Medyascope yorumcusu ve dış politika uzmanı Gönül Tol, Foreign Affairs’te “Türkiye’nin sessiz jeopolitik yeniden konumlanışı: Rusya’nın kaybı, NATO’nun kazancı” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Tol, Ankara’nın Rusya’dan uzaklaşıp Batılı müttefikleriyle yeniden yakınlaştığını yazdı. Tol’a göre Türkiye, “stratejik özerklik” arayışından tamamen vazgeçmiş değil ancak artık çıkarlarını ABD ve Avrupa ile birlikte hareket ederek daha güçlü savunabileceğini görüyor. Yazının öne çıkan bölümlerini sizler için Türkçeleştirdik.
Yazının özeti:
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Gönül Tol, Türkiye’nin son yıllarda Rusya’dan uzaklaşıp NATO müttefikleriyle yeniden yakınlaştığını yazdı.
- Tol’a göre Ankara’nın Moskova’ya yaklaşması 2015 uçak krizi, NATO’ya güvensizlik, 15 Temmuz sonrası Putin’in desteği ve S-400 alımıyla derinleşti
- Ukrayna savaşı sonrası Türkiye Rusya’yı kınadı ancak Batı yaptırımlarına katılmadı; ticaret ve enerji bağları bir süre daha güçlendi.
- 2023 seçimleri sonrası ekonomik kriz, yatırım ihtiyacı, savunma sanayii yaptırımları ve Rus enerjisine bağımlılık Ankara’yı Batı ile ilişkileri onarmaya itti.
- Tol’a göre Türkiye stratejik özerklik arayışından vazgeçmiş değil; ancak çıkarlarını ABD ve Avrupa ile çalışarak daha güçlü savunabileceğini görüyor.
Medyascope yorumcusu ve Washington’daki düşünce kuruluşu Ortadoğu Enstitüsü’nde (Middle East Institute, MEI) Türkiye’ye yönelik araştırma programının kurucusu ve yöneticisi Gönül Tol, Foreign Affairs’te yayımlanan yazısında Türkiye’nin dış politikada “sessiz bir yeniden hizalanma” sürecinden geçtiğini yazdı.
Tol’a göre Türkiye, uzun süre “stratejik özerklik” söylemiyle Batı’dan mesafe aldı, Rusya ile enerji, ekonomi ve savunma alanlarında yakın ilişkiler kurdu. Ancak son yıllarda bu tablo değişmeye başladı.
Tol, yazısında bu değişimi şöyle anlattı:
“Türkiye’nin yeniden hizalanması yalnızca sözden ibaret değil. Son birkaç yılda Ankara, Rus enerjisine bağımlılığını azaltarak ve iki ülke arasındaki ekonomik ve savunma bağlarını budayarak Moskova’dan uzaklaşıyor. Bu değişim, NATO müttefikleriyle daha derin bir işbirliğinin kapısını açtı.”

“Batı Türkiye’yi kaybediyor mu?” tartışması
Tol, Türkiye ile Batı arasındaki her büyük gerilimin “Batı Türkiye’yi kaybediyor mu?” sorusunu yeniden gündeme getirdiğini hatırlattı.
“Son 25 yılda Türkiye hükümeti ABD ve Avrupa ile ne zaman gerilim yaşasa, analistler telaşla Batı’nın Türkiye’yi ‘kaybedip kaybetmediğini’ tartışmaya başladı. Bu tartışma ilk olarak 2003’te, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ABD askerlerinin Irak işgali için Türkiye topraklarını kullanmasına izin vermemesiyle başladı. 2010’da Türkiye’nin İran’a yönelik artırılmış Birleşmiş Milletler yaptırımlarına karşı oy kullanmasıyla yeniden gündeme geldi. Ankara’nın 2017’de Rus yapımı S-400 füze savunma sistemini satın alması ise uyarıları daha da artırdı.”
Tol’a göre bugün Ankara yeniden Batılı ortaklarına yaklaşıyor:
“Şimdi ise Türkiye yeniden Batılı ortaklarına yaklaşıyor. Ankara’nın temmuz ayında ev sahipliği yapacağı NATO Liderler Zirvesi öncesinde Türk yetkililer düzenli olarak ittifak yanlısı mesajlar veriyor.”
Ankara Moskova’ya neden yaklaşmıştı?
Tol, Türkiye ile Rusya arasındaki yakınlaşmanın köklerini 2015’teki uçak krizine ve Ankara’nın NATO’ya duyduğu güvensizliğe dayandırıyor. Türkiye’nin Rus savaş uçağını düşürmesinin ardından Moskova ekonomik yaptırımlar uyguladı. Ankara ise NATO’dan daha güçlü destek bekledi.
Tol, bu dönemi şöyle özetledi:
“Patriotların çekilmesi, Ankara’nın NATO’nun en kritik güvenlik anlarında Türkiye’nin yanında durmayacağı yönündeki algısını güçlendirdi.”
15 Temmuz darbe girişiminin ardından Putin’in Erdoğan’ı arayan ilk liderlerden biri olması da Ankara’nın Moskova’ya bakışını etkiledi.
“Erdoğan, NATO müttefiklerinin görece yavaş tepkisini, NATO’nun kriz anlarında güvenilmez olduğu; buna karşılık Rusya’nın Türkiye’nin çalışabileceği bir ortak olduğu yönündeki kanaatini güçlendiren bir gelişme olarak yorumladı.”
Bu yakınlaşmanın en görünür sonucu ise Türkiye’nin Rus yapımı S-400 hava savunma sistemini satın alması oldu. Tol, bu kararın NATO içinde ciddi kaygı yarattığını belirtti:
“S-400 yalnızca NATO sistemleriyle uyumsuz değildi. Müttefikler aynı zamanda sistemin gelişmiş radarının NATO uçakları, özellikle de F-35 savaş uçağı hakkında istihbarat toplayabileceğinden ve hassas operasyonel bilgileri Moskova’ya açığa çıkarabileceğinden endişe ediyordu.”
Ukrayna savaşı bağları koparmadı
Tol’a göre Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgali, Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkileri tamamen koparmadı. Ankara işgali kınadı, Ukrayna’ya SİHA ve silah desteği verdi, Montrö Sözleşmesi uyarınca Boğazları savaş gemilerine kapattı.
Ancak Türkiye, Batı’nın Rusya’ya yönelik yaptırımlarına katılmadı.
“Türkiye aynı zamanda Batı’nın Rusya’ya yönelik yaptırımlarına katılmayı reddetti ve giderek Moskova için ekonomik bir can simidi haline geldi. Savaştan kaçan on binlerce Rus Türkiye’ye geldi; burada mülk satın aldı, iş kurdu ve zor durumdaki ekonomiye ihtiyaç duyulan nakdi sağladı. İkili ticaret 2022’de neredeyse ikiye katlanarak 60 milyar doların üzerine çıktı ve Türkiye, Çin’den sonra Rusya’nın en büyük ikinci ticaret ortağı oldu.”
Tol, enerji alanındaki bağımlılığın da bu dönemde derinleştiğini yazdı. Akkuyu Nükleer Güç Santrali projesinin Moskova’ya bir NATO ülkesinde kritik altyapı üzerinde uzun vadeli nüfuz alanı açtığını belirtti.
Rota neden değişti?
Tol’a göre Ankara’nın yeniden Batı ile ilişkileri onarmaya yönelmesinde ekonomik kriz belirleyici oldu. 2023 seçimleri öncesinde yüksek enflasyon, değer kaybeden Türk Lirası ve yatırımcı güvenindeki aşınma Türkiye’yi zorladı.
“Yıllarca süren ekonomik kötü yönetim, kurumsal aşınma ve Erdoğan’ın alışılmışın dışındaki para politikaları yatırımcı güvenini ağır biçimde zedelemişti. Geleneksel Batılı ortaklarını yıllarca kendinden uzaklaştırması ise Türkiye’yi dayanabileceği dostlardan yoksun bırakmıştı.”
Tol’a göre Erdoğan, seçimlerden sonra Türkiye’ye dair algıyı değiştirmenin ekonomik ve stratejik bir zorunluluk haline geldiğini gördü: “Ülke, Avrupa’yı kendinden uzaklaştırmaya devam etmeyi göze alamazdı. Çünkü Avrupa Birliği, Ankara’nın en büyük ticaret ortağı ve yatırım kaynağıydı.”
Bu süreçte Mehmet Şimşek’in ekonominin başına getirilmesi, Batılı yatırımcılara “ortodoks politikalara dönüş” mesajı olarak okundu. Ankara, İsveç’in NATO üyeliğine yönelik itirazını da kaldırdı.
Rus enerjisine bağımlılık azalıyor
Tol’un yazısında öne çıkan başlıklardan biri de Türkiye’nin Rus enerjisine bağımlılığını azaltma adımları oldu:
“Türkiye, Rus enerjisine ağır bağımlılığını azaltmak için de adımlar atmaya başladı. 2025’te Türkmenistan’dan gaz akışını artırmak için İran’la görüşmeler yürüttü ve ABD ile Rusya dışındaki diğer tedarikçilerden sıvılaştırılmış doğal gaz ithalatını artırma planlarını hızlandırdı.”
Tol, Ankara’nın Putin’in 2022’de önerdiği “Türkiye’de Rus gaz merkezi” planını sessizce rafa kaldırdığını da yazdı:
“Ankara, Putin’in 2022’de ilk kez önerdiği Türkiye’de Rus gaz merkezi kurma planlarını sessizce rafa kaldırdı. Batılı hükümetler, böyle bir merkezin Moskova’nın gazını başka tedarikçilerin gazıyla karıştırarak ithalat kısıtlamalarını aşmasına imkân sağlayabileceği uyarısında bulunmuştu.”
Türkiye’nin Rus gazına bağımlılığındaki düşüş de yazıda şu ifadelerle yer aldı: “Rusya’dan gaz ithalatı 2018’de Türkiye’nin arzının yüzde 50’sinden fazlasını oluşturuyordu. 2025 sonunda bu oran yüzde 40’ın altına düştü.”
S-400’ler sembolik yük haline mi geldi?
Tol’a göre Türkiye’nin NATO ile yeniden yakınlaşmasının en dikkat çekici başlıklarından biri S-400 meselesi. Ankara, yıllarca ikinci parti S-400 alımında ısrar ettikten sonra farklı bir çizgiye geldi.
“Türkiye, özünde NATO’ya yeniden bağlılık göstermeye karar verdi. Ve bu niyetini açıkça ortaya koydu: Aralık 2025’te, yıllarca Türkiye’nin ikinci parti S-400 satın alacağında ısrar etmesinin ardından Erdoğan, Putin’den füze savunma sistemini geri almasını istedi.”
Tol, İran savaşı sırasında Türkiye hava sahasına giren bazı füzelerin NATO bağlantılı savunma sistemleri tarafından durdurulduğunu yazdı. Buna karşılık S-400’lerin kullanılmamasına dikkat çekti: “Türkiye’nin son derece pahalı S-400’leri ise ülke doğrudan füze tehdidi altındayken atıl kaldı.”
Tol’a göre bu tablo, Ankara’nın hava ve füze savunmasında NATO müttefiklerine ihtiyaç duyduğunu gösterdi.
Moskova rahatsız mı?
Tol, Türkiye’nin NATO ile artan işbirliğinin Moskova’yı rahatsız ettiğini yazdı ve “Türkiye’nin NATO ile büyüyen işbirliği Moskova’yı açıkça tedirgin etti. Tekrarlanan davetlere rağmen Putin 2020’den bu yana Türkiye’yi ziyaret etmedi” dedi.
Tol’a göre Rus güçlerinin son yıllarda Ukrayna ve Karadeniz’de Türk hedeflerini vurması da ilişkilerdeki gerilimi gösteriyor.
“Rus güçleri 2023’te Karadeniz’de Türk sahipli bir kargo gemisine uyarı ateşi açtı. 2025’te Rusya, Odessa liman kentinde Türk bayraklı bir LNG tankerini vurdu ve Kiev yakınlarında bir Bayraktar drone tesisine saldırdı.”
Türkiye’nin hâlâ Rusya ile Ukrayna arasında arabuluculuk rolünü sürdürmeye çalıştığını belirten Tol, Ankara’nın Moskova’nın tutumundan giderek daha fazla rahatsız olduğunu yazdı.
Bu tam bir eksen değişimi mi?
Tol’a göre Türkiye’nin Rusya’dan uzaklaşıp NATO’ya yaklaşması, Ankara’nın “stratejik özerklik” arayışından tamamen vazgeçtiği anlamına gelmiyor.
“Türkiye Rusya’dan uzaklaşıp NATO’ya yaklaşsa da bu, Ankara’nın stratejik özerklik arayışını tamamen terk ettiği anlamına gelmiyor. Türkiye hâlâ hareket alanını korumak ve NATO müttefikleri, Çin, Rusya ve bölgesel güçler dahil olmak üzere rakip aktörlerle aynı anda ilişki kurma seçeneğini elinde tutmak istiyor.”
Ancak Tol’a göre Ankara artık ABD ve Avrupa ile birlikte çalıştığında daha güçlü olduğunu görüyor.
Yazının sonunda Tol şu değerlendirmeyi yaptı:
“Türkiye’nin ekonomisi ve güvenliği, onlarca yıldır olduğu gibi, Avrupa ve ABD’ye sıkı biçimde bağlı olmaya devam ediyor. Erdoğan, Rusya ile yakın ilişki kurarak buna bir alternatif bulmaya çalıştı; ancak gerçeklik şimdi Türkiye’yi yeniden Batı ile çalışmaya itti.”








