Açık Oturum (539) | İktidar ve muhalefetin bağımsız medyayla sınavı

İSTANBUL (Medyascope) – Açık Oturum’da, Halk TV’ye kayyum atanması ve T24’e erişim engeli getirilmesi başta olmak üzere, dijital ve geleneksel medyaya yönelik peş peşe gelen müdahaleler ele alındı. Göksel Göksu’nun sorularını yanıtlayan T24 yazarı Murat Sabuncu, YENİ Parti Medyadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Utku Çakırözer ve Prof. Dr. Ceren Sözeri, müdahalelerin hukuki boyutlarını, kamuoyunun haber alma hakkına etkilerini ve Türkiye’nin demokratik geleceğini değerlendirdi. Programda, yalnızca mevcut iktidarın değil, tüm siyasi partilerin ve kamu yönetimindeki güç odaklarının da bağımsız medya tarafından kamu adına sorgulanmasının önemi vurgulandı. İşte iktidar ve muhalefetin bağımsız medyayla sınavı.

Ceren Sözeri: “Bütün iktidarların kendisini uyaracak bir medyaya ihtiyacı var”

Prof. Dr. Ceren Sözeri, Halk TV’ye kayyum atanması ve T24’e erişim engeli getirilmesini Türkiye’de medya üzerindeki müdahalelerin yeni bir aşaması olarak değerlendirdi. Medya sahipliği üzerinden kontrolün geçmişte de uygulandığını belirten Sözeri, yayınların polis baskınıyla kesilmesi ve gazetecilerin haberlerini kamuoyuna ulaştıramamasının artık yerleşik bir uygulamaya dönüştüğüne dikkat çekti.

2015-2016 döneminde Hayat TV ve İMC TV’ye yönelik müdahaleleri hatırlatan Sözeri, “Halk TV’nin başına gelen, T24’ün başına geleni hukukla açıklayabilecek hiçbir şeyimiz yok” dedi.

“Muhalefet seçime hangi medyayla girecek?”

Medya kuruluşlarına sahip çıkmanın yalnızca abonelik, VPN kullanımı ya da alternatif uygulamalara yönelmekle sınırlı kalamayacağını vurgulayan Sözeri, meselenin siyasi bir mücadele alanına dönüştüğünü söyledi. Medyanın susturulmasının toplumun sessizleşmesini garanti etmediğini belirten Sözeri, farklı görüşlere erişimin engellenmesinin dezenformasyon ve komplo teorilerinin yayılmasına zemin hazırlayabileceğini söyledi:

“Muhalefet seçime hangi medyayla girecek? Şimdi bu çok önemli bir soru. Eğer ulaşamıyorsanız bu insanlara, derdinizi anlatamazsanız çok başka yerlere gidebilir bu kurmuş oldukları sistem. Diğer tarafı bastırmak, susturmak, başka şeylerin çok daha geniş yayılması anlamına da gelebilir. İnsanların korkup sinmesini, otosansürün yaygınlaşmasını beklerken dezenformasyonun, fısıltı gazetesinin ve komplo teorilerinin yayılması çok mümkün. Bu durumda iletişim alanını kontrol edemiyor olduğunuz anlamına gelir. Bağımsız medyanın, yalnızca iktidarı değil bütün siyasi partileri, kurumları ve yargıyı sorgulayabilen bir medyanın olmaması, iktidarlar için her zaman bir konfor alanı değildir. Meşruiyet sorgulandıkça bunun bir maliyeti de olacak.”

Açık Oturum (539) | İktidar ve muhalefetin bağımsız medyayla sınavı
Açık Oturum (539) | İktidar ve muhalefetin bağımsız medyayla sınavı

Ceren Sözeri, gazeteciliğin yalnızca haber aktarmak değil, iktidarları ve bütün güç odaklarını sorgulamak ve gerektiğinde uyarmak gibi bir işlevi olduğunu vurgulayarak “Bütün iktidarların zamanında kendisini uyaracak bir medyaya ihtiyacı var” ifadesini kullandı.

Murat Sabuncu: “Yargının ve medyanın bağımsız olması lazım”

Türkiye’nin 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke arasında 146’ncı sırada bulunduğunu hatırlatan Sabuncu, meselenin yalnızca gazetecilerin susturulması olmadığını vurguladı:

“Türkiye’nin buraya çekilmesiyle, sadece ‘gazeteciler sustu, bir kanal kapandı’ değil. Memleketin, insanların hayatlarını, yaşamlarını doğrudan doğruya etkileyen ana konularda sorma, sorgulama noktası da gidiyor. Bakın iktidar deyince sadece yöneten iktidarı anlamıyorum. Her yerdeki iktidardan bahsediyoruz. Muhalefetin içindeki iktidar da bizim için sorma ve sorgulama alanıdır. Sorulması gereken yerlerdir. Kim nerede iktidarsa biz onu sormakla mükellefiz.”

T24’e yönelik erişim engelini ve casusluk davasındaki bazı iddiaları örnek gösteren Sabuncu, haberlerin ve farklı dönemlere ait verilerin bağlamından koparılarak suçlama konusu yapılmasını eleştirdi. Medya özgürlüğü ile seçimlerin adilliği arasındaki ilişkiye dikkat çeken Sabuncu, seçimin yalnızca sandık güvenliğinden ibaret olmadığını söyleyerek yargı bağımsızlığının ve ifade özgürlüğünün önemine değindi:

“Türkiye’nin psikolojik durumu giderek ağırlaşıyor. Seçimlerden bahsediyoruz, evet. Ama seçimlere giderken iki yerin bağımsız olması lazım. Bir, yargı. Türkiye’de bugün yargıya bağımsız diyebilir miyiz? Meslektaşlarımız ya da AİHM kararına rağmen içeride olanlar ya da giderek toplumda sesini çıkaranların cezaevine atılması, sorgulanması, gözaltı. Diğer şey nedir? İfade özgürlüğü. Seçim günü sandıklar, sandık güvenliği ama seçime kadar giden süreçte yargının ve giderek susturulan medyanın ya da özel bağımsız hesapların yok edilmesiyle bu seçim adil, kabul edilebilir seçim hâlinde olabilecek mi? Nereden öğrenecek insanlar haberleri?”

1983 ve 2002 seçimlerini hatırlatan Sabuncu, medya üzerindeki baskılara rağmen seçmenin farklı tercihlerde bulunabileceğini belirtti. Muhalefetin toplumsal kesimleri demokratik bir zeminde bir araya getirmesi gerektiğini vurguladı.

Utku Çakırözer: Devlet medyada neredeyse en büyük patron oldu

Utku Çakırözer de kayyum uygulamasının denetimsiz ve hesap vermez bir yapıya dönüştüğünü söyleyerek TMSF’ye devredilen medya kuruluşlarının çokluğundan hareketle “Neredeyse en büyük patron devlet oldu medyada” dedi.

Halk TV’ye kayyum atanması ve T24’e erişim engeli getirilmesinin milyonların haber alma hakkını kısıtladığını söyleyen Çakırözer, gazetecilerin hedef alınmasının özgür tartışma ortamını da ortadan kaldırdığını vurguladı:

“Tam bağımsız gazetecinin, tam soru sormanın, tam sorgulamanın zamanı olan bir dönemde hem kurumları, kuruluşları hem de bireysel olarak gazetecileri hedef alıyorlar. Fon skandalını sorgulayan gazetecileri apar topar içeri atmak, gözdağı vermek… Nereden baksanız haber alma hakkının, basın özgürlüğünün karartıldığı bir dönem. Sansürün hiç böylesi görülmemişti.”

Göksel Göksu’nun, muhalefetin seçim sürecinde sesini nasıl duyuracağına ilişkin sorusunu yanıtlayan Çakırözer, bağımsız gazetecilik yapan kurumlarla dayanışmanın, sosyal medyanın ve yüz yüze iletişimin önemine dikkat çekti. Muhalefetin yalnızca iktidara yönelik eleştirilerle yetinmemesi, seçmene somut alternatifler sunması gerektiğini söyledi.

Çakırözer, demokrasi, hukuk, adalet ve basın özgürlüğü mücadelesinde siyasi partilerin yanı sıra baroların, sendikaların ve sivil toplum kuruluşlarının da ortaklaşması gerektiğini belirtti. Mücadelenin tek bir partinin ya da liderin omuzlarına bırakılamayacağını vurgulayarak “Hiç kimse tek başına ‘Ben bunu yapacağım’ noktasında değil. Ama birlikte biz bu totaliterliğe giden gidişatı engelleyebiliriz ve engelleyeceğiz” dedi.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş