Rivayet Muhtelif (13) | Türkiye’de hukuk krizi: Yargı bağımsızlığı, barolar ve AİHM tartışmaları 

İSTANBUL (Medyascope) – Rivayet Muhtelif’te bu hafta Türkiye’de hukuk kriziydi. İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, Türkiye’deki hukuk sisteminin durumunu, yargı bağımsızlığını, anayasal güvenceleri ve avukatların rolünü Hilmi Hacaloğlu’na değerlendirdi.

Videonun özeti

  • İbrahim Kaboğlu, Türkiye’de hukuk sisteminin yargı bağımsızlığına zarar verdiğini vurguladı.
  • Yargının siyasal iktidarın etkisi altında kaldığını belirten Kaboğlu, 2017 anayasa değişikliğini eleştirdi.
  • AİHM kararlarının yok sayılmasının anayasal düzenin ihlali olduğunu savundu.
  • Tutuklamaların siyasi bir nitelik taşıdığını ve istisnai bir tedbir olarak uygulanması gerektiğini ifade etti.
  • Gazetecilere yönelik baskılara dikkat çekerek, Türk Ceza Kanunu’nun dezenformasyonu artırdığını söyledi.
Türkiye’de hukuk krizi
Türkiye’de hukuk krizi: Yargı bağımsızlığı, barolar ve AİHM tartışmaları 

İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, Türkiye’de hukuk sistemini ve yargı bağımsızlığını değerlendirdi. Kaboğlu; savunmanın, bağımsız olması gerektiğini vurgulayarak “Bağımsız baro olmadan, özgür savunma ve adil yargılanma olmaz” dedi.

Kaboğlu, Türkiye’de yargının tarih boyunca çeşitli sorunlar yaşadığını belirterek, “Hiçbir dönem tamamen sorunsuz olmadı ancak günümüzde yargının, siyasal iktidarın güdümüne daha fazla girdiğini görüyoruz” dedi. 2017 anayasa değişikliğinin yargı yapısında köklü bir dönüşüm yarattığını ifade eden Kaboğlu, bu sürecin “anayasacılığın sonu” anlamına geldiğini söyledi.

AİHM kararlarının yok sayılmasının anlamı

Baroların yapısına ilişkin düzenlemelere de değinen Kaboğlu, 2020’de çıkarılan çoklu baro yasasının siyasi nedenlerle hazırlandığını belirtti. İbrahim Kaboğlu, “Demokraside farklı eğilimler doğaldır, ancak bu çeşitliliğin kabul edilmemesi hukuka zarar verir” dedi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanmadığını belirten Kaboğlu, yönetimin AİHM kararlarını yok saymasının, anayasal düzenin de yok sayılması anlamına geldiğini savundu.

Tutuklama tedbiri

İbrahim Kaboğlu, tutuklamaların hukuki değil siyasi nitelik taşıdığını ifade ederek, “Tutuklama istisnai bir tedbirdir. Adli kontrolle aynı sonuç elde edilebiliyorsa tutuklama uygulanmamalıdır” dedi. Kaboğlu, Ekrem İmamoğlu’nun tutuksuz yargılanması gerektiğini söyledi.

Gezi davası kapsamında tutuklu bulunan Can Atalay hakkında verilen Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmamasını da eleştiren Kaboğlu, bu durumun somut bir ihlal kararı olduğunu söyledi. Kaboğlu, avukatların tutuklanmasına ilişkin olarak “Avukatlık faaliyetinden dolayı tutuklamak akla ziyan” dedi.

“Terörsüz Türkiye” tartışmaları çerçevesinde Barış Akademisyenleri konusuna da değinen Kaboğlu, geçmişte barış çağrısı yaptıkları için ihraç edilen akademisyenlerle bugün yürütülen süreç arasında çelişki olduğunu söyledi.

Yargıçların görevi

Siyasal iktidarın savunmaya doğrudan değil ama hakim ve savcılara müdahale etmek gibi eylemlerle dolaylı yoldan müdahale ettiğini söyleyen Kaboğlu, bir yargıcın dosyayı başından itibaren takip edememesi durumunda adil bir yargılama olamayacağını savundu. 

Gazetecilere yöneltilen düşünce suçunun resmi dezenformasyonu yaygınlaştırdığını söyleyen Kaboğlu, Türk Ceza Kanunu’ndaki “yalan bilgiyi alenen yayma” düzenlemesinin gazeteciler üzerinde baskı yarattığını belirtti. Kaboğlu, “Bu madde, dezenformasyonla mücadele adı altında düşünceyi bastırma aracına dönüşüyor” dedi.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.