Gazeteci Ruşen Çakır, Kızıldere olayının yıldönümünde Türk solunun geçmişini ve bugününü değerlendirdiği yayınında sol içindeki dağınıklık ve örgütsel sorunlara dikkat çekti.
Gazeteci Ruşen Çakır, 30 Mart 1972’de yaşanan Kızıldere olayının yıldönümünde Türk solunun geçmişini ve bugünkü durumunu değerlendirdi. Çakır, Kızıldere’nin yalnızca tarihsel bir kırılma değil, aynı zamanda sol hareketin kolektif hafızasında güçlü bir sembol olduğunu vurguladı.
Çakır, Mahir Çayan ve arkadaşlarının, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamını engellemek amacıyla başlattıkları eylemin Türkiye siyasi tarihine damga vurduğunu belirtti. Olayda hayatını kaybeden 10 devrimcinin isimlerinin yıllardır anıldığını hatırlatan Çakır, Kızıldere’nin özellikle 1970’ler ve 12 Eylül sonrası dönemde solun kimliğini şekillendiren başlıca referanslardan biri haline geldiğini ifade etti.

“Türk solu Kürt hareketinin gölgesinde kaldı”
Ruşen Çakır’a göre, 12 Eylül darbesi sonrasında Türk solunun yaşadığı gerilemede birden fazla faktör etkili oldu. Bunların başında, Kürt siyasi hareketinin yükselişi geliyor. Çakır, Abdullah Öcalan’ın da Türk solundan etkilendiğini ifade ettiğini hatırlatarak, buna rağmen Türk solunun zamanla bu hareketin gerisinde kaldığını söyledi.
Sol içindeki dağınıklık ve örgütsel sorunlara dikkat çeken Çakır, şu örnekleri verdi:
- Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin umut veren başlangıcına rağmen zamanla eriyerek Sol Parti’ye dönüşmesi,
- Türkiye İşçi Partisi gibi parlamentoda temsil edilen yapılar olsa da solun ortak bir zemin kuramaması,
- Sürekli yaşanan iç bölünmeler ve küçük fraksiyonlara ayrılma eğilimi.
Çakır, en kritik sorunun ise sol içindeki “birisi farklı bir şey yaptığında onu aşağı çekme” refleksi olduğunu belirterek bunun yenilenmenin önündeki en büyük engellerden biri olduğunu söyledi.
“Bağımsız bir hat kurulamıyor”
Çakır, günümüz Türkiye siyasetinde iki ana eksen olarak Kürt hareketi ve Cumhuriyet Halk Partisi’ni işaret etti. Türk solunun bu iki yapıdan bağımsız bir siyasi hat oluşturamadığını vurgulayan Çakır, solun giderek bu aktörlerin çevresinde konumlanan “yardımcı” bir role sıkıştığını dile getirdi.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından dünya genelinde sol hareketlerin zayıfladığını belirten Çakır, buna rağmen bazı ülkelerde solun hâlâ güçlü ve etkili olabildiğini hatırlattı. Bu durumun, “solun tamamen bittiği” tezini geçersiz kıldığını ancak Türkiye’de solun kendini yenileme kapasitesini büyük ölçüde kaybettiğini gösterdiğini söyledi.
Çakır, mevcut tabloya dair karamsar bir değerlendirme yaparak kısa vadede bu kısır döngünün aşılacağına dair güçlü işaretler görmediğini ifade etti. Buna rağmen bireysel düzeyde sol bir duruşu korumanın dahi önemli olduğunu vurguladı.








