Medyascope.tv

Dani Rodrik: “Tek başına inovasyon yetmez”

Tek başına inovasyon yetmez

Dani RodrikProject Syndicate – Çeviri: Uğur Aytun

Devrim yaratan teknolojik gelişmelerin hızlandığı bir çağda yaşadığımız açıkça görülüyor. Yapay zeka, bio-teknoloji, dijitalleşme, otomasyon alanlarında yeni gelişmelerin açıklanmadığı bir gün neredeyse yok. Aynı zamanda, bu gelişmelerin bizi nereye götüreceğini bildiğini sananlar bile ne olacağını henüz kestiremiyor.

1957 İstanbul doğumlu olan Dani Rodrik, Harvard Üniversitesi’nde iktisat profesörü olarak çalışıyor. Globalleşme, ekonomik büyüme ve siyasal iktisat konularından dünyanın önde gelen akademisyenlerinden biri olarak kabul edilen Rodrik, bugüne kadar 12 kitap yayınladı.

Yelpazenin bir ucunda, dünyadaki yaşam standartlarının hiç olmadığı kadar hızlanacağının eşiğinde olduğumuza inanan tekno-iyimserler var. Diğer uçtakiler de hayal kırıklığı yaratıcı verimlilik istatistikleri öngören ve yeni teknolojilerin tüm ekonomi üzerindeki faydalarının sınırlı kalacağını öne süren tekno-kötümsertler. Ve bir de inovasyonların boyutu ve kapsamı noktasında tekno-iyimserler ile hemfikir ancak bunların istihdam ve eşitlik üzerindeki çıkarımları üzerine kafa yoran tekno-endişeciler var.

Bu perspektifleri birbirinden ayıran şey temelde teknolojik inovasyonların hızı üzerindeki anlaşmazlık değil. Her ne olursa olsun, inovasyonların hızlandığından artık kim ciddi bir biçimde şüphe duyabilir? Tartışma bu inovasyonların en yüksek düzeydeki profesyonellerin istihdam edildiği, ancak toplam üretim içerisinde oldukça düşük paya sahip sektörlerde mi kalacağı, yoksa ekonominin büyük bir kısmına yayılacağı mı üzerine. Herhangi bir inovasyonun verimlilik, istihdam ve eşitlik üzerindeki olası sonuçları bunun işgücü ve ürün piyasalarına nasıl nüfuz ettiğine bağlı.

Teknolojinin nüfuzu ekonominin arz ve talep yanları olmak üzere iki başlık altında toplanabilir. Önce talep cephesini ele alalım. Zengin ekonomilerde, tüketiciler gelirlerinin çoğunu sağlık, eğitim, ulaşım, konut, ve perakende mallara harcarlar. Teknolojik inovasyonlar bu sektörlerin çoğunda oldukça düşük etkiye sahip.

McKinsey Global Enstitüsü tarafından sunulan bazı verilere göz atalım. Bu rapora göre, ABD’de en yüksek verimlilik artışı yaşayan iki sektör, toplam üretim paylarının yüzde 10’dan az olduğu, bilgi teknolojileri ve iletişim ile medya endüstrileri. Aksine, toplam üretimin yüzde 25’inden fazlasına sahip olan kamu hizmetleri ve sağlık sektörü görünürde hiçbir verimlilik artışına sahip değil.

McKinsey yazarları gibi tekno-iyimserler bu verileri bir fırsat olarak görüyor: geri kalan sektörlerde yeni teknolojilerin adaptasyonuyla sağlanacak büyük verimlilik kazançları var. Kötümserler ise iki sektör arasındaki bu farkın yapısal olabileceğini ve bunun günümüz ekonomilerinin sonunu getirebileceği görüşünde.

Örneğin iktisat tarihçisi Robert Gordon, tüm ekonomi üzerindeki etkisi bakımından günümüz teknolojilerinin öncekilere göre karşıtlık içerdiğini iddia ediyor. Elektrik, otomotiv, havacılık, klima ve küçük ev aletleri sıradan insanların temel yaşayışlarını değiştirdi. Ekonominin her sektörüne yayıldı. Bugün etkileyici olan dijital devrim, bu dereceye ulaşamayacak.

Arz cephesinde, temel soru inovasyon yapan sektörün hızlı ve devamlı bir şekilde genişlemesi gereken sermaye ve becerilere sahip olup olmadığı. Gelişmiş ülkelerde, bu kısıtlar çok göze çarpmıyor. Ancak teknoloji yüksek beceri gerektirdikçe, inovasyonun adaptasyonu ve yayılımı düşük ve yüksek becerili çalışanlar arasındaki ücret farkını genişletecek. Ekonomik büyümeye, 1990’larda olduğu gibi yüksek eşitsizlik eşlik edecek.

Gelişmekte olan ekonomilerin karşılaştığı arz yönlü problem daha zayıflatıcı. İşgücü ağırlıklı olarak düşük beceriye sahip. Tarihsel olarak, imalat sanayii çoğunlukla tekstil ve otomotiv gibi montaj faaliyetlerini içerdiğinden bu durum geç sanayileşenler için büyük bir sorun değildi. Köylüler bir gecede fabrika işçilerine dönüşebilir ve tüm ekonomi için önemli verimlilik artışları sağlayabilirdi. İmalat sanayii geleneksel olarak üst gelir seviyelerine ulaşmak için “hızlı bir yükseltici” idi.

Ancak imalat sanayii aktiviteleri robotlaşmaya ve yüksek beceri gerektirmeye başlar başlamaz, arz yanlı kısıtlar etkisini göstermeye başladı. Gelişmekte olan ekonomiler, etkileyici bir biçimde rekabetçi üstünlüklerini zengin ülkelere karşı kaybetmeye başladılar. Günümüzde gelişmekte olan ekonomilerin “prematür sanayisizleşme” süreçlerinin etkilerini görüyoruz.

Prematür sanayisizleşme dünyasında, tüm ekonomi düzeyinde verimlilik artışı gerçekleştirmek düşük gelirli ekonomiler için artık daha zor oluyor. Sanayileşmenin yerine geçecek etkin alternatiflerin olup olmadığı da henüz net değil.

Ekonomist Tyler Cowen gelişmekte olan ülkelerin, gelişmiş ülkelerdeki inovasyonlardan yararlanabileceği görüşünde: ucuz fiyatlarla yeni ürünleri tüketebilirler. Bu Cowen’in “otomobil fabrikaları yerine akıllı telefonlar” olarak isimlendirdiği bir model. Ancak soru hep aynı: bu ülkeler bu telefonları satın alabilmek için, tarımsal mallar dışında ne üretip ihraç edecekler?

Latin Amerika’da tüm ekonomi düzeyindeki verimlilik, öncü sektörlerdeki ve en iyi yönetilen firmalardaki inovasyonlara rağmen durgunluk halinde. Görünüşteki bu paradoks, inovasyon yapan sektörlerdeki hızlı verimlilik artışının, işçilerin yüksek verimliliğe sahip sektörlerden düşük verimliliğe sahip sektörlere kaymasından dolayı tamamlanamadığı ile açıklanıyor. Bu durumu ben ve eş yazarlarım “büyüme düşürücü yapısal değişim” olarak isimlendirmiştik.

Bu aksi sonucun ekonomide daha şiddetli bir teknolojik ikilik durum var olduğunda ve daha üretken sektörler yeteri kadar genişlemediğinde ortaya çıkması daha muhtemel. Maalesef, bu büyüme düşürücü yapısal değişim son zamanlarda ABD’de bile yaşanıyor.

Sonuç olarak, yaşam standartlarını yükselten şey, inovasyonların kendisi değil, bunların tüm ekonomi çapındaki sonuçlarıdır. Bir ekonomide inovasyon ile düşük verimlilik aynı anda gerçekleşebilir (Benzer şekilde, verimlilik artışı, kaynaklar daha üretken sektörlere kaydığında, inovasyonların olmadığı durumda bile gerçekleşebilir). Tekno-kötümserler bu probleme dikkat çekiyor. İyimserler haksız sayılmayabilir, ancak bunu gerekçelendirme için teknolojinin etkilerinin bir bütün olarak ekonomiyi nasıl etkilediğine odaklanmaları gerek.

Bunlar da ilginizi çekebilir: