NG-2

National Geographic’ten özeleştiri: Yıllarca ırkçılık yaptık

Nisan sayısını ırk konusuna ayıran Amerikan National Geographic dergisi iğneyi kendine batırdı ve derginin 130 yıllık geçmişinin önemli bölümünde ırkçı bir yaklaşımla yayıncılık yaptığını kabul etti.

1888’deki kuruluşundan bu yana derginin 10’uncu, buna mukabil ilk kadın ve ilk Yahudi genel yayın yönetmeni olan Susan Goldberg, Nisan sayısına hazırlanırken çuvaldızı başkalarına batırmadan önce, Virginia Üniversitesi’nden Afrika tarihi ve fotoğrafçılık tarihi profesörü John Edwin Mason’dan National Geographic arşivlerini incelemesini istemiş. Mason’ın vardığı sonuç, derginin uzun yıllar boyunca konu seçimlerinden tutun, metin ve fotoğraflara kadar üretimin her aşamasında ırkçılık yaptığı olmuş.

Derginin Nisan sayısındaki “Uzun yıllar ırkçı yayınlar yaptık. Bunu kabul etmemiz gerekiyor” başlıklı sunuş yazısında Mason’ın bulgularını okurlarla paylaşan Goldberg, “National Geographic 1970’lere kadar ABD’de yaşayan siyahları ve renkli tenli insanları -nadiren işçi ve ev hizmetlisi olarak göstermek dışında- görmezden geldi” diyor

Nitekim 1940’lara kadar siyahların dergiye abone olması da yasakmış. Goldberg, National Geographic’in okurlarını, beyaz Amerikan kültürünün kalıpyargıları dışına çıkarmaya teşebbüs dahi etmediğini belirtiyor ve ekliyor: “Dergi, başka ülkelerdeki ‘yerlileri’ ise, çıplak, egzotik, mutlu avcılar, onurlu ilkeller gibi her tür klişeyi kullanarak resmetti”.

Screen Shot 2018-03-13 at 15.32.26

“Üstün Batı ilkel Doğu” klişesi

Goldberg’in sunuş yazısında yer verdiği Profesör Mason’ın bulgularından bazıları şöyle:

  • Sömürgeciliğin yükseliş döneminde hayatına başlayan National Geographic, sömürgecilerin üstün, sömürülenlerin aşağı olduğu bir dünya tasvir etti. Amerikalılar’ın dünyaya dair fikirlerini, nitekim, Tarzan fimleri ve kaba ırkçı karikatürler şekillendiriyordu. National Geographic uzun yıllar boyu bu yaklaşımı güçlendirecek mesajları sayfalarına taşıdı.

Screen Shot 2018-03-13 at 15.34.25

  • National Geographic’in dünyası okurlarınınki gibi hiyerarşikti: Batı dünyası “dinamik, ilerleme içinde ve rasyonel” iken, siyahlar ve kahverengi tenlilerinki “ilkel, geri ve değişime direnen, statik” idi.
  • Renkli insanlar, özellikle de yerliler, fotoğraflarda Batılı okurların eğlenceli bulacağı şekilde kamera-uçak gibi teknolojik ürünlere şaşkınlıkla bakarken gösterildi.  Örneğin 1916 yılının sayılarından birinde, iki Avustralyalı yerlinin fotoğrafı altında “Güney Avustralya’nın Siyahları: Bu vahşiler insanlar arasında en düşük zekaya sahiptir” yazılmıştı.
  • Konular, Batılı okurların “canını sıkmayacak” şekilde belirlendi: Savaş, kıtlık, çatışma gibi konulara nadiren yer verildi. Örneğin Güney Afrika Cumhuriyeti’nde ırk ayrımcı rejim iktidardayken, siyahlar dergi sayfalarında sadece egzotik danslar yapan, hizmetçi ya da ırgat olarak yer bulabiliyordu. Derginin editörleri, yazarları, fotoğrafçıları siyahların mücadelesini 1977’ye kadar bilinçli olarak görmezden gelmişti. ABD’de siyahların yurttaşlık hakları mücadelesinin etkisiyle 1977’den itibaren azar azar da olsa yaklaşım değişmeye başlamış.

Irkçılığımızla yüzleşme zamanı

Goldberg, nihayet 2015 yılında, deprem ertesi felaketin yaşandığı Haiti ile ilgili yazı ve fotoğraflarda, geçmişte National Geographic’te yer bulması “düşünülemeyecek” fotoğraf ve yazıların kullanıldığını söylüyor. Bir kadın ve bir Yahudi olarak kendisinin de ayrımcılığa maruz kalan gruplara mensup olduğunu belirten Goldberg, Nisan’dan başlayarak daha eşitlikçi bir anlayış vaat ediyor:

Screen Shot 2018-03-13 at 15.33.06

“4 Nisan Martin Luther King’in suikaste kurban gidişinin 50. Yıldönümü. Irkçılık konusunda neredeyiz bakmak için kıymetli bir an. İki yıl içinde ABD tarihinde ilk kez beyaz çocuk nüfusu yüzde 50’den az olacak. Öyleyse hadi gelin ırk çizgisine göre ayrım yapmaya neden devam ettiğimizi, daha kapsayıcı toplulukları nasıl inşa edebileceğimizi konuşalım. Günümüzde ırkçılığın utanmazca siyasi bir strateji olarak kullanılmasıyla yüzleşelim.”