İSTANBUL (Medyascope) – Ekrem İmamoğlu tutuklanmasından 19 ay sonra 14 Ekim’de ilk kez savunma yaptı. Savunmasına ikinci günde devam eden İmamoğlu, atanmış CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun davada “tanık” olarak dinlenmesini talep etti. Medyascope muhabirleri Furkan Karabay ve Ali Deniz Çakır Silivri’den, editörleri canlı blogtan gelişmeleri size aktaracak.
Ekrem İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik davada tutuklanmasının üzerinden 19 ay geçtikten sonra ilk kez savunma yaptı. İmamoğlu savunmasına ikinci günde devam ediyor.
- İmamoğlu İBB davasında savunma yapacak: İşte bilmeniz gerekenler
- Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının tam metni (14 Ekim 2026): “Aynaya baktılar, gördüklerini benim adıma iddianameye yazdılar”
- Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının tam metni (15 Ekim 2026): “Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘tanık’ olarak dinlenmesini talep ediyorum”
Ekrem İmamoğlu, Eylem 60 hakkında savunma yapıyor
Ekrem İmamoğlu:
“Eylem 60. Yurtdışı krediler ve tahviller. 53,5 milyar lira. Sayın Başkan, sayın heyet, aziz milletim; bu trajedinin, komedinin uluslararası boyutu. Bir birisi taş ocağı boyutuydu, birisi Cebeci boyutuydu, bu da uluslararası boyutu. Bu tam bir komedi.
Bu iddia ve bu rakam nasıl çıkarıldı? 2019-2025 arasında İBB ve İSKİ'ye 69,5 milyar liralık finansman gelmiş. Bunun içinden dört kalem zarar sayılmış. 13,63 milyar projeyle doğrudan ilişki kurulamayan harcamalar, 19,85 milyar lira yabancı bankalara yapılan geri ödeme, 13,84 milyarı da İBB iştiraklerine yapılan ödemeler. 6,19 milyar da birebir bağlantı kurulamayan kısım.
Devrin başlığında ne var? Yalnızca bir BDDK raporu ve bir MASAK raporu. Bir tek itirafçı yok, bir tek tanık yok, bu eylemde itirafçı cümlesi bile yok. Yalnızca bizim belgelerimiz var ve yine de suç diye yazılmış. Dedim ya, 560 kuruş bulamayınca ya nasıl uydururuz diye bir şey dememiz lazım. 560 milyarlık yolsuzluk dedik, gittik bunu Ankara'da Beştepe'ye de anlattık. 560 milyar dedik, bir şey gösteremezsek bu adam bizi döver."
Bak bakın halk diliyle anlatıyorum ha. Bu aynen böyle değilse adımı değiştiririm ya, üstüne sopayla kovar. Biz o adama dedik büyük yolsuzluk var, 560 milyar dedik, bir şey bulmamız lazım. Cebeci’de 110 milyar, 50 küsur milyar da buradan, hadi bakalım yutturalım millete 160 milyar.”
Ali Deniz Çakır Silivri'den aktarmaya devam ediyor.
Cebeci Maden Sahası’ndaki hafriyat dökümü hakkında konuşan İmamoğlu şunları söyledi:
“Sahanın kantar sorumlusuna sahayı hangi ekibin denetlediği soruldu. Cevabı aynen okuyorum. ‘Ayda bir MAPEG gelirdi. Çevre Bakanlığı'ndan gelirlerdi. Orman Bakanlığı'ndan devriye ekibi sabah öğlen akşam devriye atardı. Sultangazi zabıtası devriye atardı' Bak İBB yok. İBB yok, sayın başkan. Devletin bütün kurumları o sahadaydı ve hiçbiri kaçak döküm var diye tek bir tutanak tutmadı. Tek bir tutanak tutmadı. Var mı dosyanıza gelen?
Bunun iki açıklaması olabilir. Ya kaçak döküm hayalidir ya da yetkili bütün kurumlar görevini ihmal etmiştir, suç ortağıdır. Biz değiliz. Onlar suç ortağıdır. Üçüncü bir ihtimal yok. Tekrar ifade ediyorum. MAPEG gelirdi, Çevre Bakanlığı'ndan gelirlerdi, Orman Bakanlığı devriye atardı, Sultangazi zabıtası devriye atardı.
Bir şey daha, aynı kantar sorumlusu, sahaya döküm yapanların listesini daimi ifadesinde savcılığa vermiş. Listede kimler var? Sultangazi Belediyesi, Eyüpsultan Belediyesi, Fen İşleri Müdürlükleri, çoğu AKP'li belediyeler. Resmi plakalı kamu araçları bu sahaya bedelsiz döküm yapmış. Bu fark sorulduğunda cevap ne oluyordu? Resmi araçlar yol yapımını Sultanbeyli Belediyesi'nin birtakım kamu işlerinde cami inşaatı vakıflarına getirdiği hafriyat diye cevap vermiş.”
"Kumpasın ağırlık merkezi Cebeci"
Muhabir: Furkan Karabay
Cebeci maden sahasındaki milyonlarca tonluk kaçak döküm iddiasına yönelik suçlama hakkında konuşan Ekrem İmamoğlu, “Geldik Cebeci'ye. Bu dosyanın en büyük rakamı yaklaşık 110 milyar lira, manşetteki 160 milyarın üçte ikisinden fazlası tek başına buradan çıkıyor. Yani bu kumpasın ağırlık merkezi Cebeci. Rakam iki kalemden oluşuyor. 31 milyar lira kaçak döküm geliri. Yaklaşık 80 milyar lira da maden rezervi kaybı. Kulağa ne kadar korkutucu geliyor, değil mi? Yani bu korkutucu rakamları tek tek söküp, bunu yazanların böyle ellerine uzatacağım, vereceğim ellerine” dedi.
İmamoğlu, Cebeci maden sahası için “Cebeci, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın ve ona bağlı MAPEG'in projesidir. Cumhurbaşkanlığı'nın 100 günlük eylem planına alınmış bir devlet projesidir” ifadelerini kullandı.
Ekrem İmamoğlu, Cebeci maden projesinin nasıl ve kimler tarafından yapıldığını, süreçte neler yaşandığını şöyle anlattı:
"Bakın, ben bu konuyla ilgili sorunları gördüğümde benim kulağıma İSFALT'ın orada bir iş yapması gerektiği ve bir teminat mektubu verdiği, bunun ciddi bir zarara İSFALT'ı sokacağı, o dönemin parasıyla yüz milyonlarca SGK borcu olan İSFALT'ın bir de bunu ödeyemediği zaman bu nakite dönmesi halinde iflas edeceğini söylediklerinde, konu kiminle ilgili dedim. 'Vali Bey' dediler. Vali Bey'e ısrar ederek, toplantının yapılmasını ve bunu bizim anlamamız gerektiğini ısrar ederek dönemin valisi Ali Yerlikaya'dan bu toplantıyı talep edenim. Ama bende yetki olsa, buranın sahibi İBB olsa, bunun toplantısını İBB'de yapar çözüm bulurduk. Vali'nin peşine düştüm çünkü yetkilisi vali, kurulun sahibi vali, sahibi maden bölgesinin Enerji Bakanlığı, MAPEG. Nokta. Nokta. Bu kadar net.
Cebeci, yıllarca kaçakçılığın cirit attığı, kontrolsüz, tehlikeli bir yer. Tozuyla, görüntüsüyle bölge halkını bezdirmiş. Ben Sultanbeyli'yi gezmeye gittiğimde, bu siyaset yani seçim döneminde, o bölgeye girdiğimde bana anlatılan ilk konu şuydu: Tozdan boğuluyoruz, bizi buradan kurtarın. Kamyonlar evlerimizin kıyısından geçiyor, köye gidenler yolda eziliyor, burada cinayet işliyorlar, birbirlerini vuruyorlar, efendime söyleyeyim maden boşluğundan aşağı düşen kamyonlarda insanlar ölüyor. Bunları ben orada duydum zaten.
Hükümet, 2018'de bir akreditasyon projesi açıkladı. Aynı yıl Cebeci, Resmi Gazete’yle maden bölgesi ilan edildi. Türkiye'nin ilk ve tek maden bölgesi. Ruhsatlar da benden önce verilmiş. Bu projenin doğum tarihi de sahipleri de kayıtlarda yazılıdır. 19 Haziran 2018. Sultanbeyli'de bir tanıtıp töreni yapılıyor. Bakın 19 Haziran 2018. Kürsüde dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, yanında İstanbul Valisi, AK Parti İstanbul İl Başkanı, AK Parti'li bu arada il başkanının az önce bahsettiği iş adamı Gülibrahimoğlu'nun ortağı olduğunu altını bir daha çizeyim o dönemde. AK Parti'li İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal, rahmetli Topbaş'ın yerine ara seçimle gelen kişi, AK Parti'nin Sultanbeyli Belediye Başkanı ve o gün AK Parti Sultangazi İlçe Başkanı olup, sonradan Sultangazi Belediye Başkanı olan Abdurrahman Dursun. Bunları fotoğrafları arşivde açılış töreniyle, yani bunu tanıtım töreniyle Sultanbeyli'de anlatılması…
O törende ne söylendi? Bakan sorunun 10 yıldır sürdüğünü, çözüm için 2 yıldır çalışıldığını anlattı. Dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı ise açıkça kamulaştırmak gerektiğini, artı 760 milyon liralık bağlantı yolunun parasını da İBB'nin harcayacağını söyledi. Kamulaştırma ayrı, 760 milyon liralık orada yapılacak yolun maliyeti de ayrı.
Ekrem İmamoğlu, İBB’nin 110 milyar kamu zararı olduğu iddia edilen Cebeci Maden Sahası’nda yalnızca komisyonda bulunan bir yüklenici olduğunu belirtti."
Ekrem İmamoğlu, Cebeci maden projesine dair İstanbul Valisinin yaptığı toplantıdan bahsetti:
"Tam burada araya gireyim. Birazdan da yine bahsedeceğim. Benim katıldığım ilk valinin toplantısında, Atiye Hanım, sunum yaparken, burada yaklaşık 12 milyarlık bir kamulaştırma olduğunu dile getirdi. 12 milyar. Tepkim aynen şu oldu: 'Yahu' dedim, 'Bu İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bütçesinin yarısı. Ne diyorsunuz siz? Bunu nasıl İstanbul Büyükşehir Belediyesine yıkarsınız? Bir yol yapmak için 12,5 milyar liralık...' 2019'un belki kasımından bahsediyorum, belki aralığından, ayını tam hatırlamıyorum. 'Bunu' dedim 'İstanbul Büyükşehir ödeyemez ki. Böyle bir imkan yok.' Sonradan işte yol projesinin değiştirilmesi ve bu kamulaştırma bedelinden kurtulması süreci işletiliyor. Bu değişen proje ve projeyi MAPEG'in onaylayıp uygulamaya geçirilmesi meselesi. Yine dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı ise açıkça kamulaştırma gerektiğini ve 760 milyonluk bağlantı parasını İBB'nin vereceğini söyledi dediğim gibi. 1 Ağustos 2018'de maden bölgesi Resmi Gazete'de ilan edildi. 1 Ağustos 2018. MAPEG ile İBB arasındaki protokol de İBB ile İSFALT arasındaki protokol de 2018 sonu ile 2019 başında, yani İstanbul Büyükşehir Belediyesi el değiştirmeden önce imzalandı. Bahsettiğimiz protokol, yolun yapılması protokolü. Ben bu masaya, kuralları başkaları tarafından yazılmış, imzaları başkaları tarafından atılmış bir projenin ortasında oturdum.
Peki İBB bu işin neresinde? İBB bu projeye Bakanlık tarafından dahil edildi. Neden mi? Oradaki o yatırım yükünü taşısın diye. Kamulaştırma maliyeti, finansman, risk İBB'ye bırakıldı. Sadece bu. Ama büyük para. Yetki ise tümüyle merkezi idarede kaldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin yetkisi yok. Aslında klasik yani. Masraf İBB'den, söz merkezi idareden. Klasik yöntem.
Haziran 2019'da göreve geldiğimizde proje tıkanmıştı. 'Başladık' dedikleri proje hiç başlamamıştı. Çünkü seçimde anlattılar; 'Projeye başladık, yapıyoruz, cek cak...' Ortada hiçbir şey yok. Sadece İSFALT yapacağı işe dair bir peşinat ödemişti, o kadar. Bir de teminat mektubu vermişti. 12 milyar liralık o kamulaştırma bedelinin bugünkü karşılığı yaklaşık 112 milyar lira. 112 milyar lira. Projenin süresi de dolmak üzereydi. İSFALT'ın teminatlarıyla beraber, yapacağı işin maliyetiyle beraber 2,5 milyarlık zarar kapıdaydı. Biz projeden kaçmadık. Fakat bunların hepsi zaman aldı. Proje revize edildi. İmkansız kısmından vazgeçildi. Yollar, bağlantılar, çevre önlemleri korundu, yollar bağlantıların yerleri değiştirildi, proje oldukça değişime uğradı. Kamulaştırmadan kurtulundu. Revize projeyi MAPEG onayladı, geçici kabul yapıldı. Cebeci düzenli bir alana dönüştü.
Ve tahminin çok altında bir maliyetle, çok çok altında bir maliyetle... Buradaki en son gelen, ukalaca akıl dağıtan o işin ilk yüklenicisi olan müteahhit arkadaşın dediği gib,i %60'lardan ama ne? İşin ihalesinin yapıldığı rakamın bile %60'lardan bile o iş tamamlandı. Çok büyük bir tasarruf yani. 2,5 milyarlık zarardan kurtulundu, belki o zamanın parasıyla 80-90 milyon, 100 milyon civarında bir para harcandı. Yani Cebeci’de kamu 10 milyarlarca liralık bir yükten kurtarıldı ve bugün o kurtuluşun adına kamu zararı yazılmaya çalışılıyor."
"Bu dosyanın anahtar kelimesi 'Duyum'"
İBB iddianamesinin, duyumlar ve ifadeler üzerine yazıldığını söyleyen Ekrem İmamoğlu, “Aylarca ekranlarda tek bir rakam döndü: 560 milyar lira. Florya'nın bahçesi kazıldı, para çıkmadı, bavul çıkmadı, cenaze aracı çıkmadı. Florya'ya para taşındığını anlatan şoföre ‘Gözünle gördün mü’ diye soruldu. Cevap yok, görmedim. Ve şu eklendi: ‘Sadece duyumu anlattım, duyum.’ Bu dosyanın anahtar kelimesi bu: Duyum” dedi.
İmamoğlu, şöyle devam etti:
Buraya kim geliyorsa iki soru, üç soru, bir süre sonra duydum. Ya gözünle gördün mü? Yok, duymuştum. Kimden? E birilerinden. İsim de yok. Sizler şahitlik ettiniz. Yüzlercesine, yüzlercesine şahitlik ettiniz. O haberleri yazanların bir kısmı bile sonra yalan söylediklerini kabul etti. Yalanı yazan itiraf etti, bedelini ödeyen ise hâlâ Silivri’de.
İddianameye gelince 560 milyar lira ne oldu biliyor musunuz? İddianamede bir anda 160 milyar liraya düştü. 160 milyar liraya düştü. Uçtu 400 milyar, bir anda uçtu. 560 milyar dendi, çok net ifade ediyorum, 560 kuruş bulunamadı, 560 kuruş! O 160 milyarın nereden geldiğine bakın; yaklaşık 110 milyar lirası tek bir eylemden: Eylem 59, Cebeci. Tam bir uydurma, bir manevra, uydurma bir manevra yani. Hani bir şey bulamadık, 560 milyar dedik, ortada bir şey yok. E nasıl uyduralım, nasıl uyduralım? Hani bir akşamda iki şey uyduralım: Birisi Cebeci'den 110 milyar lira, birisi de 53,5 milyarlık tek bir eylemden: Eylem 60, yurtdışı kredileri biz uçurmuşuz. Yani uçurmuşuz, hem de 53,5 milyar yurt dışı kredisini.
Manşetlerdeki 100 milyarların neredeyse tamamı iki eylem. Bu ikisi çökerse, 160 milyar da çöker ve çöktüler. Şimdi nasıl çöktüğünü tabii ki anlatacağım. Yanına bir üçüncüsünü de koyacağım: Eylem 140, metro ihalesi. Orada da ilginç konulara değineceğim. Çünkü bu üç eylem bu iddianamenin İstanbul'a ne yaptığını en çıplak hâliyle gösteriyor. Bu iddianame aslında metroyu ve nasıl borç ödemeyi suç hâline getirmiş zihinlerin bir örneği, yani somut bir çıktısı."
Ekrem İmamoğlu, “örgüt yöneticisi” iddiasıyla yargılanan isimler hakkında devamında şöyle konuştu:
"Burada gelen bir iş adamı söyledi. 'Beylikdüzü’ndeki kamuya hizmet adına yaptığım bir öğrenci yurdunu da Adem yaptığı için memnun oldum, çünkü tanıyordum. Çünkü ona ben aynı zamanda AK Parti'li Esenyurt Belediyesindeki camiyi de yaptırdım' diye burada ifade verdi. Sanki savcılık maden bulmuş gibi, yani böyle yere eşelemiş oradan işte kuyuda altın bulmuş gibi, hani biz bu Adem'den ne çıkartırız diyerek Adem'in canını okudular. Açık ve net söyleyeyim. Ki gerçekten Adem'in işte kendi ifadesinde burada cumhurbaşkanlığı için Beylikdüzü'nde temelleri atılan örgüt lafına ne cevap verdiğini, nasıl bunun bir şablon olduğunu, benim böyle bir şeyden haberim yok, gerçeğe de aykırı olduğunu kendi diliyle duydunuz. Yine Adem'in ben bunu şablon olarak gördüm dediğini de siz duydunuz. Yine örgüt var mı diye hayır bilmiyorum, iddia olduğunu biliyorum diye ifade ettiğini de biliyorsunuz.
Kaldı ki her itirafçının olduğu gibi Ertan'da da duyduklarımız var. Ertan, benim yan hücremde kalıyordu. Yani iki ay boyunca nasıl sesler çıkardığını ben kulaklarımla duydum. Çok zor durumdaydı. Ben bu zor durumunu savcılığın kullandığını iddia etmiyorum, biliyorum. Bu kadar net konuşuyorum. Ama bu duruma düşmeseydi keşke. Üzülüyorum bu insanların bu duruma düşmesine. Bu insanlara bugün burada yapılanların işte o belediyelerde insanları transfer etmek için yapılan tehdit mekanizmasıyla eşdeğer gören birisiyim bu arada onu da söyleyeyim. Yani o insanın çocuğunu kullanmak, Adem'in kardeşini kullanmak, aileyi kullanmak, işiyle tehdit etmek, o insanların omurgalarını o bedenlerin içinden çürütüp burada eğilen büken tiplere dönüştürmek, gerçekten Türk yargısına bu transfer işidir. Yazıktır, günahtır. Allah bildiği gibi yapsın, hiçbir şey demiyorum. Ama elbette günü gelecek, yargıda bu insanlar gerekiyorsa hesap verecek onu da ifade edeyim. Hakkımı aramak konusunda geri durmayacağımı herkes de duysun istiyorum.
Bu manada Adem'in de kardeşinin tutuklandığını, üç hafta sonra etkin pişmanlık ifadesinin geldiğini ve ki örgüt yöneticisi dediğiniz adamın ve ben bütün ilişkimiz boyunca Saraçhane'ye iki kez gittim dediğini sizler burada duydunuz. Örgütün kuruluş bildirgesi altında imzası olan adamın bile sahiplenmediği bir şablon çıkmıştır. Bakınız birazdan geniş gireceğim. Murat Gül İbrahimoğlu. Murat Gül İbrahimoğlu'nu ben Cebeci'nin bana tanıtıldığı bir toplantıda ilk kez tanıdım. Burada bir iş adamı olduğunu ve bu iş adamı kimliğiyle sürecin nasıl yönetilebileceğine dair fikirleri olduğunu, o dönemde valilik kurulunun, bakın tekrar söylüyorum, valilik, valinin başında olduğu Cebeci maden sahası kurulunun da danışmanı, resmi danışmanı Atiye Hanım diye ismi olan hocanın bana yapmış olduğu sunumda tanıdım.Ve hararetli bir şekilde bizim askıda tutulan, ilerlemeye ki süremiz bitiyor, İSFALT meselesi var, birçok konu var, birazdan değineceğim. Bunları çözebileceğini, bu süreçleri ilerletebileceğini ve burada sadece bu konunun İSFALT konusunun sadece işin bir detayı olduğunu, orada birçok sorunun olduğunu, başta işte gecekondularından tutun da kamulaştırma sorunun çözümüne varacak kadar detayları olduğunu ve bunlara hakim olduğunu, 10 yıldır burada iş yaptığını, 10-15 yıldır iş yaptığını orada dinledim. Murat Gülibrahimoğlu'yla bizim, benim aynı ortamda bulunduğum bu tarzda ya iki ya üç kez sunum toplantısıdır. Sahaya gittiğinde de orada görevi olan MAPEG tarafından almış olduğu izinle şirketin sahibi olarak sahadaki bir kişi olarak, orada bulunan arkadaşlarımın yanında ve bir algı yüklenici kimliğiyle yine İSFALT işini yapan alt yüklenici kimliğiyle sahadaki iki ya da üç ziyaretinde bulunan bir kişi olarak tanıyorum ve biliyorum."
Örgüt yöneticisi olmakla suçlanan Ertan Yıldız’ın, tutuklu olduğu aylarda yan hücresinde olduğunu belirten Ekrem İmamoğlu, “Ertan, benim yan hücremde kalıyordu. Yani iki ay boyunca nasıl sesler çıkardığını ben kulaklarımla duydum. Çok zor durumdaydı. Ben bu zor durumunu savcılığın kullandığını iddia etmiyorum, biliyorum” dedi.
İmamoğlu, itirafçı Ertan Yıldız’ın birlikte iş yaptığı kişinin kendisini Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yakın arkadaşı ve hemşehrisi olarak tanıttığını söyledi. İmamoğlu, “O arkadaş Sayın Başsavcının çok yakın arkadaşı ve hemşehrisi olduğunu iddia eden kişidir. Ertan Yıldız da onunla aynı ofiste olan kişidir. Yani örgüt yöneticisi falan değildir ama sıkıntılı halleri vardır. Sıkıntı hallerini de burada gördük. Ne yazık ki benim için bir hayal kırıklığıdır. Örgüt yöneticisi değildir, kendi ticari ağı ve imzalı iddianameden sessizce silinmiş ve bunun nasıl silindiğini, kim sildiğini de tespit etmek size düşer diye ifade edeyim” diye konuştu.
İddianamede “örgüt yöneticisi” denilen isimlere dair konuşan Ekrem İmamoğlu, itirafçılar Ertan Yıldız ve Adem Soytekin’den de bahsetti.
İmamoğlu, şunları söyledi:
"Ertan Yıldız, değişik bir karakterle karşımıza çıkmıştır. Bu iddianame sonrası, daha doğrusu bu 19 Mart darbesi sonrası. Evet Ertan Yıldız'la bizim 2014-19 döneminde sadece bir Beylikdüzü'nde tanışan iki insan olarak birlikte olduk. Çok az görüşmelerimiz olmuştur, bir iş adamı idi. Daha sonra kendisi iş hayatıyla ilgili bir yön değiştirdiğini, ortaklıktan ayrıldığını bana ifade etmişti. 2019 seçim çalışmalarına da katkı sunma konusunda talebini bana ilettiğinde, ben de memnun olacağımı ve kendisini davet ettim.
Bizim çalışma ortamımızda, kuluçkamızda, yani İstanbul Büyükşehir Belediyesi adaylığından sonra, sonra yani 2018 Aralık itibariyle çalışma ortamlarımıza dahil ettiğimiz birtakım proje çalışmalarına, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin, başta iştirakleri olmak üzere, iş dünyasından geldiği için yönetim şemasına katkı sunması ve kazandığımız an hazır olmamızla ilgili özel bir sorumluluk verdiğimiz ekibin içerisinde olmasına karar verdim, kendisini davet ettim. Ve daha sonra seçimi kazandığımız an itibariyle de iştiraklerden sorumlu belediye başkan danışmanı olmasını kendilerine teklif ettim, kabul etti.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin iştirakleri, bizden önce her biri kopuk bir uydu gibiydi. Hatta bu uyduların yörüngesi yoktu. Yani İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile ilgisi olmayan iştiraklar vardı. Bakın ben Kiptaş'a gittiğimde ,Ali Kurt buradadır, Kiptaş'a gittiğimizde biz burada 10 yıl belediye başkanlık görmedik. Yani belediye başkanı buraya uğramazdı lafını duydum ben. Niye? Orası bir genel müdüre terkedilmişti. Bir başka iştirak, başka ilişkilerle başka bir genel müdüre terk edilmişti. Ben bunları gördüm, yaşadım. Ama ben İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin 32 iştirakinin tamamının hesap verilebilirliğini, kurumun bir parçası olduğunu ve toplumun buradan hak talep ettiğini ve şeffaflığını öne koyarak bir mekanizma geliştirilmesi gerektiğini söyledim.
Evet, iştiraklar şefliği vardı ama 32 tane iştirak, milyarlarca dolarlık bütçesi olan bir yapının sadece bir şefliğe tabi olmasının İstanbul Büyükşehir Belediyesi açısından asla kabul edilebilir olmadığını arkadaşlarıma ilettim. Diğer çalışma arkadaşlarım, dönemin genel sekreteri, yine iştiraklerden sorumlu danışmanım Ertan Yıldız'ın yanı sıra diğer arkadaşlarımızın da katkısıyla bir organizasyon şeması çalışıldı, bir ortam oluşturuldu. O ortamın kendi içinde hukuk birimi vardı, satın alma birimi vardı, denetim birimi vardı, başka birimleriyle beraber güçlü bir yapı kurarak 32 iştiraki birden denetleyen, takip eden ve kararların alınması noktasında yetkili bir forma Ertan Bey'i görevlendirdik. Ertan Bey'in görevi budur.
İYA AŞ diye bir yönetim şirketini daha sonra devreye soktuk. Çünkü bu bahsettiğimiz mekanizma, değerli toplu süreci toparlayan bir mekanizma değildi ve açıkçası İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kanunla beraber daha düzenli bir mekanizmaya, yani tırnak içinde bir holding gibi İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin bir bütün bakabileceği bir mekanizmaya kavuşması konusunda da çalışmalarımız vardı."
“'Örgüt' diye İBB teşkilat yapısı sizlere gösterildi"
Muhabir: Furkan Karabay
“'Örgüt' diye İBB teşkilat yapısı sizlere gösterildi" diyen Ekrem İmamoğlu, “İstanbul Büyükşehir Belediyesinin teşkilat yapısını sizlere gösterdim, şimdi de burada biraz değinmiş olduğum yöneticilerle ilgili kısma geçmek istiyorum. Bir sonraki tabloyu da lütfen gösterelim. Burada altı isim var: Murat Ongun danışmanım, Fatih Keleş İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis üyeliği yaptı ve İstanbul Büyükşehir Spor Kulübü başkanlığı yaptı, Ertan Yıldız danışmanım, Âdem Soytekin bir iş adamı, Hüseyin Gün hiç tanımıyorum, Murat Gülibrahimoğlu çok az tanıyorum ve bir iş adamı” ifadelerini kullandı.
İddianamede “örgüt yöneticisi” denilen isimlerle ilgili konuşan İmamoğlu, şöyle devam etti:
"Murat Ongun, benim yol arkadaşım. Daha önce Türkiye'nin çok köklü medya kuruluşlarında mesleki hayatını sürdürmüş ve yöneticilik yapmış, çok önemli kurumlarında yöneticilik yapmış, televizyonlarında. 2014 yılından hemen sonra da ben açıkçası kendisini hiç tanımıyordum, bir arayışımı ifade etmiştim. Arkadaşlarımın yapmış olduğu tavsiyelerden bir tanesi de Murat Ongun'du ve kendisiyle tanıştık. Kendisiyle bir 10 günlük görüşmemiz oldu. Akabinde bir süre nasıl çalışmak istediğimi, yani hem bir basın danışmanı hem bir özel kalem statüsünden daha farklı bir pozisyonda nasıl bir ihtiyacım olduğunu beraber deneyelim, sonra birlikte karar verelim diye kendisine teklif getirdiğimi dün gibi hatırlıyorum. Ve 2014 seçimlerinden sonra bu görüşmemizle, bu tanışmamızla, yanlış hatırlamıyorsam bir ay kadar birlikte çalıştık; süreci birlikte tarifledik, ihtiyacımızı birlikte tarifledik ve o günden bugüne kendisi benim 2019 sonrası da İBB'de Basın ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Danışmanım oldu. Aynı zamanda da Medya AŞ'nin Yönetim Kurulu Başkanı oldu.
Yani burada, bu salonda yargılanan gazetecilerle Murat Ongun'un geçmişten tanışıyor olması kadar doğal bir şey yok. Ben, 6 yıl yaklaşık olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde, 5 yıl da Beylikdüzü Belediye Başkanlığım döneminde kendisiyle gerçekten çok nitelikli, kaliteli bir çalışma dönemi geçirdiğimi düşünüyorum ve kendisinden razıyım. Gerçekten dürüstçe, mesleğine bağlı, çalıştığı insanla uyum içerisinde ama bir o kadar da eleştirel tarafı yüksek, yanlışı masaya koyan, doğruyu bulmak için benimle müzakere eden, karşı çıkan, kendi fikrini ortaya koyan ve tartışmalarla bir süreç yönettiğimiz bir arkadaşımız. Yani benim çalışma arkadaşım.
Yol arkadaşım. 11 yıl kamu görevi yapan hem Beylikdüzü’nde hem Büyükşehir Belediyesinde statüsü belli çalışma arkadaşım. Yani burada birtakım dedikodularla birtakım saldırılara maruz kalarak üretilmiş, yaratılmış o uydurma iddianamenin içerisinde ona isnat edilen süreçlerin belki yüzde 90’ını, yüzde 95’ini burada ben kendisiyle dinledim. Kendisiyle beraber tanık olduğum birçok şeyi dinledim ve gerçekten hani bir insana yapılan böyle bir sıkıntılı bir zulmü, ailesi dahil olmak üzere, yaşadığımı burada ifade etmek isterim. Böyle bir çalışma dönemini geçirdiğimiz bir insanı, iddia makamı nasıl bir örgüte ve bir örgüt yöneticiliğine bağladığını gerçekten şaşkınlıkla izlemekteyim. Kaldı ki birçok insanın, ben tabii listeyi elime alıp tek tek analiz etmedim ama, hatırladığım birçok insanın Murat’a bağlanarak, Murat’ın sanki bir çalışanıymış gibi onun uhdesinde bir örgüt liderliğinde bir ferdi gibi tariflenmesi de içler acısı bir durumdur.
Fatih Keleş İstanbul görevimden önce Beylikdüzü görevimden de önce ta 2000’lerin başına kadar giden siyasette hiç alakalı olmadığımız dönemde tanıdığım, ailesini bildiğim, iyi bir sanayici, iyi bir iş insanı, çok güvenilir gerçekten itibarlı bir insan olarak benim de ısrarımla o dönemde mensubu olduğum Cumhuriyet Halk Partisi’ne katılmasını istediğim bir kardeşimdir, bir arkadaşımdır. Ve Beylikdüzü’nde parti yöneticiliğim döneminde parti yönetiminde bulunmuş iş adamlığının yanı sıra partisine hizmet etmiş emek vermiş bir insan olmuştur. Akabinde meclis üyeliği yapmıştır Beylikdüzü Belediyesi’nde. Ve 2019’dan sonra da hem İstanbul Büyükşehir Belediye Meclis Üyeliği hem de Beylikdüzü Belediye Meclis Üyeliğini yerine getirmiştir.
Kendisi madencilik ve mermer sektöründe iş yapan bir şirketi vardır. İstanbul Sanayi Odası İstanbul Ticaret Odası üyesidir. İTO’da hakem heyetinde görev yapmış bir iş adamıdır. Yani Ekrem İmamoğlu’yla Beylikdüzü ya da Büyükşehir Belediyesi görevinden önce yaşamı iş dünyası içerisinde geçmiştir, dostumdur. 2014-19 döneminde Beylikdüzü’nde de birlikte birtakım sportif faaliyetlere özenli bir katkı sunduğunu yaşamış birisiyim. İstanbul’a, Beylikdüzü’ne kazandırdığı basketbol ihtisas spor kulübü ardından İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne geçince İBB Spor Kulübünde başkanlık yapmış ve gerçekten hani sporla ben belki de ortaokul lise çağından beri ilgilenen birisi olarak ve daha sonra Trabzonspor’da bir basketbol şubesini kuran birisi olarak, futbol takımının yöneticiliğini yapmış birisi olarak, spor yöneticiliğinin centilmenliğini hakkını vererek onun o güzel ruhuna özenli katkı sunmayı bir spor yöneticiliği olarak gören birisi olarak, yani bugünün Türkiye’sinde sporun o kirli tarafını her zaman yanından uzak tutmuş birisi olarak o kirlenmişliği ve o kirliliği de çok iyi tespit etmiş o tür insanlara tepkisini koymuş birisi olarak, kendisine İstanbul Büyükşehir Belediyesinin spor kulübünün başkanı olur musun teklifini getirdim ve kulübe başkanlık yaptı.
10-15 milyon dolarlık bütçesi olan bir kulübün yıllık bütçesi olan bir kulübü yani milyonlarca doları yabancı sporcuları alarak basketbol takımı kuran, yani İstanbul’un İstanbul’unun parasıyla yabancı basketbolculara para vermek yerine, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bütçesinin yıllık bütçesini 3-4 milyon dolarlara kadar düşürüp, bu kulübü tümüyle amatör branşlara hizmet eden çocuklara gençlere hizmet eden lisanslı spor sporcu sayısını büyüten tarafında olmuştur başarılı ve çok başarılı olmuştur. Tokyo’da Paris’te 11 olimpiyat ve paralimpik madalyasını bu ülkeye kazandıran bir kulübün başkanlığını yapmıştır. Yine 2027 Avrupa Oyunları’nın İstanbul’a kazandırılmasına katkı sunmuştur. 2036 Olimpiyat adaylığı için çalışmalarımıza katkı sunan çemberin içerisinde güçlü katkıları olmuştur. Bu masaya sadece İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak ben değil, Türk sporunun içerisinde olan bakanından birçok yöneticisine kadar insanlar da şahitlik etmiştir."
Muhabir: Furkan Karabay
Beş kez Sayıştay denetimi gören iştiraklerin kendi dönemlerinde 82 denetim gördüğünü söyleyen Ekrem İmamoğlu, denetimlerde hiçbir kamu zararının tespit edilmediğine dikkat çekti. Pandemide başlatılan dayanışma kampanyasına soruşturma başlatıldığını belirten İmamoğlu, bağışın 60 milyon TL'sine İçişleri Bakanlığı'nın el koyduğunu ifade etti. İmamoğlu, "El konma öncesi bir miktarı insanlarımıza dağıtmıştık ama el koydular" dedi.
“Kanal İstanbul” projesine karşı çıktıkları için soruşturma açıldığını söyleyen İmamoğlu, şunları belirtti:
Yine hemen yan tarafında afiş astığımız için soruşturma geçirdik. Neymiş efendim? “Kanal İstanbul'a kimin ihtiyacı var” afişleri astık. Ya "Ya Kanal Ya İstanbul" sloganıyla Kanal İstanbul'a karşı duruşumuzu, ki bu bir karşı duruş sadece kurumsal bir karşı duruş değil, teknik bir karşı duruş, yaptığımız çalışmadan, çalıştaydan, büyük bir çalıştay yaptık, devletin ne yazık ki Ankara'daki kurumsalının, hiçbir yetkilisi ısrarlı davetlerimize rağmen katılmadı. Oradan çıkan rapor sonucu karşı çıktık. Bununla ilgili vatandaşımızı bilgilendirdik. O afişlerden soruşturma yapıldı.
Yine ünlü İtalyan ressam Bellini'nin atölyesine ait Fatih Sultan Mehmet tablosunu aldık diye, yurtdışından o tabloyu şu anda İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin muhteşem bir kültür sanat merkezi var, artık Haliç Tersanesi’nin içerisinde, orada sergileniyor. Bu tabloyu Türkiye'ye kazandırdık diye bunun üzerinden bir soruşturma açıldı. 30 yılı aşkın süredir her belediye başkanının hayır işleri için kullandığı İstanbul Vakfı’nın İSBAK’la yardım toplamak için yapmış olduğu kiosklar üzerinden soruşturma yaşadık. Kreşlerimiz üzerinden soruşturma yaşadık. Ama biz bunlardan yine geri durmadık, onlar sordu, ben cevapladım. En acısı şu, bunu da söylemek isterim. Gerçekten hatırlarsınız yine İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığımız döneminde, bize gerçekten bir saldırıyla İBB, İSKİ ve İETT iştiraklerine 557 teröristin işe aldığımı çıktı bir İçişleri Bakanı, böyle masaya vurarak mecliste konuşma yaptı.
Muhabir: Furkan Karabay
Öğle arası sonrası savunmasına devam eden Ekrem İmamoğlu, “Beylikdüzü ve Büyükşehir Belediyesi’nde her yıl normal kamuya yönelik kanunda belirli olan meclisteki hesap vermek ve denetime tabi olma hususunun dışında, kendim bizzat bir yılın özetini çıkartarak, kamuoyuna, sadece kurallarıyla çizilmiş hatlarıyla değil, toplumu ilgilendiren farklı noktalarıyla çok geniş katmanlı anlatarak neyi yaptık, neyi yapamadık, neyi erteledik tarzında detayları da içine alan bir yıllık faaliyetlerimizi ve hesabını vermek anlamında birtakım toplantıları gelenek haline getirmiştim” dedi.
İBB’den meclis toplantılarını canlı yayınladıklarını hatırlatan İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye'de ilk defa bir belediye meclisinin naklen yayınlanmasını İstanbul Büyükşehir Belediyesi’yle başlattık. Sonrasında birçok belediye bunu örnek aldı ve yerine getirdi. Hâlâ en nitelikli, en kaliteli şekliyle naklen yayınlanan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisidir. Birçok yönüyle encümen ve birtakım ihalelerle ilgili de naklen yayınlarla topluma bu alanları açmayı vazife edindik."
Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.
Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.
Medyascope'a bu linkten abone olup, ayrıcalıklardan faydalanabilirsin.
Muhabir: Furkan Karabay
İBB iddianamesinde, “İştirak firmalarından ilçe adaylarına yardım etmelerini istemekle” suçlandığını söyleyen Ekrem İmamoğlu, “İddianameye göre, bir sonrakine geçebilirsek, iştirak firmalarından ilçe adaylarına yardım etmelerini istemişim. Firmalarla adaylar eşleştirilmiştir. Bu eşleştirmede firmalar adaylara araç, personel, fotokopi, baskı işleri gibi gayri maddi destekler vermiştir diye bir bölüm konuyor ve detaylar anlatılıyor. Ama hangi araç, plakası ne, hangi personel adı ne belli değil. Hangi tarihte hangi adaya hangi faturayla iddianamede tek bir somut örnek yok, tek! Fotokopi diyorlar, fotokopinin sayısı bile yok. Garip bir şey ya” dedi.
İmamoğlu, şöyle devam etti:
"Ama kamu kaynaklarından nasıl Binali Yıldırım'a onlarca araba verildiğini belgeleriyle burada ortaya koyduk. Yine koyacağız. Binali Yıldırım'a İstanbul Büyükşehir Belediyesi aylarca sadece 10 tane makam arabası, özel makam arabası verilmiş, burada ortaya ve milyonlarca liralık kamu zararı. Ekrem İmamoğlu döneminde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, acaba mensubu bulunduğu partiye bir tek araba tahsis etmiş mi, bir tek? Ailelere tahsis edilmiş, ailelere. Onlarca, yıllarca evet. Onlarca araç. Ailelere tahsis belgeli, kime verildiği belgeli. Kendi malı mülkü görmüşler, Ekrem İmamoğlu yapmamış, örneğini gösterecek.
Yani bir Cumhurbaşkanı, Sayın Cumhurbaşkanı belediye başkanı olduğu dönemde kendi kurucusu olduğu vakfa, nasıl bilabedel talimhanedeki otoparkı vermiş, belgesi burada, isterseniz sunarım. Ben öyle bir belediye başkanlığı yapmadım. Moda’daki tenis kortlarını, Moda’daki parkları nasıl vermiş, belgesi burada. Ben böyle bir yer vermedim, benim de üye olduğum dernekler var. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'ne üyeyim, Atatürkçü Düşünce Derneği'ne üyeyim. Başka dernekler de var, ama Ekrem İmamoğlu bir tek derneğe yakın olduğu, ilişkili olduğu bir tek vakfa, bilabedel, hukuksuz, kanunsuz veya kanuna uygun vermiş mi, bir baksınlar ya. Vermedi.
Ekrem İmamoğlu döneminde İstanbul'da nasıl büfeler dağıtıldığını hepimiz biliyoruz. Kimlere, akrabalara, dostlara, arkadaşlara, tüfesinden başka ticari alanlara. Yıktık ama Ekrem İmamoğlu bir tane vermedi yedi senedir, altı senedir. Ve ben böyle belediye başkanlığı yaptım. Kamunun malını kimseye peşkeş çekmeden almanın akıyla altı yıl bu millete hizmet ettim, gurur duyuyorum."
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yerel seçim öncesi para yolladığı belediyeleri kaybettiğine dikkat çeken Ekrem İmamoğlu, “Siyasetten uzaklaştın, milleti unuttun, parayla her şeyi yaparım zannediyorsun. O siyaset bu millette sökmez. Millet sandıkta karar verecek” dedi.
İmamoğlu, şöyle konuştu:
"Yalvardılar. Birçok ilçe belediyesi. 6 sene boyunca. Dedim arkadaş bu doğru değil. Biz ilçelere hizmet edelim ama bu doğru bir yöntem değil yani. Ama bunu bu hükûmet, bu zihniyet yaptı, işte en somut örneği. Neymiş? Ekrem İmamoğlu iştirakleriyle fotokopi çekmiş falan filan. Ya Cumhurbaşkanlığının kasasından belediyelerine 45'er milyon lira para yolluyor. Niye? 'Ula seçimi kaybediyorsunuz, bari biraz para yollayalım belki parayla kazanırsınız.' Ekrem İmamoğlu'na karşı ne kadar fon biriktirirsen biriktir kazanamayacaksın, kazanamadın. 3 tane Beylikdüzü'nde kaybettin, 3 tane de İstanbul'da kaybettin. Bundan sonra da kaybetmeye mahkûmsun. Çünkü siyaset yapmayı unuttun. Milletten uzaklaştın. Parayla her şeyi yaparım zannediyorsun. Korkutarak makamları alırım, belediye başkanlarını partime geçirtirim ya da boyun eğdirtirim ya da el öptürürüm, el öptürürüm zannediyorsun ama o siyaset bu millete sökmez, sökmeyecek. Bu millet sandıkta karar verecek. Bu sökmedi işte. O para yolladığın ilçelerin, o yolladığınız ilçelerin 24'ünün 11 tanesini kazandık, 13 tanesi kaldı. Onun için somut belge böyle olur. Somut belge. Laf, yaz geç. İşte bu iddianame değil, yaz geç. Yaz geç. Nasıl olsa şey gözaltı kararları verilmiş, tutuklama kararı verilmiş. Ne yazarsan yaz yani."
İBB iddianamesinin sekiz ayda yazılabildiğini söyleyen Ekrem İmamoğlu, “İddianame, Kasım 2005'te gözaltından tam sekiz ay sonra yazıldı. Mahkemeye sunulmadan önce gazetecilere dağıtıldı. Kabul edilmemiş bir iddianame şüpheyle bile paylaşılmaz. Bu iddianame, önce gazeteye gazetecilere verildi, yandaş gazetecilere. Bana ise üç ay sonra 22 Ocak'ta DVD'lerle ulaştırıldı. Rakamlara bakalım, 4 bin sayfa iddianame, 80 bin sayfa ek, cezaevinde haftada iki saat bilgisayar hakkı” dedi.
İmamoğlu, şöyle devam etti:
"Yani ben haftada 2 saatte, sayılı haftalarda 84 bin sayfayı okuyacağım ve konuya hakim olacağım. Ben bu işleri anlamam ama yani 84 bin sayfa ya bu işi dökmek. 4 bin sayfa iddianame yazmanın zaten anlamı kimse bunu okumaz, zaten içi boş. Yazdıran da biliyor, yazan da biliyor. İşin içinde ne var biliyor musunuz? Dün dedim ya, aynaya baktılar, yazdılar. Kendi hayatında ne yapmışsa, ne uygulamışsa, 'Yahu Ekrem de yapmıştır' diye yazdıkları bir iddianamedir bu.
Ben düşündüm, 'Allah Allah' dedim ya, 'Babamın tarlasını niye kazdılar?' Hatta espri yaptık telefonda, yandaki tarlayı da söyle de kazsınlar belki de ekin ekersin yani, senin yerine orayı tarasınlar yani. Adamın kuyusuna niye bakarlar? Para arıyorlarmış! Kapalı yazdıkları kapıları kırıp içine giriyorlar. Bunu yazanlardan ben şüphe etmeye başladım. Ya yazanlar ve yazdıranlardan şüphe etmeye başladım. Bu yöntemleri bilenler yapabilir bu işi. Ben bu yöntemleri bilmem yani. Benim böyle yöntemlerden haberim yok. Yazdıktan sonra para gizlemek, toprağa para gömmek, kuyunun dibine altın koymak. Çok mu merak ediyorum yani. Avrupa ülkelerinde hesap açtırmak! Offshore'da hesap açtırmak! Vallahi ben bilmem. İsviçre'de, Lüksemburg'da veya bilmem hangi adalarda şurada burada, bu hesaplar nasıl işler, ben bilmem. Bilmem yani.
Biz parayı pek sevmeyiz babamla. Bazen de kızarız birbiriyle, çok sıkıntı çekmişizdir. Ticaret yapmayı severiz. Öyle yaptık ya, çok da şey çektik, sıkıntı da çektik yani. 94 krizinde, 97 krizinde, 2001 krizinde, 2008 krizinde sıkıntıda çektik. Niye? Pek nakitte yakalanmazdık yani."
Ekrem İmamoğlu, İBB davasında yargılamanın başlamasına rağmen dava aşmasında dahi hala insanların neyle suçlandıklarını bilmediklerini belirtti. İmamoğlu, “Duruşmalar 9 Mart'ta, yani tutuklanmamızdan bir yıl sonra başladı ve yaklaşık 7 ayı bitirdik, 8 aya gidiyoruz. Hâlâ insanlar neyle suçlandıklarını öğrenemedi. İddianameyi okuyan herkes bir şeyi hemen fark eder: Bu metin bir hukukçunun değil, bir manşetçinin kalemidir. Ahtapotun kolları, güç zehirlenmesi... Gasp etti bile deniyor. Böyle bir suçlama yok ama. Gasp etti deniyor ama öyle bir suçlama yok. Çünkü bu kelimeler mahkeme için değil, ekran için yazıldı. Seviyorlar. Seviyorlar. Bu işi seven basın mensuplarını da yanlarında taşımayı da seviyorlar. Ama ağır yük oldu kendisine” dedi.
İddianameye eleştirilerini sıralayan İmamoğlu, şunları söyledi:
"Peki bu iddianame neye dayanıyor? Bunu ben söylemeyeceğim, iddianame kendisi söylüyor. Örgüt şemasının hemen üstündeki cümle şöyle: 'Soruşturma kapsamında elde olunan başka etkin pişmanlık hükümlerinden başta, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanan örgüt mensuplarının beyanları olmak üzere, tüm deliller bir arada nazara alındığında...' Başta belge değil bakın, başta belge değil. Başta banka kaydı değil. Başta dinleme değil. Başta itirafçı! Yani mış muş. Demiş, söylemiş. Bu binanın temeli bu kelime. O temelin nasıl döküldüğünü de biraz önce anlattım.
İddianame bir şeyi daha kendi ağzıyla itiraf ediyor: Bir eylemde benim için, "Doğrudan talep eden kişi olmasa da...' Bir başkasında, işte birçok olayda var, yapılmamış olduğunu kabul ediyor; 'Her ne kadar bu eylemde yer olmasa da yer almasa da...' falan falan. Talep eden değil, anlaşan değil, eylemde yok ama cezanın başına o ismi yaz! Bu şekilde burada davranılan birkaç isim daha var.
Bu dosyada tek bir banka dekontu yok, para izi yok, talimat yazısı yok, ses kaydı yok, görüntü yok, 'Gözümle gördüm,' diyen tanık yok. Ama her arkadaşım ve ben... Bizim tarafımızda ise tapular var, faturalar var, noter belgeleri var. Açıklamasında ada, parsel, proje var. Banka havaleleri var, Hazinenin izinleri var, Sosyal Güvenlik Kurumunun borç yoktur yazısı var, İBB Meclisinin oy birliğiyle aldığı kararlar var, MAPEG Genel Müdürlüğünün yazdığı yazılar var, Enerji Bakanlığının aldığı kararlar var. Hepsi var! Öbür tarafta, mış muş. Belge bizde, dedikodu onlarda. Bu davanın bütün hikayesi bu dört kelime: Belge bizde, dedikodu onlarda.
Bir de ceza dosyasının içerisindeki siyaset... Burası çok önemli. Yani bu iddianamenin tümüyle siyasi saiklerle başladığının aslında net bir tarifi. Eylemleri bir kenara koyalım. Rüşveti, ihaleyi, ruhsatı, raporu bir kenara koyalım. Geriye ne kalıyor? Aslında tümüyle siyasi bir hikaye. Bu dava siyasidir. Tekraren söylüyorum: Bu dava siyasidir.
İddianame bu hikayeyi saklamıyor da. Kendi eliyle 9 başlıkta yazıyor: Bir partiyi ele geçirmek ve cumhurbaşkanı adayı olmak. Suç! Kurultay ve il kongresi, parti binası, gazeteciler, seçmen verisi, casusluk, ilçe adayları, iştiraklerle adayların eşleştirilmesi, en sonunda da o partinin kapatılması için Yargıtay’a bile bildirim yapan bir iftiraname. Tam bir komedi, tam bir safsata! Dokuzunu da iddianamenin kendi cümlesiyle okuyacağım. Her birinin karşısına bu salonda söyleneni koyacağım. Hükmü milletimiz verecek."
İBB iddianamesinde “örgüt yöneticisi” denilen iş insanı Murat Gülibrahimoğlu’ndan bahseden Ekrem İmamoğlu, Murat Gülibrahimoğlu'nun, 2024 yerel seçim döneminde AKP'nin İBB Başkan adayı Murat Kurum'un kampanyasını yürüten şirkete 41 milyon 666 bin TL gönderdiğini söyledi.
İmamoğlu, “Benim, sözümona bu fon rakamının geçtiği isimlerin arasında, işte Murat Gülibrahimoğlu denen bir iş adamı. Burada rakamları tek tek yukarıdan aşağı döküldü. 42 milyon rakibimin kampanyasına yatırmış. 42 milyon, 2024'ün rakamlarıyla yani, 3 sene önceki rakamlarla, 42 milyon. Biraz bahsedeceğim daha sonraki maddelerde. Milyonlarca lirayı, 42 milyonu yatırdığı kişi Murat Kurum'un hesabı, ben değilim. Gak guk dediler. Ya o öyle değil de falan filan! Bırak gak guku! Benim cumhurbaşkanlığı fonumu toplayan adam böyle yapacak, siz de buradan bir yalan uyduracaksınız, o yalanı da millete yutturmaya çalışacaksınız, hadi oradan. Sizi vasatlık kokan insanlar” dedi.
Muhabir: Furkan Karabay
Furkan Karabay Silivri'den aktarmaya devam ediyor.
İBB dosyasında delil olmadığına dikkat çeken Ekrem İmamoğlu, “Bu dosyada delil yok. Delil olmayınca bir şey üretilmesi gerekiyor. Üretilen şey itirafçı. Sistem böyle kuruldu; itirafçı. Bunu bir tarifi var, 4 adımlık bir tarif. Birinci adım; herkes tutuklanır. Genel müdür de tutuklanır, şoför de özel kalem çalışanı da çaycısı da kim varsa etrafında tutuklanır. Aylarca tutuklu kalındı. Ya 1 yıl tutuklu kalan var, 1 yıl 13 ay şoför, çaycı daha yeni çıkan var” dedi.
Delil bulunamadığı için “itirafçı” oluşturulduğunu söyleyen İmamoğlu, “İkinci adım; aileye uzanılır. Eş gözaltına alınır, oğul, kardeş, kayınbirader içeri atılır. Bir iş insanının ifadesi alınırken eşinin gözaltına alındığı haberi ona verilir. O insan ‘ne isterseniz imzalarım’ demek zorunda kalır. Bir arkadaşımızın çocuk yaşta denebilecek oğlu 1 yıl cezaevinde tutulur. Bir başkasına ‘1 milyon dolar verirsen eşinin tutuklanmasını sağlarım’ denir. Yani özgürlüğe fiyat biçilir” dedi.
İmamoğlu devamında şunları söyledi:
"Özgürlüğe fiyat biçilme hikayeleri kaç tane dinledik 1,5 senedir? Somut delilleriyle ortaya konan kaç tane var? Davaya dönüşen onlarca. Ne yapıldı? Hiçbir şey. Niye? Dokunulmaz. Ya cinayet bile çıkartılmaya çalışıldı manşetlerden. Avukatların ismi, cismi belli, tek bir soru bile sorulmadı. Ne oldu? Herkes serbest kaldı, kimse yok. Bitti her şey. Kaynağı neresi? Adliye. Kaçıncı katsa 3 kat, 2 kat her neyse kapalı kapılar ardındaki tezgahı kuranlar. Onun için bu iddianameyi yazanlar benim için şaibelidir. Kaçıdır şaibeli, kaçı değildir onu bu millet tespit edecek.
Üçüncü adım; önüne bir metin konur, o metnin adını öğrendik, şablon. Kaç tane gördük burada? Onlarcasını gördük. Şablon, kaç tanesi ortaya çıktı? Mahkeme heyetinin huzurunda oldu bütün bunlar. Kullanılacak kelime de belliydi, sistem. Ben hayatımda sistem diye bir laf kullanmadım. Organizasyon şeması dedim, çalışma sistemimiz dedim. Ben insan kaynakları masterı yaptım. Bilirim yani bir organizasyon şeması nasıl şekillenir, bir işletme, bir kamu kurumu nasıl şekillenmelidir bilirim. Sistem diyen tahliye oldu, 'Ya sistem de git!' Tahliyenin anahtarı bu kelimeydi.
Dördüncü adım; kapı açılır. '3 isim ver, 3 hafta sonra seni çıkarayım' teklifi anlatıldı. Aleyhte ifadenin ardından kapılar bir bir açıldı. Biri ertesi gün, biri aynı gün, biri 3 hafta sonra. Biri de açıkça söyledi, çıkmak için her şeyi söyledim dedi. Açıkça söyledi bunu. Basından duyduğunu söylemiş, gazetede okuduğunu söylemiş, avukatının ona söylediğini söylemiş, savcının ona dikte ettiğine evet demiş, her şeyi söylemiş. Hatta bazıları, savcı yazmış o imza atmış. Burada açık açık ortaya çıktı.Sadece buradaki tutuklu arkadaşlarımdan bahsetmiyorum, tutuksuz sanıklardan da bahsediyorum. Tutukla, aileyi al, şablonu koy, kapıyı aç. Özgürlük karşılığında isim, tahliye karşılığında cümle. Bunun adı itiraf değil, bunlar takastır. Tehditle, baskıyla, vaatle alınan ifade kanunen delil olmaz. Hür irade yoksa kağıttaki cümlenin hiçbir değeri yoktur. Bunları kanun yazıyor, ben değil. Oralardan aldığım şeyler.
Bu zulmün sessiz bir tarafı da var. 20 anne çocuklarından koparıldı, 20 anne, bilerek, zalimce. Eşi riskli doğum yaparken yanında olmak isteyen bir daire başkanımıza izni verilmedi. Suçu yok ki orada, tutuklu yargılanıyor, versen ne olur? Vermediler. Zalimlik sınır tanımıyor. O 20 annenin bir kısmı kilometrelerce, 100 kilometrelerce ötelere sürüldü. Kadınlar yerlerde yattı. Hepsi bilinçli yapıldı, Sayın Mahkeme Başkanı ve Sayın Heyet. Hepsi bilinçli yapıldı. İster görün ister görmeyin, ister duyun ister duymayın, ister hissedin ister hissetmeyin, hepsi bilinçli yapıldı, hepsi zalimce yapıldı. Hepsi bir çıkar, bir menfaat için yapıldı. Menfaatini de alanlar aldığını zannediyor. Almayanlar da sıra bekliyor.
Benim ailem de payını aldı. Babam sanık yapıldı, oğlum sanık yapıldı, eşimin ağabeyi sanık yapıldı. Tek soru sorulmadı bunda, 1 yıl yattı. Diğer ağabeyi başka bir dosyada tarihte görülebilecek en uydurma bir dosyayla aylarca tutuklu kaldı. Kendisinden uyuşturucu tüccarı çıkarmaya çalıştılar, bir şeyle uğraştılar yani. Adam 'Saçımın kılını alın bakın, ne kadar kılından alıyorsanız kıl alın bakın' dedi, adamdan kıl almadılar. Çünkü temizdi. Aylarca hapiste tutuldu. Niye? Ekrem'in akrabası."
İmamoğlu, Kılıçdaroğlu’nun mahkemede ‘tanık’ olarak dinlenmesini talep etti
Muhabir: Ali Deniz Çakır
Ekrem İmamoğlu, Kılıçdaroğlu’nun mahkemede ‘tanık’ olarak dinlenmesini talep etti. "İddianame CHP’yi ele geçirmeye çalıştığımızı yazıyor. CHP’yi kimin ele geçirmeye çalıştığını herkes biliyor, bu salonun dışında. Bu dosyanın muhatabı değil" diyen İmamoğlu, mahkeme kararıyla CHP'nin başına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu'nun İBB Davası’ndaki CHP İstanbul İl Başkanlığı binası eylemiyle ilgili tanık sıfatıyla dinlenmesini istedi. İmamoğlu şunları söyledi:
“İddianamede CHP İstanbul İl Başkanlığı’nın satın alınmasına ilişkin suçlama için Kemal Kılıçdaroğlu’nun mahkemede tanık olarak dinlenmesini talep ediyorum. Kendisi o dönemki il başkanı ile konuştu. Ona her şey anlatıldı, ben de oradaydım. Tek bir sesi itirazı olmadı. Şu an her konuya yorum yapıyor ancak il binası suçlamasına iki kelam edecek edemiyor. Ayıptır ya.”
Medyascope ekibi Silivri'den aktarıyor #CANLI
Ekrem İmamoğlu, Silivri'de görülen İBB davasında savunmasını sürdürüyor.
Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır ve Medyascope muhabirleri Furkan Karabay ile Ali Deniz Çakır, İmamoğlu'nun mahkemedeki açıklamalarını, duruşmada yaşanan gelişmeleri ve yargılama sürecine ilişkin tartışmaları Silivri'den canlı değerlendiriyor.
Buradan izleyin 📢 youtube.com/live/LtOI_s87sz4
🤳 Medyascope'u tercih edilen kaynak olarak seçin, haber ve analizlerimizi kaçırmayın
🔴 Google’ın "Tercih Edilen Kaynaklar" özelliği sayesinde, arama sonuçlarınızda hangi haber sitesini göreceğinize siz karar veriyorsunuz.
📰 Medyascope’u tercih edilen kaynağınız olarak ekleyin. En doğru haberler ve analizler Google'da arama yaptığınızda hep en üstte karşınıza çıksın!
Fon krizine değinen Ekrem İmamoğlu, “Benim mensubu bulunduğum parti, iki defa önerge verdi. Ne dedi? ‘Herkes malının, mülkünün hesabını versin. Yargıçlar, hâkimler, savcılar dâhil. Bakanlar, milletvekilleri dâhil, belediye başkanı... Benim zaten malım mülküm belli, gizlim saklım yok. Herkes malını mülkünü ortaya koysun ya. Koysun! Hesap verelim’” dedi.
İmamoğlu, fon krizine dair Meclis’te komisyon kurulması teklifinin Cumhur İttifakı tarafından reddedildiğini söyledi. İmamoğlu, “Cumhur İttifakı reddetti. Ne dediler? ‘Ya arkadaş, fon için komisyon kuralım. Hep beraber sorgulayalım.’ Ne oldu? Cumhur İttifakı ret. Korkan ret verir mi? Korkan böyle konuşur mu” diye konuştu.
Muhabir: Furkan Karabay
İBB dosyasındaki hukuksuzluklardan bahseden Ekrem İmamoğlu, “Bu dosyanın içinde kaybolmayacağım, bu dosyanın üzerinden geçeceğim. Her hukuksuzluğun üstünde bir an duracağım, gösterip yoluma devam edeceğim. Çünkü bu dosyada hukuksuzluklar, hukuksuzluklar o kadar çok ki ve o kadar bariz ki, her birinin dibine dalmaya ömür yetmez. Ama merak etmeyin, gerçekten üstünden geçerken bile her birisini çok net göreceksiniz. Çok çok net göreceksiniz. Onların bahsettiği gibi aya çıkmak, uzaya gitmek falan filan gibi hayali değil, size net göstereceğim yani. Bugün yargılanan ben değilim, bugün yargılanan bu iddianamedir, iftiranamedir, onu yazdıranlardır ve onu yazanlardır. Hükmü de her zaman ifade ettiğim gibi ve her zaman olduğu gibi, tarihten nice örneklerini göreceğiniz gibi millet verecek” diye anlattı.
19 Mart operasyonunu “darbe” olarak tanımlayan İmamoğlu, “Bu ülke darbeleri tanır, tankla yapılanı da tanır, muhtırayla yapılanı da tanır. O 19 Mart'ta millet yeni bir şey tanıdı. Adliye koridorlarında yürütülen bir darbe. Adliye koridorlarında. Ve ben o manzarayı gördüm. Birazdan anlatacağım. O binlerce, onlarca ilden İstanbul'a getirilmiş benim polis kardeşlerimin gözlerindeki acıyı, o adliyenin koridorlarında gördüm. O koridorlarda bile binlerce polis vardı. Halbuk ki tek başına ben oradaydım ya. Bir de yanımdaki 150 arkadaş. Binlerce polis. On binlercesi dışarıda” diye anlattı.
İmamoğlu, “Adliye koridorlarında yürütülen o darbeyi birkaç kata sıkıştırıp, aylarca her yönüyle yandaş medya başta olmak üzere delik deşik olan bu soruşturma dosyası sadece savunmaya kapalı tutuldu. Demokrasi tarihimiz bu tür mücadelelerin verilmiş ve verilmiş bir tarihtir” diye konuştu.
“Bir türlü de akıllanmıyoruz” diyen Ekrem İmamoğlu, “Erki eline alan, ‘Ya bu hatalar yapılmıştı, ben bu ahlakça hataları yapmayayım’ diyemedi ya. Niye diyemedi ya? Toplum vicdanında lanetlenen mahkeme kararlarını tarih yazdı. Adnan Menderes'e, Fatin Rüştü Zorlu'yu, Hasan Polatkan'a idam cezası verenler bugün nasıl anılıyor bir baksınlar. Gencecik Deniz Gezmiş’e, Yusuf Aslan'a, Hüseyin İnan'a idam cezası verenler nasıl anılıyor dönüp bir tarihe baksınlar” dedi.
19 Mart’taki gözaltı sürecinde yaşadıklarını anlatan Ekrem İmamoğlu, “Her yeri kapatmışlar. Gittiğimiz yolları kapatmışlar. O şekilde Vatan Caddesi’ne geldik. Toplantı, gösteri yasağı ilan edildi. Avukatlarım, kilometrelerce yürüyerek gelebildi. Yedi aydır ne konuşuyoruz burada: De-di-ko-du. İddia makamı ne sorabildi burada, hiçbir şey. Gidin fona odaklanın fona. Dökün her şeyi ortada” dedi.
Ekrem İmamoğlu, “Sahurunu yapmış bir insanın kapısına dayandılar yüzlerce polisle. Koltuğunu sağlama almak isteyen bir kişi ve onun aparatı ev bastı. Siz Türk milletine ihanet etmiş insanlarsınız. Demokrasiye, adalete, cumhuriyete ihanet etmiş insanlarsınız” dedi.
İmamoğlu, dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nda görevli savcısı şimdiki Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürü Cahit Cihad Sarı’dan bahsetti. İmamoğlu, “Savcı enterasandı. Uğurlaması daha da enteresandı. Bitti ayaktayız, avukatlarım şahit. ‘Sayın başkanım, bugün biz burada oturuyoruz, siz yarın cumhurbaşkanı olursunuz, siz bizi yargılarsınız’ dedi. Bu vatandaş şimdi Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürü” dedi.
Muhabir: Furkan Karabay
Muhabir: Furkan Karabay
İmamoğlu, “Sazlıdere Barajı'nın, neredeyse İstanbul'un görünmeyen ama en önemli su havzalarından birinin, yaklaşık 136 milyon metrekarenin, göz göre göre, sadece bir tek imzayla yok edilmesinin ve oraya 2 milyona yakın nüfusun hazırlık yapılmasının, bunun hiçbir teknik altyapısının olmamasının… Bakın şu anda orada kurulan şehirlerin kanalizasyonunun bile hangi arıtmaya gideceği belli değil. Böyle bir ortamda, böyle bir müdahalenin yapıldığı bir ortamda, bunu yapanlar tabii ki Ekrem İmamoğlu'nu İstanbul'da istemedi” dedi.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı dönemindeki “kuyumcu titizliğinde” soruşturma yürütüldüğüne dair sözlerine atıf yapan İmamoğlu, şunları söyledi:
"Dün şöyle bir baktım, yani ben bulunduğum durumu merkeze koyuyorum, kötülerle mücadele diye adlandırıyorum. Bir ok çıkardım, yuvarlak içine dünkü sel baskınını yaptım. Vallahi bu bizimle ilişkili. Halk TV’ye kayyum atanması; bizimle ilişkili. Fon soygunu, nasıl bizimle ilişkili olduğunu adım adım… 2025 yılında operasyonun yapılmasından iki ay önce diplomama müdahaleyi nasıl böyle titizlikle, hani dedi ya “kuyumcu terazisi hassasiyetiyle takip ediyoruz bu davayı” diye Adalet Bakanı... Seviyorlar kuyumcuyu. Dedi ya tam da oradan baktığınızda evet asıl soygunu fon vurgunuyla ilişkili. İBB operasyonu zaten ilişkili benimle, yani kötülerle mücadelemizde.
İstanbul, sel ve su baskınını zaten söyledim. Dolayısıyla aslında dün yaşadığımız olaylar bizim etrafımızda dönen, dün Meclis’e fonla ilgili kanun tasarısının sunulduğu esnada oraya bir Maliye Bakanı'nın göbeğindeki kurum SPK'nın başkanının gelememesi bizimle ilişkili. Bütün Türkiye'nin ve aziz milletimizin bütün bunları görmesini diliyorum."
Adalet Bakanı Akın Gürlek’i ve iktidar mensuplarını kast ederek “korkaklar” diyen Ekrem İmamoğlu, “İki elim yakalarında, bu millet için bunu yapacağım. Benim gizli tapum yok, gizli tapusu olanlar düşünsün. Zannediyorlar ki canımı yakacaklar, milletin canını yakıyorsunuz” diye konuştu.
İmamoğlu, Gürlek’in İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olduktan sonra kendisiyle yaptığı telefon görüşmesini ve ardından yaşananlarıysa şöyle anlattı:
"Birisi geldi İstanbul'a. Birisi geldi. Şiddetli birisi geldi. Ben kendisini aradım. İki hafta sonra aradım bunları yaşattıktan sonra. Dün gibi hatırlıyorum, kayıtlarımda da var. Çıkarttım istedim yani İBB'nin kayıtlarında da var. En fazla 23'ü, 24'ü Cumhuriyet Bayramı’ndan bir hafta önce bu günlerde tam iki sene önce. Telefonu bende yok, kendisine aradım. Ve kendisi telefonunu açtı, dedim ki: 'Ben İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu' Tanımıyorum çünkü telefonunu bir yerden aldılar protokolden. Çok çok tiz bir sesle 'Buyurun efendim' dedi. Ben dedim: "Bu tür müdahaleleri görüyorum ve sizden randevu istedim bir hafta 10 gündür randevu vermiyorsunuz. Niçin vermiyorsunuz?" dedim. 'Çok yoğunum', 'Bakın' dedim, 'Sizi İstanbul Valisi ziyaret etti teamül gereği İstanbul Valisi’nden sonra ziyaret etmesi gereken kişi benim. İstanbul yargısının en fazla hizmet aldığı kurumdur İstanbul Büyükşehir Belediyesi. Buradaki yargı mensupları da bilir, savcısından hakimine, arabalarından tahsisli servislerine kadar başka hizmetlerine varıncaya kadar en çok hizmet aldıkları kurumdur'
Dedim 'Ben sizi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak aramıyorum ha' dedim. 'Ha demek yani yoğunsunuz, ben size gelip yarım saat ne oluyor ne bitiyor diye sohbet edip hayırlı olsun demekten başka bir niyetim yok. E bir iki hafta içinde hallederim'. Dedim: 'Bak hala siz dalga geçiyorsunuz' Yine o hiç unutmadığım kulağımda duran tiz sesiyle taklit yapmayacağım burada. 'E ben hemen çözmeye…' 'Çözmek değil bana ya dedim bu hafta randevu verin ya da vermeyin' Bu kadar net. Ve akabinde özel kalemle görüşerek bayağı ulaştılar bir açık iki gün. Hiç unutmuyorum çarşamba günü 30 Ekim'e randevu verdi. Saati de belli, kayıt da var. Ve 28 Ekim, 29 Ekim'de coşkulu Cumhuriyet Bayramı’nı kutladık. 30 Ekim sabahı o kişi Esenyurt Belediyesine operasyon yaptı. İşte ve bir gün önce de o randevuyu iptal etti. Talep ettim, bir gün sonra da Esenyurt'ta operasyon yaptı.
Bakın, bütün bunlar bir sistemli sistem, sistemli, örgütlü bir çalışmanın muamelesidir. Onun için kimse bize sistemden, örgütten bahsetmesin. Onun için tabii ki davanın kendisine geliyorum. Bunların hepsi o davanın bir parçası. Ama bunları bir sanık olarak yapmayacağım. Kendimi aklamak için de yapmayacağım. Çünkü aklanması gereken kişi ben değilim. Aklanması gereken birinci kişiyi biliyorum. İkinci kişiyi de biliyorum. Üçüncü kişiyi de biliyorum. Sıralamasını yaptım, isimlerini vermeyeceğim. En az benim kadar 87 milyon bu üç kişiyi tarifleyecektir. Aklanması gereken onlardır ve onlar olacak. Hem millet huzurunda, hem yargı huzurunda, hem yüce Yaradan huzurunda."
Ali Deniz Çakır, Silivri'den bildiriyor.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, savunmasının ikinci gününde sözlerine 14 Ekim'deki su baskını sırasında yaşamını yitirenleri anarak başladı:
“Öncelikle, dün yaşanan yağmur ve sel olaylarında elektriğe kapılarak hayatını kaybeden iki genç evladımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum. Yine sabah izlediğim kadarıyla su baskını esnasında düşüp, başını sert bir yere çarparak hayatını kaybeden genç kardeşimize de yine Allah'tan rahmet diliyorum.”
İmamoğlu sözlerine şöyle devam etti:
“Sonuçta bugün bir olmaması gereken usulüyle var olan bir iddianame ve dava içerisindeyiz. Bu davanın dün yaşanan felaketin ardından ayrı bir biçimde yorumlanamayacağını savunmamı yaparken geldiği sırada anlatacağım örnekleriyle de sizlerle paylaşacağım. Çokça örneği var.
Ama şunu söylemeden geçemeyeceğim: 1986'da, 6 milyonu biraz aşan nüfusta bir İstanbul, 94 yılında 8,5 milyon civarında bir İstanbul ve 2019'da, yani 25 yıllık bir yönetimle bulunduğu esnada ,2019'da 15 milyonu aşan, 15.5 milyon ve 16 milyona yaklaşan nüfusuyla bir İstanbul. Yani temel mesele, yağmurun yere düştüğü kilogramı veya altyapıyla tek başına izah edilemez. Temel mesele, esasen bir yerleşimle ilgili nüfus planlamasıyla, kentleşmeyle ilgili izah edilebilir, kentleşme sorunuyla izah edilebilir. Yani bugün baktığınızda, Kağıthane arka çeperinde bulunan ve Ayazağa bölgesinde çok yoğun ve şaşırtıcı görüntülerin olduğu bir bölüme baktığınızda, arada kurulmuş olan, vadiye yerleştirilmiş olan son 10-15 yılın yüzbinlerce nüfusunun bir dere yatağına kuleler halinde dizilmiş olmasını, bundan ayrı tutamazsınız. Yani derelerin, dere yataklarının, su havzalarının yapılaşması büyük bir sorundur.”









