T24, altı gündür “erişim engeli” kararına yaptığı çok kapsamlı hukuksal itirazının sonucunu bekliyor.
Bugün 17 yaşında olan T24‘ün doğumu, boy atması, büyümesi Türkiye’nin en güç dönemlerinden birine denk geldi… Daralan, oksijensiz bir ortamın hem şahidi hem onurlu bir hakemi oldu.
Şimdi kendisi de bu baskı döneminin hedeflerinden biri seçildi.
Zaten bu topraklarda basından önce yasakları geldi.

10 yıl önce… Hemen 15 Temmuz sonrasında, baskının sürat yapmaya hazırlandığı dönemde, 16 Ağustos’ta Basın Tarihi şöyle başlıyordu:
“Geniş bir asfaltta giderken birden inşaat nedeniyle yol daralır ve sizi mecburi istikamet olarak karşı taraftaki geliş yoluna sevk ederler… Hem gelişe hem gidişe açılan tek hatta trafik iyice sıkışır.
Kanlı ve kaotik 15 Temmuz darbesi, Basın Tarihi’ni konu alan bu yazılarda geniş bir bulvarda, kronolojik bir hattı izleyerek ilerleyeceğimizi sanırken bizi olağanüstü haller, kapatılan gazeteler, yasaklanan televizyonlar, tutuklanan gazeteciler dönemlerine yönlendirdi.
Karşı hatta, tek sıra dizilmiş baskı dönemlerine savrulduk.”
Savrulunca da Basın Tarihi yazılarında daha ziyade
“Cumhuriyet Dönemindeki baskı yasalarına, bugünkü gibi her eleştiriyi ve muhalif sesi susturan dönemin tarihsel izlerine mecburen geri döndük.”
İşte bu süreç şimdi T24’e gelen yasakla devam etmekte.
Batı dünyasında günlük gazeteler, 1600 ile 1650 yılları arasında sanayileşmenin çiçek açmaya başlamasıyla birlikte pıtrak gibi ortalığı sarıvermiş.
Osmanlı’da ise, Batı’da gazetelerin doğumundan iki asır sonraya, 1850’lere gelindiğinde bile henüz sadece iki gazete yayınlanmaktaydı… Bunlardan biri devletin resmî gazetesi Takvim-i Vekayi, diğeri ise Ceride-i Havadis’ti.
Bir de Vakayi-i Tıbbiye Dergisi.
Tüm matbuat buydu.”
Bu coğrafya hep “korku” üzerine kurulu bir anlayışla yaşayageldi. Bunu basındaki ilk yasakları araştırırken de görüyorsunuz.
Türkiye’de modern anlamda kanunlaştırma hareketleri Tanzimat dönemi ile başlamıştır.
Bu dönemin en önemli belgeleri ise 1839 Gülhane Hatt-ı Hümayunu ve 1851 Islahat Fermanı’dır.
Bu fermanlarda kanun önünde eşitlik ilkesi, hayat hakkı, mülkiyet hakkı ile “ırz ve namus” güvenliği, kanunilik ilkesi, âdil ve alenî yargılama ilkesi, cezalara yalnızca kanunla kurulmuş mahkemeler tarafından hükmedilebileceği gibi temel haklara ve ceza hukukuna ilişkin temel ilkelere yer verilmişti.
Gülhane Hatt-ı Hümayunu’nda, çıkarılacak kanunlara aykırı davrananların cezalarının tespit edilmesi amacıyla ayrıca bir ceza kanununun çıkarılacağı da açıklanmıştı.
Fermandaki bu talimatın gereği olarak önce 3 Mayıs 1840 tarihli Ceza Kanunname-i Hümayunu, daha sonra da bu kanundaki eksiklikleri gidermek üzere de 14 Temmuz 1851 tarihli yeni bir ceza kanunu hazırlandı.
9 Ağustos 1858 tarihli “Ceza Kanunname-i Hümayunu” ise Islahat Fermanı’nda yer alan talimat gereği çıkarılmış olup büyük ölçüde 1810 tarihli Fransız Ceza Kanunu’ndan iktibas edilerek yürürlüğe konulmuştu.
Cumhuriyetin kurulması ve 1926’da Türk Ceza Kanunu’nun kabul edilmesine kadar yürürlükte kalan 1858 tarihli Ceza Kanunu, önceki iki kanundan farklı olarak genel ve özel hükümler bölümlerini içermesi nedeniyle, modern ceza hukuku kurumlarının oluşturulması ve uygulanmasında önemli bir dönüm noktası sayıldı.
O sıralarda yayınlanmakta olan sadece iki gazete ve bir dergi de olsa, bizde basınla ilgili ilk yasaklar, bu 1858 Ceza Kanunu ile başlar.
1858 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun padişahı Sultan Abdülmecid’dir. Sultan Abdülmecid, 1 Temmuz 1839 ile 25 Haziran 1861 tarihleri arasında tahtta kalmıştır.
Kanunun yasağı tanımlayan 138. maddesi de şöyledir:
“Devleti Aliyyenin emir ve ruhsatıyla açılmış olan matbaalarda saltanatı seniyye ve erbabı hükümet ve tebaai saltanatı seniyeden olan bir millet aleyhinde gazete veya kitap ve evraki muzirre tab ve neşrine mütecasir olan kimselerin iptida bastırmış olduğu şeylerin zaptiyle derecei cürmüne göre matbaası muvakkaten veya bütün bütün kapatıldıktan sonra on mecidiye altınından elli mecidiye altınına kadar cezayı nakdî ahzolunur.”
Ve buna ilaveten bir iki madde daha…
Ama esas ve asıl yasaklar altı yıl sonra Matbuat Nizamnamesi ile gelir.
Aslında o zaman henüz basın yoktur ama basın yasakları “basından” önce gelip yerleşmiştir.

Cumhuriyet öncesi, Cumhuriyet, dün, bugün fark etmiyor. Basın yasakları hep aynı yerde duruyor.
T24’ün kapsamlı itirazı ile hukuk aradığı bu dönemde geçmişe bakmak bize bu gerçeği bir kez daha gösteriyor.
Dilerim yargı bu sefer hukukta karar kılar ve T24’ün yasağı kalkar.








