Abdullah Gül darbe komisyonunun sorularını yanıtladı: “Fidan’a o gün tek sahip çıkan bendim”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu’nun kendisine yazılı olarak yönelttiği sorulara yine yazılı olarak cevap verdi. Dokuz sayfalık yazılı cevabını kendi resmi internet sitesinde de yayımlayan Gül, dikkat çekici ifadelerde bulundu. 

Gül, 15 Temmuz’u “tarihimizin en utanç verici sayfalarından birisi” olarak niteleyip darbe girişiminin ülkenin itibarına büyük darbe vurduğunu ifade ediyor. “Ülkemizin itibarına büyük darbe vurmuş; toplumun her kesiminde büyük travmalara sebep olmuş; Türkiye’ye her anlamda büyük zarar vermiştir.”

Ahmet Necdet Sezer ve Hilmi Özkök bu yapıya dikkat çekmişti

Abdullah Gül, 2004 yılında yapılan Milli Güvenlik Kurulu’na atıfta bulunarak Gülen cemaati ile ilgili o dönemde Sezer ve Özkök’den uyarılar geldiğini hatırladığını ifade etti. Ancak, kendisine görev süresince FETÖ hakkında bir rapor iletilmediğini de belirtti.

“2004 yılında Milli Güvenlik Kurulu’nda yapılan genel irtica sunumları içerisinde 10. Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer’in ve dönemin Genelkurmay Başkanı Sayın Hilmi Özkök’ün bizzat bu yapı üzerine dikkat çektiklerini hatırlıyorum. Öte yandan, devletin sivil-asker güvenlik ve istihbarat birimleri tarafından “Fetullah Gülen Yapılanması” başlıklı bir rapor şahsıma sunulmadığı gibi o dönem Gülen Cemaati olarak anılan veya bugünkü adıyla FETÖ/PDY hakkında kapsamlı bir rapor iletilmesi veya sunum yapılması talebi de söz konusu olmamıştır.”

Beni ilk rahatsız eden hususların başında 2010 referandumu geliyordu

Gülen cemaatine karşı bugün sürmekte olan mücadelenin en çok eleştirilen noktalarının başında “milad”ın hangi tarih olduğu gelmektedir. İktidar 17/25 Aralık operasyonunun milad olduğunu her defasında söylese de muhalefet bu tarihin öncesinin de sorgulanması gerektiğini savunuyor. Abdullah Gül bugünkü açıklamasıyla bu konuda 12 Eylül 2010 Anayasa Referandumu’nu işaret etti.

“12 Eylül 2010 Anayasa Referandumunda bu yapıya bağlı olduğu bilinen bazı yayın organlarının aşırı ve saldırgan propagandaları beni ilk rahatsız eden hususların başında geldi ve bu anormallik hakkında ilgili herkesin dikkatini çektim ve muhtemel olumsuz sonuçları hakkında uyarılarda bulundum.

Balyoz ve Ergenekon süreçlerine bağlı olarak askerlerin yargılanması ve tutuklanmasıyla ilgili gelişmelerde beni rahatsız eden uygulamalarla ilgili bazen yazılı bazen sözlü açıklamalar yaparak usul ve yöntem yanlışlıklarına bilhassa dikkat çektim.

Genelkurmay Başkanı, milletvekilleri ve gazetecilerin tutukluluklarıyla ilgili açık beyanlarımla ikazlarda bulundum. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığım konuşmalarla tutuklulukların cezaya dönüştürülemeyeceğini hatırlatıp dikkat çektim ve bir çıkış yolu olarak bireysel başvuru hakkının kullanılması hususunda Anayasa Mahkemesi’ni bizzat teşvik ettim.

Nitekim o dönemde önde gelen ve bugün yurtdışında kaçak durumunda bulunan bir savcının bu ikazlarım karşısında haddini aşarak Cumhurbaşkanlığı makamını hedef alan bir açıklama yapması üzerine HSYK tarafından görevinden alındığı herkesin malumudur.”

MİT Müsteşarı’na o gün tek sahip çıkan bendim

Gül, dönemin tartışma yaratan konularından olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın gözaltına alınma girişimiyle ilgili sorulan soruya şu şekilde cevap veriyor: “Bu iddia 2014 yılı Şubat ayında Türkiye Gazetesi’nde neşredilmiş “yalan/yanlış” bir habere dayanmaktadır. Bu haber aynı gün talimatım üzerine Cumhurbaşkanlığı Basın Sözcüsü tarafından Anadolu Ajansı’na yapılan bir açıklamayla yalanlanmıştır. Ayrıca, MİT Müsteşarlığı da bilahare bu haberin gerçek dışı olduğunu beyan ve teyit etmiştir. 7 Şubat 2012 tarihinde MİT Müsteşarı acil notuyla bana gelerek durumu arz etti. O gün kendisine tek sahip çıkan bendim ve kesinlikle savcılığa gitmemesi gereğini tembihledim ve kendisini bu şekilde talimatlandırdım. Ayrıca konunun hassasiyetine binaen süreci yakından takip ettim, devlet kurumlarının arasında gerekli eşgüdümün sağlanması ve konunun usule uygun şekilde çözüme kavuşturulması için ilgililere gerekli talimatları verdim.”

“17-25 Aralık sürecinde ise bunun tamamen organize bir hareket olduğuna dair kanaatim pekişti”

Abdullah Gül, Gülen cemaati ile ilgili var olan şüphelerinin 17/25 Aralık ile birlikte kuvvetlendiğini şu sözlerle ifade ediyor: “Ben bu grubun üyelerinin bireysel cemaat mensupları olmanın ötesinde devlet kurumları içerisinde bir dayanışma halinde bulunduklarını ve birlikte hareket ettiklerini, MİT Müsteşarı’nın sorguya çağrılması ile ilgili savcı değişikliğinin HSYK’da kilitlenmesi üzerine net olarak gördüm. 17-25 Aralık sürecinde ise bunun tamamen organize bir hareket olduğuna dair kanaatim pekişmiş oldu. Daha sonra Sayın Başbakan başta olmak üzere diğer ilgili muhataplarımla birlikte bu yapıya karşı gerekli adımların atılması hususunda yoğun çalışma içerisinde olduk.”

Benim dönemindeki Yaş kararları TSK’nın kendi iç işleyişi ve kurallarına göre oldu

15 Temmuz’da yaşanan darbe girişiminde rol oynayan askerlerin nasıl terfi ettirildiği yönündeki soruya “YAŞ Toplantılarında ele alınan terfilerde, en azından benim dönemimde, ağırlıklı olarak TSK’nın kendi iç işleyişi ve kuralları belirleyici rol oynamıştır. Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının atanmasında ise Cumhurbaşkanı olarak tabiatıyla gerektiğinde inisiyatif kullandım. Yaverlerin tespitinde her zaman Genelkurmayın teklif ettiği üç aday arasından birinci sıradakini onayladığımı da bu vesileyle bilmenizi isterim” sözleriyle cevap verdi. Burada kendi dönemindeki atamaları TSK’dan gelen yönlendirmeler ile yaptığını net bir şekilde dile getiriyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus