İSTANBUL (Medyascope) – 2027 FIFA Kadınlar Dünya Kupası öncesi millî ara, kadın futbolundaki seviye farkını ortaya çıkardı. Avrupa’da farklı galibiyetler yaşanırken Türkiye’nin turnuva hayali Slovenya karşısında sona erdi.

Kulüp futboluna bir ara verip iki maçlığına millî mesaiye dönmek, birçok futbolsever için rahat bir nefestir. Gelgelelim erkekler tarafında iki haftayı aşan takvimle bu aranın tadı kaçırılıp memnuniyetsizlik büyütülürken kadınlarda bir haftalık “klasik” mesai bildiğimiz gibiydi. Ne kısa kaldı ne gereksiz yere uzadı. Turlar atlandı, hazırlıklar yapıldı.
Büyük turnuvalar öncesindeki millî araların heyecanı bir başka. En iyiler büyük arenadaki koltuklarını kapmış, hazırlıklarına başlamıştır bile. Geri kalanlar da boş yerleri doldurmak için mücadeleye erkenden başlamak zorundadır.
2027 Kadınlar Dünya Kupası ufukta. 24 Haziran’da başlayacak turnuva öncesi elemeler sürüyor. Katılımı garantileyenler de var. Ev sahibi Brezilya doğrudan orada olacak. Almanya, Danimarka, Fransa ve son şampiyon İspanya, Uluslar Ligi’nde gruplarını lider tamamlayarak play-off turu oynamadan katılım hakkı kazanan dört Avrupa takımı. Asya’dan Avustralya, Çin, Filipinler, Güney Kore, Kuzey Kore ve Japonya var. Afrika temsilcileri Cezayir, Fas, Kamerun ve Malavi. Güney Amerika’dan Arjantin ve Kolombiya ile Okyanusya’dan Yeni Zelanda da yerini aldı. Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler için elemeler sonraki millî arada gerçekleşeceğinden henüz oradan bir takım yok.
Türkiye, Uluslar Ligi’nde grubunu ikinci sırada bitirerek Dünya Kupası için play-off turu oynayacak takımlar arasına girmişti. Millîler ekimin ilk haftasında, ilk turda daha önce hiç yenemediği Slovenya ile karşılaştı. Pendik Stadyumu’nda oynanan ilk maçta iki golle öne geçsek de ikinci yarıda fiziksel direncimiz düşünce sahadan beraberlikle ayrıldık. Elemelerin ikinci turuna geçme hayalleri deplasmana kaldı. Orada da ilk yarıda gördüğümüz kırmızı kartla eksilmemiz, çetin rakiplere karşı 90 dakika direnememe sorunumuzla birleşince mağlubiyet geldi. Slovenya final turunda Avrupa’nın devlerinden Hollanda ile karşılaşmaya hazırlanırken biz de edindiğimiz tecrübeyle yetindik.
Millî takım adına Dünya Kupası pembe bir hayaldi. Futbol artık her ne kadar piyasanın kontrolünde olsa da hâlâ sürprizlere, mucizelere açık bir oyun. Bu sebeple hiçbir şey imkânsız değildi. Ancak turnuvaya yakın olduğumuzu söylemek, belki bilinçsiz bir Polyannacılıktan doğuyordu.
Türkiye Futbol Federasyonu’nda süregelen istifalar arasında kadın futbolundan sorumlu yöneticilerin de işini bıraktığını gördük. Şimdiye kadar nasıl ve ne ölçüde çalışmalar yapıldığını, bundan sonra kimin ne yapacağını bilmiyorken yeni planlar üzerine kafa patlatmak da pek mümkün değil. Ancak her şeye rağmen Necla Güngör ve gençleşen ekibinin her geçen yıl kademe atlayıp yeni potansiyeller ortaya koyduğu da bir gerçek. Dünya Kupası yolu sona erse de bunun zaten gerçekçi bir hedef olmadığını bilerek, doğru ve planlı bir bakış açısıyla önce Avrupa’da rekabet etmeye çalışmak ilk seçenek olmalı. Bunun için de millî takım kadar kulüp futboluna ve yerel lige de önem verilmeli. Örneğin ligdeki her takımın yeme içmeden konaklamaya, maçlara çıkabilmek için gereken asgari imkânlara sahip olması sağlanmalı. En azından ana plan bu yol ile başlamalı.
Dünya Kupası elemelerinin ilk turları aslında kadın futbolu adına pek de parlak bir tablo ortaya koymadı. Avrupa’nın elit kadın futbolu ülkeleri ile diğerleri arasındaki makas gözle görülür biçimde açıktı. İsveç, Litvanya kalesine tam 15 gol gönderdi. İngiltere, Yunanistan karşısında tek bir gol yerken rakip kaleyi sekiz kez ziyaret etti. Slovenya’ya karşı galip gelseydik bir sonraki turda karşılaşacağımız Hollanda ise ilk turda Macaristan’a tam 11 gol attı.
Seviye farkı büyük turnuvalarda bu denli görünür değil. Sebebi, dünyada kadın futbolunu belirli bir seviyenin üstüne taşımış ülke sayısının az olmaması. Bu sayede turnuvalarda kora kor maçlar izleyebiliyoruz. Fakat iş elemelere gelince aynı durum söz konusu değil. Kıta organizasyonlarıyla belirlenen play-off turlarında “güçsüzü” koruyup şanslar yaratan, “devi” eşdeğeriyle karşılaştıran bir sistem henüz oluşturulabilmiş değil. Bu nedenle de böyle uçuk farklar görebiliyoruz.
Bu bol gollü resmî maçlardan sıyrılıp turnuvadaki yerini garantileyen ekipler ise ekim ayında birbirleriyle hazırlık karşılaşmaları oynadı. Bunların en dikkat çekeninde son dünya şampiyonu İspanya ile olimpiyat şampiyonu ABD iki kez karşı karşıya geldi. İlkinde İspanya kazandı, ikincisinde ABD beraberliği ikinci yarıda buldu.
Millî aranın genel fotoğrafına baktığımızda bir tarafta elemelerde rahat skorlarla yoluna devam eden Avrupa devleri, diğer tarafta kora kor hazırlık maçları oynayarak turnuva provalarına erkenden başlayan takımlar vardı. Biz ise başarıyla ulaştığımız play-off turunu geride bırakıp kendi içimizdeki soru işaretleri ve kabarık ama gerekli bir yapılacaklar listesiyle önümüze bakmak zorundayız.








