Halk TV’ye kayyum atandı, İmamoğlu savunma yaptı

İSTANBUL (Medyascope) – Halk TV’ye operasyonun yankıları Türkiye’yi sarsarken, Ekrem İmamoğlu tutuklanmasından 19 ay sonra savunma yaptı. Medyascope muhabiri Fırat Fıstık Halk TV’den, Furkan Karabay da Silivri’den, editörleri de tüm gelişmeleri canlı anlatım sayfasından aktardı.

Halk TV operasyonu

Halk TV’ye kayyum atandı ve yayın durduruldu. Halk TV’nin İstanbul’daki binasına polis ekipleri girdi. 05:30’da kanala gelen polis ekipleri bina içerisinde arama yaptı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 17 kişi hakkında gözaltı kararı olduğunu duyurdu.

İmamoğlu savunma yaptı

Ekrem İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik davada tutuklanmasının üzerinden 19 ay geçtikten sonra ilk kez savunma yaptı. İmamoğlu savunmasına 15 Ekim Perşembe devam edecek.

Müslim Sarı, Halk TV’ye kayyum atanmasının atanmış CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun sözlerinin arkasından geldiğine yönelik açıklamalara, “CHP yönetimine karşı pozisyon almışken, açık biçimde haberler yapıyorken, bütün bunların hepsine rağmen bizler basın özgürlüğünü savunuyoruz ve kayyımı kabul etmiyoruz” dedi.

Kılıçdaroğlu, KRT’de katıldığı canlı yayında “Halk TV var biliyorsunuz, Halk TV sahibi falan. Sahibi niye Türkiye’ye gelmiyor? Sahibi yabancı ülkede olup da kendi ülkesinde yayın yapan bir televizyon sahibi dünyanın hangi ülkesinde var? Hangi ülkesinde var? Günün 24 saati yalan haber yapıyor, günün 24 saati" demişti. 

Ne halkı? Kalk kalk... ✍🏻 İpek Özsüslü çizdi.

Ne halkı? Kalk kalk... Ne halkı? Kalk kalk...

İmamoğlu savunmasına yarın devam edecek

Muhabir: Furkan Karabay

Ekrem İmamoğlu, "İktidar bizim için bir saltanat değil. Bizim saltanatımız evde. O da eşimdir, kızımdır. Çöktüler millli iradeye, çökmeye de devam ediyorlar. Bu bir gasptır, ağır bedelleri olacaktır. Ben bunu kaldıramam, haysiyetim için yaşıyorum, namusum, iffetim için yaşıyorum” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı eleştiren Ekrem İmamoğlu, “Ama bu nasıl bir kuşak ya? Oturdu koltuktan kalkmıyor. Kimin koltuğu? Milletin koltuğu. Bırak Allah aşkına milleti rahat ya. Git evine çoluğunla, çocuğunla, torununla, torbanla uğraş ya. Yazıktır, günahtır bu millete. Bu milletin aklıyla dalga geçme. Bu milletin aklı kendine yeter. Sanki kendini seçilmiş tek akıllı insan zannedersen olmaz yani. Bu millet bunu kaldırmaz, ben kaldırmam. Hiç kimse kaldırmaz, hiç kimsenin evladına kaldırmaz. Babasını çekmez çoluk çocuk Kendi babasını, annesini çekmez bu şey. Ayıptır” ifadelerini kullandı.

Duruşmaya, yarın devam edilmek üzere ara verildi.

Halk TV'nin tüm sosyal medya hesaplarına ve YouTube kanalına erişim engeli

Kayyum atanan Halk TV'nin tüm sosyal medya hesaplarına da erişim engeli getirildi.

EngelliWeb'in aktardığına göre Halk TV'nin 2,59 milyon aboneli YouTube kanalı (@Halktvkanali), 3 milyon takipçili X hesabı (@halktvcomtr), 1,5 milyon takipçili Facebook sayfası (halktvcomtr), 1,2 milyon takipçili Instagram hesabı (@halktvcomtr), 256 bin takipçili TikTok hesabı (@halktv) ve 5.247 aboneli Telegram kanalı (@halktvcomtr), 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi kapsamında erişime engellendi. 

Hesaplar henüz Türkiye'den görünmez kılınmadı. 

 

 

Muhabir: Furkan Karabay

Belediyelerin, şantaj ve tehditlerle ele geçirildiğini belirten Ekrem İmamoğlu, “Bunun adı, belediyeyi kazanmak öyle mi? Utanç verici ya! Ondan sonra al sağına birini, al soluna birini, ellerini ayağa kaldır; bunun adı başarı öyle mi” dedi.

İmamoğlu, şunları söyledi:

"Dünya beşten büyüktür! Ama Adalar’da öğrendik ki 2, 10’dan büyüktür. Adalar’da bunu gösterdi bu iktidarımız. Neymiş efendim meclis üyeleri geçmeseymiş. Şu olmamış, bu olmazmış, olmasaymış da falan filan. Allah sizi ıslah etsin. Bu ülkede, bu insanlara bu şekilde diz çöktürmek, bizim insanımıza diz çöktürmek hem de yönetici tarafından; yani en güçlü el tarafından, hükümet tarafından, bakan tarafından, yargı tarafından bunun yapılması nasıl anlatılabilir ya? Ve Adalar da el değiştirdi. Hem de aynı konumdaki iki meclis üyesinin birisi göreve döndürülüyor, öbürü döndürülmüyor. Çünkü göreve döndürdükleri, iktidar lehine oy vereceği netleşiyor ama diğeri dönmem kararımdan dediği için o görevine döndürülmüyor. Kent uzlaşısından, az önce bahsettiğim konuda.

Ataşehir… Şaka gibi. Bizim duyduklarımızı, hapishanede bile gelip insanlara anlattıklarını devletin mekanizmaları dışarıda tespit etmiyor mu, öyle mi? Devlet not tutar. Devlet o notları tutar, bir gün gelir ortaya çıkar. Ben tehditten yılmam yani. Tehdit edene derim ki; Allah seni ıslah etsin derim, o kadar. Hiç umursamam yani. Beni hiç kimse hiçbir şeyden korkutamaz, bu o kadar net ki. Hırsızlık ya. Milletin iradesine hırsızlık ya. Böyle bir şey olamaz ya Ataşehir'de. Ve adam tehdit ediliyor. Bana haberi geliyor beş gün önce. Ben o adama moral yazısı bile yazdım. Sıkma canını, kendine dikkat et, sağlığına dikkat et, en doğru kararı sen vereceksin diye not verdim yani biriyle. Adam, insanlarla konuşuyor, diyor ki; tehdit ediliyorum, beni tutuklayacaklar. Geçmem isteniyor ve görevimi bırakmam isteniyor diye adam anlatıyor.

Adam, bir gün önce nasıl duracağını kamuoyuyla paylaşıyor. Ertesi gün operasyon yapılıyor, hemen seçim kararı. Ardından hadi geçiş veya işte boş oy kullanma gerekçesi vesaire şu bu ve bu siyasette seçim kazanmak öyle mi? Bunun adı, bunun adı işte belediyeyi kazanmak öyle mi? Utanç verici ya! Ondan sonra al sağına birini, al soluna birini, ellerini ayağa kaldır; bunun adı başarı öyle mi? Yani bu koltuk senin değil. Bu koltuk benim değil. Bu koltuk milletin. Milletin emaneti. Seçildiğin gibi, seçimi kaybettiğinde gitmesini bileceğin bir yer. Allah kahretmesin ya, böyle bir şey olmaz. Allah bu milleti korusun. Böyle bir şey olmaz. Bunu insanlara anlatamazsınız. Bu nasıl bir, bu nasıl bir aymazlık? Bu nasıl bir tutku? Ya bu nasıl bir koltuğu sahiplenmek?

Ben Beylikdüzü'nde belediye başkanlığı yaptım 5 yıl. Belediye başkanlığını devrettiğim arkadaşım burada. Belediye başkanımız. Bitti görevimiz, aldık çantamızı çıktık. Görevimiz olmazdı. Büyükşehir belediye başkanı da olmazdık, görevimiz biterdi. Belediye başkanımız burada, kendisi burada. Bir tane belediye başkanı, kendisini önermiş miyim belediye başkanı yapsınlar? Bir tane memur önermiş miyim, bir tane müdür önermiş miyim, kendisi burada. Çünkü benim değil ki koltuk, artık millet onu seçmiş. Biz böyle baktık dünyaya. Biz böyle baktık dünyaya. Kimse benim hükmümde değil, kimse benim emir kulum değil.

Ama ben siyaset yaşamım boyunca şunu gördüm. Talimat gelmeden, Beylikdüzü Belediye Başkanıyken Büyükşehir Belediyesi'nde elini kıpırdatamayan, korkudan tir tir titreyen mekanizmayı gördüm. Ama biz bunu yaşatmadık. Bu kürsüde profesörler geldi konuştu, doçentler konuştu, gurur duyduğum bürokratlar konuştu, her biriyle gurur duyuyorum. Yüzde onunu tanımıyordum görevimden önce. Yüzde doksanını insan kaynakları uzmanlarının katkılarıyla, tanıdığının tanıdığının tanıdığının önerileriyle göreve davet ettik, milletin evlatlarıyla çalıştık."

“Savcılık ne zamandan beri tehdit mekanizmasına döndü?” diye soran Ekrem İmamoğlu, tehdit ve şantajlarla belediyelerin AKP’ye geçirildiğini belirtti. Gaziosmanpaşa, Üsküdar, Adalar ve Ataşehir belediyelerinde yaşananlara dikkat çeken İmamoğlu, “Bizim insanımıza diz çöktürmek, en güçlü el tarafından, bakan, yargı tarafından yapılması nasıl anlatılabilir” dedi.

İmamoğlu, şöyle konuştu:

"Sandığı tanımayanlar, sandığın yerine kayyum olarak kaymakamı veya valiyi koydu. Birinci yöntem bu. İkinci yöntem, başkanı tutukla meclisi değiştir yöntemi. Bu yöntemin adımları hep aynı. Önce seçilmiş başkan gözaltına alınır, tutuklanır, görevden uzaklaştırılır. Sonra meclis toplanır, başkanvekili seçilir. Bizim aday kazanırsa seçim mahkemeye taşınır, iptal edilir. Sonra meclis üyelerine sıra gelir. Kimi gözaltına alınır, kimi bir gecede parti değiştirir ve seçim, sayılar değiştikten sonra tekrarlanır. Gaziosmanpaşa'da meclis, birkaç örnek vereceğim. Gaziosmanpaşa'da meclis çoğunluğu zaten AK Parti'ye aitti. Başkanımız Hakan Bahçetepe tutuklandı. Haziran 2025'te belediye meclisi oylamasıyla karşı tarafa geçildi.

Bayrampaşa'da meclis çoğunluğu partimize aitti. Hasan Mutlu tutuklandı. Başkanvekilliği seçimini bizim adayımız kazandı. İtiraz edildi. Mahkeme seçimi iptal etti. Seçim Ekim 2025'te tekrarlandı ve belediye tek oy farkla, bildiğiniz yöntem ve usullerle ya korkuyla ya tehditle yargının da kullanılmasıyla birlikte Bayrampaşa el değiştirdi ve AKP'ye geçti.

Üsküdar bir facia. Bir facia. Yarısını anlatabilirim, yarısını anlatmaya edebim ahlakım yetmez. Yani o edebim ahlakım onu anlatmama engel olur. Sinem Dedetaş… Yönettiği belediyeye önce bir operasyon yapılıyor. Daha sonra burada bir sistem yönetiliyor. İnsanların üzerine gidiliyor, korku salınıyor, meclis üyeleriyle ilişkilere geçiliyor. Sonra Sinem Dedetaş, Temmuz 2026'da gözaltına alınıp tutuklanıyor. Ve de Ağustos'ta yapılan başkan vekili seçimini 22'ye 18 adayımız kazanıyor. Suç duyurusu yapılıyor, mahkeme seçimi iptal ediyor. Seçim tekrarlanana kadar 4 meclis üyemiz parti değiştiriyor. 3 meclis üyemiz gözaltına alınıyor. Yani çare tükenmiyor! İkisi tutuklanıyor, biri serbest bırakılıyor ve oylamanın olacağı gün gözaltında tutuluyor önce, sonra tutuklanıyor ve 8 Eylül'de aynı meclis 23'e 19 bu sefer karşı tarafa geçiyor.

Bir genç anneye, bir onurlu namuslu avukat meclis üyesine yapılanları Yaradan da biliyor. Ben de çok iyi biliyorum, bu millet de günü geldiğinde öğrenecek. O insanları korumak adına bugün konuşmuyorum. Ama yapılan vahşiliği, yargı eliyle insanların nasıl yerle bir edildiğini, insanlığın, onurun, haysiyetin nasıl yerle bir edildiğini ben biliyorum. Bunu cümle alem de biliyor. Böyle bir vahşilik olamaz ya.
 
Savcılık ne zamandan beri insanları tehdit mekanizmasına dönüşmüş? Ya bir insanın yakınının serbest kalıp kalmaması üzerinden siyasi pazarlık bu ülkenin sınırlarından içeriye ne zaman girdi? Adliyenin içerisine ne zaman sızdı bu? Arkadaş, olacak şey mi?"

Muhabir: Furkan Karabay

Ekrem İmamoğlu, TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’ın eski Dezenformasyonla Mücadele Merkezi Koordinatörü Furkan Torlak’ın Adalet Bakanlığı’ndaki görevinden alındığına yönelik iddiasından bahsetti.

Hakkındaki “casusluk” davasını da hatırlatan İmamoğlu, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e seslendi. İmamoğlu, "Eğer doğruysa, yanı başındaki casusluktan bir haber olanların beni casuslukla suçlamasına ‘ne denir’ diye soruyorum, sormaya devam edeceğim. Ne denir? Ben buna cevap olarak Allah büyük derim" dedi.

İmamoğlu, şunları söyledi:

“Çok kişinin bilmediği bir olayı paylaşayım. Daha bu hafta oldu. İBB davasının dezenformasyon trolü olması ve ağına aldığı medya ile manipüle ettirilen şahıs görevinden kovuldu. Kim olduğunu söyleyeyim ama adını vermek çok ahlakıma sığmayan bir iştir. Adalet Bakanlığı'nın gözdesi basın danışmanı görevinden kovuldu. Diyeceksiniz ki İmamoğlu, kötü akıllı bir basın sorumlusunun kovulmasını niye anlatıyor? Bunun casuslukla ne ilgisi var? Onun yanıtını ben değil, bilakis bana muhalif yayın ve sosyal medya hesapları veriyor. Bize casusluk elbisesini biçen arkadaşların, o kovulan danışmanı için bu iddialar dile getiriliyor. Bir başka ülkenin istihbarat servisine hizmet ettiği iddiasını ben değil, onlar dile getiriyor.

Tabii ki bir iddia. Kimseyi karalamıyorum. Sadece burada eşdeğer bir biçimde önlerine koyuyorum. İster otursun yesinler, ister kafasını çenelerinin arasında alıp düşünsünler, umurumda değil. Eğer doğruysa, yanı başındaki casusluktan bir haber olanların beni casuslukla suçlamasına neden diye soruyorum, sormaya devam edeceğim. Ne denir? Ben buna cevap olarak Allah büyük derim. Yaradan büyük, Yaradan’a sığınıyorum.”

“Bir Kürt yurttaşın kapısını seçimden önce çalıp oyunu isteyeceksiniz, seçim bitince de ‘Sağ ol kardeşim, şimdi evine dönebilirsin, belediye meclisinde de biz konuşuruz’ diyeceksiniz, öyle şey olmaz” diyen Ekrem İmamoğlu, çözüm sürecine dair açıklamalarda bulundu.

İmamoğlu, şöyle konuştu:

"Kent uzlaşısını bir pazarlık gibi anlatanlar oldu. Kim kaç belediye üyesi aldı, kim hangi ilçede kimi destekledi. Bakın; pazarlıkta insanlar masaya kendi payını büyütmek için oturur. Uzlaşıda ise masadan kalkınca da birlikte yaşayacağınızı bilirsiniz. Ertesi sabah komşusunuz. Öbür gün aynı belediyede meclis üyesisiniz. Toplumsal uzlaşı, yarını birlikte kurar. Ortak geleceği var eder ve güçlendirir. Buradan bakışla, bugünkü hükümetin 2 yıldır gizemli ve muğlak tutumunun kurduğu çözüm sürecinin toplumdan uzak, demokratikleşmenin, hukuk üstünlüğünün ve özellikle evrensel normları korumanın çok uzağındaki seçim pazarlığı biçimine, koltuğu koruma anlayışının tam tersi samimi bir büyük uzlaşıyı temsil eden duruşudur bizim ortaya koyduğumuz kent uzlaşısı, İstanbul İttifakı.

Bir Kürt yurttaşın kapısını seçimden önce çalıp oyunu isteyeceksiniz, seçim bitince de 'Sağ ol kardeşim, şimdi evine dönebilirsin, belediye meclisinde de biz konuşuruz' diyeceksiniz, öyle şey olmaz. Çoğulculuk benim demokrasiye bakışımın en temel dayanağıdır. Oyuna talipsin, kendine değil! Sandıkta yurttaş, mecliste sakıncalı! Bu hesabı benim aklım hiç almadı, almayacak. O insan, bu şehrin eşip yurttaşıysa, belediye meclisinde de olacak, komisyonda da olacak. Alınan kararda da payı olacak, bunun adına temsil dersiniz. Katılım dersiniz. Ben daha basit söylüyorum, insan kendisi hakkında alınan kararda söz sahibi olacak.

Belediye başkanlığında en çok bunu öğrendim, söz sahibi olmak, vatandaşın söz sahibi olması. Seçilmek bir şey, yönetmek başka bir şeydir. Bir mahalleye park yapılacaksa, orada 40 yıldır yaşayan insana sorulmadan bu proje çizilmez. Bir imar planı hazırlanacaksa, o planın etkileyeceği mahallenin insanları çağırılır dinlenir. Biz planlarımızı öyle hazırladık. İnsan kararın içinde olursa, o işe sahip çıkar. Meclis’e her kesimden insan girdiğinde, demokrasi seçim gecesi bitmez. Ertesi sabah da devam eder.

Ben 2014'te belediye başkanı olduğumda ilk ziyaretlerimden birisinde, bir Kürt vatandaşımdan, sevilen bir mahallesinde sokağında sevilen bir büyüğümüzden taziye evi ihtiyacı anlatısını dinledim. Ve bunu o kadar çok kıymet verdim ki. O taziye evlerinde yurttaşın acı gününde bir arada olmaktan her zaman onur duydum ve o acıyı paylaşmaktan da bir görevim icabı kendimi mesul hissettim. Ve Beylikdüzü'nden İstanbul'a onlarca taziye evinin yapılmasına ön ayak oldum.

İşte ihtiyacı vatandaş tespit eder, talebi belirler ve siz de bunu yerine getirirsiniz. Bizim yaptığımız uzlaşı, tam olarak buydu. Aynı zamanda insanların güncel yaşamlarında dilinden, kültüründen, tarihine varıncaya kadar birçok talebinin ciddi anlamda karşılık bulacağı eylem ve icraatlar yapmaktı. İstanbul bunun kıymetini bilir. İstanbul kendi yaşayanlarının kıymetini bilir."

 

“İki cumhurbaşkanı adayı hapiste, biri Edirne’de biri Silivri’de” diyen İmamoğlu, barışın tesis edilmesi için rakipleri hapseden anlayışın ortadan kalkması gerektiğini söyledi. İmamoğlu, “Selahattin Demirtaş’ı Edirne’de tutsak tutmaya çalışan zihniyetin bu ülkeye barışı getirme şansı yoktur. O akıldan bir şey çıkmaz” dedi.

 

Muhabir: Furkan Karabay

Muhabir: Furkan Karabay

Kazandığı seçimler sonrası hakkında açılan davalardan bahseden Ekrem İmamoğlu, “Bütün bu davaların her biri hukuken ayrı bir dosyadır ama siyaseten tek bir sonuca bağlıdır. Milletin yarışta görmek istediği bir siyasetçinin özgürlüğünü, faaliyetini, adaylığını engellemek. Bu yüzden bütün bu dosyalar, aslında tek bir dosyadır. Adı da bellidir: Adaysızlaştırma dosyası” dedi.   İmamoğlu, şöyle konuştu:  

Evet, diploma iptalinden bahsettik. Daha sonra bunun bir iptal değil, eğitim kaydının silinmesi değil, adaylığın ortadan kaldırılması demiştim. Tabii sahtecilik davasında, yine kritik bir duruşmadan birkaç gün önce, hakimin bir başka ile gönderildiğinden bahsettim. İdari mahkemesinde heyet, ayrıntılı bilgi ve belge istediği için o da değiştirildi. Daha sonra bu mahkemelerdeki hakim değişikliklerinin nasıl bir silsile şeklinde devam ettiğinden bir kısım bahsedeceğim. İstinaf aşamasında, yine mahkemenin başkanı başka bir ile gönderildi. Birkaç hafta sonra ret kararı geldi. Hangi belgenin sahte olduysa bugün hala gösterilememiştir. Ve iptalin, diploma iptalinin ertesi sabahı, 18 Mart'ta diploma iptal ediliyor, 19 Mart sabahı diplomanın iptali ile birlikte İBB operasyonu yapıldı. Yani aynı planın iki ayağını burada görmekteyiz.   Tabii adaysızlaştırma ile ilgili bir seri davalar silsilesi ortaya kondu. Bir yansıtma alabilir miyiz? Diploma tek başına değildi, İstanbul'u kazandıktan sonra peş peşe ceza davalarıyla muhatap oldum. 15 tane ceza davası tam da o tarihten bugüne muhatap olduğum davalardır. İBB davası, Beylikdüzü dönemi ihale davası, diploma ceza davası, diploma davası, Akın Gürlek davası, bilirkişi davası, casusluk davası, ahmak davası, Tuzla Belediye Başkanına hakaret davası, savcılara hakaret davası, çirkin davası, basit davası, usulsüz harcama davası, Kurultay davası, Beylikdüzü makam aracı davası.   Şimdi burada gördüğünüz bu ceza davaları ile ilgili süreçlerin aslında her birisi çok ironik, çok trajikomik davalardır. Yani bir bakanın bana söylediği "Ahmak sözünü iade ettim" diye bir süreç işletildi, siyasi yasak istendi, vicdanlı bir hakim bu karara yol vermeyince hemen başka bir ile gönderildi, karar ancak hakim değiştirilerek alınabildi. İstinafta da mahkeme başkanı bir başka ile bir üye başka mahkemelere gönderildi, ondan sonra karar onaylandı. Bütün dosyaların aynı bir kişimin önüne düşmesini eleştirdim, hakkımda 7 yıla kadar hapis istendi. Bir konferansta bir başsavcının hukuksuzluklarını anlatırken, onun çocuklarının bu hukuksuzlukları yaşamaması için bu ülkeye adalet getireceğimizi söyledim, buradan tehdit çıkartılmaya çalışıldı. Bir yıl 8 ay ceza verildi, karara karşı oy yazan hakim hemen iş mahkemesine gönderildi. Karşı o veren hakim.   Beylikdüzü dönemine ait bir ihale davasından beraat ettim, beraat ve karar veren hakimi Kahramanmaraş'a gönderdiler. Tuzla Belediye Başkanı ile ilgili davada iki kez beraat ettim, ısmarlama bir heyet geldi daha yakın zamanda, hakimi hemen gönderdiler, 2 yıl 1 ay hapis cezası verildi, istinafa itirazımızı yaptık. En son Beylikdüzü'nde kiralık bir arabayı kullanmamak için kendi aracımı bilabedel kuruma tahsis ettim, ki 12 yıl kendi arabamı kullandım hem Beylikdüzü'nde hem Büyükşehir'de kamuya 30 kuruş milyon liralık belki bir kamu yararı sağladım, 12 yıl içerisinde, amortismanı hariç ama burada bir dönem için yaklaşık 300 bin liralık benzin alınmış, bu benzin faiziyle beraber 2025'in ortalarında firmam tarafından geri ödenmesine rağmen, aylar sonrasında buradan da yine hakkımda bir dava açmayı başaran savcıyla ve bir mahkemeyle karşı karşıyayız.   Bütün bu davaların her biri hukuken ayrı bir dosyadır ama siyaseten tek bir sonuca bağlıdır. Milletin yarışta görmek istediği bir siyasetçinin özgürlüğünü, faaliyetini, adaylığını engellemek. Bu yüzden bütün bu dosyalar, aslında tek bir dosyadır. Adı da bellidir: Adaysızlaştırma dosyası. Derece, adaysızlaştırma yalnız bir kişinin adaylığının engellenmesi değildir, milletin önüne çıkabilecek gerçek bir seçeneğin engellenmesidir. Yani milletin engellenmesidir. Tarihin en büyük yargı saldırılarına karşı hep birlikte gerçekten tarihe geçecek büyük bir mücadele veriyoruz. Ve inançla söylüyorum ki milletin azim ve kararlılığıyla, demokrasiye ve Cumhuriyete bağlı olan aziz milletimizin büyük çoğunluğuyla bu saldırıları tuş edeceğimizden hiç endişe duymuyor.   Siyasi rekabet yalnız adaylarla da yürümez, partilerin, hareketlerin, toplumsal taleplerin kendi liderini çıkarma kapasitesi vardır.

  Kılıçdaroğlu'nu işbirlikçi olmakla suçladı

Ekrem İmamoğlu, mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığı’na atanan Kemal Kılıçdaroğlu’nu "işbirlikçi" olmak ile suçladı:   

21 Mayıs'ta, ana muhalefet partisinin kurultayına dair bir mahkeme kararı verildi. Delegelerin, üyelerin, seçmenlerin iradesi yok sayılmak istendi. Bir siyasi partinin yönetimi mahkeme kararıyla değiştirilmeye çalışıldı. Yüksek Seçim Kurulu ise tarihi bir hatayla, tarihi ve trajik bir hatayla sustu. Buna göz yumdu. Bu bugün sesini çıkarmayan bir seçim kurulunun yarın milyonların oyunu nasıl koruyacağı sorusu cevapsız kalmıştır.   İktidar güdümündeki yargıyı kullanarak, ana muhalefet partisine çökmüştür. Bu görevi de butlan kararıyla koltuğa oturtulan bir şahsa vermiştir. O şahıs ,21 Mayıs darbesinin iş birlikçisidir. İstanbul İl Başkanlığına ve Ankara'daki genel merkeze yapılan saldırılar, hukuksuz girişimler, hukuksuz müdahaleler tarihe bir yüz karası olarak geçmiştir, utanç vericidir.

Halk TV’ye kayyum atandı, yayınları durduruldu. Böylece bir süredir devam eden bu süreçte yeni bir aşamaya geçildi. Peki bu duruma nasıl gelindi? İşte Halk TV’ye kayyum atanmasına giden süreç.

Medyascope'u YouTube'dan da takip edin!

YouTube editörümüz Duygu Köseoğlu'nun sizlere bir mesajı var: Bizi YouTube'dan da takip etmeniz. 

Gün boyu Halk TV'de yaşananları hem videolarımızla hem canlı yayınlarımızla hem de shortslarımızla size aktarmaya çalıştı.

Biz burada genellikle X hesabımızı paylaşsak da sizler YouTube hesabımıza gelmeyi unutmayın, videolarımızı izleyin.

Örneğin bugünkü bazı videolar:

Silivri'den canlı yayınımız:

Furkan Karabay Silivri'den aktarmaya devam ediyor. 

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, “2028'de sayın Cumhurbaşkanını seçmek için seçim yapacağız" sözlerine atıf yapan Ekrem İmamoğlu, şunları söyledi:

"Bir demokrasiyi öldürmenin üç yolu vardır. Hakemleri ele geçirmek, oyuncuları oyundan atmak, oyunun kurallarını değiştirmek. Biz, bu üçünü de yaşadık. Hakimler, yargı ve seçim kurullarıdır. Oyuncular adaylar, liderler, partiler, belediye başkanlarıdır. Kurallar ise anayasa ve meclistir.
 
İktidarı denetleyecek kurumlar zayıflatıldıktan sonra geriye tek bir denetim kalır, milletin sandıkta iktidarı değiştirme gücü. Siyasi rekabetin tasfiyesi tam da burada başlar. Bu seçimlerin kaldırılması değildir, çok daha sinsi bir yöntemdir. Seçim yapılır, sandık kurulur, oy kullanılır ama milletin önüne kimin çıkabileceğine, hangi partinin kendi iradesiyle yönetilebileceğine, hangi seçilmişin görevinde kalabileceğine iktidar karar vermeye başlar. O zaman seçme hakkı kâğıt üstünde kalır. Seçenek üretme hakkı ortadan kalkar.
 
Bunu üç kelimeyle anlatabilirim. Adaysızlaştırma, lidersizleştirme, partisizleştirme. İşte aslında bu üç kelime, içinde bulunduğumuz bu davanın, bu mahkemenin, içinde olduğu iddianamenin, yani iftiranamenin aslında net tarifidir. Bunlar üç ayrı mesele değildir. Aynı sonuca giden üç yoldur.
 
Seçim sonuçlarına müdahale, demokratik siyasetin temel kurallarının çiğnenmesidir. İktidar kendi rakibini seçemez, rakibi millet üretir. Bu kuralın bu ülkedeki ilk büyük kırılması 2019'da İstanbul'da yaşandı. Az önce anlattım sizlere. Ve nasıl bir millet tepkisi yaşandığını da ifade ettim. İkincisi; milletin kararının tanınmaması artık bu ülkede gerçek bir ihtimaldir. Sonra gelen her şey aslında o günün, o sürecin devamıdır.
 
Bakın bugün artık devletin bakanlık görevini yapan insanlar,Cumhurbaşkanımıza seçim kazandırmak için seçim düzenleyeceğiz, Cumhurbaşkanlığını kazandırmak için seçim düzenleyeceğiz, yani seçimin ne olduğunun anlamını bile yitirmiş insanların bakanlık yaptığı bir dönemdeyiz.
 
Şubat 2025'te cumhurbaşkanlığı adaylığım açıklandı. Partim,adayını Türkiye tarihinde ilk kez, üyelerin ve yurttaşların katılacağı bir ön seçimle belirleme kararı aldı. Burada önemli olan yalnız benim aday olmam değildi. Önemli olan bir partinin adayını kendi demokratik iradesiyle belirlemesiydi.İşte tam da burada bir adaysızlaştırma süreci için düğmeye basıldı. Ön seçime günler kala 32 yıllık üniversite diplomam iptal edildi. Cumhurbaşkanlığı adaylığının anayasal şartlarından biri yükseköğretim mezunu olmaktır. Yani bu iptal, bir eğitim kaydı değildi, bir adaylık kararıydı. Sonra bu dosyada da aynı yöntem görüldü. Sahtecilik davasında kritik bir duruşmadan birkaç gün önce hâkim başka bir ile gönderildi."

“Faşizm bir gecede gelmez” diyen Ekrem İmamoğlu, “Faşizm, her yerde aynı kılıkta gelmez ama işaretleri aynıdır. Farklı olandan korkmak, muhalefeti ihanet saymak” dedi.

“Bugün karşımızdaki iktidar, totaliter bir hayalin peşindedir” diyen İmamoğlu, şöyle devam etti:

"Şimdi bugünkü Türkiye’nin adını koyalım. Bugünkü Türkiye bütünüyle totaliter bir rejim değildir. Seçimler hala yapılıyor, muhalefet hala var millet hala direniyor. Bu tür rejimin bir adı var rekabetçi otoriterlik. Yani seçimin yapıldığı ama yarışın adil olmadığı rejimler. Türkiye, yıllardır bu kategoride anılıyor. Ama mesele bugünkü durak değil. Mesele gittiği yöndür.
 
Bugün karşımızdaki iktidar, totaliter bir hayalin peşindedir. Rakipsiz bir siyaset. Rekabetçi otoriterlikten rakipsiz bir siyasete geçişin taşları dizilmek isteniyor. Tek sesli bir basın, bağımlı bir yargı, işlevsiz bir meclis, korkutulmuş bir toplum. Ve bütün bunların sonunda hiçbir zaman değiştirilmeyecek bir iktidar. Varılmak istenen sonuç budur. Elbette buna izin vermeyeceğiz. Bu millet buna boyun eğmedi eğmeyecek. Kürsülerde boyun eğen bir avuç kifayetsiz el öpen yalakalık yapan, dalkavukluk peşinde koşanlar moralimizi bozmasın, bozmayacak. İş birlikçiler, hainlik yapanlar canınızı sıkmasın. Onlar bir avuçtur. Biz ise milletiz, 87 milyon yurttaşımız.
 
Tabii ki tehlikeyi göreceğiz. Tabii ki tedbir alacağız, tabii ki milletçe bir ve birlikte olup hazırlık yapacağız. Bu düzen bugün icat edilmedi. 12 Eylül’den kalmadır aslında ilk adımları, ilk ayağı. 12 Eylül, bu ülkenin siyasetini bir kafese koymak için yapıldı. Partiler kapatıldı, siyasetçiler yasaklandı. Sendikalar susturuldu. Grev hakkı neredeyse kullanılamaz hale getirildi. Üniversiteler tek bir kurulun denetimine bağlandı. Seçim barajı getirildi, milyonların oyu meclisin kapısında bırakıldı. Ve bütün bunlar bir anayasaya yazıldı. O anayasa toplumu özgürleştirmek için değil, devleti toplumdan korumak için yazılmıştı.
 
O gün bu düzene karşı çıkanlar vardı. Bugün iktidarda olanlar da yıllarca 12 Eylül’ü eleştirdi. Vesayeti bitireceğiz dediler ileri demokrasi dediler. Millet de buna inandı. Ama vesayet bitmedi el değiştirdi. Askerin vesayetinin yerini bir kişinin vesayeti aldı. 12 Eylül’ün kurduğu kafes sökülmedi, sadece kilidi başka bir cebe girmiştir. Seçim barajı siyasi yasaklar siyasi kapatma tehdidi, sendika haklarının daraltılması, üniversitenin denetim altında tutulması. Bunların hiçbirisi bugün kaldırılmış değil. Hatta birçok uygulama 12 Eylül’ün daha da ötesine geçmiştir. Hepsi bugün iktidarın elinde kendi rakiplerine karşı kullanılan araçlardır.
 
Bu yüzden açık ve net söylüyorum. 19 Mart’ı ve 21 Mayıs’ı yapanlar kendilerini 12 Eylül’ün karşıtı olarak tanıttılar. Ama bugün 12 Eylül’ün en sadık mirasçıları onlardır. Vesayeti büyüttüler, kafesi genişlettiler. Bir fark daha var ama. 12 Eylül’ü yapanlar tankla geldi, bugünküler sandıktan geldi. Ve sandıktan gelenin, sandığı ortadan kaldırmaya çalışması belki de en tehlikeli olanıdır. Çünkü bunu milletin adını kullanarak yapıyor."

“Adalet çökerse devlet de çöker” diyen Ekrem İmamoğlu, AİHM ve AYM kararlarının uygulanmadığından, TİP Hatay Milletvekili Can Atalay’ın, Osman Kavala’nın ve Tayfun Kahraman’ın hala hapiste olduğundan bahsetti.

İmamoğlu, şunları söyledi:

"Adaletin; yargı bağımsızlığının, hukuk devletinin, vatandaşın güvencesi olduğunu hepimiz biliyoruz. Ama eğer yargı da bağımsızlığını yitirmişse, geriye inanın ki vatandaşın hiçbir güvencesi kalmaz. Bugün bu ülkede on milyonlarca insanın hukuka olan inancındaki düşüşü görmeyen ve tabiri caizse yetkili olup, ona tekme vuranları gördükçe, içimizin kanadığı birçok kararı yaşarken, çok büyük tehlikenin ülke üzerinde, devlet mekanizması üzerinde durduğunu hepimiz görüyor ve yaşıyoruz. Zira işte hep söylüyoruz, adalet mülkün temelidir; yani devletin temelidir. Ya da Türk devlet geleneğinde "il gider töre kalır" dendiğinde, işte o esas töre dediğimiz şey adaletin ta kendisidir. İl dediğimiz şey devletin kendisidir. Ama adalet çökerse devlet de çöker ve vatandaşın güvencesi ortadan kalkar.
 
Yargı bağımsızlığı, hâkimlerin ayrıcalığı değildir, yurttaşın güvencesidir. Bir yurttaş mahkemeye gittiğinde karşısındaki kişinin kim olduğuna değil, sadece delile ve hukuka bakılacağından emin olmak ister. Karşısındaki kişi ne kadar güçlü olursa olsun, hangi makamda oturursa otursun, hangi çevreye yakın olursa olsun, hangi hukuka tabi olacağını bilmek ister. Yargıyı yöneten kurulun oluşumunda, yürütmenin ve meclis çoğunluğunun ağırlığı arttığında, sorun yalnız hukukçuların tartışacağı teknik bir mesele olmaktan çıkar. Yurttaşın en basit sorusunun cevabı belirsizleşir: Haksızlığa uğrarsam beni kim koruyacak? Bu soruya cevap bulamaz. Yasa, zengini de yoksulu da köprü altında yatmaktan, sokakta dilenmekten, ekmek çalmaktan aynı şekilde men eder. Kâğıt üstünde ne güzel bir eşitlik, ama köprü altında yatan hiçbir zaman zengin olmaz. Kâğıt üstündeki eşitlik, hayattaki eşitsizliği böyle gizler.
 
Oysa bugün Türkiye'de kâğıt üstünde dahi eşitlik kalmadı. Aynı suçla suçlanan birine şafak baskını, öbürüne ise “gönüllü iade” olarak dönüyor. Bir hukuk düzeninin en son güvencesi kendi en yüksek mahkemesinin kararlarıdır. O kararlar uygulanmıyorsa, geriye hukuk değil güç kalır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, Türkiye'nin taraf olduğu sözleşme gereği bağlayıcı olan kararları uygulanmadı. Bir siyasetçinin, bir iş insanının tutukluluğu hakkında verilen ihlal kararları rafa kaldırıldı.

Kararlara uymadığı için Avrupa Konseyi'nin ihlal sürecine alınan ülkeler arasına girdi. Anayasa Mahkemesi'nin bir milletvekili hakkında verdiği hak ihlali kararı, bir başka yüksek mahkeme tarafından tanınmadı. Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunuldu ve o milletvekilinin vekilliği Anayasa Mahkemesi'nin kararına rağmen, Meclis kürsüsünden düşürüldü.
 
Kendi Anayasa Mahkemesi'nin kararını tanımayan bir düzende bir yurttaşın hakkını arayacağı son kapıda kapanmış olur. İşte bugün cezaevinde komşu olduğumuz Can Atalay'dan Tayfun Kahraman'a kadar, ne yazık ki acı bir şekilde insanların hak ettiği ve adil yargılanmayla varmak istediği -Kavala'ya kadar- süreçlerin tıkanmasının acı bir sürecini bu insanların yüzlerinde, ailelerinde, hukukçularında yaşıyoruz. Sonra gerçekten bu toplumun aldatılması ile ilgili bedeli keşke o kararı verenler ödese, onlar ödemiyor. Bu ülkenin insanları ödüyor.
 
Kendi iktidarları döneminde çetelerin yerle bir ettiği adaleti, güvenceyi ve güvenilir ortamını, faili meçhul cinayetleri operasyonları çözerek yeniden tesis edecekleri bir adalet söz konusu olamaz. Tabii ki bu ülkede faili meçhuller ortaya çıkartılsın. Ama görüyoruz ki zaten son 20-25 yılda büyük çoğunluğu oluşan faili meçhul cinayetlerin sorgulanması esasen yanlışın üstüne giden, yanlışı düzeltmeye çalışan gayretle bir algı süreci yöneten adalet mekanizmasının içindeki insanların, gerçek anlamda cevap bekleyen birçok faili meçhul cinayetlere girmediğini de görüyoruz."

Furkan Karabay, Silivri'den aktarıyor.

İmamoğlu savunmasına devam ediyor

Furkan Karabay Silivri'den bildirmeye devam ediyor.

Öğle arası sonrası Ekrem İmamoğlu savunmasına devam etti. “Cumhuriyetin çöküşü kurumların çöküşü demektir. Aslında kurumlar var ama işlevi yok” diyen İmamoğlu, cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin “ucube” bir sistem olduğunu söyledi.

İmamoğlu, “Özellike son dönemde iktidarın milli irade üzerinden seçim kazanamayacağını görünce, yargı eliyle Türkiye gündemini işgal ettiği bir ortamda, ne yazık ki geçimin, işsizliğin, yoksulluğun hatta açlığın toplumu negatif etkilediğini ifade etmek isterim. Bu bir iktidarın çöküşüdür aynı zamanda demokrasinin, adaletin çöküşüdür. Bu tablo nasıl oluştu. Aslında kurumlar var ama yok. cumhurbaşkanlığı ucube sisteminin getirdiği çerçeve, Türkiye'deki bütün siyasetin, bürokrasinin akışını tek başına tarifleyen bir mekanizma” dedi.

“Nepotizm” hastalığının devletin her noktasına sirayet ettiğini söyleyen İmamoğlu, “Türkiye’de şu kavramlar birbirine girmiştir: Hükümet, cumhurbaşkanlığı sistemiyle devlet kavramı tümüyle birbirine girmiştir. Devlet başkadır iktidar başkadır. İktidar geçici, devlet kalıcıdır. İktidar seçimle gelir seçimle gider. İktidarlar, partiler, bakanlar, milletvekilleri, cumhurbaşkanları değişir ama devlet kalır. Bir parti kendisini devletle özdeşleştirdiğinde cumhuriyetin temel dengesi bozulur. O partinin çıkarı devletin çıkarı gibi sonulur, bu çok tehlikelidir” diye konuştu.

“Devletin sahibi kesinlikle iktidar değildir, millettir” diyen Ekrem İmamoğlu, siyasete 38 yaşında girdiğini, parti içerisinde siyaset yaptığını, belediye başkanı olduğunu, cumhuriyet değerlerine bağlı olarak çalıştığını söyledi. Partilerin değil milletin kutsal olduğunu belirten İmamoğlu, cumhurbaşkanının bağımsız, tarafsız olması gerektiğini ifade etti.

Ülkenin kararnamelerle yönetildiğini söyleyen İmamoğlu, “Saray zihniyeti, ‘devlet gitsin ben kalayım’ diyor. Devlet önce bir partinin devleti yapıldı, şimdi de bir ailenin devleti yapılmak isteniyor” dedi.

Sera Kadıgil'den Halk TV'ye kayyum tepkisi: “İmamoğlu'nun savunmasını yayınlayamasın diye kapısına dayandılar”

TİP Sözcüsü Sera Kadıgil, İmamoğlu'nun savunma yaptığı İBB davasını takip etmek için gittiği Silivri'de duruşmaya alınmadığını söyledi. Halk TV'ye kayyum atanmasına tepki gösteren Kadıgil, “Halk TV de veremesin diye sabahın 5'inde kapısına dayandılar” dedi.

ANKA'ya konuşan Kadıgil, önceki duruşmada İmamoğlu'nun savunmasının tutanağa yanlış geçirildiğini savunarak buna itiraz ettiği için yasaklandığını belirtti. Kadıgil, “Ekrem İmamoğlu'nun savunmasını takip etmem benim bir milletvekili olarak yasak şu anda” dedi.

“Halk TV de veremesin diye sabahın 5'inde kapısına dayandılar”

Halk TV'ye kayyum atanmasına da tepki gösteren Kadıgil, İmamoğlu'nun savunmasının kamuoyuna ulaşmasının engellenmeye çalışıldığını savundu:

“Önemli olan hakikaten aylardır tutsak bulunan Sayın İmamoğlu'nun söylediklerinin halka ulaşması. Zaten tam bu olmasın diye başlarken ‘Gerekirse canlı yayınlansın’ diye atıp tuttukları davayı bugün Halk TV de veremesin diye sabahın 5'inde Halk TV'nin de kapısına dayandılar. Polisle ablukaya aldılar.”

Kadıgil, TİP'in genel merkez ve İstanbul İl Başkanlığı'na ait sosyal medya hesaplarına da erişim engeli getirildiğini açıkladı. Engelleme kararına fonlarla ilgili paylaşımların gerekçe gösterildiğini söyledi:

“Televizyon kanalları basılsın, sesini çıkaran siyasi partinin hesapları engellensin, kamuoyunda karşılığı olup Ekrem İmamoğlu'nun savunmasını halkla buluşturmaya çalışan milletvekilleri salona giremesin. Bu şekilde yani hiçbirimiz konuşmayalım istiyorlar.”

Özgür Özel Halk TV'ye gidecek

YENİ Parti Genel Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davası sonrası kayyum atanan Halk TV'ye dayanışma ziyaretinde bulunacak. 

YENİ Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, sosyal medya hesabından, saat 17:00'den itibaren Halk TV'nin önünde olacaklarını bildirdi:

"Saat 17:00’den itibaren Halk TV önündeyiz. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel Silivri duruşması sonrası Halk TV’yi ziyaret edecektir. Türkiye susturulamaz!"

Silivri'de neler oluyor?

Medyascope Haber Müdürü Göksel Göksu, Silivri'de İmamoğlu'nun tam 19 ay sonra yapacağı savunmayı dinliyor. "İmamoğlu'nun savunması kitap olarak basılacaktı fakat mahkeme kararıyla engellendi ve kitap basım aşamasındayken toplatıldı. Şimdi İmamoğlu basılacak olan savunmasını da güncelleyerek Silivri'de savunma yapmaya başladı" diyen Göksu, İmamoğlu'nun savunmasında Halk TV'ye kayyum atanmasına da yer verdiğine dikkat çekti.

İşte sizler için çektiği video:

Uluslararası Af Örgütü'nden Halk TV tepkisi

Uluslararası Af Örgütü, Halk TV'nin İstanbul'daki merkez binasına polis tarafından baskın düzenlenmesi ve kanal yönetimine kayyum atanmasına tepki göstererek, gelişmeyi "medya özgürlüğüne acımasız bir darbe" olarak nitelendirdi.

Uluslararası Af Örgütü Avrupa Direktör Yardımcısı Esther Major, yaptığı yazılı açıklamada, Halk TV'ye yönelik işlemin "Türkiye yetkililerinin muhalif sesleri tamamen susturmak için son girişimi" olduğu yorumunda bulundu.

Major, "Türkiye'de ana muhalefetin televizyon kanallarından birine şafak baskını gerçekleştirilmesi ve kayyım atanması, ifade özgürlüğü hakkına doğrudan bir saldırıdır" dedi.

Baskının zamanlamasına da dikkati çeken Major, operasyonun Ekrem İmamoğlu'nun yargılandığı davada savunmasını yapacağı ve Halk TV'nin duruşmaya yayınlarında geniş yer vermesinin beklendiği gün gerçekleştirildiğini belirtti. Major, baskının ayrıca muhalif haber kanalı TELE1'e el konulmasının birinci yıl dönümüne günler kala yapıldığını kaydetti.

Major, "Türkiye yetkilileri, acilen Halk TV'nin bağımsız yayıncılığına devam edebilmesini sağlamalı ve medya özgürlüğünü hedef alan saldırılarına son vermeli" çağrısında bulundu.

(ANKA)

Tülay Hatimoğluları: "Basını sansürlemekten vazgeçin"

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan ve beraberindeki heyet, kayyum atanan Halk TV’nin Ankara temsilciliğine destek ziyaretinde bulundu.

Ziyaret sonrası açıklama yapan Hatimoğulları, kayyum atamasını kınadığını vurgulayarak şöyle konuştu:

"Halk TV'ye bir şafak operasyonuyla yüzlerce polisin baskın yapması asla kabul edilebilir bir şey değil. Kayyum rejimi bu ülkede parça parça tesis edildi. Belediyeler üzerinden başladı ve artık Türkiye'de kayyum atanmayan hiçbir şey kalmadı. Ticari kurumlardan tutalım da üniversitelere kadar ve bundan şu anda en çok muzdarip olan, gerçekten Türkiye'deki basın yayın kuruluşlarıdır, organlarıdır. Bunu kabul etmek mümkün değil. Halk TV'ye yapılan bu saldırıyı bir kez daha burada sizlerin huzurunda kınıyoruz.

Bir televizyonu yüzlerce polisle basmak demek, Türkiye'yi çok karanlık bir dehlize doğru hızla sürüklemek demektir ve biz buna defaatle tanıklık ettik. Bundan önce TELE1'de oldu ve son zamanlarda birçok kanalda gerçekleşti. Bugün şayet televizyonun sahibiyle ilgili başlatılmak istenen bir soruşturma varsa bu soruşturma televizyon kanalı kapatılarak yapılmaz. Burada televizyon kanalının kendi yayın akışına devam etmesine hiçbir şekilde müdahale etmeksizin bir soruşturma açılacaksa o soruşturma açılır. Ortada bir suç varsa onun gereklilikleri yerine getirilir. Ama ne yazık ki Türkiye'de artık bir şeye bahane üretmek için, basını sansürlemek, ekranları karartmak, kalemleri ve tuşları susturmak için önceden hazırlanmış olan hikâyeleri ortaya atıp, gerekçeler oluşturup toplumu böyle ikna edeceğini sanıyor bu iktidar. Ama yanılıyor. Bugün Halk TV'nin Türkiye'de milyonlarca izleyicisi var. Dolayısıyla milyonlarca izleyiciyi bu anlamıyla bu iktidarın yanıltamayacağını, bu şekilde bir karartmanın üstünün örtülemeyeceğini bilmesi gerekiyor. Bugün Türkiye'de tepkiler çok büyük. Bugün insanların duygusal olarak da siyasi olarak da toplumsal olarak da tepkileri son derece büyük."

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş