSM -matine suare / 17.00-19.30
- 3 Nisan, İstanbul Baba Sahne / 20.30
- 5 Nisan, Ankara Tatbikat Sahnesi -matine suare / 15.00-19.00








