Richard Sandbrook: “Özgürlük: Hayek’e karşı Polanyi”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

41 yıl görev yaptıktan sonra Kanada Toronto Üniversitesi’nden emekli olan siyasetbilimci Prof. Richard Sandbrook, solun hümanist geleneğinin 21. yüzyıla nasıl uyarlanabileceği üzerine kafa yoruyor. Prof. Sandbrook’un 15 Şubat 2018’de kendi blogunda yayınladığı bu yazısını Uğur Aytun çevirdi.

Richard Sandbrook
Richard Sandbrook

Hem Karl Polayni hem de Friedrich Hayek, karmaşık bir toplumda özgürlüğe nasıl erişeceğimiz ile ilgili büyük sorunsal üzerine eğilirler. Benzer geçmişleri ve deneyimleri paylaşmalarına rağmen, bambaşka sonuçlara ulaşırlar. Peki hangisi haklı?
Hiç bir karşılaştırmalı analiz karşıt görüşleri uzlaştırma veya birinin destekçilerini diğerine yönlendirme yeteneğine sahip değildir. Ve ben de tarafsız analizler ile uğraşma iddiasında değilim. Uzun zamandan beri kendimi Polanyici olarak düşünüyorum. Ancak zaman zaman birinin el üstünde tutulan fikirlerini en sert eleştirilere maruz tutmak, aralarındaki dramatik zıtlık sayesinde, neyin doğru neyin daha yanlış olduğunun ortaya çıkmasına yardımcı oluyor.
Polanyi, Hayek ve tüm okurlarım özgürlüklerini azami düzeyde tutmak istiyorlar. İnsanların uzun ve kendi seçimleri doğrultusunda, herhangi bir tahakküm altında olmadan, anlamlı yaşama fırsatlarına sahip olarak gelişmelerini istememiz noktasında anlaşabiliriz. Ancak bu değerli amaca nasıl erişilecek? Temel problem tam burada.

Devlet, piyasa ve topluluk

Bununla beraber, tanım gereği özgürlük, devlet, piyasa ve topluluk (community) arasında uygun ve yaşamı güçlendirici bir kombinasyonun bulunmasına bağlıdır. Niçin bu üçü? Çünkü tek başına veya müşterek bir şekilde, bunlar bugünkü sosyal hayatın temel düzenleyici prensiplerini oluştururlar. Bir toplumu kalkındırmak için, vatandaşlar devletin istikameti, piyasa tercihi ve toplum yükümlülüklerinin belirli bir kombinasyonuna itimat etmelidir.
Polanyi ve Hayek zenginliği ve toplumu geliştirmek için bu üçü arasında ortaya koydukları ıraksak ilişkileri savunarak bu gerçeğin farkındadırlar. Her birinin düzenleyici mekanizmalar ile ilgili ampirik iddialarını ve normatif gerekçelerini yan yana koyduğumuzda, doğru ve iyi olan ile ilgili güçlendirici esasları kazanabiliriz. En azından, uzun yıllar sonra Hayek’e geri dönüşte.
Hayek’i, Polanyi’nin reaksiyon gösterdiği fikirleri örnek bir liberal görüşü yansıttığı için, başlangıç noktası olarak sayabiliriz. Çalışmalarını okumasanız bile Hayek’in fikirlerine aşinasınızdır. Neoliberalizmin piyasa-köktenciliğinin temelleridir onlar. Bazı çağdaşları onu Keynesyen dönem boyunca saplantılı olarak düşünse de, 1974’de iktisat alanındaki Nobel ödülü ve neoliberalizmin yükselişi ile beraber kendisini kanıtladığını gördük.

Hayek’in başlangıç noktası

Hayek hakkında dürüst olmak gerekirse, onun birçok fikrini, Donald Boudreaux tarafından düşünce kuruluşu The Fraser Institute için yazılmış The Essential Hayek (2014) isimli eserden aldım.

 

Hayek
Avusturyalı iktisatçı Friedrich Hayek (1899-1992)

Hayek’in başlangıç –ve belki de bitiş noktası aynı zamanda- noktası piyasaların kendi kendilerini mümkün olduğunca düzenleyebilecekleri iddiasıdır. Bu güvence altına alınmış mülkiyet hakları, tüm malların fiyatlarının engelsiz bir şekilde hareketi ve istedikleri geliri elde etme harcama serbestisi olan aktörlerin varlığını gerektirmektedir. Genelde diğer liberallerin de varsaydığı gibi, o da ekonomi yalnız bırakıldığında kendisini piyasa sistemine monte edeceğini varsayar. Her aktör en yüksek getiriyi elde etmek için seferber edebileceği kaynaklardan –toprak, emek ve para yararlanır; tüketiciler de gelirlerini en düşük fiyatlı mallara harcayarak tatminlerini maksimize ederler. Fiyatlar tarafından yönetilmiş nihai sistem çıkarcı davranışın kendiliğinden ortaya çıkmış bir sonucudur. Piyasalar doğaldır; ama aynı zamanda “görünmez el” mekanizması aracılığıyla kamu yararına hizmet etmek için bilinç dışı kapasiteleri sayesinde de haklılaşmışlardır.
Daha sonra bu görüş, devletin kısıtlı bir rol oynaması gerektiği ve onun herhangi bir şekilde kapsamının genişlemesinin felakete yol açacağı şeklinde devam eder. Onun görevi hukukun üstünlüğünün sağlanmasıdır. Devlet mülkiyet haklarını ve taahhütleri güvence altına almalı, şiddeti, hırsızlığı ve dolandırıcılığı engellemeli ve genel olarak tarafsız kanunların eşit bir şekilde uygulanması yoluyla kişisel özgürlükleri desteklemelidir. Vatandaşlarını –üreticiler, çalışanlar ve tüketiciler- resesyonların veya diğer piyasa aksaklıklarından korumayı amaçlayan iyi niyetli hükümetler bile aygan bir zeminde ekonomik yıkıntıya sürükleyecektir. Düzenleyici gücün bir alandaki uygulaması da devletin iktisadi yaşamı kontrol etmesine artan olasılıkla yol açacak diğer alanlarda kendisini gösterecektir. Farklı bir biçimde, toplumu koruma çabaları en sonunda insanları daha az müreffeh yapacaktır. Ve devlet ekonomik planlamaya doğru yaklaştıkça, zorbalık olasılığı da yüksek olacaktır.
Son olarak Hayek’e göre topluluklar piyasa değiş-tokuşu yoluyla çoğunluğun iyiliği için organize olmuş bir toplumda ortaya çıkmazlar. Evet, biz insanların sevgi, aidiyet ve iletişime ihtiyacımız olduğunu Hayek kabul eder. Ancak bu sıcak hisler ailelerin, sevgililerin ve arkadaşların iç dünyalarında ortaya çıkmaktadırlar. İç dünyanın dışında olan toplum, piyasa ilişkileri, kişisel olmayan kanunlar ile herkesin iyiliği için yönetilmelidir. Toplum kısaca kendisini düşünen yabancıların bir bileşimidir. Adalet nosyonları toplumda değil, bu iç dünyada bir yere sahiptirler. Böyle hisler hükümetleri daha adil bir dağılım için müdahaleye zorlayacaktır. Ancak ters etki kendi kendisini düzenleyen piyasayı olumsuz etkileyecek, yatırımları çarpıklaştıracak ve üretimi azaltacaktır.

Polanyi’nin perspektifi

Polanyi ise her durumda karşı görüşte yer alır. Kendi kendisini düzenleyen piyasa ona göre bir mitostur. Piyasalar devletin gücü ve onun icra ettiği kurumlar aracılığıyla kurumsallaşır (yaratılır) ve sürdürülür. İnsanlar doğal olarak kendilerini düşünen aktörler değildir; tarih boyunca ve bugün bile, kişilerin eylemleri materyal kazancından ziyade sosyal yükümlülüklerle daha sık olarak yönlendirilmektedir. Dahası, bir toplum kendi kendini düzenleyen ideale yaklaştıkça, daha fazla düzeyde ekolojik ve sosyal yıkım toplumun üzerine salınır. Bu, sosyal korunmanın bir karşı hareketine yol açan yıkıcılıktır. Ancak regülasyon, ekonomik resesyonları ve depresyonları ıslah ederek, piyasa mekanizmasını aksatır. Dolayısıyla piyasa, toplumu iki arada bir derede bırakarak kapana kıstırır: kendi kendini düzenleme imkansız bir rüyadır, ancak bunu başarma çabaları, ekonomik istikrarı tehlikeye atan ve faşizme zemin hazırlayan koruyucu önlemlerin oluşmasına yol açar.

 

polanyi
Macar iktisatçı Karl Polanyi (1886-1964)

Alternatifi için, Polanyi daha sonraki yıllarında tedbirliydi. Devlet ve topluluk, onun için, açıkça koordine edici roller oynar. Bu yüzden Polanyi, 1920 ve 1930’larda, piyasaların gerektiğinde daha az oranda varlık gösterdiği katılımcı planlamayı savundu. Sosyalizm, Polanyi için, toplumsal düzeyde bir topluluk biçimiydi. Bununla beraber, Büyük Dönüşüm (1944)’ün yayımlanma zamanından itibaren, Polanyi sosyalizmin spesifik özelliklerinden ziyade karmaşık toplumdaki özgürlüğün nasıl elde edileceği ile daha fazla ilgilendi. Buna göre, özgürlük demokrasi ve piyasa ile demokrasiyi korumak ve genişletmek arasındaki geçmişten gelen çatışmanın varlığını kabullenmeyi gerektirecektir. Birbirini destekleyen piyasaların ve bencil motivasyonların doğal değil, daha sonradan inşa edildiklerini fark eden insanlar gerektirecektir. Sonuç olarak, eşit özgürlük ve dayanışmayı gerçekleştirmek için kurumları yeniden inşa etmeliyiz. Piyasa toplumundan vazgeçmeliyiz, ancak bu, emek, toprak ve para metalaşmadığı sürece, piyasaları içeren bir toplumu yok etmemelidir.

Bu iki dünya görüşü önemli ölçüde uyumsuz görünüyor. İki sonuç çok açık, en azından bana göre:
• Hayek’in dünya görüşü, Polanyi’ninki ile kıyaslandığında aşırı bir biçimde nahoş. İlki, ikincisinin aksine, geçmişten gelen eşitsizliklerin ve adaletsizliklere müdahale etmemeyi ve sorgulamamayı öneriyor. Aynı şekilde, toplum kavramını kendini düşünen bireylerin toplamından oluştuğuna dayandırın diyor. Piyasanın hakim olduğu bir dünyada demokrasi için sınırlı bir rol tahayyül ediyor. Ve son olarak, emeği ve toprağı kişisel kazanç için konuşlanmış metalar olduğunu ifade ediyor. Bizler, birçoğumuz, bu şekilde yaşamak ve bu kötü sonuçlara dayanmak istiyor muyuz?
• Elbette, piyasalar insan toplumlarının doğal özellikleriyse, insan doğasıyla ayrılmaz bir şekilde bağlıysa, başka çaremiz yok. Piyasanın hakimiyeti altında yaşamalıyız. Ancak bu basit liberal varsayım ne kadar inandırıcı? Polanyi ve meslektaşları, entelektüel yaşamlarının çoğunu karşılaştırmalı ve tarihsel çalışmalarda, yeniden dağıtım ve karşılıklılık formları altında alternatif ekonomik düzenlemeleri keşfetmekle geçiriyor. İnsan motivasyonlarına gelince, bunlar kişisel çıkardan sosyal zorunluluklara kadar uzanır. Polanyi’nin temel noktası piyasa kurumu kişisel kazancı vurgular; ancak kurumsal odak noktası değiştiğinde, dayanışma-bazlı motivasyonlar birincil olarak görülecektir. İçimizdeki doğal yatkınlıkların kölesi değiliz.
Elbette, gerçekliği yönetmek için dünya görüşünün seçimi, entelektüeller için bile, yalnızca kısmi bir entelektüel egzersizdir. Daha iyi bir dünya için, geçmişten gelen fikirlere, ideolojik hegamonyanın etkilerine ve en derin arzularımıza tabiyiz. Hiç kimse tam olarak Hayek ile Polanyi arasındaki anlaşmazlığı çözemez. Ancak, nasıl yaşamak gerektiğini düşündüğümde, en azından kendi adıma Polanyi’nin sınırsız optimizmini Hayek’in dar vizyonuna kıyasla daha fazla benimsiyorum.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
 
  • Medyascope
  • Medyascope Plus