İSTANBUL (Medyascope) – Ankara Barosu’nun ilk kadın başkanı Elçin Özge Şimşek Çağlayan, seçim sürecindeki ideolojik tartışmaları, kendisine yönelik kimlik ve terör ithamlarını, 19 Mart sonrası hukuk krizini ve yeni yönetimin önceliklerini anlattı.
Ankara, İstanbul ve İzmir başta olmak üzere baro seçimlerinde milliyetçi-ulusalcı çizgideki adayların öne çıkması, avukat grupları arasındaki güç dengelerini de değiştirdi. İstanbul ve İzmir’de milliyetçi-ulusalcı çizgideki adaylar kazanırken, Ankara Barosu’nun tercihi sol-çağdaş avukatların adayı Elçin Özge Şimşek Çağlayan oldu. Böylece Ankara Barosu, aynı zamanda asırlık tarihinde ilk kez seçimle bir kadın başkanı göreve getirdi.
Başkan seçilen Elçin Özge Şimşek Çağlayan, seçim sürecinde yaşanan ideolojik tartışmalardan kendisine yöneltilen ağır ithamlara, 19 Mart sonrasında derinleşen hukuk krizinden yeni yönetimin önceliklerine kadar pek çok konuda Göksel Göksu’nun sorularını yanıtladı.
Bu yılki baro seçimlerinin yalnızca meslek örgütlerinin yönetimlerini belirleyen bir süreç olmaktan çıktığını, toplumsal ve siyasi tartışmaların odağına yerleştiğini belirten Çağlayan, özellikle Ankara, İstanbul ve İzmir’deki seçimlerin yoğun ilgi görmesine dikkat çekti. Baroların hukukun üstünlüğünü savunma görevinden uzaklaştırılarak ideolojik tartışmaların içine çekilmesini eleştirdi. Temel sorumluluklarının hukukun üstünlüğünü savunmak olduğunu vurgulayan Çağlayan, İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal’ın “İstanbul Barosu hiçbir siyasi partinin arka bahçesi değildir” sözlerini de değerlendirdi.
19 Mart sonrasında yaşanan hukuk ve demokrasi krizi karşısında baroların ortak bir tutum sergilediğini belirten Çağlayan, baroların siyasi partilerin arka bahçesi olarak nitelendirilmesini kutuplaştırıcı buldu. İstanbul Barosu’na yönelik yargılama sürecinde Türkiye’nin dört bir yanındaki baroların dayanışma gösterdiğini hatırlattı.
Çağlayan: Barolar bir anda düşman işgalinden kurtarılmış gibi bir saldırıya evrildi

Elçin Özge Şimşek Çağlayan, Cumhuriyetçilik, Atatürkçülük ve milliyetçilik üzerinden yürütülen tartışmaların baroların asıl gündemini gölgelediğini söyledi. Ankara Barosu’nun ve mensubu olduğu Demokratik Sol Avukatlar Grubu’nun Cumhuriyetçilik ve Atatürkçülük ilkelerinin tartışmaya açık olmadığını vurguladı:
“Görevi devreden arkadaşlarımız da aslında hiç olmayan bir tartışmanın içine çekildiler. Var olmayan bir tartışma. Cumhuriyetçilik ve Atatürkçülük üzerinden… Ve milliyetçilik üzerinden bir tartışmanın içine çekildi aslında barolar. Ankara Barosu’nun da Cumhuriyetçiliği ve Atatürkçülüğü tartışmasızdır. Yine bizim seçime girdiğimiz grup açısından da bu böyle, Demokratik Sol Avukatlar Grubu açısından da. Fakat sanki barolar bir anda düşman işgalinden kurtarılmış gibi bir saldırıya evrildi. Halbuki hepsi birbiriyle arkadaş, seçilen arkadaşlarımız da çok kıymetli.”
“Milliyetçi söylemleri kabullenmediğiniz zaman Atatürkçü değilsiniz diye saldırıya uğruyorsunuz”
Seçim sürecinde terörle ilişkilendirilmekten Türkçe bilmediği ve Türklüğünün sorgulanmasına kadar uzanan ithamlarla karşılaştığını anlatan Çağlayan, sosyal medyada fotoğrafı üzerinden linç kampanyası yürütüldüğünü söyledi. Türkmen bir aileden geldiğini belirten Çağlayan, kimliğinin tartışma konusu yapılmasını reddetti:
“Benim kim olduğum, kimliğim, Türk olup olmayışım vesaire bunlar zaten tartışma dışı. Ben Türkmenim. Türkmen bir ailenin çocuğuyum ama bunu söylemeyi bile zul görüyorum kendime. Tamamen hayata bakış açımız, hayatta durduğumuz yer, inandığımız kavramlar üzerinden bir eleştiriye uğradık. Çünkü milliyetçi söylemleri kabullenmediğiniz zaman, Cumhuriyetçi değilsiniz ve Atatürkçü değilsiniz diye bir saldırı altında kalıyoruz.”
Çağlayan, baro genel kurullarında ideolojik aidiyetler yerine hukukun üstünlüğünün tartışılması gerektiğini belirterek şöyle konuştu:
“Baroların ideolojik kavramlar üzerinden kurgulanmaması gerektiğini, yegâne kavramının hukukun üstünlüğü olması gerektiğini vurguluyoruz biz. Bugün baro genel kurullarında kim daha milliyetçi kavgası yapılamaz. Bu değildir doğru olan. Kim daha fazla hukukun üstünlüğünü savunuyor? Bunu konuşmak zorundaydık. Türkiye’de nasıl hukuksuzluklar, dünyada nasıl hukuksuzluklar var? Bunları konuşmak zorundaydık.”
“Baroların gözünü kapatabilecek durumda değildik”
İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal’ın “İstanbul Barosu hiçbir siyasi partinin arka bahçesi değildir” sözlerini de değerlendiren Çağlayan, baroların siyasi bir partinin arka bahçesi olarak nitelendirilmesini kutuplaştırıcı ve kurumları zayıflatıcı bulduğunu söyledi:
“İstanbul Barosu da biliyorsunuz bir yargılama geçirdi ve yargılama süresi boyunca Türkiye’nin her yerinden barolar İstanbul Barosu’nun yanında durdu ve durmak zorundaydı. Türkiye 19 Mart süreci sonrası çok ciddi bir hukuk krizi, demokrasi krizinin eşiğine geldi. Burada en güçlü kurumlar yine barolar olarak gözümüzü kapatabilecek durumda değildik. Hepimiz sesimizi olanca kuvvetiyle çıkardık. Bunu istisnasız tüm barolar için söyleyebiliriz. Ortak bildirilerimiz, imzaladığımız birlikte yer verdiğimiz metinlerimiz zaten yazılı olarak kaynaklar açık.”
19 Mart sonrasında gençlerin, gazetecilerin, belediye çalışanlarının ve seçilmiş belediye başkanlarının tutuklanmasına karşı çıkmanın baroların sorumluluğu olduğunun altını çizen Çağlayan, hukuksuzluğun yalnızca muhalefeti değil, toplumun tamamını ilgilendirdiğini vurguladı:
“Ortada bir hukuksuzluk var. 19 Mart süreci sonrası bu ülkede gençler, gazeteciler, belediye çalışanları, seçilmiş belediye başkanları tutsak edildi. Ve tüm bunlar olurken baroların gözünü kapatmaması ve sesini çıkartması zaten Türkiye’deki hukuksuzluğa dair bir duruş sergilemesinin karinesiydi.
Bir iktidar politikası var ve bu iktidarın politikasına karşı muhalif kanat zarar görüyor. Yargı eliyle zarar görüyor, hukuk eliyle zarara uğruyor. Muhalefette olan her kimse, bugün Türkiye’nin muhalefeti sol bir partide ve onun yaşadığı hukuksuzluğa ses çıkarmak da aslında toplumun geneline dair bir ses çıkarmaktır.”
“Hukuksuzluk karinesi ağır, hukukun üstünlüğünü konuşmaktan başka çaremiz yok”
Türkiye’nin hukuk karnesinin ağır olduğunu belirten Çağlayan, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmamasına, gazetecilere yönelik tutuklamalara ve yargı bağımsızlığı sorununa dikkat çekti:
“Türkiye maalesef hukuksuzluk karinesi anlamında ciddi anlamda sınıfta kalan bir ülke haline geldi. Bugün tartıştığımız şeyler hep aynı. Her yere çıktığımızda belki Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmayışını, AİHM kararlarının gözden kaçırılışını ve hiyerarşik yapının hiçe sayılışını dile getiriyoruz. Burada aslında hukukun üstünlüğünü konuşmaktan başka çaremiz yok. Herkes için eşit ve doğru bir sistemin inşa edilebilmesi gerekiyor. Bizim mücadelemiz de aslında bu.”
Yeni yönetimin öncelikleri: Avukatlık Kanunu ve kadın hakları
Göreve gelir gelmez Avukatlık Kanunu üzerine çalışmak üzere bir komisyon kurduklarını açıklayan Çağlayan, kadınların, çocukların ve LGBTİ+’ların şiddetsiz yaşam hakkı için hukuki destek sağlayan Gelincik Merkezi’ni desteklemeyi sürdüreceklerini söyledi.
Ankara Barosu’nun ilk kadın başkanı olmasının önemine de değinen Çağlayan, 81 baro başkanından yalnızca dokuzunun kadın olduğuna dikkat çekti. Kadınların eril dile ve tahakküme uyum sağlamak zorunda kalmadan çalışma hayatında ve siyasette var olabilmesi gerektiğini vurguladı. Seçim sürecindeki sert tartışmalara rağmen kapsayıcı bir yönetim anlayışı benimseyeceğini belirten Çağlayan, “Sadece Ankara Barosu rozeti taşıyacağım” diyerek bütün meslektaşlarını kucaklayacağını ifade etti.
“Korkmak çok insani ama korkmamak zorundayız; cesaret yeleğini giyip yola çıktık”
Hukukun üstünlüğünü savunmanın giderek zorlaştığı bir dönemde baro başkanlığına talip olduklarını belirten Çağlayan, bu mücadelenin cesaret gerektirdiğini söyledi:
“Korkmak çok insani bir duygu. Ama korkmamak da zorundayız bir yerde. Birilerinin cesur olması gerektiğini yineliyoruz, hep söylüyoruz. Böyle bir göreve talip olurken de zannediyorum o cesaret yeleğini giyip yola çıktık.”
Yeni dönemde kavga etmeden, birbirlerini kırmadan fikirleri tartışarak ilerlemek istediklerini belirten Çağlayan, baroların hukukun üstünlüğü mücadelesinde ortak hareket etmesi gerektiğini vurguladı.








