“Nas var nas! Sana bana ne oluyor?” denilmişti bir vakitler. Sonra hayatın gerçekliğiyle yüzleşince o nassı kim neshetti? Vahiy mi indi, hüküm mü değişti de yüksek faiz geldi? Bu soruların cevaplarıyla fon vurgunu arasındaki bağlantıya dikkat çekmek için bu sorularla başladım yazıya. Cevap alabilir miyiz, ben cevaplayabilir miyim? Bunlar da şimdilik zihnimizde durması gereken sorular.

Riba nedir?
Tüm tek tanrılı dinlerde yasak olan faiz türü “riba” adıyla geçer Kur’an’da. Dini metinlerde “katlamalı faiz” tanımıyla açıklanır genellikle. Yani tefeci faizi. Borcun ödeme süresine dair borç alanın söz hakkı olmadığı, borç verenin keyfi olarak belirlediği bir sürede ve yine borç verenin keyfi olarak belirlediği bir fazlalıkla ödenmesi usulü. Zamanında ve istenen fazlalıkla birlikte ödenemediği zaman rakamın kat be kat arttırıldığı faize riba denmektedir.
Daha kötüsü bu ayet gelene kadar Arap kültüründe varlıklıların yoksullara borcun ödenemediği durumlarda yaptığı zulüm, riba kavramının “doğal” yaptırımı sayılarak normalleştirilmişti. Alacaklı, borçlunun malına mülküne el koyma hakkına sahipti. Belirlenen tutar karşılanamadığı takdirde borçlu ve aile bireyleri köle olarak satılıp alacak tutarı karşılanma yoluna gidilirdi. Yasaklanan faiz türü, riba işte bu insanlık dışı uygulamadır. Ancak peygamberin sağlığında ve takip eden ilk yıllarda kavramın tam da kutsal kitapta belirtildiği şekilde uygulanmasına rağmen sonraki yüz yıllarda rivayetler ve tefsirlerle “faizin her türü” eklemesi yapılmış görünüyor.
Aslında faizin her türü vurgusu bile tak başına riba dışındaki faiz türlerinin o dönemdeki varlığına ve Kur’an’da yasaklananın sadece riba olduğuna açık bir delildir. Sanki Allah unutmuş, Peygamber fark etmemiş de bu sonradan gelen allame dini tamamlamış gibi bir durum söz konusu. Daha garip olanı da bugün bile hiç aklını kullanmadan (kimbilir belki de kötücül akılla) eskilerin yanlış yorumlarını papağan gibi tekrarlıyorlar.
Pek çok rivayet vardır faizin yasak olduğuna dair. “Riba” demezler üstelik “faiz” derler, Arapça’da “borç” anlamına gelen “büyü” derler. Ancak borcun ödenmesine ilişkin bir başka rivayet daha vardır ki onu dikkate almazlar: Peygamber, borç almanın dine uygunluğunu soran bir kişiye “Borç almak haram değildir. Ancak ödeme zamanında alacaklıya aldığın borcun biraz fazlasını ver. Ola ki o kişi sana verdiği miktarla ticaret yapıp kar edecekti. Seni sıkıntıdan kurtaran kişi yardım ettiği için zarara uğramasın” dediği Sahih-i Buhari’nin büyû/borç bahsinde rivayet edilir. Ancak bu rivayeti kullanmazlar.
Nitekim 14. yüzyıldan itibaren Yahudilik ve Hıristiyanlık için de yasak olan faiz konusunda böyle bir ayrımı içeren yeni yorumlar gerçekleştirilmişti.
Yasal faizi haram saymanın arka planı
Epey bir süredir devam ettiği anlaşılan fon vurgununa karışanlar arasından “faize bulaşmamak için fon yatırımı yapıldığı” iddiaları duyuluyor. Görünüşteki gerekçe faizden kaçınmak. Sonuçta ortaya çıkan şey ise yüzde 3 bin kâr için ribaya koşmak olmuş. Ülkenin yasal faizi, konvansiyonel faizi halka öcü gibi gösteren din anlayışı katlamalı faizi/tefeci/sömürücü fahiş kârı, bile isteye tercih etmiş.
Aylarca belki daha fazla sürdürmüş. Görünüşte faizden kaçmak motivasyonuyla girdikleri bu yolun birkaç ayda kat be kat artmasının haram olan riba anlamına geldiğini bilmeyecek insanlar değillerdir eminim. Ama yazık ki helal olan düzenli ve belirli bir artışı haram sayıp, haram olan katlamalı tefeci faizini kendilerine helal kılmışlar.
Elbette bu durum sadece din ve inanç meselesi değil. Hak, hukuk, adalet meselesi. 455 binden fazla insanın birikimine çökmek, yoksulun birikimine el koyarak kendi varlığını arttırmak. Nitekim iade edildiği iddia edilen rakamın yasal faizini almayı ihmal etmedikleri de ortalığa saçıldı. Fon vurgunu ile -sayısı sürekli değişin- bir kesim fahiş kârla bu ülkenin varlığını yurt dışına kaçırırken hepimiz kat be kat yoksullaştık. Çünkü haram olan riba ile hepimizi sömürmüş oldular.
Soygunun güncel boyutu ve faturası
Konunun bu kısmında dürüstçe belirteyim ki ben ekonomiden anlamam. Borsaymış, fonmuş hiç bilmem. Bildiğim şey bu fon vurgunu, bu soygun tek başına ekonomik ve finansal sorun değil. Toplumsal yaşamı derinden sarsma potansiyeline sahip, kötücül akılla kurulmuş bir düzenekle hareket edildiğini işaret ediyor. Ki savcılık da “örgütlü suçlar” başlığıyla yürütüyor soruşturmayı. Soruşturma nereye kadar gider, sonuçta yurttaşı sömürge ahalisi gibi görüp soyup soğana çeviren bu çete tümüyle açığa çıkar mı şimdilik belli değil. Sorunu gündemden düşürmeden, ısrarla bu suçun cezasız kalmasını önlemek için elimizden geleni yaparak hesap vermelerini sağlamalıyız. Bugün hesap sormazsak yarın hesap verilebilir bir toplum olmamız hayal olur.
Farklı kaynaklardan -yapay zekâ desteğiyle- derlediğim verilere göre fon vurgununda Eylül-Ekim 2026 itibarıyla somut bilanço:
- Tasfiye ve mağduriyet: Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), manipülasyon ve likidite krizleri sebebiyle yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonu tasfiyeye aldı. Bu fonlarda yaklaşık 455 bin tekil yatırımcının parası bloke oldu.
- Büyük çöküş: Krizin borsa ve fon piyasalarından sildiği toplam değerin 3,3 trilyon lirayı (yaklaşık 18,3 milyar dolar) bulduğu belirtilmektedir.
- Yargı ve adelet: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı olayı “örgütlü suç” kapsamında incelerken, fahiş kazanç sağlayan 214 kişi ve kurumdan 187 milyar liralık haksız kazancın -gayet keyfi ölçütle- iade edilmesi için süreç yürütülmektedir.
Özetle; “faizden kaçıp ribaya koşmak” olarak ifade edilebilecek ağır soygun, belki bazıları için dini kaygılarla açıklanabilir. Tekrar ediyorum belki. Konvansiyonel faizden uzak durmaya çalışmak bahanesiyle bu işin içindeki çok sayıda kişi açısından geçerli değildir, Şeffaf olmayan ve denetim boşluklarından faydalanan manipülatif fon yapılarına katılarak çok daha büyük bir finansal sömürü amaçlı olduğu düşünülmeli, tedbirler buna göre alınmalıdır. Tefeci faiziyle katlamalı sömürü mağdurları açısından ise faizden kaçıp riba sarmalına yakalanmaktır.














