Zeynep Duygu yazdı | Barışın toplumsal hayatı (3): Barışa çağırdığınız insanlar nasıl yaşıyor?

Altı ay hapiste kaldım. Sonrasında uzun yıllar işsizlik ve yalnızlık yaşadım. Dostlarımın dayanışması vardı; o yılları anlatırken onların varlığını dışarıda bırakamam. Ailemin kaygısı ve öfkesi de bu hayatın içindeydi. Üyelikten verilen altı yıllık hapis cezasına ilişkin dosyam hâlâ Yargıtay’da.

Cezaevinde ve sonrasında bambaşka hayatlar dinledim. Kayıplarımız, imkânlarımız farklıydı. Tahliye olan insanın dönecek bir işe, yaşayacak bir eve, yeniden kurabileceği bir hayata ihtiyacı vardı. Bugün yeniden barış ihtimalini konuşurken o yılları geride kalmış sayamıyorum. İnsanların yeni bir sürece duyacağı güvende, geçmişte ihtiyaç duydukları anda kime ulaşabildiklerinin de payı var.

Mahalleye seçimden seçime uğramak

2015’in ardından yakından tanık olduğum kırgınlıkların hepsi devlete yönelmiyordu. İnsanların kendi siyasetçilerine, emek verdikleri kurumlara da söyleyecekleri vardı. Alınan kararları, ulaşamadıkları insanları, bulamadıkları desteği konuşuyorlardı. Baskı ağırlaştıkça bu soruları dile getirmek de zorlaşıyordu.

2012’nin sonunda başlayan müzakere süreci, 2015 yazında çöktü. TİHV’nin kaydına göre, 16 Ağustos 2015–16 Ağustos 2016 arasında sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı yer ve zamanlarda 79’u çocuk en az 321 sivil hayatını kaybetti. Uluslararası Af Örgütü’ne göre Sur’un altı mahallesinden yaklaşık 24 bin kişi yerinden edildi. Köylerinden zorla göç ettirilen insanların bir bölümünün sığındığı mahallelerde hayat bir kez daha dağıldı.

Zeynep Duygu yazdı | Barışın toplumsal hayatı (3): Barışa çağırdığınız insanlar nasıl yaşıyor?

Mahalle dağıldığında çocuğu bırakacak komşu, veresiye alışveriş yapılan bakkal, yakındaki akraba da uzaklaşıyor. Yeni bir ev bulsanız bile eski hayatınızı mümkün kılan ilişkileri aynı yerde bulamıyorsunuz. Barınmanın, bakımın, işe gitmenin masrafı artıyor.

O yıllarda dayanışma az da olsa vardı. Belediyelerin ve sivil toplum örgütlerinin desteği, kayyumlarla ve kurumların kapatılmasıyla ağır darbe aldı. Deneyimli / yetkin insanların tutuklanmasının, yıllarca cezaevinde tutulmasının neyi eksilttiğini biliyoruz. Devletin yol açtığı ihlallerin hesabını vermesini, kayıpların onarılması için sorumluluğunu yerine getirmesini bekliyorum.

Kürt siyasal hareketine de sorularım var. Bunca kayba rağmen ayakta kalan yapılar, insanlarla ilişkilerini nasıl sürdürdü? Benim yaşadığım ve çevremde gördüğüm yalnızlık yıllarca devam etti. İnsanların bir bölümüne ulaşan dayanışma, neden başkalarına ulaşmadı? Bunun açıklamasını da desteğe ulaşamayan insanlardan bekleyemeyiz.

Seçim zamanı kapısını çaldığımız eve bir sonraki seçime kadar uğramıyorsak, o evdeki insanın siyasete güvenini nasıl koruyacağız? Mücadelede yakınlarını kaybetmiş, “değer ailesi” diye andığımız ailelerin geçimini, hastasını, yalnızlığını kim takip ediyor? Kayıp yıldönümünde hatırlanan insanın yılın geri kalanında nasıl yaşadığı da siyasi sorumluluğumuzun içinde.

Parti genel merkezlerinden yerel örgütlere, kadın yapılarından dayanışma örgütlerine kadar bu ilişkinin nerede koptuğunu konuşmak gerekiyor. İnsanları dinleyip hiçbir kararı değiştirmeden dönülen ziyaretler kırgınlığı büyütüyor. Yıllarca emek vermiş insanlardan, yaşadıkları ne olursa olsun aynı inancı korumalarını bekleyen bir politik pratiğe itiraz ediyorum.

Zeynep Duygu yazdı | Barışın toplumsal hayatı (3): Barışa çağırdığınız insanlar nasıl yaşıyor?
Zeynep Duygu yazdı | Barışın toplumsal hayatı (3): Barışa çağırdığınız insanlar nasıl yaşıyor?

Hayatı kim sürdürüyor?

Aynı baskıyla karşılaşan herkesin hayatını yeniden kurma imkânı aynı değil. Dönülebilecek bir iş, aile birikimi, barınacak bir ev önemli farklar yaratıyor. Geniş bir siyasi çevre her zaman geçim sağlamıyor; ailesinin imkânı olan herkes de o imkândan yararlanamıyor. Kürtlerin arasındaki sınıfsal eşitsizlik, kaybın ardından kimin toparlanabildiğinde, kimin yoksulluğa daha fazla gömüldüğünde de karşımıza çıkıyor.

Dostların desteğini kendi hayatımdan biliyorum. Ama geçinmeyi sürekli bir dostun yetişmesine bırakmak nasıl bir dayanışma anlayışı? Kurumsal desteğe ulaşmanın yolu da tanıdıklardan geçiyorsa çevresi daralan insan iyice yalnız kalıyor. Üstelik yardım isteyen birinin geçmişte ne kadar bedel ödediğini kanıtlaması da gerekmemeli.

Siyasal mücadele sürerken birileri de gündelik hayatı sürdürüyor. Çocuklara bakıyor, geçim sağlıyor, cezaevindeki yakınının ihtiyaçlarına yetişiyor. Toplumsal yeniden üretim dediğimiz emek, örgütlü siyasetin de devamını sağlıyor.

Fakat bu emeğin yükü büyük ölçüde ailelerde, kadınların üzerinde kalıyor. Kadınlar destek arıyor, dayanışmayı örgütlüyor, karşılık bulamadıklarında itiraz ediyor. Bir yolunu bulup hayatı sürdürmeleri, kurumların yerine getirmediği sorumlulukları da görünmez kılabiliyor.

Bu yük paylaşılmadığında siyasi faaliyete zaman ayırabilmek bile sınıfsal bir ayrıcalığa dönüşüyor. Hayatı başkalarının görünmeyen emeğiyle devam eden bir siyaset, o emeği verenlerin sözünü kararlarına ne kadar katıyor?

Direnişi hatırlamak

Mücadeleye omuz vermiş insanların yalnızlığını konuşurken, direnişi nasıl hatırladığımıza da bakmak gerekiyor. Şarkılar, fotoğraflar, halaylar ve anmalar insanların bir arada kalmasına, kaybettiklerini unutmamasına yardımcı oluyor. İnsanların hem sevince hem de yasa ihtiyacı var. İtirazım, direnişin hikâyesine gösterilen ilginin, o hikâyeyi taşıyan insanların bugünkü hayatına uzanmamasına.

Direnişin estetize edilmesiyle kastettiğim bu: Fedakârlık etkileyici bir anlatıya dönüşürken işsizlik, yoksunluk ve bakım ihtiyacı kişinin tek başına çözmesi beklenen sorunlar olarak kalabiliyor. Geçmişteki emek harekete itibar kazandırıyor, o emeği verenin bugünkü geçim derdi aynı ölçüde ortaklaşmıyor. Hafızaya sahip çıkarken, hafızasını taşıdığımız insanların hayatına nasıl eşlik ettiğimizi de sormalıyız.

Dayanışma isteyen insanların neden yalnız kaldıklarını sorma hakkı da var. Bir kurumda sorun varsa eleştirinin muhatabı o kurum olacak. Baskı altında olması, içeride yaşananları görmezden gelmemizi gerektirmiyor.

“Kurumlarımız hedef alınıyor” ifadesi somut bir şikâyetin yerini aldığında, hesap vermesi gerekenlerle kendini açıklamak zorunda kalanlar yer değiştirebiliyor. İtiraz eden kişi, yaşadığı sorunu anlatmadan önce kuruma düşman olmadığını kanıtlamaya çalışıyor. Kurumun geçmişte ödediği bedel öne çıkarılırken bugün alınan kararlardan zarar görenlerin sözü geri plana itiliyor. Devlet baskısına karşı savunduğum bir kurumun kendi sorumluluğunu da sorgularım.

Dilan Karaman’ın ardından

Kasım 2025’te kaybettiğimiz Dilan Karaman, gazeteci, feminist ve politik bir kadın arkadaşımızdı. Emeği, sözü, paylaştığı bir hayat vardı. Ölümünün ardından hazırlanan rapor ve kurumların eleştirileri karşılama biçimi, bende ve konuştuğum birçok arkadaşımda ciddi bir güven kırıklığı yarattı.

Mart 2026’da açıklanan raporda partner şiddetine, mobbinge ve kurumsal müdahale eksikliklerine ilişkin tanıklıklar vardı. Ablası Gönül Karaman, raporun failleri koruduğunu söyleyerek geri çekilmesini istedi. Dilan’ın geçmiş travmalarına ve ruhsal durumuna ilişkin bilgilerin kamuya açılmasına ben de itiraz ediyorum. Kişisel hayatı bu kadar açılırken ona yönelen baskının sorumluları ve zamanında verilmeyen desteğin hesabı aynı açıklıkla ortaya konuyor muydu?

Ailenin yanı sıra HDK Kadın Meclisleri ve DEM Parti Kadın Meclisi de raporun geri çekilmesini istedi. Rapor geri çekildi. Ancak komisyonun açıklamasında kurumlara yönelik saldırılar ve geçmişte ödenen bedeller de öne çıkarıldı. Dilan’ın ölümündeki sorumlulukları araştıran kurumların kendi yaptıklarını ve yapmadıklarını da aynı açıklıkla konuşmasını bekliyorum. Kurumun itibarı, Dilan için sorulan soruların önüne geçemez.

TJA dayanışmada eksik kaldığını kabul etti. DEM Parti Kadın Meclisi de sorumluluğunu yeterince hızlı yerine getirmediğini belirterek Dilan’ın danışmanı olduğu Saliha Aydeniz hakkında disiplin soruşturması başlatıldığını açıkladı. Aydeniz kamuoyuna özeleştiri verdi ve TBMM İdare Amirliği görevinden çekildi. Bunların çalışma ilişkilerinde neyi değiştirdiğini bilmek istiyorum. Şikâyetini dile getiren bir kadın bugün kime başvurabiliyor, o başvurunun sonucu nasıl takip ediliyor?

Kadın dayanışmasından söz ederken birlikte çalıştığımız kadınlara nasıl davrandığımıza da bakacağız. Birbirimize “yoldaş” dememiz, aramızdaki güç farklarını kendiliğinden ortadan kaldırmıyor. Kimin iş yükünü belirlediği, kimin itiraz edebildiği, kimin sözünün karar sayıldığı da feminist siyasetin meselesi.

Dilan Karaman
Zeynep Duygu yazdı | Barışın toplumsal hayatı (3): Barışa çağırdığınız insanlar nasıl yaşıyor?

Birbirimizden razı mıyız?

Barışın toplumsallaşmasından söz ederken Kürtlerin kendi arasındaki kırgınlıkları da konuşmak istiyorum. Aynı halka mensup olmak, birbirimize adil davrandığımız anlamına gelmiyor. Partiyle ilişkisinin güçlü olması birinin daha çok duyulmasını sağlıyorsa, yoksulluk başkasını siyasetten uzaklaştırıyorsa, ortak kimliğimizin içinde de hesaplaşacağımız eşitsizlikler var.

Birbirimizden razı olup olmadığımızı açıkça konuşmaya ihtiyacımız var. Herkesin yeniden aynı heyecanla yan yana gelmesini beklemeden, kimin neden kırıldığını duymak gerekiyor. İtiraz edenin bağlılığını sorgulayan bir görüşmeden yüzleşme çıkmaz. Yapılanı, yapılmayanı ve bunların sorumluluğunu açıkça konuşmadan güveni yeniden kuramayız.

Yeni bir politika, seçimden seçime hatırlanan mahallelerle sürekli ilişki kurarak başlayabilir. Yakınlarını kaybeden ailelerle yasın ve gündelik hayatın yükünü paylaşan, tahliye sonrasında işe ve barınmaya erişimi takip eden dayanışma ağlarına ihtiyaç var. Geçim ve bakım için ayrılan kaynakların kimlere, hangi ölçülerle ulaştığı açık olmalı. Desteğe erişim, insanın partiye yakınlığına ya da tanıdığı kişinin gücüne bağlı kalmamalı.

Barışın toplumsal hayatı (1): Kürtler bu ülkenin barış memuru değil
Zeynep Duygu yazdı | Barışın toplumsal hayatı (3): Barışa çağırdığınız insanlar nasıl yaşıyor?

Önceki yazıda müzakereye katılımı tartışmıştım; burada aynı söz hakkını mücadele kurumlarının içinde arıyorum. Şikâyet edilen kişinin nüfuzu, şikâyetin nasıl değerlendirileceğini belirleyemez. Özeleştiri veren kurumdan hangi uygulamayı değiştirdiğini, sorumluluğu kime verdiğini ve sonucu nasıl takip ettiğini açıklamasını bekliyorum. Yaşadıklarını anlatan insanların alınacak kararlarda sözü yoksa yine onları dinleyip bildiğini yapan bir siyasetle baş başa kalırız.

Hafızayı korumak için verdiğimiz emeğin, kayıpların ardından süren hayata da uzanmasını istiyorum. Devletin baskısı altında dağılan ilişkileri, yoksulluğun ağırlaştırdığı çaresizliği, birbirimizde açtığımız yaraları konuşarak kendi aramızda da bir toplumsal barış kurmamız gerekiyor. Kürt siyasal hareketinden beklediğim, yeniden umut isterken insanlarla bu hesabı da dürüstçe görmesi.

Ben barışı istiyorum. Ama insanların yıllardır nasıl yaşadığını konuşmadan yeniden heyecanlanmalarını bekleyemiyorum.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş