Berrin Sönmez yazdı – Mekke Anlaşması: Zamanlama ve tarihi risk

Hakan Fidan’ın “bölgesel sahiplenmeye dayalı bölgesel güvenlik mimarisi” ifadesiyle duyurduğu Ortadoğu savunma anlaşmalar zinciri ilki olan Mekke İttifakı bile henüz TBMM Dışişleri Komisyonu’nda görüşülmeye başlamadan önce ek antlaşmalar yapıldığı gibi üç Batı ülkesiyle bu satırlar yazılırken (23 Ekim Cuma) toplantı halindeydi. Yani biz bu ülkenin halkı ve milletvekilleri tartışmamışken İngiltere, Almanya, Fransa ile konuşuluyor, tartışılıyor. Biz tebaa mıyız, maraba mıyız, sömürge miyiz? Egemenliğin gereği olarak önce bu halkın rızasını almanız gerekmez miydi? Onayı Meclis’ten değil, Batılı ülkelerden beklemek, onların rızasını almayı öncelemek egemenliği zedelemiyor mu? Diyelim ki NATO ülkelerinden bazılarını ikna etme ihtiyacı duydunuz. Ama bu anlaşma için önce halktan rıza almalıydınız, eğer kendinizi saltanat sistemi olarak görmüyorsanız.

Zamanlama ve tarihi risk

Anlaşmanın gerekçesinde “kolektif savunma hükmünün tatbik edilmesinin kendiliğinden işlemeyeceği ve bu hususun yapılacak istişareler neticesinde mutabakatla alınacak kararlara dayalı olacağı” yazılmış. Çok komik politik doğruculuk yapılmış gerekçede. Zira söz konusu istişarenin kimlerle yapılacağını, bugün üç Batılı ülkenin dışişleri bakanları ile yapılmakta olan toplantı ayan beyan ortaya koyuyor.

Bölgesel dörtlü hedefiyle başlatılan Mekke Ortak Savunma İttifakı, Mısır katılmayı kabul etmediği için üç devletle, Suudi, Pakistan, Türkiye ile sınırlı kaldı. Sonra Türkiye, Katar, Pakistan Endonezya ile imzalanan Bedir Mutabakatı çıktı karşımıza. Belki sürpriz belki sessiz diplomasi sonucu Libya ile 2019 tarihli Sınırlandırılmış Deniz Yetki Alanı Antlaşması Doğu Libya Meclisi tarafından da onaylandı. Türkiye’nin son bir yılda gerçekleşen askeri ve diplomatik atağı hayli dikkat çekici. Çokça tartışılması gereken soru işaretlerine de yol açıyor.

Suudi Arabistan ile savunma anlaşması yapılmaz

Örneğin “bölgesel sahiplenme” ismi, yakın geçmişte Orta Asya Türk Devletleri ve şimdilerde Azerbaycan ile yaşanan “ağabey devlet” krizi nedeniyle ilişkilerin nahoş hal almasını hatırlatıyor. Ortadoğu Arap ülkelerinin neo-Osmanlıcı politikalara yönelik alerjisi malum. Bizim tarafta da sadece 108 yıl önce Necid, Yemen, Medine savunmasında Anadolu evladı yerine İngiliz askerlerine destek, hafızamızda, türkülerimizde. Yani zaman değişir, politikalar değişir ihtiyaçlar değişir denilecektir ama toplumların karakteristik özellikleri pek da fazla değişmez. Bunu hatırda tutmak lazım. Üstelik bir savunma anlaşması savaş halindeki bir ülkeyle yapılmaz. Suudi Arabistan 10 yıldır Yemen’e abluka uyguluyor. Üstelik jeo-politik konum nedeniyle tarih boyunca Yemen ile Arabistan arasındaki çatışmalar hiç eksik olmadı. Son 10 yıldır ise Suudi Arabistan yönetimi Yemen’deki iç çatışmalara müdahil oldu. Merkezi hükümeti desteklemek için Ensarullah (Husiler) hareketine karşı askeri güç kullandı. Ablukaya aldığı için açlıktan çocuk ölümleri yaşandı yıllarca. Gücü yetmedi ve şimdi Yemen’den Suudilere ciddi saldırı var. Bu durumda Suudi Arabistan ile savunma anlaşması yapılmaz. Yapılırsa saldırgan tarafı desteklemek sonucu çıkar.

Üstelik daha büyük tehlike mezhep çatışmasına dönüşme riski taşıması. Ensarullah hareketi Şia’nın Zeydilik koluna mensup bir kitle. Mekke İttifakı, Bedir Mutabakatı ülkelerinin hepsi içlerinde Şii kitlelerin de bulunduğu ama resmi yönetimlerin Sünni olduğu ülkeler. Bölgesel Güvenlik Mimarisi adı altında olan bu antlaşmaların zaman içinde bölgede mezhep savaşlarına dönüşme ihtimali, bence en korkutucu tehlike. Anayasasında “laiklik” ilkesi olan Türkiye’nin din/mezhep çatışmalarına yol açma riski olan bu anlaşmaları onaylaması tarihi yanılgı olur. TBMM bu yükün altından kalkamaz. Şii hilale karşı sünni blok yaratmak Türkiye dış politikasının konusu olamaz. Numan Kurtulmuş’un 27 Ekim’de Meclis Dışişleri Komisyonu’nda görüşülmeye başlanacağını duyurduğu Mekke İttifakı, 28’inci dönem milletvekillerinin belki de en büyük sınavı olacak.

Bir başka dikkat çekici yönü de Trump’ın sözleri: “Ben istersem Yemen’e asker gönderir.” Bu pervasızlık, Mekke İttifakı ve Bedir Mutabakatı girişimleri, ABD-İsrail ittifakının ürünü mü, sorusunu akla getiriyor. Pakistan ile Hindistan arasında düşük yoğunluklu olsa da ardı arkası kesilmeyen çatışmaları da göz önüne alarak bu anlaşmanın reddedilmesi gerekir. Aksi takdirde iktidar, büyük-güçlü devlet pozu vermek isterken Ortadoğu’da ülkemizi, askerimizi ABD-İsrail ittifakının vekil gücü haline getirebilir. Bu anlaşmalara kağıt üzerinde bile olsa Filistin yönetiminin dahil edilmeyişi, böyle bir ihtimalin hiç de zayıf olmadığını düşündürüyor. İran ve Yemen ile savaş ihtimalini gözünü kapatıp talimatlara uyarak oy kullanmak akıl kârı değil.

Ülkenin ve iktidarın en zayıf olduğu dönemde güçlü devlet pozunun bu anlaşmalarla devşirilebilecek bir güce tekabül edemeyeceğini de görmek gerekiyor. Güç dışarıdan devşirilebilecek bir ithal malı değildir. Vazgeçin bu maceradan. Araplar arasındaki anlaşmazlıklara müdahil olmak yanlıştır. Türkiye için -şu an gücü yetmiyor ama- bölgedeki çatışmalara arabuluculuk etmek olurdu ama… İşte aması var. Finansal dolandırıcılığın hakim olduğu ve gerekli adımların hukuki olarak atılmadığı ülke kimyaya akıl veremez çünkü.

Ortadoğu’ya bekçi mi olacağız?

Fakat zamanlama açısından iktidarın bu aksiyonlara çok ihtiyacı olduğu da aşikar. Bir yandan fon vurgunu konuşulmasın istiyor. Bir yandan Ekrem İmamoğlu’nun güçlü savunması bilinmesin istiyor. Bir yandan muhalefet partilerinin siyaset etme gücünü kırmak için dış politika kartını kullanmayı gerekli görüyor. Bir yandan seçimlere yakın ortaya çıkan krizleri, güçlü dış politika masalıyla ve dış tehdit algısıyla tabanı konsolide etmeye çalışıyor. Neyse bakalım, bekleyip göreceğiz Meclistekiler kimin vekili imiş.

Bilindiği üzere dünyada büyük bir çatışma potansiyeli yaşandığı yönünde çok belirti var. İktidar, halkı, tabanı bu söylemle ikna etmeye çalışacaktır. Savunma ihtiyacından, güçlü destekler ve İslam coğrafyasının güçlenmesinden vaat edecekler. Ama bu türlü retorik her zaman arkasındaki gerçeği örtmek için icat edilmiş bahanedir. Duyguları depreştirir ama geçeğe tekabül etmez. Askeri becerisi sınırlı olan, devlet değil örgüt olan Ensarullah’a karşı bile başarısız olmuş bir ülkeyle ittifak ederek savunma kapasitemizi arttırmış mı olacağız? Ortadoğu’ya bekçi mi olacağız? Yoksa ABD-İsrail ittifakına vekil devlet olup Mehmetçiğin sanını mı masaya süreceğiz?

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş