Roubini: “Düşük enflasyonun nedeninin anlaşılamaması yeni krizlere yol açabilir”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

2008 krizini önceden bilen ünlü iktisatçı Nouriel Roubini’nin Project Syndicate sitesinde yayınlanan yazısını Ezgi İrgil çevirdi.

Enflasyon bilmecesi

2016 yazından bu yana, küresel ekonomi ılımlı bir genişleme dönemi içine girdi. Bununla birlikte büyüme hızı da kademeli olarak arttı. Ancak gelişmiş ekonomilerde hâlâ yükselmeyen bir şey var: Enflasyon. Bu neden böyle?

Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa, Japonya ve diğer gelişmiş ekonomilerde son dönemde büyümenin hızının artmasının iki nedeni vardı: Genişlemeyi hedefleyen para ve maliye politikalarının sağladığı toplam talep artışı ve iş dünyasının ve tüketici güveninin artması. Bu güven artışı, finansal ve ekonomik risklerin azalması ve jeopolitik risklerin sınırlandırılması ile sağlanmıştı ve henüz ekonomi ve pazarlar üzerinde çok az etkisi oldu.

Talepteki artış, ürün ve emek piyasalarının daha sıkı olması anlamına geldiği için gelişmiş ekonomilerdeki son büyüme artışının enflasyonda bir yükselişe neden olması bekleniyordu. Ancak, çekirdek enflasyon bu yıl ABD’de düştü, Avrupa’da ve Japonya’da ise düzenli olarak düşük seviyelerde seyretti. Bu durum, ABD Merkez Bankası ve Avrupa Merkez Bankası’ndan başlayarak, uyguladıkları geleneksel olmayan para politikalarını aşamalı olarak kaldırmaya çalışan büyük merkez bankaları için bir ikilem yaratıyor. Bu bankalar yüksek büyümeyi sağlamayı başardılar ancak hâlâ yıllık yüzde 2 enflasyon hedefine ulaşamıyorlar.

Daha güçlü büyüme ve düşük enflasyonun gizemli birlikteliğinin bir açıklaması, gelişmiş ekonomilerin güçlü taleple birlikte olumlu arz şokları yaşamaları olabilir.

Bu tür şoklar pek çok biçimde gelebilir. Küreselleşme ucuz malların ve hizmetlerin Çin’den ve diğer gelişmekte olan pazarlardan akışını sağlıyor, zayıf sendikalar ve işçilerin azalan pazarlık gücü Phillips eğrisini düzleştirirken, düşük yapısal işsizlik, düşük maaş artışlarına neden oluyor. Petrol ve ürün fiyatları ise ya düşük seyrediyor ya da gittikçe azalıyorlar ve başta yeni bir İnternet devrimi olmak üzere teknolojik yenilikler, malların ve hizmetlerin maliyetlerini düşürüyor.

Standart iktisat teorisi, bu tür pozitif arz şoklarına cevap verecek doğru para politikasını şokun kalıcılığının belirlediğini söyler. Şok geçici ise, merkez bankaları buna tepki vermemeli, aksine para politikalarını normalleştirmelidir çünkü en nihayetinde şok kendiliğinden yok olacak ve daha sıkı ürün ve emek piyasalarının sonucu olarak enflasyon yükselecektir. Ancak, eğer şok kalıcıysa, merkez bankaları para politikalarını gevşetmelidir; aksi halde, enflasyon hedeflerine asla ulaşamayacaklardır.

Bu, merkez bankaları için yeni bir haber değil. ABD Merkez Bankası, hedefin altında seyreden çekirdek enflasyona rağmen, enflasyonu zayıflatan arz şoklarının geçici olduğunu savunarak, faizlerin normalleştirilmesine karar verdi. Benzer şekilde, Avrupa Merkez Bankası, enflasyonun zaman içinde artacağı varsayımıyla 2018’de tahvil alımlarını azaltmaya hazırlanıyor.

Ekonomi politikalarını belirleyenler, enflasyonu düşüren olumlu arz şoklarının geçici olduğuna dair varsayımlarında yanılıyorlarsa bu süreçte politikaların normalleştirilmesi yanlış bir yaklaşım olabilir ve konvansiyonel olmayan politikalar daha uzun süre sürdürülmelidir. Fakat tam tersi de olabilir: Eğer şoklar beklenenden kalıcı ya da daha dirençliyse, normalleşmeye daha da çabuk ulaşılmaya çalışılmalıdır, çünkü şimdiden enflasyon için “yeni bir normale” ulaşmış olabiliriz.

Bu, Uluslararası Ödemeler Bankası’nın da savunduğu ve kalıcı arz şokları dikkate alındığında enflasyon hedefinin yüzde 2’den yüzde 0’a düşürülmesinin vaktinin geldiğini öne süren görüştür.

Uluslararası Ödemeler Bankası, bu tür şokların yarattığı yeni durumda yüzde 2 enflasyon elde etmeye çalışmanın fazla gevşek para politikalarına yol açabileceği ve böylece riskli varlıkların fiyatlarını yukarıya çekerek tehlikeli ekonomik balonlar oluşturabileceği konusunda uyardı. Şayet bu doğruysa merkez bankaları, başka bir finansal krizi önlemek için politikalarını daha erken ve hızlı bir şekilde normale döndürmeliler.

Gelişmiş ülkelerin merkez bankalarının büyük bir çoğunluğu, Uluslararası Ödemeler Bankası ile aynı fikirleri paylaşmıyor. Merkez bankaları, varlık fiyatlarının artması halinde bu durumun para politikaları yerine ihtiyatlı makro kredi politikaları ile kontrol edilebileceğine inanıyorlar.

Tabii gelişmiş ülkelerin merkez bankaları, enflasyonun geçici arz şokları tarafından bastırıldığını düşünüyor ve ürün ve emek piyasalarının sıkılaşmasıyla beraber tekrar yükselmesini bekliyorlar. Bu sebeble varlık fiyatlarında böyle bir artışın hiç görülmeyeceğini umuyorlar. Ancak, mevcut düşük enflasyonun kalıcı arz şoklarının sonucu olabileceği ihtimaline karşı da merkez bankaları para politikalarını hızlıca gevşetmek istemiyorlar.

Bu nedenle, merkez bankaları yüzde 2 enflasyon hedefinden vazgeçmeseler bile, enflasyonun daha uzun süre düşük kalabileceğini kabul ederek, şu ana kadar yaptıkları gibi bu hedeflerine ulaşabilecekleri zamanı uzatmaya hazırlar. Aksi takdirde, çoğu merkez bankasının (Japonya Merkez Bankası hariç) rahat olmadığı bir yaklaşım olan, niceliksel kolaylaştırma ve negatif politika faizleri de dahil olmak üzere, geleneksel olmayan para politikalarını daha uzun süre devam ettirmeleri gerekecek.

Bu merkez bankası sabrı, enflasyon beklentilerini aşağı doğru sabitleme riskini yaratmakta; ancak geleneksel olmayan para politikaları ile daha uzun süre devam etmek, varlık fiyatlarının artması, aşırı kredi büyümesi ve ekonomik balonların oluşması riskini taşıyor. Düşük enflasyonun nedenlerinin belirsizliği devam ettiği sürece, merkez bankaları bu riskleri dengelemek zorunda kalacaklar.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
 
  • Medyascope
  • Medyascope Plus