Ekonomi altı yıl aradan sonra %10’dan fazla büyüdü ama nasıl?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye ekonomisi altı yıl aradan sonra yeniden bir çeyrekte çift haneli büyümeyi yakaladı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) bugün 2017’nin üçüncü çeyrek verilerini açıkladı. Buna göre, Türkiye ekonomisi üçüncü çeyrekte %11,1 büyüdü. Yılın ilk çeyreğinde yüzde 5,3 ve ikinci çeyreğinde yüzde 5,4 büyüyen ekonomi, üçüncü çeyrekte hem baz etkisiyle hem bir yıldır verilen teşvikler, açılan kredi muslukları sayesinde %10’dan fazla büyümeye ulaştı. Büyüme verisinin detayına geçmeden TÜİK’in 2016’da büyüme hesaplamalarını değiştirdiğini ve söz konusu yeni hesaplama yöntemiyle ilgili oluşan soru işaretlerinin henüz cevaplanamadığını not düşmeliyiz.

Türkiye ekonomisi bundan altı yıl önce, 2011’nin üçüncü çeyreğinde, yüzde 11,6 büyümüştü. 2008’den bugüne büyüme oranlarını kısaca hatırlamak gerekirse;

Screenshot_12

Tablodan da görüldüğü gibi 2008-2009 küresel ekonomik krizinden sonra girilen yüksek büyüme 2012’nin ortalarına kadar sürdü. ABD ve Avrupa’nın parasal gevşemeye gitmesi en çok gelişmekte olan ülkelere yaradı. Bunlardan biri de Türkiye oldu. Türkiye, 2008’nin son aylarında başlayan ve 2009’da devam eden ciddi bozulmaları (ekonomi dört çeyrek üst üste küçüldü) 2010-2011 yıllarında telafi etti. Bugüne döndüğümüzde Türkiye, 2008-2009 krizi gibi büyük bir kriz ile karşılaşmadı. Global bir kriz de olmadığı için Türkiye ekonomisi 2008-2009 yıllarındaki gibi bir küçülme yaşamadı. Ekonomi 2016’nın üçüncü çeyreğinde yüzde 0,8 küçüldü ancak bu küçülme bir çeyrekle sınırlı kaldı.

Altı yıl aradan sonra ekonomi çift haneli büyüdü ama sonuçları farklı oldu

Sadece bir çeyreklik büyümeleri alıp diğer ekonomik göstergeleri nasıl etkilediğini-etkilendiğini söylemek mümkün değil. Zira ekonominin önceki çeyreklerde ne kadar büyüdüğü ve büyümenin bazı göstergeleri zaman içinde etkilemesi gibi birçok değişken var. Ancak genel tabloyu göstermesi ve 2017’nin üçüncü çeyreğinde yüksek büyümenin nasıl elde edildiğinin ve sürdürülebilir olup olmadığının tartışıldığı bir dönemde bir fikir verebilir.

2011 ve 2017’nin üçüncü çeyreklerine ait (dönemsel farklılıkları unutmadan) diğer ekonomik göstergelerine bakalım. İlk olarak işsizlik ile başlayalım. Yüksek büyümenin en önemli yararı işsizliği azaltmasıdır. Büyümenin işsizliğe etkisi biraz gecikmeli olur. O yüzden 2017’nin üçüncü çeyreğindeki güçlü büyümenin etkisinin ilerleyen aylarda görmeyi bekleyebiliriz. Ancak öncü göstergeler işsizlikte ciddi bir düşüsün yaşanacağına işaret etmiyor.

İşsizlik

İki yılın üçüncü çeyreklerini kıyasladığımızda işsizlikte ciddi bir farklılık söz konusu. 2011’in Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında işsizlik yüzde 8,5 civarında seyrederken 2017’de bu veri yüzde 10,5’e yükseliyor. Bu farklılığı 2010-2011 yıllarında ard arda yüksek büyümenin olduğu ve bunun işsizliği düşürdüğü teziyle açıklayabiliriz. Ancak unutulmamalı ki, 2008-2009 yıllarında yaşanan ekonomik kriz işsizliği %15’lere dayanmıştı. 2015-2016-2017 yıllarında bu ölçekte bir ekonomik kriz yaşanmadı dolayısıyla işsizlikteki bu makası sadece 2010-2011 yaşanan yüksek büyüme dönemleri ile açıklamak mümkün değil. İşsizliğin %8’lerden %10’lara sıçramasını açıklamak için yüksek büyümenin nasıl elde edildiğine bakmamız gerek.

Bir de işsizlikten bahsetmişken bir detayı daha belirtmekte yarar var. Eylül 2017’de çırak-stajyer ve kursiyer 1,5 milyon kişi gözüküyor. Bu toplam aktif sigortalıların %6,7’si. Bu oran 2015’de %3,3’dü. İşsizlikte verilere yansıyan kötüleşme daha ciddi boyutlarda olabilir.

Tablo: Emrecan Kaya
Tablo: Emrecan Kaya

Enflasyon

Enflasyona baktığımızda bozulmanın çok daha fazla olduğunu görüyoruz. 2011’in üçüncü çeyreğinde tüketici fiyat endeksi yüzde 6’nın biraz üzerinde iken bu veri 2017’nin aynı döneminde yüzde 10’nun üzerinde. Ve enflasyondaki bozulma artarak devam ediyor. Kasım’da yüzde 12,98’a yükselen enflasyon son 13 yılın en yükseği. Bunun nedenleri arasında öne çıkan üç başlık, TL’nin değer kaybetmesi, gevşek maliye politikası ve insanların gelecek beklentilerin 2011’e göre çok daha kötü olması.

Tablo: Emrecan Kaya
Tablo: Emrecan Kaya

Faiz

Gecelik borç verme faizi ile haftalık repo faizinin (politika faizi) ağırlıklı ortalaması alınarak hesaplandığı Ağırlıklı Ortalama Fonlama Maliyetlerini (AOFM) kıyasladığımızda TCMB, 2011’in üçüncü çeyreğinde piyasayı ortalama %5,75-%6,25 aralığında faiz ile fonlarken 2017’nin aynı döneminde %11,9-%12 aralığında bir faiz ile fonladı. Buna ek olarak, gösterge faiz ve 10 yıllık tahvil faizine de baktığımızda önemli bir artış görüyoruz. Özetle, 2011 ve 2017 yıllarının üçüncü çeyreklerindeki faizleri karşılaştırdığımızda faizlerde önemli bir artış var.

Tablo: Emrecan Kaya
Tablo: Emrecan Kaya

Tüketici güveni

Sözünü ettiğimiz iki dönemi tüketici güveni özelinde incelediğimizde karşımıza çıkan durum şu şekilde: 2011’in Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında sırasıyla 81.6, 78.5 ve 80,5 olan tüketici güveni 2017’nin aynı aylarında 71.3, 71.1 ve 68.7’ye düşüyor. Yüzde 10’un üzerinde büyümenin yakalandığı bu iki dönemde tüketici güveninde ciddi bir farklılık göze çarpıyor.

Tablo: Emrecan Kaya
Tablo: Emrecan Kaya

Sanayi üretimi

2011’den 2017’ye gelinen süreçte doğal olarak tüm veriler kötüleşmedi. Söz konusu iki dönemin takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretim endeksini yan yana koyduğumuzda 2017’nin 2011’den daha iyi olduğunu görüyoruz. 2017’nin üçüncü çeyreğinde 130’un üstünde olan söz konusu endeks, 2011’de aynı dönemde 110 civarındaydı. Burada 2008-2009 krizinin ülke ekonomisinde ciddi küçülmesine yol açtığını ve sanayi üretiminde toparlanmanın zaman aldığını not düşmeliyiz. 2015-2016-2017 döneminde benzer bir ekonomik krizin yaşanmaması ve en büyük ihracat pazarımız olan Avrupa’da yaşanan toparlanmayı farklılıkları açıklamak için sıralayabiliriz.

Tablo: Emrecan Kaya
Tablo: Emrecan Kaya

Kapasite kullanım oranı (KKO)

Benzer bir durum bu veride de geçerli. 2017’nin verileri 2011’den az da olsa daha iyi. 2011’in Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında 77.3, 77.7 ve 77.8 olan KKO, 2017’nin aynı aylarında 78.7, 78.8 ve 79.

Net Dış Borç Stoku

Türkiye’nin borçluluğu son dönemin, tartışılan konularından. Kimin ne kadar borçlu olduğu, borçlarını hangi faizle ne kadar çevirebileceği ve tabii ki Türk lirasındaki değer kaybının bu borca dolayısıyla ekonomiye etkisi tartışmanın ara başlıklarıdır. Aradan altı geçtikten sonra çift haneli büyüme yakalayan Türkiye ekonomisinin bu süreçte net dış borç stokunun nasıl değiştiğine bakarsak %50’den fazla bir artış görüyoruz. 2011’in üçüncü çeyreğinde Türkiye’nin dış borç stoku 185,353 milyon dolar iken 2017’nin ikinci çeyreğinde (üçüncü çeyrek henüz açıklanmadı) bu rakam 292,700 milyon dolar oluyor. Bu noktada borcun gayri safi yurt içi hasılaya oranı önemlidir diyenler olacaktır elbet. Orada durum şu şekilde: 2011’in üçüncü çeyreğinde %22 olan net dış borç stoku/GSYH, 2017’nin ikinci çeyreğinde %33,9.  Bu veriler Türkiye’nin yüksek büyüme için daha çok dış borca ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Bunu destekleyen bir diğer veri de bütçe açığı. Bütçe açığı 2011’in tamamında 17,4 milyar lira iken, açık Ekim 2017 itibariyle 35 milyar lira oldu.

Tablo: Emrecan Kaya
Tablo: Emrecan Kaya

Türkiye, TÜİK’in yeni hesaplama yönteminin büyük yardımı ile de olsa resmi rakamlara göre altı yıl aradan sonra çift haneli büyümeyi yeniden yakaladı. Ancak bunu daha yüksek enflasyon, daha yüksek faiz, daha yüksek işsizlik ve daha düşük tüketici güveni ile yapabildi. Ayrıca, bu büyüme için dış borca ve bütçe açığına daha çok ihtiyaç duyuyor. Olumlu tarafı ise Avrupa’da yaşanan ekonomik toparlanmanın ihracatı ve dolayısıyla sanayi üretimini güçlü kılacaktır. 2017’nin son çeyreğinde ve 2018’nin tamamında ekonominin göstereceği performans ile sonuçlar daha net olacaktır.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus