Okurlarımızı, takipçilerimizi, izleyicilerimizi ve tüm destekçilerimizi görüşlerini Medyascope’ta dile getirmeye davet ediyoruz. Yazınız editoryal ilkelerimize uyar ve Yayın Kurulumuz tarafından da uygun görülürse, web sitemizde imzanızla yayınlanacaktır. Konuşan, tartışan, farklı fikirlerin dile getirildiği bir Türkiye istiyoruz. Hatice Karakuş Öztürk “Evliliğin yeni yol haritası” başlıklı yazıyı kaleme aldı.

Evlilik ile ilgili tartışmaların dozu eskiye göre hiç olmadığı kadar arttı. Evlilik zihnimizde boşanma, mutsuzluk, bireyselleşme ve yalnızlık gibi kelimeler ile kodlanır oldu. Evliliği iki insanın bireysel hikayesi olarak düşündüğümüzde bu kavram setleri anlaşılır aslında. Oysa ki tarih bize bambaşka şeyler söylüyor. Bugün evlilikte gördüğümüz çatlaklar belki de sandığımız yerden başlamadı. Bu çözülme akrabalığın sessiz sedasız zayıflaması ile başlamış olabilir. Çünkü evlilik çok uzun yıllar, iki farklı sosyal evreni birleştiren büyük bir düğümdü. Düğüm gevşedikçe ilişkilerin dokusu seyrekleşti ve yavaş yavaş çözülmeye başladı.
Sayfaları geriye doğru çevirdiğimizde insanların evlenirken bir eş seçmenin ötesinde, farklı motivasyonlarla hareket ettiğini görmekteyiz. Kendine yeni bir dünya kuran kadın ve erkek bu dünyaya yeni bir anne, baba, kardeş, hala, teyze ve amcayı da davet etmekteydi. Antropolog Coontz’un ifadesi ile evlenen birey sadece bir eş kazanmazdı. Yeni bir kayınvalide ve kayınpeder de kazanırdı. Bu tercih birey için yeni bir himaye biçimi de aynı zamanda. Bireylerin evlendikleri insanların annesini anne, babasını baba olarak görmesi bir nezaket kuralı değildi. Bu tercih “sizin koruyuculuğunuzun ve sorumluluğunuzun bir parçasıyım” düşüncesinin sembolik bir adımıydı. Bugün kulağa belki romantik gelmeyebilir ama evlilik çok uzun yıllar akrabalığın lokomotifi olarak işledi. Evlenen iki birey değil iki farklı soydu. Dışarıdan bakıldığında bu birleşme iki insan arasında gibi görünse de bazen bir kabilenin bazen bir köyün bazen de siyasi bir gücün bir evrende buluşmasının hikayesiydi. Bu sebeple geçmişte iyi evliliğin formülü güçlü bir dayanışma ağına karşılık gelmekteydi.
Antropologlara göre evlilik uzun yıllar hayatta kalma stratejisinin de bir parçasıydı. Esas amaç dayanışma ağlarını genişletmek, olası risklere karşı bir ön almak ve geleceğe güvenli bir şekilde hazırlanmaktı. Çünkü tek başına kalan insan zayıf ve kırılganken; akrabalık gibi güçlü bir ağın içinde olan ise daha korunaklı ve dirençliydi. Bugünün diliyle söyleyecek olursak network dediğimiz yapı yüzyıllar önce akrabalık üzerinden kuruluyordu. Yardım bu ağın içinden dolaşarak bireye ulaşıyordu. Bilgi, güvenlik, miras, iş birliği, siyasal güç bu ağın açtığı hat üzerinden hareket etmekteydi. Bu ağ aslında çok güçlü bir gövdeye eşlik ediyordu. Bu sebeple akrabalık salt aileyi değil toplumun çok katmanlı yapısını taşıyan bir kolon işlevi görmüştür. Evlilik ise bu kolonun ilk bağlantı noktasını inşa etmekteydi.

Bugüne geldiğimizde ise belki de ilk önce şu soruyu sormalıyız. Aileden önce akrabalık çözülmüş olabilir mi? Döne Ayhan 2000 sonrası doğmuş 15 üniversite öğrencisi ile yaptığı çalışmada gençlerin akrabalarını tamamen terk etmediğini ancak ilişkinin daha seyrek ve yüzeysel bir zemine çekildiğini belirtiyor. Bu gruptaki gençler için akrabalık sosyal sermayenin ötesinde, ihtiyaç halinde başvurulan gündelik hayatın çok da merkezinde yer almayan bir ilişki biçimi. Diyebiliriz ki akrabalık bir anda ortadan kaybolmuyor elbette, ağırlığını yavaş yavaş yitiriyor.
Bu durumun örneklerini uzun zamandır deneyimliyoruz aslında. Bayram ziyaretlerinin seyrekleşmesi, aile büyüklerinin otoritesinin sorgulanması, akrabaların yılda birkaç kez görülen bir özneye dönüşmesi bize pek de yabancı olmayan örnekler. Uzun yıllar akrabaların üstlendiği çocuk bakımının kreşlere, borç ve ev almanın bankalara, iş bulmanın da bireysel çaba ve mesleki ağlardan beklenmesi ise madalyonun öteki yüzü. Ancak bu değişimi bireylerin ağlardan tamamen kopması olarak okumamak lazım. Tam aksine bir ağı terk eden birey başka bir ağa dahil oluyor. Değişen ve dönüşen tek şey ağın adresi sadece. Bu aşamada Manuel Castell’in ağ toplumu yaklaşımını hatırlamakta fayda var. Bir dönem kan bağı üzerinden kurulan ağlar bugün meslek çevresi, gönüllük üzerine kurulu dostluklar, arkadaşın arkadaşları, dijital platformlar üzerinden işlerliğini sürdürmekte. Pek çok insan arada kan bağı olmasa da aile hissi veren dostluklar üzerinden yeni bir ilişki türü yaratıyor. Bilgi, güven, iş ya da yeni fırsatlar yakalama isteği bu hat üzerinden ilerliyor artık. Hatırlamakta fayda var. Eskilerin kimlerdensin sorusu bugünlerde yerini kimi/kimleri tanıyorsun sorusuna bıraktı.
Evlilik özelindeki tartışmaları bu hat üzerinden okumakta fayda var. İnsanlar geçmişten günümüze toplumsal ağlara dahil olarak ihtiyaçlarını karşılama kaygısı ve beklentisi ile hareket etti. Bu sebeple aslında evlilik ortadan kalkmıyor sadece üzerine inşa edilen ittifakın niteliğinde bir değişim yaşıyor. İttifaklar farklı şekillerde yeniden kuruluyor. Aslında kartlar yeniden dağıtılıyor. Şöyle ki birey kendini anlayacak birini bulmak için duygusal bir güvenlik ittifakı kurmanın peşinde. Benzer bir yaşam tarzı beklentisi üzerinden de bir yaşam ortaklığı istiyor. Birlikte seyahat etmek, yatırım yapmak ve birlikte üretmek bu ortaklığın akla ilk gelen örnekleri. Aynı dünya görüşü ve benzer gelecek hayali aynı zamanda bir kimlik ittifakının da ön hazırlığı.
Gençler özelinde değişimin sebepleri bu detaylarda gizli. Eski zamanlarda bir ağa dahil olmak için evlilik yapan bireyler şimdilerde ağları kurduktan sonra evlilik kararı alıyorlar. Çünkü evlilik topluma açılan tek kapı değil, sayısız kapıdan sadece birisi. Bu sebeple evlilik elbette önemini tamamen kaybetmedi. Sadece yüzlerce yıl tekelinde olan ayrıcalıklı konumunu paylaşmaya başladı. Tartışılması gereken mesele evlilik değil, evliliğin ürettiği ittifaklar. İşte evliliğin geleceğini de tam olarak bu belirleyecek. Bireyler yeni ağlar içinde hangi ihtiyaçlarını karşılayacak hangileri için evliliğe ihtiyaç duyacak? Bu yönüyle üzerinde düşünülmesi gereken bireyler evlenecek mi sorusundan çok acaba hangi ihtiyaçlar için evliliğe başvuracaklar meselesidir. Belki de evlilik hiçbir kurumun yerine getiremeyeceği ihtiyaçların yeni adresi olarak varlığını sürdürecektir.





