Borehamwood’dan Emirates’e: Arsenal Women

Beş bin kişilik tribünden altmış bin kişilik statlara uzanan, hikâyesini gün gün biriktirmiş bir takım. Arsenal Women’ı bu kadar sevilen yapan ne?

Borehamwood’dan Emirates’e: Arsenal Women

Futbol marşı deyince “babadan oğula” sözlerle, bilindik efsanelerle, tanıdık melodilerle kimi tınıları düşleyeyazarız. Futbolla uzun yıllardır iç içeyim ama farklı tınıları ilk kez duyduğum ânı hiç unutmuyorum.

Kuzey Londra’da buz gibi bir pazartesi akşamıydı. Borehamwood’da yaklaşık beş bin kişilik stadyumu tıka basa dolduran, kırmızıya bürünmüş binlerce insan vardı. Sert rüzgârda yerinden oynamasın diye birkaç santim daha toprağa saplanan korner direği boyundan kaybetmişti. Duran topu kullanmaya hazırlanan Arsenallı da meşin yuvarlağı sabit tutabilmek için yan hakemin hemen yanında epey çaba harcıyordu. Düdük çalar çalmaz topu ceza yayının dışında bekleyen kısa boylu takım arkadaşına gönderdi. Kolunda kaptanlık bandı bulunan oyuncu topu sol ayağıyla kontrol etti, sağına çekti ve tribünden yükselen şut sesleri eşliğinde kaleye gönderdi. Top ağlarla buluşur buluşmaz kopan çığlıklar yerini alkışlara bıraktı. Birkaç saniye sonra da o melodi başladı: Kimmy, Kimmy, Kimmy, Oi, Oi, Oi!

Dakikalarca sürdü. Ardından başka oyunculara başka besteler söylendi. Uzunu da vardı kısası da. Maç boyunca susmadılar. Beş bin kişilik bir tribünden çıkabilecek en gürültülü koroydu bu.

Arsenal Women şimdilerde Borehamwood’daki randevularını epey azalttı. Artık yeni evi kulübün ana stadyumu Emirates. Ama Borehamwood’u özel kılan şey oradaki tribünler, zemin veya atmosfer değildi zaten. O akşam ilk kez duyduğum tınılar bu takımda farklı bir şeyler olduğunu hissettirmişti. Tribünleri kimsenin dolduramadığı kadar dolduran, oyuncularının her birine ayrı şarkılar söylenen, kazanmayı da kaybetmeyi de iyi deneyimleyen, pazartesi akşamları bile peşinden kilometrelerce yol gidilen, sevenlerinin kendi başına bile isteye sardığı o romantik futbol belalarından biriydi Arsenal Women. Sevmesi, takip etmesi, arkasından gitmesi, konuşması hatta eleştirmesi ve kritize etmesi bile çok kolaydı.

Peki bu takımı farklı kılan ne?

Arsenal, İngiltere kadın futbolunun en köklü ekiplerinden biri. Avrupa’nın en büyük kupasını kazanmış yegâne Ada temsilcisi. Bugün bile bir başkası yok bu konuda. Fakat kimlikleri sadece kupalarından ibaret değil. Ekran başında bir kadın futbolu maçı açtığında gözü ilk olarak tribüne kayanların gördüğü şey bile bu oyunun geleceğinin temsili aslında. Ligde yedi yıldır zirveyi görmemelerine, her zaman en iyi futbolu oynamamalarına rağmen rakipsizleştikleri alan tribün.

Arsenal Women, Emirates’e kalıcı olarak geçtikleri 2025/26 sezonunda iç saha maçlarını tam 33 bin kişilik seyirci ortalamasıyla oynadılar. Üstelik bunu ucuz veya bedava biletlerle açıklamak da mümkün değil. Sezonluk biletlerinin başlangıç fiyatı güneydeki rakipleri Chelsea ile aynıydı. Seyirci ortalamasının daha iyi anlaşılması için Türkiye Süper Ligi ile karşılaştırma yapmak bile mümkün. Aynı sezon Arsenal Women’ı geçebilen Süper Lig temsilcileri yalnızca Galatasaray ve Fenerbahçe’ydi. Üstelik Kadıköy ekibinin sayıları Arsenal’ınkine pek yakındı. Beşiktaş ve Trabzonspor dahil geri kalan 16 takım geçtiğimiz sezon bu alanda Londra’daki kırmızıların gerisindeydi.

Bu konuya kadın futbolunun günbegün gelişmesi kadar, hatta belki de daha fazla, takımın kendi başarısı üzerinden bakmak lazım. Aynı ligde, benzer kalitede ve son yıllarda çok daha fazla lig şampiyonluğu kazanmış Chelsea, maçlarını ortalama sekiz bin kişilik tribünler önünde oynuyor. Yani buradaki başarı kadın futbolunun genel yükselişinden ibaret değil, bizzat Arsenal’a özel.

Arsenal kadın takımının kültürünün, kalabalığının ve yoğun sesinin arkasında kümülatif bir hikâye var. 2007’de gelen Avrupa zaferi uzun yıllar en görkemli anlarıydı. İngiltere’nin en büyük golcülerinden Kelly Smith bir Arsenallıydı. O yıllarda odalarının duvarlarına Rachel Yankey posterleri asmış kız çocukları vardı. Ardından 2022’de İngiltere, 56 yıllık kupa hasretini kadın takımı Lionesses ile bitirdi, Avrupa Şampiyonası’nı kazandı. Kaptan Leah Williamson ve turnuvanın en golcüsü Beth Mead de Arsenallıydı. İlgi daha da arttı, sevgi büyüdü. Takım Borehamwood’dan Emirates’e taşındı. 2007’deki başarı 2025’te bir kez daha tekrarlandı, Avrupa futbolunun yenilmez gibi görünen yeni devi Barcelona karşısında kupa kaldırıldı. “33 bin”in arkasında bütün bu hikâyeler vardı.

Tıpkı Premier Lig gibi yönetimi özel bir şirkete devredilen Kadınlar Süper Ligi WSL, gelişim adına parolasını “Arsenal’ın şifresi”ne dönüştürdü. Şimdi tüm rakipler bu takımın başarısının arkasındakileri arıyor. Cevap, maç günlerine özel yapılan eğlenceli etkinliklerde veya aile dostu tribünlerde değil. Soğuk bir pazartesi akşamı küçücük statlarda kocaman sesler çıkabilmesine olanak sağlayan şeylerde aramak lazım tüm bunların sebebini. Futbolu olduğu gibi görebilmek ve kümülatif başarının, hızlandırılmış olsun ya da olmasın, arkasında durabilmek asıl mesele. Eskiye sahip çıkmak, geri adım atmamak, bir futbol aklı oluşturup arkasından gidebilmek, kaptanlara tutunmak, sene aşırı oyuncu değiştirmemek. Bir takımı sevmenin yalnızca iyi günlerde yanında olmak anlamına gelmediğini bilmek. Kadın futbolunu bir görevden çok tutkulu bir futbol amacı olarak görmek.

Arsenal bugünlerde saha içi bir krizle meşgul. Yaz aylarında önemli eklemeler yapılıp yeni sezona “ligde şampiyonluk” hedefiyle girilmişti ama eylül ayından beri ligde yalnızca iki galibiyet alabildiler. İki yıl önce takımın başına geçici olarak gelip ilk sezonunun mayıs ayını Şampiyonlar Ligi şampiyonu olarak kapatan teknik direktör Renee Slegers’ın şu an koltuğu bile sorgulanıyor. Tribün homurdanıyor, gürültülü koro galibiyete muhtaç. Millî ara sonrası kazanılan Tottenham derbisi ve Benfica zaferlerinin ardından biraz nefes aldılar. İyi kaybedip güzel kazanıyorlar. Sevilmenin değerini de iyi biliyorlar. Böyle böyle 33 bini buluyorlar.

İlgili bağlantılar

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş