Paramiliter güçlerin Orta Avrupa’daki önlenemez yükselişi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Weronika Grzebalska’nın theconservation.com sitesinde yayımlanan yazısı Işın Eliçin tarafından çevrildi.

Geçenlerde Rusya Batı sınırlarında Soğuk Savaş’tan bu yana en büyük “savaş oyunları”nı gerçekleştirdi. Tatbikatta yakın zaman önce Ukrayna’da uygulanan savaş senaryoları ve Belarus ordusunun Rus ordusu ile uyumluluğu sınandı.

Polonya, Ukrayna ve Baltik ülkelerindeki siyasetçiler, Kremlin’e duyulan güvensizliği bahane edip tatbikatı saldırganlık olarak nitelediler ve ülkelerinde süregitmekte olan “sosyal militarizasyonu” meşrulaştırmak için kullandılar.

Aslında bu ülkelerde olan şu: Kimi zaman silahlı, “milli dava”ya bağlı ve genellikle aşırı-sağ siyasi örgütlenmelerle dirsek teması içindeki gönüllü savunma birliklerinin devlet destekli yükselişi. 

Peki ama bu bölgedeki sağcı politikaların toplumlarını militerleştirme arzusunun sebebi sadece “Rus tehdidi” midir  acaba?

file-20170928-1438-t3o2a

Savaşa hazırlık

1989 sonrası liberal demokrasiye geçiş ve Nato’ya katılımla, Orta Avrupa’da Batı tipi sivil toplum modeline doğru bir sivilleşme süreci başlamıştı. Yavaş yavaş ama istikrarlı bir şekilde ordular küçülmeye, askerler profesyonelleşmeye başlamıştı.

Ancak geçtiğimiz yıllarda, bu devlet ve vatandaşlık modeline karşı Orta Avrupa’da ciddi bir meydan okuma sözkonusu.

Bulgaristan ve Macaristan’daki mülteci-karşıtı gruplardan, Solavakya ve Çek Cumhuriyeti’ndeki Kremlin yanlısı milislere ve Baltık ülkeleri ve Polonya’daki ordularla işbirliği yapan sivil yapılara, son dönemde bölgedeki tabandan gelme paramilis aktörlerin sayısında ve görünürlüğünde ciddi bir artış var. Polonya 2019’a kadar, tamamen yerel sivillerden oluşan –çoğu halihazırda paramilis grupların üyesi- yeni bir gönüllü ordu birimi olan Sınır Savunma Güçleri için 53 bin kişiyi eğitecek. 

Askerî Piknikler

Paramiliter sektörün normalleşmesi, askerî değer ve pratiklerin gündelik hayata yayılmasıyla el ele ilerliyor. Örneğin Polonya’da tarih müfredatı giderek daha fazla askeri olaylar etrafında kurgulanıyor. II. Dünya Savaşı temalı giysi ve aksesuvarlar her geçen günle daha popüler hale geliyor ve giderek daha çok ailenin atış talimlerinin yapıldığı, silahların sergilendiği askerî temalı pikniklere katılmaya başladığına tanık oluyoruz. Üniformaların kamusal alandaki görünürlüğü de arttı. Estonya’da insanlar gönüllü paramilis gruplarıyla haftasonu eğitimlerine katılıyorlar.

Bu ideolojik sapma Polonya savunma bakanı Antoni Macierewicz’in çocuklar için hazırlanmış tv programına katılmasından sonra daha sarih hale geldi. Ellerinde karavana bir bir grup gencin arasında outran Macierewicz, ulusal egemenlik uğruna savaşmanın öneminden bahsediyordu.

Çocuklar, Macaristan’daki iktidar partisi FIDESZ’in de radarında; halihazırda eğitimine anaokullarından başlanacak kapsamlı bir yurtseverlik ve ulusal savunma programı  hazırlamakla meşguller. Program okullarda atış talimi ve askerî tatbikat dersleri ile de takviye edilecek. Estonyalı ve Polonyalı mevkidaşlarının izinden giden Macar savunma bakanı István Simicskó gönüllü sınır savunma birliklerine övgüler düzdü; askerî becerilerin geliştirilmesi için her bir ilçede devlet tarafından poligonlar açılmasını savunuyor.

Militarize Yönetimlere Doğru

Orta Avrupalı liderler toplumlarının mülteciler, teröristler ve Ukrayna’dakine benzer krizlere karşı hazırlık yapması gerektiğimi savunuyor. Ancak geniş kapsamli toplumsal militarizasyon hem ordu içinde hem de sivil toplumda endişe kaynağı. 

Çoğu bu gelişmeyi bölgedeki liberal siyasi dönüşümün ( ) parçası olarak görüyor ve asıl amacın, çok-partili sistem ve genel seçimler gibi demokratik süreçlerle insan hakları ihlallerine ve anayasal kısıtlamalara aldırış etmeyen  alternatif bir yönetim modelini popülerleştirmek olduğunu savunuyor.

Polonya ve Macaristan’da sivil toplum aktivistleri düşmanlaştırılıp vatan hainleri gibi gösteriliyor. Ayrıca aktivistlerin ve gazetecilerin çok ağır cezalara çarptırılması ya da şiddete maruz kalması gibi, olası tehditlere karşı olağanüstü önlemlere başvuruluyor.

“Erkekleştirme”

Sağcı ideologlar ahlaki açıdan bozulduğunu iddia ettikleri toplumu yeniden canlandırmak da istiyorlar. Liberal demokrasinin ve küreselleşmenin erkekleri iktidarsızlaştırarak, yaşamları ve ülkeleri üzerindeki kontrollerini yitirmelerine neden olduğuna dair bir söylemle yapıyorlar bunu.

2017’de Varşova’da düzenlenen Ulusal Aile Kongresi’ndeki  katılımcıların iddiasına göre Polonya’daki erkeklik krizinin tek çözümü militarizasyon. 

İktidardaki Hukuk ve Adalet Partisi’nin eski milletvekillerinden Marian Pika’nın ifadesi ile militarist “Yeni Erkek” ülkenin uluslararası pozisyonunu yükseltip, “komünizm sonrası vasatlık”tan sıyrılmış “yeni bir Polonyalılık” kimliği yaratacak kişilik özelliklerine sahip.

Sınır Savunma Birliklerinin üyeleri, eğitimi tamamlamanın diğer maddi ödüllerinin yanısıra ayda 125 Euro da maaş alacaklar. Dahası milis hizmeti verirken çalıştıkları işlerden çıkarılmalarını zorlaştıran özel bir sözleşme ile de korunacaklar.

Bu tür sosyal programlardan yararlanan aileler yeni bir “yurtseverler” ortasınıfın doğmasına neden olabilir.

Sivil devlet kurtarılabilir mi?

2012 yılında Avrupa Birliği “barış ve uzlaşmaya” katkılarından dolayı Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldüğünde  militer şiddetten muaf bir gelecek için umutlar yüksekti.  Ama bugün Orta Avrupa’da sivil devlet tir tir titriyor.

Terör ya da Kremlin’in super güç olma hırsı gibi objektif tehditler  ulusların militerleşmesini hızlandırıyor. Ama militer yönetim ve vatandaşlık modelinin halk açısından cazibesi 1989 sonra geçiş döneminin hayata geçirilemeyen vaatleri ve ağır sosyal maliyetlerle ilgili.

Dolayısıyla Avrupa’nın sivil devletlerini kurtarmanın yolu, militer duyguları besleyen nedenleri ciddiye almaktan geçiyor. Bu nedenlerden biri insanların güvenlik, refah ve ekonomik iyileşme beklentilerinin karşılanmıyor oluşu. Bir diğeri de ekonomik ekonomik geleceklerini kontrol edebileceklerine dair güven duymuyor ve dışlanmış hissediyor oluşları. Eğer bu gerçek sorunlara ilerici bir yaklaşımla çare üretilmezse nasyonal militarizm meşru bir yanıtmış gibi görünmeye devam edecek.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus