İSTANBUL (Medyascope, Melike Ceyhan) – İstanbul’un sokaklarında müzik neden sustu? Bir zamanlar İstiklal Caddesi ve Galata’nın her köşesinde duyulan sokak müziği, bugün giderek daha sınırlı alanlara çekiliyor. Sokak müzisyenlerinin belirlenen nokta ve saatlerde performans yapabilmesi “düzen mi, denetim mi?” tartışmasını beraberinde getirdi.
Bir zamanlar müzik, İstanbul’un sokaklarına karışırdı. İstiklal Caddesi’nde bir gitarın sesi, Galata’da bir kemanın ezgisi duyulurdu. Köşe başında yükselen bir şarkı, yoldan geçenleri durdurur, birbirini tanımayan insanlar aynı ezginin çevresinde buluşurdu. Kimi birkaç dakika dinler, kimi dans eder, kimi de şarkıya hep bir ağızdan eşlik ederdi.
Sokaklar yalnızca bir yerden başka bir yere ulaşmak için kullanılan geçiş yolları değildi. Sesin, hareketin ve zaman zaman itirazın kendine yer bulduğu açık sahnelerdi. Müzisyenler kentin gündelik telaşına kendi seslerini katarken yoldan geçenler de planlamadıkları bir karşılaşmanın parçası olurdu.
Ancak son yıllarda bu görüntülere daha az rastlanıyor. Bir dönem İstanbul’un en kalabalık noktalarında duyulan sokak müziği, kentin gürültüsü içinde giderek geri çekiliyor. Özellikle İstiklal Caddesi’nde müzisyenlerin diledikleri noktada enstrümanlarını çıkarıp çalabildiği günlerin geride kaldığını düşünenler var.
Müzik belirlenen alanlara çekiliyor
Sokak müzisyenleri, bugün çoğunlukla belediyelerin ve yerel yöneticilerin belirlediği alanlarda, belirli kurallar çerçevesinde performans sergileyebiliyor. Müzik yapılabilecek yerlerin ve saatlerin sınırlandırılması, sokak sanatının kamusal alandaki varlığına ilişkin tartışmaları da beraberinde getirdi.
Uygulamayı savunanlar, belirli alanların müzisyenlere daha güvenli ve düzenli performans koşulları sağladığını düşündüklerini aktardı. Bu düzenlemelerle aynı noktada çok sayıda müzisyenin sesinin birbirine karışmasının önlenebileceği, çevrede yaşayanların ve esnafın gürültü şikâyetlerinin azaltılabileceği belirtildi.
Bazı kent sakinleri de uygulamanın hem müzisyenler hem de dinleyiciler açısından olumlu olduğunu söyledi. Kent sakinleri, belirli alanlarda yapılan performansların daha rahat dinlenebildiğini ve müzisyenlerin kesintiye uğramadan çalabildiğini ifade etti.
Ancak müziğin belirli noktalara çekilmesi, sokak sanatının kent içindeki hareket alanını da daraltıyor. Çünkü sokak müziğini diğer performans biçimlerinden ayıran en önemli özelliklerden biri, önceden planlanmayan karşılaşmalara dayanması. Müzisyen ile dinleyici, herhangi bir program, bilet veya sahne olmadan kamusal alanda buluşuyor.

Düzen mi, denetim mi?
Düzenlemelere yönelik eleştirilerin merkezinde, sokak müziğinin bu kendiliğindenliğini kaybettiği düşüncesi bulunuyor. Müziğin yalnızca izin verilen alanlarda yapılabilmesi, müzisyen ile dinleyici arasındaki tesadüfi karşılaşmaları azaltıyor.
Sokak müziğinin denetim altına alınarak “evcilleştirildiğini” düşünenler, müzisyenlerin kent içinde yer seçebilmesinin sanatın doğasının bir parçası olduğunu savundu. Onlara göre sokak müziği, sınırları önceden belirlenmiş bir etkinlik değil, kentin gündelik yaşamı içinde kendiliğinden ortaya çıkan bir ifade biçimi.
Belirlenen alanların dışında müzik yapmanın zorlaşması, müzisyenlerin görünürlüğünü de etkiliyor. İstanbul’un farklı noktalarında ortaya çıkabilecek sesler, izin verilen birkaç alana sıkışıyor. Böylece müzik, kentin gündelik yaşamına kendiliğinden karışan bir unsur olmaktan çıkıp sınırları önceden çizilmiş bir gösteriye dönüşüyor.
Tartışma yalnızca müziğin nerede ve hangi saatlerde yapılacağıyla sınırlı değil. Aynı zamanda kamusal alanın kimler tarafından, nasıl kullanılabileceği sorusunu da gündeme getiriyor. Sokaklar yalnızca insanların yürüdüğü ve alışveriş yaptığı alanlar mı, yoksa sanatın, karşılaşmanın ve farklı seslerin de kendine yer bulabileceği ortak yaşam alanları mı?
Bir zamanlar bir şarkının çevresinde toplanan kalabalıklar, bir gitarın sesini takip ederek duran insanlar ve kendiliğinden başlayan danslar, bugün eski İstanbul’un hikâyelerini hatırlatıyor.
Sokakların düzenlenmesi gerektiğini düşünenlerle müziğin özgür bırakılmasını savunanlar farklı noktalarda dursa da geriye ortak bir soru kalıyor. İstanbul’un sokakları yalnızca geçip gidilen alanlara mı dönüşecek, yoksa kentin farklı seslerine yeniden yer açılacak mı?
Melike Ceyhan kimdir?
Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden 2015’te mezun oldu. Medyascope, Artı Tv, Halk Tv, KRT, Tele1’de çalıştı.
Proje hakkında
“Medya Özgürlüğüne Destek – Güçlü Dayanışma, Güçlü Medya” projesi Avrupa Birliği tarafından finanse edilmekte ve Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Gazeteciler Cemiyeti (GC) ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti (IGC) tarafından yürütülmektedir. Programın genel amacı, “Türkiye’de medya çoğulculuğunun ve özgür basının güçlendirilmesine” katkıda bulunmaktır.








