Masada Kalanlar (34): Ehlikeyfin keyfini ne tazeler?

Ohri’ye bir gidişimde, beni Sveti Naum’a götüren rehberden yerel kahvaltının nasıl yapıldığını dinlemiştim:

“Önce, bir bardak su içip mikropları uyandıracaksınız. Hemen ardından aç karna bir kaşık bal yutacaksınız. Böylece, mikroplar o balı yemek için midenize toplanacak. Sonra, sert bir kahve içeceksiniz ki mikroplar kör olsun. Peki, kör olan ve ne yapacağını bilemeyen o mikropları nasıl öldürürüz? Tabii ki bir küçük kadeh rakiya içerek! Artık mikroplar temizlendiğine göre, kahvaltının en güzel yemeği olan işkembe çorbasını götürebiliriz!”

Anneanneme bu “Makedon kahvaltısını” anlattığımda dedemin babasının da her sabah ağzına mutlaka bir kesme şeker atıp bir bardak su içerek güne başladığını söylemişti. Sonra da kahvesini içermiş. Anneannemler gibi dedemler de Üsküplü. Benim hiç görmediğim aile büyüklerimizin Sırpçaları Türkçelerinden önde gelirmiş.

Dediğim gibi, anneannemin ailesi de, dedemin ailesi de Sırpça konuşurdu. Maalesef, anavatana döndükten sonra, hem gerekli görmediklerinden hem de uyum sorunu yaşatabileceğinden çekindikleri için hiçbiri çocuğuna öğretmemiş. Böyle olunca, bizim ailenin Sırpçayı tamamen unutması için bir-iki nesil yetti. Sırpça bilen kalmadı. Yüzlerce sene konuştuğumuz Sırpça bize yabancı oldu, ne acı.

70’lerin ortası, anneannem üçüncü çocuğuna -teyzeme- hamileyken bir öğle vakti koltukta uyuklamış. Rüyasında çok lezzeti, dumanı üstünde bir fincan Türk kahvesi içiyormuş. Uyanmış, bakmış koku hâlâ burnunda. Oysa, evde kahve yok. Hemen kuruyemişçiye gidip yüz gram kahve almış. Ama kahve çekirdeklerini yolda leblebi gibi yediği için eve gene kahvesiz dönmüş. O rüyalı öğleüzerinden itibaren, en aşağı beş sene, anneannem kahve çekirdeği yemeye devam etmiş.

 Anneannemin kahvesi
Masada Kalanlar (34): Anneannemin kahvesi, aileden kalan dil

Belki de dünyaya gelmek için anneannemin karnında debelendiği aylarda çok fazla kahveye maruz kaldığından teyzemin kahve zevki hepimizden yüksek oldu -eşit şartlarda yarışmadığımız ortada. Bir benzeri ancak en fiyakalı bistrolarda olan makinesiyle espressonun bilumum çeşidini taze çekilmiş kahveden ânında yapıverse de anneannemin başı bu kahveyle de hiç hoş değildir çünkü o makinede yapılan kahveden nefret eder.

Onun kahvesi mutlaka cezvede ağır ağır pişecek. Teyzem dahil makine teknolojisinin çok geliştiğini, artık makinede yapılan kahveyle cezvede pişen kahveyi ayırt etmenin mümkün olmadığını söyleyenlere dudak büker, kendisini bu teste sokanları mahcup edecek şekilde, “Bu kahveyi cezvede yapsaydın daha güzel olurdu” demekten de çekinmez. Görüleceği üzere, anneannem için kahve, Türk kahvesidir.

O senelerde, işte yetmişlerin ikinci yarısı, Kıbrıs harekâtı sonrası, Türkiye’ye ambargo uygulandığı için tozşeker, margarin, Türk kahvesi falan bulmak hayli zorlaşmıştı. Dedem pilot olduğu için biz bu ambargodan görece az etkilenmişiz. Kıbrıs, Zürih, Viyana yatıları dönüşünde dedem mutlaka şeker ve kahve getirirmiş. Hatta anneannem, dedemin getirdiği bu bulunması güç ürünleri İzmir’deki akrabalarımıza ya da çok sevdiği arkadaşlarına misafirliğe gittiğinde yanında götürürmüş.

“Ehlikeyfin keyfini ne tazeler?”

Sabahları kahvaltıdan sonra evde kahve içilirdi. Dedem cam önündeki koltuğuna oturur, “Ehlikeyfin keyfini ne tazeler?” diye sorar, dörde katladığı gazetesini okurken anneannemin kahveyi getirmesini beklerdi. Anneannem, özellikle kahveye aşerdiği dönemde, Türk kahvesi yapmadan önce bir kaşık ağzına atar, cezveyi ancak ardından eline alırmış. Dedemin sorusunun cevabını herkes bilirdi:

“Taze elden, taze pişmiş, taze kahve tazeler.”

Beni kahveyle tanıştıran da anneannemdi. Çocukken ne zaman kahve yapsa onun dizinin dibine gider, içtiği kahveden bana da içirmesini bir yavru kedi uysallığıyla beklerdim. Kahve biraz soğuyunca fincandan altlığa döker, bana da o altlıktan içirirdi. Bazı günler, fincanın en azından yarısını içerdim.

Şu lanet böbrek rahatsızlığı başgösterdiğinden beri anneannemin evine kahve girmedi. Birlikte kahve içtiğimiz günler geride kaldı ama uzun sohbetler kahvesiz de güzel.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş