İSTANBUL (Medyascope) – İBB davasında 18. gün CHP Bilgi İşlem Sorumlusu Orhan Gazi Erdoğan ve etkin pişmanlıkçı Gökhan Köseoğlu’nun “İmamoğlu’nun sosyal medya hesaplarını yönetiyor” dediği Ulaş Yılmaz savunma yaptı.

Haber özeti
- İBB davasında, Orhan Gazi Erdoğan savunmasında, savcının delil bulmakta zorlandığını belirtti.
- Tutuklu Ulaş Yılmaz, kendisine atılan suçlamaları reddetti ve yargı sürecine eleştirilerde bulundu.
- Yılmaz, hapiste yaşadığı koşulları ve aile özlemini dile getirerek tahliye talebinde bulundu.
Tutuklanarak İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 92’si tutuklu 414 sanığın yargılandığı davanın ilk duruşmasına, 18’inci günde devam ediliyor.
İBB davasında 18. gün duruşmaya, iddianamedeki eylem 13 kapsamında “kişisel verileri koruma kanununa muhalefet” iddiasıyla yargılanan CHP Bilgi İşlem Sorumlusu Orhan Gazi Erdoğan’ın savunmasıyla başlandı.
Savcılık ifadesi sırasında yaşananları anlatan Erdoğan, “Sayın Savcı, benden 2,5 yıl önceki verinin ne olduğunu hatırlamamı istiyor ve bir WhatsApp linkinden bahsetti. ‘Böyle bir link göndermişsin’ dedi. Ben böyle bir şeyi hatırlamadığımı ancak bazı tahminlerde bulunabileceğimi, bunun bir ‘örnek veri’ olabileceğini söyledim ve olasılıkları sıraladım. ‘Örnek veri’ lafını duyunca Sayın Savcım ‘Tamam’ dedi ve ifadeyi bitirdi” diye belirtti.
Erdoğan devamında şunları söyledi:
“Hayatımda savcılığa gitmemişim, karakola gitmemişim, savcı bir şey sorunca seçmen listesi gönderdin mi diye sordu sulh ceza hakimi, istesem de gönderemem öyle bir veri yok dedim. 15-20 dakika sonra tutuklandım. 6 aydır tutukluyum. İBB Hanem ile ilgili ne bir ifadede ne de bir belgenin içerisinde varım. Balyoz’dan babası 1,5 yıl yatmış genç bir avukat vardı. Genç avukat dedi ki babam bir buçuk yıl yattı çıkınca hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Kendi kendime dedim ben ne kaybettim, eskisi gibi olmayacak hayatımda ne var diye? Oğlumun, eşimin yaşadıkları da unutulmayacaktır.”
Erdoğan, mahkeme başkanının “Naim Erol Özgüner’in ‘hatırladığım kadarıyla’ dediği ifadeye göre işlenmiş data verileri vermiş olabilirim ifadeniz var doğru mu” sorusuna, “İşlenmiş data dediğimizi şöyle özetleyeyim; “İstanbul Kartal’da kaç Karslı var, kaç Tokatlı var?” bu verilerdir. Kişisel veri değildir” diye yanıt verdi.
Ulaş Yılmaz: “Biz bunları niye yaşıyoruz?”
Eylem 13 kapsamında tutuklu bulunan ve iddianamede sadece etkin pişmanlıkçı Gökhan Köseoğlu’nun “İmamoğlu’nun sosyal medya hesaplarını yöneten Ulaş Yılmaz” diye geçen Ulaş Yılmaz, savunma yaptı.
Yılmaz, “Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum. Bu dosyada suçlu olduğumu gösterecek tek bir delil bulunmamaktadır. Şahsıma karşı somut tek bir şey yoktur. Ciddi bir hatanın yada kastın, en hafif tabiriyle özensizliğin mağduruyum. Ben herhangi bir kişisel verinin usulsüz bir şekilde elde edilmesine, kaydedilmesine, işlenmesine ve yayılmasına neden olmadım. Kamuya verilen zararı kişinin kendi aklına verdiği zarar olarak değerlendiren biriyim. İnsanın kendi varlığıyla çelişmesidir bu. Kamu bizim en değerli ortaklığımızdır. Benim yıllardır kamuya hizmet eden bir ailem var” dedi.
Tek bir ifadeyle tutuklanan Ulaş Yılmaz, “Ben koğuşa geldiğimden beri koğuşta iki kişi öldü. Biri elimde öldü, önümüzde öldü adam. Götürdüler. Biz bunları niye yaşıyoruz? Hiç kimsenin bu muameleyi hak ettiğini düşünmüyorum. Çok ağrıma gidiyor, umarım sizin de başınıza gelmez” dedi, salonda bulunan kimi tutuklu isimler gözyaşları içinde savunmayı dinledi.
Ulaş Yılmaz savunmasında şunları dedi:
“Sayın Heyet, benim burada olmam, 6 aya yakındır hapiste olmam hukuk güvenliği ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Özgürlüğümden mahrum bırakılmanın tek nedeni özensiz bir soruşturma. Gerçekten çok özensiz. Ben Savcı Bey’e de uzun uzun anlattım. Yani mesela o kadar işlevini anlattım, yaptığımızı anlattım. İkna olmuş gibi görünüyordu ama ikna olmamış.
2,5 yaşındaki kızım beni şeyde sanıyor, yani iş yeri burası sanıyor. Gardiyanları da iş yerinden arkadaşlarım sanıyor. Zaten bu 10 dakika görüşme oluyor. Öyle saçma; yani örgüt lideri ve üyeleriyle beraber burada saatlerce birlikteyiz, aşağıda birlikteyiz ama ben kızımla 10 dakika konuşamıyorum. Ya bu ceza bana değil ki, bu kızıma, eşime. Ya tamam, kiminle görüşeceğiz? Mesela niye 10 dakika? Zaten her hafta mutlaka da bir sorun çıkıyor.
Ya CC’ye konmak suç mu olur? Yani Savcı Bey kızmayın da şimdi bana ceza koşullarından bahsedeceğim. Şimdi biz Vatan Emniyeti zaten pisliği çok meşhur; burada geçici koğuşta kalıyorsunuz. Ben 4 gün kaldım. 25-30 kişi 8 tane yatılacak yerde duruyor. Ben bir çeteyle beraber kaldım. Tek derdiniz ne biliyor musunuz? Tahtakuruları her tarafını ısırıyor. 4 günde sizi kırmızı bir varlığa dönüştürüyor. Sonra hücrelerinize, asıl koğuşunuza gidiyorsunuz. Geçici koğuşu olduğu için iki tane tabak 25 kişiyi bekliyor. Sabun yok, kaşık yok, hiçbir şey yok. Sonra asıl koğuşunuza geçiyorsunuz. Tamam. Ben iki aydan fazla yerde yattım. Ya bu meşhur bir şey, ya sıradan bir şey. Ya bize özel bir şey değil bu. Yani İBB tutuklularına kötü davranalım diye bir şey değil, burada rutin bir şey bu; çünkü haddinden fazla mahkum var. Direkt yerde yatıyorsunuz. Ve şurayı görebiliyor musunuz? Burada biz 10 kişi yattık, iki aydan fazla. 10 kişi. Ve bütün eşyanız çöp poşetinde. Her şeyimiz; kıyafetiniz, kağıdınız, kaleminiz çöp poşetinde.
Bu çöp poşeti bende bir travmaya yol açtı. Onun sebebi de şu; ben bizim bölgeye girdiğimden beri bizim bölümden iki kişi öldü. İyi ki ben geldiğimde götürülmüştü, soğuk algınlığından. Sonra da bir gün geldiler, ‘Eşyasını teslim edin’ dediler. Koğuşun kapısına çöp poşetiyle eşyaları konuluyor. Diğer kişi benim elimde öldü; kalp krizi geçirdi, dilini yuttu, morardı, damarları şişti. Şimdi yapabileceğimiz şey dilini çıkarmak, çıkarmaya çalışmak. Butona hızla basıp kapıyı yumruklayarak bu demir kapının ardından birilerinin gelmesini istemek. Önümüzde öldü adam. Götürdüler. Bir süre sonra çöp poşetiyle eşyaları kapıya koyduk. Biz bunları niye yaşıyoruz?
İçinde bulunduğumuz durumda, bu soruların hiçbirinin yanıtı yok. Yanıtı yok gerçekten. Yani olmadığını biliyorum. 6 aya yaklaşan esaretin telafisinin mümkün olmadığını da biliyorum. Yani ben kızımın en iyi zamanlarında onunla değilim. Hakkımdaki mesnetsiz iddialara, isnatlara karşı yaptığım savunmalar göz önüne alınarak; adaletin tecelli etmesini, adil yargılanma hakkının, hukuk devleti ilkesinin bu kitaplarda yazılı kavramlardan ibaret kalmamasını diliyorum. Aileme ve işime kavuşmak istiyorum, kızıma kavuşmak istiyorum, eşime kavuşmak istiyorum, sevdiklerime kavuşmak istiyorum. Bu çerçevede tahliyemi ve beraatimi talep ediyorum.”
Ulaş Yılmaz’ın avukatı Ersöz, savcılıkta yaşananları anlattı
Avukat Hüseyin Ersöz, İBB soruşturması sürerken savcılık aşamasında yaşananları şu sözlerle aktardı:
Müvekkilimiz Ulaş Yılmaz, 30 Ekim 2025 tarihinde gözaltına alınıp 31 Ekim 2025 tarihinde savcılık ifadesine girdiğinde; müvekkilimizin ifadesini alan savcı tarafından şöyle bir ifade kullanıldı: ‘Bakın, Eylem 13 ile ilgili müvekkilinize isnat edilen bu suçlama benim en önemsediğim konu; ben bu konuyu bizzat kendim çalıştım.’ Savcılık makamı, kolluktan gelen birtakım veri sızıntıları sebebiyle bazı bilgilerin kamuoyuyla paylaşıldığı yönünde polisten bir intibaya sahip olduğu ve bilgilerin servis edildiğini düşündüğü için aynen şu şekilde ifade etti: ‘Ben bunu kollukla bile paylaşmadım. Bizzat müzekkerelerini ben yazdım, bizzat tahkikatını ben yürüttüm ve bu konuyla ilgili bütün değerlendirmelerin hepsini de ben yaptım.’ Eylem 13’e yönelik böyle bir önem atfettiğini ifade etti. O sırada zannediyorum ki yanımda Avukat Enes Ermaner ile Avukat Burcu Şahin de vardı. Şimdi Sayın Başkan, değerli heyet; savcının bir ifadesi daha oldu, onu da sayın müvekkilim hatırlayacaktır. ‘Ya avukat bey, ben sizi de tanıyorum; daha önceden de bir ifadeye girmiştik. Siz benim yöntemimi de biliyorsunuz, bu sebepten dolayı müvekkilinize de yükselemiyorum’ dedi. ‘Sayın Savcım, yükselmek ne demek?’ dedim. ‘İşte, benim bir sorgu usulüm var, o sorgu usulünü uygulayamıyorum’ anlamında bir şey söyledi. ‘Vallahi ben sorgu usulünün hukuka uygun olup olmadığına bakarım; onun dışında ‘yükselmek’ gibi bir tabir benim hukuk lügatimde yok, devam edelim’ dedim ve sorgu işlemine bu şekilde devam ettik.
- İBB davasında 18 kişi tahliye edildi
- İBB dosyasında tutukluluk kararlarına itiraza bir ret daha
- Ruşen Çakır yorumladı | İBB davasının ilk gününden izlenimler: Usul esası belirler
- Haftaya Bakış (310): Ara seçim tartışmaları | İBB davasında tahliyeler | İran savaşının gidişatı
- Haftaya Bakış (307): Türkiye savaşın neresinde? İBB davasının gidişatı






