Pakistan, ABD ve İran arasında nasıl arabulucu oldu?

Pakistan

İSTANBUL, (AP, AFP, TIME) – Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile İran arasındaki müzakerede Pakistan arabulucu rolüyle öne çıktı. Peki İslamabad’ı bu kritik pozisyona taşıyan ne, bu girişimin arkasında hangi dengeler var?


Haberin özeti:

  • ABD ve İran arasında müzakerelerde arabulucu rolü üstlenen Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, tarafları 10 Nisan’da İslamabad’a davet etti.
  • Pakistan, hem ABD hem de İran ile ilişki kurabilen nadir ülkelerden biri.
  • Pakistan, enerji güvenliği ve ekonomik çıkarları nedeniyle savaşın sona ermesi için çaba gösteriyor.
  • Geçmişte de ABD-Çin ve Sovyetler ile Afganistan süreçlerinde arabuluculuk yaparak deneyim kazanmış bir ülke.

ABD ve İsrail’in İran’a saldırılarıyla başlayan savaşın 40. gününde taraflar, Pakistan arabuluculuğunda iki haftalık geçici ateşkes konusunda uzlaştı. ABD ve İran arasında doğrudan temasın sınırlı olduğu bir dönemde Pakistan arabulucu rolüyle öne çıktı.

Normalde bu tür yüksek riskli krizlerde adı ilk anılan ülkelerden biri olmayan İslamabad, bu kez Washington ile Tahran arasında mesaj taşıyan ve görüşme zemini oluşturan bir kanal haline geldi.

Görüşmelere arabuluculuk eden Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ateşkesin yalnızca belirli bölgeleri değil, Lübnan dahil “her yerde” geçerli olacağını söyledi. Şerif, “Tüm anlaşmazlıkların nihai olarak çözülmesi için müzakereleri sürdürmek üzere heyetlerini 10 Nisan Cuma günü İslamabad’a davet ediyorum” dedi.

Pakistan neden arabulucu olarak öne çıktı?

Daha önce ABD ile İran arasında yapılan nükleer müzakerelerde Umman ve Katar’ın adını duymuştuk ancak bu ülkeler, İran’ın misilleme saldırılarında hedef oldukları için bu rolü Pakistan üstlendi.

Pakistan’ı öne çıkaran en önemli unsur, hem ABD hem İran ile aynı anda ilişki kurabilen nadir ülkelerden biri olması.

İran ile yaklaşık 900 kilometrelik sınırı bulunan Pakistan, tarihsel, kültürel ve dini bağlara da sahip. Pakistan’da İran’dan sonra en büyük Şii nüfus bulunuyor. Öte yandan İran, 1947’deki bağımsızlığının ardından Pakistan’ı tanıyan ilk ülke.

Trump ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif.

Aynı zamanda Pakistan’ın ABD ile ilişkileri de son dönemde yeniden güçlendi. İslamabad, ülke içindeki İslamcıların eleştirilerine rağmen “Gazze’ye barış getireceği” iddia edilen Trump’ın Barış Kurulu’na da katılan ülkelerden.

Artan diplomatik temaslar ve askeri ilişkiler, İslamabad’ı Washington açısından da güvenilir bir muhatap haline getirdi. Trump’ın Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Asım Münir ile doğrudan temas kurması ve kendisini “en sevdiği Mareşal” olarak nitelendirmesi bu yakınlaşmanın bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

İslamabad neden bu kadar istekli?

Pakistan için bu savaş yalnızca bölgesel bir kriz değil, doğrudan ekonomik ve enerji güvenliği meselesi.

Pakistan, petrol ve doğalgaz ihtiyacının büyük bölümünü Ortadoğu’dan karşılıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki aksama, Pakistan’ın enerji maliyetlerini doğrudan artırıyor.

Nitekim artan gerilim, ülkede yakıt fiyatlarının yaklaşık yüzde 20 yükselmesine yol açtı. Bu durum hükümet üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Ayrıca Körfez’de çalışan milyonlarca Pakistanlının gönderdiği döviz de ekonomi için kritik önemde.

Bu nedenle Pakistan için tarafsız kalmak ve savaşı sona erdirmeye çalışmak, yalnızca diplomatik değil ekonomik bir zorunluluk olarak görülüyor.

İran savaşının Pakistan’ın iç siyasetinde de etkileri var. ABD’nin saldırılarının ardından ülke genelinde İran’a destek protestoları düzenlendi, bazı şehirlerdeki protestolarda güvenlik güçleri ile çıkan çatışmalar sonucu çok sayıda kişi hayatını kaybetti.

İran’ı 37 yıldır yöneten Ayetullah Ali Hamaney’in öldürülmesi de Pakistan’daki Şii nüfus üzerinde güçlü bir etki yarattı. Bu nedenle İslamabad’ın İran karşıtı bir pozisyonda görünmesi iç politikada ciddi riskler barındırıyor.

Öte yandan Pakistan’ın Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleriyle güçlü ilişkileri bulunuyor. 2025’te imzalanan savunma anlaşması, Pakistan’ın Tahran’a açık destek vermesini sınırlayan bir unsur olarak öne çıkıyor.

Pakistan daha önce hangi çatışmalara arabuluculuk yaptı?

Pakistan nadiren arabulucu rolü üstlense de geçmişte kritik süreçlerde yer aldı. 1970’lerde ABD ile Çin arasındaki diplomatik açılımda arka kanal görevi üstlendi.

Daha sonra Sovyetler’in Afganistan’dan çekilmesini sağlayan süreçte ve ABD ile Taliban arasında yürütülen görüşmelerde de rol oynadı. Bu deneyim, Pakistan’ın kriz anlarında devreye girebilen bir aktör olduğunu gösteriyor.


Pakistan’ın arabuluculuğu, çatışmayı tamamen durdurmasa bile taraflar arasında sınırlı bir diplomasi alanı açabilir. Bazı uzmanlar, ABD’nin daha geniş saldırıları ertelemesinde ve İran’ın tepkilerinin görece sınırlı kalmasında bu temasların etkili olabileceğini belirtiyor.

Ancak sahadaki askeri hareketlilik ve karşılıklı güvensizlik, sürecin kırılganlığını koruyor. ABD’nin bölgeye asker sevkiyatı sürerken İran tarafı bunu olası bir kara harekâtının işareti olarak yorumluyor.

Sonuç olarak Pakistan, bu savaşta ne tamamen tarafsız bir gözlemci ne de klasik bir arabulucu. Ancak mevcut koşullarda, hem Washington hem Tahran ile konuşabilen az sayıdaki ülkeden biri olarak öne çıkıyor. Bu da İslamabad’ı savaşın ortasında kritik bir diplomatik kanal haline getiriyor.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.