120227062333-russia-putin-rally-speaks-horizontal-large-gallery

“Yeni Çar” Putin yönetmeye doymuyor: 2018’de yine aday

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin 2018 yılındaki seçimlerde tekrar aday oluyor. Moskova’da düzenlenen “Rusya’nın Gönüllüleri” adlı ödül töreninde konuşan Putin, “Kararımı verirken bugünkü konuşmalarımızı ve gönüllülerin tepkisini dikkate alacağım” diyerek tekrar aday olacağının sinyallerini verdi. Putin’in “Eğer aday olursam, sizler ve size manevi olarak yakın kişilerle beraber beni destekleyecek misiniz?” sorusuna karşılık, salondaki katılımcılar hep bir ağızla “Evet” diyerek cevap verdi. Tören bittikten kısa bir süre sonra ise Putin’in adaylığı resmen açıklandı.

İlk kez devlet başkanı koltuğuna oturduğu 1999 yılından beri Rusya’nın tartışmasız en güçlü siyasi lideri olan Putin, eski bir KGB ajanı olarak Rusya’nın bir “süper güç” olduğu Sovyet günlerini özlediğini sıklıkla dile getirdi. 2000’li yıllardan itibaren önce ekonomik, sonra da askeri alanda yaptığı atılımlar ve izlediği iç ve dış politikayla Rusya’yı tekrardan bir “süper güç” haline getirmeye baş koyan Putin, bugün artık birçok kesim tarafından “Rusya’nın yeni çarı” olarak anılıyor.

KGB kariyeri

St. Petersburg Devlet Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni 1975 yılında bitiren Putin, mezun olduktan hemen sonra KGB’ye kabul edildi. Hukuk Fakültesi’ndeki 100 kişilik sınıfından KGB’ye seçilen tek kişi olan Putin böylece Tom Streissguth’un detaylı biyografisinde belirttiği gibi ortaokul yıllarından itibaren sahip olduğu en büyük hayalini gerçekleştirmiş oluyordu.

putin kgb

1985 yılına kadar KGB’nin Leningrad yerel merkezinde çalışan Putin, daha sonra ilk yurtdışı görevini yapacağı Doğu Almanya’nın Dresden kentine gönderildi ve Berlin Duvarı’nın yıkılışına kadar burada görev yaptı. Kremlin tarafından yayınlanan resmi biyografisine göre Putin, Berlin Duvarı’nın yıkıldığı sıralarda isyancıların ele geçirmemesi için KGB’nin tüm evraklarını yakarak imha etti. Bu esnada Sovyetler Birliği’nin son lideri Mihail Gorbaçov birçok ekonomik ve sosyal değişime imza atıyordu. Putin de bu değişimleri açıktan destekledi.

Siyasette ilk yılları

1990 yılında Leningrad’a dönen Putin bir süre daha KGB için çalışmaya devam etti. 1991’de Sovyetler Birliği sona yaklaşırken, Putin yarbaylığa kadar yükseldiği görevini bırakıp siyasete girdi. 1996’ya kadar Leningrad Belediye Başkanı Anatoly Sobchak’ın danışmanı ve yardımcısı olarak görev yapan Putin, Sobchak’ın seçimi kaybetmesi sonucunda yeni başkandan gelen teklifi “sadakat” gerekçesiyle reddetti ve kariyerine Moskova’da devam etti.

Anatoly Sobchak, mayor of St. Petersburg, left, gestures with Vladimir Putin, deputy mayor in St. Petersburg in this 1994  photo . Anatoly Sobchak died Sunday February 20, 2000 of a heart attack at the age of 63. (AP Photo/Dmitry Lovetsky, File)

Moskova’daki siyasi hayatına Başkan Yeltsin’in yakın çevresinde başlayan Putin, basamakları hızla tırmanarak 1998’de milli güvenlik ve dış politika konularında Devlet Başkanı’na danışmanlık yapan Güvenlik Konseyi’nin sekreterliğine getirildi.

Kremlin’e giden yol

1999 yılına gelindiğinde hastalığı ilerleyen Başkan Yeltsin, 17 ayda beşinci kez başbakanı değiştirmişti. Aynı yıl Yeltsin tarafından başbakan olarak görevlendirilen Putin, başlarda tecrübe ve karizma eksikliğiyle birçokları tarafından başkana vekalet etme yetisinden yoksun olarak nitelendirildi. Ancak özellikle Çeçenistan ayrılıkçılığına karşı başlattığı savaş ile popülaritesi arttı.

putin kremline gidiş

Aynı yıl Putin’in yeni kurduğu Birlik Partisi, parlamento seçimlerinde az farkla ikinci olurken, Putin’in bu seçimlere katılmaması bir süre sonraki başkanlık seçimlerini hedeflediğini açıkça gösteriyordu. Nitekim kısa bir süre sonra başkanlığı bırakan Yeltsin, vekili olarak onu görevlendirdi ve 2000 yılında yapılan seçimlerde de Putin devlet başkanı seçildi.

Rusya Federasyonu’nun ikinci devlet başkanı olan Vladimir Putin, Batı dünyasının tanımadığı biriydi. KGB’deki geçmişi onu neredeyse tümüyle kestirilmez kılıyordu ve birçokları onun “hür dünya” için bir tehdit olup olmayacağı konusunda şüpheliydi. Buna karşılık devlet başkanı vekili olarak yaptığı ilk konuşmada Putin “Düşünce ve vicdan özgürlüğü, basın özgürlüğü ve özel mülkiyet hakkı – çağdaş toplumun bu temel ilkeleri her zaman korunacaktır” diyecekti.

Peş peşe iki dönem devlet başkanlığı (2000 – 2008)

Göreve gelir gelmez, 90’lı yıllarda Rusya’da hakim olan siyasi ve ekonomik istikrarsızlığa karşı savaş açan Putin uyguladığı “dikey yönetim” politikası ile hem idari hem de ekonomik reformlar yaptı. Tüm federe bölgelerin yönetimini güvendiği kurmaylarına emanet ederken, iş adamlarıyla kurduğu ilişkide de hükümetine sadakat karşılığında destek stratejisini öne çıkardı.

Parlamentodan geçirdiği yasalarla silahsızlanma konusunda önemli adımlar atan Putin yönetimi bu adımlarıyla ABD ve Batı ile olan ilişkilerinde başlarda ılımlı görünüyordu. 11 Eylül saldırıları sonrasında Putin, Çeçenistan’a yaptığı sert müdahaleleri “terörle savaş” kapsamında sürdüreceğini söyledi. Batı ile inişli çıkışlı olarak ilerleyen ilişkiler ABD’nin Irak’a müdahalesiyle daha da sıkıntılı bir sürece girdi. Putin Irak müdahalesine en baştan beri karşıydı.

Bu süreçte iç politikada iyice sertleşen Putin, muhaliflere karşı olan baskısını arttırdı. İş adamları tutuklanıyor, gazeteciler suikastlara kurban gidiyordu. Putin’in muhalefete neredeyse hiç tahammülü yoktu.

“Emanetçi Başkan”: Dmitri Medvedev

2008’de Rusya’da yeniden başkanlık seçimleri vardı. İki dönem art arda görev yapmış olan Putin, anayasaya göre üçüncü kez başkanlığa aday olamıyordu. Koltuğu sağ kolu Dmitri Medvedev’e bıraktı. Kendisi başbakan olsa da herkes gerçek iktidarın onda olduğunu biliyordu. Öyle ki Medvedev’in başkanlığı zamanında yapılan anayasa değişikliğiyle başkanlıkta iki dönem sınırı kaldırıldı ve bir dönem dört yıldan altı yıla çıkarıldı.

putin medvedev

2012 yılında Putin artık 2018’e kadarki altı yıllık dönem için devlet başkanı adayıydı ve yüzde 63 civarında bir oyla tekrar seçildi.

Eski Sovyet ülkelerindeki etkinlik: Gürcistan ve Ukrayna

Putin Orta Asya’daki eski Sovyet ülkeleriyle özellikle ekonomik ve kültürel bağlamda ilişkileri geliştirdi ve buradaki etki alanını pekiştirdi. Coğrafi olarak Avrupa’ya yakın ülkeler de ise durum daha farklı gelişti. Bu ülkelerin bir bölümünün NATO ve AB’ye üye olması veya iyi ilişkiler geliştirmesi Rusya’nın Batı ile olan ilişkisinde gerginliğin ağır basmasına sebep oldu.

2008 yılındaki Güney Osetya savaşının sonucunda bağımsızlığını ilan eden Güney Osetya ve Abazya’yı Rusya hariç hiçbir ülke tanımadı. Toprak bütünlüğüne alenen kastedilen Gürcistan Rusya ile tüm diplomatik ilişkilerini kesti. Fakat Rusya’nın özellikle soydaşlarının yaşadığı topraklarda hak iddia etme yoluyla eski Sovyet topraklarında etkinlik kurma stratejisi giderek daha etkin hale geldi.

Ukrayna’da Rus yanlısı Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç AB ile işbirliğini reddettiğinde, ülke genelinde protesto gösterileri hızla büyüdü. Ukraynalıların Batı’ya yakınlaşma talebi, Putin’i fazlasıyla rahatsız etmişti. Putin ülkenin doğusunda Rusların yoğun olarak yaşadığı Donestk ve Luhansk’teki soydaşları üzerindeki etkisini kullandı ve bu iki kesim arasında çatışmalar başladı. Çatışmalara Rus askeri de doğrudan dahil olarak ülkenin doğusunda sınırının ötesinde Batı ve AB yanlısı Ukraynalı milislerle savaştı.

Çatışmalar sonunda Ukrayna’ya bağlı özerk Kırım bölgesi, sadece Rus yanlısı ayrılıkçıların katıldığı bir referandumun ardından tek taraflı bağımsızlığını ilan etti ve daha sonra Rusya’ya katıldı. Uluslararası hukuk açısından fazlasıyla sorun teşkil eden bu gelişme, Kırım’ın hukuksuz ilhakı olarak yorumlansa da batılı ülkeler tarafından Rusya’ya karşı ciddi bir karşı adım atılmadı.

Suriye’ye müdahale

2015 yılında Putin, Rus ordusunu Suriye’deki iç savaşa müdahale etme konusunda yetkilendirdi. Putin talebin Suriye’de çeşitli muhalif ve terör gruplarıyla çatışan rejimin lideri Beşar Esad’dan geldiğini duyurdu. Mart 2016’da ordunun görevini büyük oranda gerçekleştirdiğini söyleyen Putin, geri çekilmenin başlayacağını duyursa da Rus ordusunun Suriye’de rejime sağladığı destek halen sürüyor.

putin esad

Suriye’de sahadaki faaliyetleriyle tarihsel olarak sürdürdüğü sıcak denizlerde etkin olma politikasını büyük oranda başarıya ulaştıran Rusya, bugün Suriye’nin geleceği üzerinde en çok söz sahibi ülke olarak Ortadoğu’daki etkinliğini de geliştirdi.

Geçtiğimiz günlerde Suriye’nin geleceği için artık “siyasi çözüm” döneminin başladığını belirten Putin, 2018 seçimlerinden önce Suriye konusunda belli bir yol kat ederek bölge ülkelerini de bir araya getirip Suriye’ye barışı getiren lider olarak kampanyasına başlamak istiyor.