Bisiklette gökkuşağı avı: ABD nasıl kazandı?

İSTANBUL (Medyascope) –  Gün geçmiyor ki bir takım sporunu daha Amerika Birleşik Devletleri kazanmasın… 2026 Yol Bisikleti Dünya Şampiyonası sona erdi. Montreal, Kanada’da düzenlenen organizasyonun son yarışında kazanan ABD oldu.

Bisiklette gökkuşağı avı
Bisiklette gökkuşağı avı: ABD nasıl kazandı?

Montreal’in gri, koyu yeşil ve akçaağaçlar sağ olsun biraz da kırmızının tonlarıyla bezenmiş yollarında yoğun bir hafta geçti. Yol bisikletinde Dünya Şampiyonası düzenlendi. Zamana karşı mücadeleleri ve yaş altı kategoriler dahil toplam 1178 kilometrelik yarış koşuldu.

Önce zamana karşı yarışları yapıldı. Selenin üstünde bedenini en iyi kontrol edebilenler ve en dayanıklı bacaklar mücadele etti. Saf güç gösterisiydi. Marlen Reusser peş peşe ikinci, Remco Evenepoel dördüncü şampiyonluğunu kazandı. Alt kategorilerde Felicty Wilson-Haffenden ve Ryan Gal kazandı. Özellikle Avustralya’nın bir şampiyonayı daha madalyasız geçirmemesi burada kritik noktaydı.

Sonra yol yarışları başladı. 23 yaş altı kadınlarda favori, elit seviyeden de iyi bilinen Isabella Holmgren’di ama evindeki yarışta Slovak yetenek Viktoria Chladonova’ya sprintte kaybetti. Erkeklerde ise yüzü gülen, 19’uncu yaşını yarış günü kutlayan Ashlin Barry oldu. 120 kilometre boyunca kaçış grubunda yer alıp son 30 bin metreyi tek başına sürdü. Genç yaşına rağmen çok güçlü bacakları vardı ve akranlarına karşı çok doğru zamanda çok doğru hamle yaptı. ABD takımının ilk madalyası Barry’den geldi. Uyguladıkları taktik de birkaç gün sonra tekrar kullanılmak üzere gözle görülür ve kolay ulaşılabilir raflardan birine kaldırıldı.

Demi Vollering gökkuşağı mayosuna uzandı

Bisiklette gökkuşağı avı: ABD nasıl kazandı?

Hafta sonu elit kategorilerde mücadeleler başladı. Cumartesi günü kadınlar yarışı koşuldu. 180 kilometrelik parkurda Mount Royal olarak bilinen üç tepeli şehir içi tırmanış sekiz kez geçildi. Üç tur kala pelotonun en iyi bisikletçisi Demi Vollering atağa kalktı. Onu sonuna kadar takip edebilen isim Fransa Turu’ndaki rakibi Kasia Niewiadoma’ydı. Sprintte Demi galip geldi.

Hollandalı bisikletçinin pelotonun en iyisi olduğunu söylemekten çekinmemek lazım. Annemiek van Vleuten’in emekliliğinden beri yarışlara böylesine hâkim başka bir bisikletçi olmadı. Demi sadece 2026 sezonunda Valensiya Turu, Omloop Nieuwsblad, Ronde van Vlaanderen, La Fleche Wallonne, Liege-Bastogne-Liege, Giro d’Italia ve Tour de France’ı kazandı. Sayarken bile fani insan aklına mümkün gözükmeyeni başardı. Şimdi de kariyerinin tek eksiği olan gökkuşağı mayoyu üstüne geçirdi.

Erkekler yarışı kadınlarınki kadar rekabetçi olsa yeter diye düşünülüyordu. Fakat pelotonun protagonisti Tadej Pogacar’ın yokluğunda herkes ekstra motiveydi, unutulmaz bir dünya şampiyonluğu yarışı koşuldu.

273 kilometrelik parkur yeterince yıpratıcıydı. Mount Royal 12 kez geçilecekti. Favoriler de çeşit çeşitti.

Yol bisikletinde uzmanlık alanları birbirinden farklıdır. Tırmananlar, düz ve dalgalı yollarda dayanıklı olanlar ve kısa mesafede sprint atabilenler vardır. Montreal parkuru bir şekilde bu üç meziyete de açık kapı bıraktı. Altı buçuk saat süren yarışta işte tam da bu yüzden galibiyet mücadelesi bitime 100 kilometre kala başladı.

Şampiyonaya Lüksemburg Turu’ndaki son etapta 175 kilometrelik solo atak yaparak hazırlanan Mathieu van der Poel, benzer bir hamleyle son 100’de gökkuşağı avına çıktı. Ancak bu kez yalnız değildi. Peşine ezeli rakibi Wout van Aert, Slovenlerin favori şampiyonu Primoz Roglic ve ABD’den Quinn Simmons gibi birkaç önemli isim takıldı. Buradaki en kritik isim Quinn Simmons’tı.

ABD’nin basit ama etkili planı

Amerikalılar yarışa basit bir planla çıkmıştı. Erken atakları Simmons takip edecekti. Sona doğru ön grup yakalanırsa takımın iki tırmanışçısı Matteo Jorgenson ve Brandon McNulty devreye girecekti. Biri giderse diğeri takip grubunu tutmak adına elinden geleni yapacaktı. Senaryo neredeyse tam olarak böyle gerçekleşti. Van der Poel’un olduğu ön grup yakalandı. Jorgenson ve McNulty ataklar denedi, McNulty’yi ise kimse takip edemedi.

Neredeyse 300 kilometrelik parkurlarda, üzerine haftalarca çalışılan taktikleri bile uygulamak çok güçtür. Hele ki bisikletçilerin kulağında iletişim kurabilecekleri bir radyo yoksa bu daha da zordur. Bu yüzden plan ne kadar basitse uygulanabilmesi de o kadar mümkün hale gelir. Güçlü bacaklar ve daha önce denenip başarı kazanmış basit bir plan, U23 yarışını hatırlayalım, 273 kilometrelik bir parkurda ihtiyaç duyulan temel şeylerdir.

Sonuç olarak şampiyonanın final yarışında basiti deneyip başarılı olan ABD oldu. Arkada Britanyalı Tom Pidcock, güçlü bacaklarına rağmen hatalı ve geç kararlar verdiği bir yarışı tamamlamıştı. Olumsuz düşüncelerini kendine yöneltmek ve bundan ders çıkarmak yerine onca kilometreyi tek başına koşan 22 yaşındaki Meksikalı Isaac del Toro’yu eleştirdi. Hatta del Toro’nun ticari takımından ekip arkadaşı McNulty için çalıştığını iddia etti. Pelotonun en güçlü takımlarından birinde yarışan ve en tecrübeli isimlerinden biri olan Pidcock’un, kariyerinin başındaki ve yalnız bir yarış geçiren meslektaşına yöneltmemesi gereken iddialardı bunlar.

Bisiklet sporunun devleri Belçika, Hollanda, İtalya, Danimarka ve Britanya gibi ülke takımları kendi aralarında “kim risk alacak” tartışmasına girip genç ve yalnız bisikletçileri eleştirmekle uğraşırken, önde ABD basit bir hamleyle kalıcı bir zafer aldı. Bir Amerikalının şu günlerde Kanada’da şampiyon olması ne kadar trajikomikse yarış senaryosu da aynı şekilde kayıtlara geçti.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş