Putin Rusya’da nasıl bir “dikey yolsuzluk sistemi” yerleştirdi?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Eski Saint-Petersburg soruşturma müfettişi Andrey Zikov ile Agathe Duparc’ın yaptığı söyleşi 26 Ekim 2017’de mediapart’ta yayınlandı ve Haldun Bayrı tarafından çevrildi.

Andrey Zikov 16 yıl İçişleri Bakanlığı soruşturma komitesinde çalıştı; görevi karmaşık yolsuzluk davaları ve ekonomik suçlarla uğraşmaktı. 1999’da, Saint-Petersburg Belediye Başkanı Anatoli Sobçak ile o sıradaki yardımcısı Vladimir Putin’in, ayrıca şehrin çok sayıda üst düzey kamu memurunun karıştığı, Saint-Petersburg’da kolları ahtapot gibi yayılmış bir kamu fonlarını irtikap davasında elinden bir şey gelmeyen bir soruşturma birimindeydi.
2000 yılında soruşturma için takipsizlik kararı verildi. Saint-Petersburg’da Rus Başkan’ın çoğu milyarder olmuş eski yakınlarının tüm kariyerini bilen ve bir yıl sonra zorunlu emekliliğe ayrılan bu eski hafiye, Rus iktidarını kangrene sokan ve onun değerlendirmesine göre, örgütlü suç şebekeleriyle adeta kaynaşmasına yol açan yolsuzluğu bıkmadan usanmadan kınıyor. 2016’da, Transparency International Yolsuzluk Algısı sıralamasında Rusya’yı 176 ülke arasında 131. sıraya koymakta ve “politikacılar, savcılar ve oligarkların cezalandırılmazlığı kültürü”ne işaret etmekteydi.
2014’te, Andrey Zikov YouTube üzerinden seyredilebilen Who is Mister Putin? adlı, Vladimir Putin’in yükselişini safhalarıyla gösteren bir filmde konuşmuştu. Muhalefet medyasında düzenli olarak onunla yapılmış söyleşiler çıkıyor.
3 Ekim Salı günü Sofya’da, Avrupa Birliği/Rusya Sivil Toplum Forumu bağrındaki bir uzman grubunun, Bulgar BlueLink Vakfı ve Hollanda Helsinki Forumu ile birlikte düzenlediği, sınır geçişlerindeki yolsuzluklar üzerine bir yuvarlak masa toplantısının davetlilerinden biriydi. İspanyol savcı Jose Grinda’nın da katıldığı bu gayrı resmi toplantının gündemi, yolsuzluk ve örgütlü suçlar konusunda adlî yardımlaşmadaki güçlükler, aynı zamanda da sivil toplumla köprüler kurma lüzumuydu.

The Times'in 26 Ekim 2017 tarihli haberinden alınmıştır
The Times’in 26 Ekim 2017 tarihli haberinden alınmıştır

Sizce Boris Yeltsin’in döneminde ortalığı kasıp kavuran yolsuzluk ile bugün Vladimir Putin’in yönetimi altındaki yolsuzluk arasında ne fark var?
Çabuk gidersek, Yeltsin yönetimi altındaki yolsuzluğun “duruma bağlı”, yani ülkenin içinde bulunduğu doğrudan duruma bağlı olduğu söylenebilir; oysa Putin yönetimi altında sistemli hale geldi.
1991’de SSCB çöktüğü sırada, kapitalizmin inşası, onunla birlikte de ülkenin yağmalanması başladı. O dönemde büyük devlet şirketleri, sınırlı sorumlu şirket, açık ve kapalı tipte anonim şirket vb. gibi farklı tiplerde yapılara dönüştürüldüler. Oysa 1996’ya kadar yasalar değişmemişti; biz müfettişler, Sovyetler Birliği’nden kalma bir Rus Ceza Kanunu’yla çalışıyorduk. Bu kanunda sadece iki mülkiyet tipi vardı: ya devlet ya özel. Bu “yeni” mülkiyetlerin soyulması halinde soruşturma açmak imkânsızdı; ya da soruşturma başlatılırsa, Devlet’e ya da özel çıkarlara hiçbir zarar verilmemiş olduğu gerekçesiyle, hiçbir yere varmıyordu. Yeni yaratılmış olan bu yapıların yağmalanmasını yasaklayan bir ceza kanunu yoktu düpedüz! Ve tabii ki suçlular, bunun, hiçbir ceza tehlikesi olmadan hareket etmelerini mümkün kıldığının kokusunu hemen aldılar; korumaya alma (Krycha) ve haraca bağlama faaliyetlerinin gelişmesi de bundandır.

O zamanlar, zenginleşmekte olan Başkan Yeltsin’in etrafındaki zümreden söz edilirken, “Aile” diye adlandırılıyordu bu.
Evet, yolsuzluk küstahça işleniyordu; Başkan’dan fazla, kızı Tatyana Diyaçenko ve çevresi yararlanıyordu bundan. O dönemde oligarklar Kremlin’de evlerinde gibiydiler. Çok küstahlaşmışlardı. Boris Berezovski o sırada cidden Boris Yeltsin’i, hatta Vladimir Putin’i Kremlin’e kendisinin yerleştirdiğini düşünüyordu. Putin’in yönetimi döneminde her şey değişti; artık oligarklar yerlerini biliyor ve “Başkan’ı biz yarattık” zannetmiyorlar.

Putin döneminde yolsuzluk hangi anlamda, sizin deyişinizle, “sistemli” hale geldi?
İktidarın dikeyliğinden söz edilir; ama bu dikeylik yolsuzluk hususunda da vardır. Bugün yolsuzluk her şeyden önce Putin’in denetimi altında olan yapılar gerektiriyor; her ne kadar her şeyi göze alarak bu işe kalkışan “patavatsızlar” kalsa da. İlk baştakileri rahatsız etmesinler diye bunlarla mücadele edilir. Putin için çalışanlar asla adalet önüne çıkarılmaz; FSB (Rusya Federal Güvenlik Servisi), İçişleri Bakanlığı ve Başsavcılık bunları korur.
Bu yolsuzluk modeli 1990’lı yıllarda Saint-Petersburg’da doğmuştur. Günümüzdeki durumu anlamak için, Vladimir Putin’in “demokrat” belediye başkanı Sobçak’ın yardımcısı olduğu 1990’lı yıllarda olup bitenlere bakmak gerekir. Halen bugün de etrafında aynı kişileri ve aynı bağları bulmaktayız.

Sistem nasıl yerleştirilmişti?
SSCB’nin çöküşünü izleyen ilk üç yılda, bazı araştırmalara göre, 500 büyük şirketin gerçek fiyatlarının ortalama yüzde 3,70’i karşılığında satıldığı tahmin edilmektedir. Her şeyden önce bundan yararlananlar devlet görevlileri oldu. Bu durum, SSCB zamanında soygun ve dolandırıcılıkları tekeline almış olan geleneksel suç şebekelerinin hoşuna gitmedi. Devlet görevlilerinin ettikleri kârlar göz önünde bulundurulduğunda kendi kazançları aniden tamamen sefilane göründü onlara. Ve sisteme girmek istediler.
Devlet şirketlerine sahip olmak için devlet görevlileri ve iktidar üzerinde nüfuz sahibi olmak gerekmekteydi. O sırada geleneksel yöntemlerle yapılabilirdi bu: Üzerlerinde baskı kurarak ve tehdit ederek. Ama Saint-Petersburg’daki yetkililer özel bir yol izlediler. Şehirdeki suç topluluğunun başına geçmeye karar verdiler. Anatoli Sobçak ile yardımcısı Vladimir Putin bir nevi Saint-Petersburg mafyasının reisleri haline geldiler.

Neye dayanarak söylüyorsunuz bunu?
1996’da Putin’in sekiz yakını tarafından kurulan Ozero Mesken Kooperatifi’nden bahsedildiğini mutlaka işitmişsinizdir [bunların çoğu bugün milyarder oldu ve şirketleri devletten milyarlık ihaleler alıyor — Fransız yayıncının notu]; içlerinde Vladimir Smirnov diye, Saint-Petersburg Petrol Şirketi PTK’nın içinde Vladimir Kumarin-Barsukov’la [o dönemde Tambovskaya mafyasının reisi, bugün hapiste — Fransız yayıncının notu] o sırada ortak olan biri var. Ozero Kooperatifi, Kumarin-Barsukov’a ait bir güvenlik şirketi tarafından korunmaktaydı. O dönemde, Kumarin-Barsukov sık sık Putin’in yanında görülüyordu. İspanyolların Guennadi Petrov [2008’de Palma de Mallorca’da tutuklanan ve davası Şubat 2018’de Madrid’de görülecek olmasına rağmen bugün Rusya’ya kaçmış bulunan Tambovskaya reisi – Fransız yayıncının notu] üzerine tüm soruşturması da siyasî iktidarla mafya arasındaki canciğer yakınlığı kanıtlıyor. Petrov’un Vladimir Putin’in yakın çevresiyle bağları var.

Vladimir Putin’i kaygılandırabilecek son davalardan birinin soruşturmasındaydınız. Tam olarak ne söz konusuydu?
Evet, daha çok “Putin Davası” diye bilinen, 144 128 no.’lu soruşturma söz konusu. 1992’de Saint-Petersburg’da dış ilişkiler departmanını Putin’in yönettiği sırada kayda geçilmiş olan 20. Trust binalarını yapım ve yenileme şirketine karşı bir dava açmayı 1999’da başardık. Saint-Petersburg’daki maliye bakanlığı müfettişinin 1993-1996 yılları üzerine bir raporu, 20. Trust’a tanınan 23 milyar ruble [o dönemde yaklaşık 20 milyon dolar – Fransız yayıncının notu] toplam kredi ve belediyenin gösterdiği kolaylıklar üzerinden sadece bir milyarının kent kalkınması için kullanıldığını saptayabildi. Artakalan meblağ düpedüz yurtdışına gönderildi: Uyduruk pazarlama etüdleri bahanesiyle İspanya’ya, Finlandiya’ya, Kanada’ya, ABD’ye. İçişleri Bakanlığı’ndaki soruşturma komitesinde bu dosya üzerine yaklaşık yirmi müfettiş çalışıyorduk.

Soruşturma hangi şartlarda vuku buldu?
Soruşturma çok zordu. Üzerlerinden fonların aktarılmış olduğu bankalar birbiri ardına ortadan yok oluyordu. İflas ediyorlardı ve tüm belgeleri kamyonlarla ıssız fabrikaların depolarına yollanıyordu. Belgeler bulabildik ve 20.Trust’ın yurtdışında otel inşaatları ve memurlara rüşvet olarak sunulan dairelerin satın alımı yoluyla bir kara para kasası gibi işlediği kanaatine vardık. Belediye başkanı Anatoli Sobçak’a, Vladimir Putin’e ve göstermelik isimlerle başka yüksek görevlilere İspanya’da villalar inşa edilmişti. İnşaat firmalarının yöneticilerini sorguladık; bu kişileri görmüş olduklarını teyit ettiler. Soruşturmamız çerçevesinde adlî takibata uğraması gereken ve bugün iktidarda olan herkesin listesini çıkardım. Liste kuşkusuz tamamını kapsamıyor. Bu listede, Igor Setşin [Petrol şirketi Rosneft’in müdürü – Fransız yayıncının notu] ve Sergey Narişkin [Dış İstihbarat Servisi SVR’nin müdürü – Fransız yayıncının notu], Aleksey Kudrin [Putin döneminde eski maliye bakanı – Fransız yayıncının notu], ayrıca Nikolay Patroçev [FSB’nin eski müdürü, bugün Rus Güvenlik Konseyi’nin başında – Fransız yayıncının notu] bulunuyor.

Sonra, 2000 yılının Mart ayı sonunda, Vladimir Putin tekrar başkan seçildi… Soruşturmayı sürdürdünüz mü?
Evet. İktidarın başına iş açabilecek tüm dosyaları bir araya getirmemiz için bize ihtiyacı vardı. Bütün yaptığımız çalışmanın çöpte bitmeye mahkûm olduğu açık hale gelmişti. O zaman orijinal belgeleri doğrudan o dönemdeki İçişleri Bakanı Vladimir Ruşaylo’ya aktarmamız, bütün belgelerden Putin’in imzalarını kaldırmamız ve orijinaller yerine kopyaları koymamız önerildi. Soruşturmanın o sırada derlediği ve bugün muhtemelen arşivlerde olan 127 cildin içinde, Vladimir Putin’in imzasını bulamazsınız. O sırada Boris Berezovski’yle çok yakın bağları olan Ruşaylo’nun daha sonra o orijinalleri Londra’ya sığınan Berezovski’ye yollamış olması çok mümkün. Ama o başka bir hikâye.
2000 yılı yazında, Başsavcılık soruşturmayı tekrar ele aldı. 1 Ağustos 2000’de dosya rafa kaldırıldı ve soruşturma müfettişi grubumuz olarak bu karardan ancak 2000 yılının Ekim ayında haberdar olduk! Bir yıl sonra, başka bir dava üzerine erken emekliliğimi almak zorunda bırakıldım.

Yolsuzluk, güvenlik organlarının içinde özellikle yüksek. Aleksey Navalni’nin Yolsuzlukla Mücadele Fonu, muhtemelen babaları sayesinde ve yasadışı olarak kaydadeğer biçimde zenginleşen Başsavcı Yuri Çayka’nın oğulları üzerine ezici bir film yayınladı. Ama hiçbir şey olmadı…
Evet, durum korkunç. Yolsuzluğu ve suçu bir nevi yasallaştıran güvenlik organlarımız var. Başsavcılığın soruşturmaları denetleme ve gözetim altında tutma işlevi var, ama çok özel bir anlamda. “Tri Kita” [“Üç Balina”, bir mobilya fabrikasının isminden – Fransız yayıncının notu] skandalını; 2000’de başlamış olan, İtalya’dan ithal edilmiş mobilyalarla kaçakçılık davasını örnek alabiliriz. Son anda Putin’in bir yakınına verilen soruşturma, 2003’te nihai olarak örtbas edildi. Bu şirket Evgeni Zaostrovstev’in –FSB’nin eski bir kodamanının– ve oğlunun –ki bizzat FSB’de bir rütbelidir– denetimindeydi; bu ikisi de Nikolay Patroçev’e [o sırada FSB’nin müdürü – Fransız yayıncının notu] bağlıydı. Telefon dinlemeleri sayesinde, onların Başsavcı yardımcısına başvurarak, soruşturmayı başlatmış olan gümrükçü Pavel Zaitsev’i tutuklamasını, hatta hapse attırmasını istediklerini öğrendik.
Başsavcı yardımcısı bunu yapmak için para istemiş. Soruşturma MVD’den Başsavcılığa aktarıldı aktarılmasına; o da dosyada bir suç bulmayıp takipsizlik kararı verdi ve gümrükçü Zaitsev’e karşı, görevini kötüye kullanmaktan takibat başlattı. İlk olarak bir kadın yargıç suçlu olmadığına karar vermişti ve bu yüzden görevinden alındı. Başka bir yargıç Zaitsev’i iki yıl hapse mahkûm etti ve cezayı erteledi; ki bu da onun müfettişliği sürdürmesine engel olmadı. İki hafta sonra adama bir madalya bile takıldı. Başsavcılığın “gözetim görevi”nden anlayacağımızı anlamışızdır herhalde; o zamandan beri de hiçbir şey gerçekten değişmedi.

Güncel olarak, Putin’in yakınlarının yolsuzlukları üzerine çıkmaya devam eden soruşturmalar sadece Aleksey Navalni’nin Yolsuzlukla Mücadele Fonu tarafından yapılıyor. 2016 yılının Aralık ayında Başbakan Dimitri Medvedev’in devasa serveti üzerine soruşturma çıktı. Aleksey Navalni’nin çalışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bugün yolsuzluğa karşı gerçekten bir şeyler yapan tek kişi o.

Soruşturmalarını sürdürebilmesini nasıl açıklıyorsunuz? Bazı analistlerin düşündüğü gibi iktidara bir nevi yararı mı oluyor?
Saint-Petersburg Hukuk Fakültesi’ndeki –hem Putin’in hem Medvedev’in okuduğu üniversitedeki– tezimin konusu “Devrim-öncesi Rusya’da 19. yüzyıl sonundan 20. yüzyıl başına kadar tahkikat, sorgular ve soruşturma. Jandarma teşkilatının organları” idi. Çalışmam yayımlandı ve artık öğrencilere elkitabı olarak hizmet ediyor. Rus jandarma teşkilatı organlarının siyasî ve askerî örgütlerin içine nasıl çok sayıda casus yerleştirmiş olduğunu açıklıyordum. Polis bu partilerin yöneticilerini tutuklamak için acele etmiyordu adeta. 100 yılda, İçişleri Bakanlığı’na bağlı organların çalışması pratikte değişmemiştir.

Navalni’nin en yakın çevresinde yer alanların bütünsel bir resmini çıkarmak, iktidara yararlıdır. Tutuklanırsa, yeni bir çevresi olan bir başkası onun yerini alacaktır, o zaman da tekrar ajanlar sokmak gerekecektir.

Geçen Ağustos ayında, Ekonomik Kalkınma eski bakanı Aleksey Ulyukaev’in davası Moskova’da başladı. Resmî versiyona göre, Rus petrol devi Rosneft’e Bashneft’in sermayesinin %50,8’ini satın alması için yeşil ışık yaktığı için aldığı iki milyon doların bulunduğu bir çantayla “suçüstü” yapılarak tutuklanmıştı. Bir tuzağa düşürüldüğünü söylüyor. Bu dava hakkında ne düşünüyorsunuz?
İki milyon dolar, bir bakan için harika bir “yaldızlı paraşüt”tür. Onun yerine başka birinin getirilmek istendiğini sanıyorum. İstifa etmesi gerektiği ona anlatılmıştır, ama Ulyukaev anlamazlıktan gelmiş ve her zamanki yöntemlerle cepheden harekete geçmek gerekmiş. Bu benim varsayımım.

FransizKultur

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus