6 Soruda Trump’ın Ulusal Güvenlik Stratejisi ve Türkiye

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

ABD Başkanı Donald Trump, bu akşam (18 Aralık 2017) Türkiye saatiyle 22.00’da Ulusal Güvenlik Stratejisi’ni açıklayacak.

Ana hatları ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Herbert Raymond McMaster tarafından, geçen hafta Washington’da bir düşünce kuruluşunun toplantısında kamuoyuyla paylaşılan strateji, Trump’ın “Önce Amerika” diye sloganlaştırdığı dış politika programının ayrıntılarını içeren bir belge.

McMaster, İngitere merkezli Policy Exchange adlı düşünce kuruluşundaki konuşmasında ABD’nin çıkarlarına karşı olarak sıraladığı üç tehditten birinin cihatçı radikal gruplar olduğunu söylemiş, bu grupların günümüzdeki başlıca destekçilerinin de Katar ve Türkiye olduğunu iddia etmişti.

McMaster, Türk Dışişleri Bakanlığı’nın “hayret verici, temelsiz ve kabul edilemez” şeklindeki tepkisi üzerine, “Türkiye ile güçlü ittifaka sağlam şekilde inanıyorum” açıklaması yapmış, ancak iddialarını geri almamıştı.

Trump’ın Beyaz Saray’daki birinci yılı dolmak üzereyken açıklayacağı Ulusal Güvenlik Stratejisi, 70 sayfa ile 2015 yılında selefi Barack Obama’nın açıkladığından neredeyse iki kat daha uzun. Metinle ilgili bilinmesinde fayda olan ana başlıkları 6 soruda derledik:

Ulusal Güvenlik Stratejisi politikaların belirlenmesinde nasıl bir rol oynuyor?

Söz konusu strateji bir vizyon beyanı olarak düşünülebilir. Yani ABD başkanlarının dış politika vizyonu, bu metin aracılığıyla ete kemiğe bürünüyor ve savaşlardan göç yasalarına dış politikayla ilgili her tür politikanın icraata dönüştürülmesinde kullanılacak temel prensiplerin yer aldığı bir rehber işlevi görüyor.  McMaster, Washington’daki toplantıda, Trump’ın strateji belgesini, “Amerikan dış politikasında dramatik zihniyet değişikliği” olarak nitelendirmişti.

Rehber ilkeleri neler?

Metnin tamamı Başkan Trump’ın yapacağı konuşmayla eşzamanlı olarak bu akşam yayınlanacak. Ancak McMaster ana hatlarını çizerken 4 ana kaide üzerine oturtulduğunu belirtmişti. Bunlar, Amerikan vatanını korumak, Amerikan’ın refahını koruyup artırmak, barışı güç kullanarak korumak ve Amerika’nın nüfuzunu artırmak.   

Kim hazırladı?

Ulusal Güvenlik Stratejisi, büyük ölçüde McMaster, görevini tamamlayan yardımcısı Dina Powell ve McMaster’ın en yakın çalışma arkadaşlarından Nadia Schadlow’un da dahil olduğu Ulusal Güvenlik Konseyi’nin bir ürünü. Metinde Kongre üyeleri, düşünce kuruluşu çalışanları ve şirket CEO’ları da olmak üzere hükümet içinden ve dışından uzman görüşlerine de yer veriliyor. 

Bir öncekine nazaran nasıl farklar içeriyor?

Eski Başkan Obama’nın startejisinde “büyük 4+1” olarak nitelenen, Çin, Rusya, Kuzey Kore, İran ve terrörizmi başlıca tehditler olarak sıralanmıştı. Trump’ın stratejisinde de, Rusya ve Çin “küresel düzen ve istikrarı bozmaya çalışan revizyonist güçler”, İran ve Kuzey Kore de “uluslararası hukuku hiçe sayan ve toplu katliama yönelik silahların peşinden giden haydut devletler” olarak tehdit sıralamasındaki öncelikli yerini koruyor.   

McMaster, Rusya’nın, “kutuplaşma oluşturacak sofistike propaganda kampanyaları” gibi yeni dönem savaş teknikleriyle Amerika’yı tehdit ettiğine de işaret etmiş ama Rusya’nın Amerikan seçimlerine müdahale etmesine değinmemişti.

McMaster, Çin’in “ekonomik saldırganlığının” da yüz milyonlarca insanın yoksulluktan çıkmasını sağlayan iktisadi düzeni tehdit ettiğini savunarak, bu iki ülkeye karşı “rekabetçi angajmanla” mücadele edilmesi gerektiğini vurgulamıştı.

Ticaret anlaşmalarının yeniden müzakereye açılmasının da öngörüldüğü Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde ABD’nin ekonomik çıkarlarını, ticaret anlaşmaları ve askeri ittifaklarla ama esas olarak askeri gücüne dayanarak koruyacağı vurgulanıyor. ABD müttefiklerinin güvenliklerini kendilerinin finance etmesi gerektiği de, yine temel prensiple erasında yer alıyor.

ABD’nin yeni dış politikasında Türkiye’nin yeri

McMaster geçen hafta Başkan Trump’ın stratejinin içeriğine dair ön bilgiler verdiği konuşmasında, dünyada aşırıcı ideolojilerin yayılması faaliyetlerinde şimdilerde Katar ile birlikte Türkiye’nin büyük rol oynadığını öne sürmüştü:

“Aşırıcı ideolojilerin medreseler, camiler ve sözde yardım kuruluşları üzerinden nasıl güçlendirildiğine fazla dikkat göstermedik. Sorun da elbette böyle başladı. 1970’lerde temelde Suudi Arabistan tarafından fonlandı ve sonra da en azından epey bir zaman başta Katar tarafından fonlanan örgütlere dönüştü. Şimdi de Batı Afrika’dan Güneydoğu Asya’ya kadar uzanan bölgelerde Türkiye’nin büyük dahlini görüyoruz. Balkanlar şu anda ciddi bir endişe kaynağı.”

Başkan Trump’ın ulusal güvenlik danışmanı, iktidara gelmek isteyen birçok İslamcı grubun “Türkiye ve AKP modeli”ni örnek aldığını da savunarak,“Gücü tek elde pekiştirmek için sivil toplum, eğitim sektörü, polis, yargı ve orduyu kullanan; görmeyi tercih etmediğimiz bir model bu. Bunun Türkiye’nin Batı’dan uzaklaşmasına üzücü biçimde etki ettiğini düşünüyorum” demişti

ABD’nin hep bir resmi Ulusal Güvenlik Stratejisi var mıydı?

Hayır. İlk resmi Ulusal Güvenlik Stratejisi 1987 yılında, Ronald Reagan’ın Başkanlık döneminin sonlarına doğru yayınlandı. Soğuk Savaş’ın henüz devam ettiği bu dönemde yayınlanan metin, Amerikan dış politikasında “radikal zihniyet değişikliği” nitelemesiyle kamuoyuna sunulmuştu.

McMaster, geçen haftaki toplantıda Trump’ın konuşması için girizgâh yaparken, Regan dönemine atıfta bulunmuş, “jeopolitik geri döndü ve bu kez intikam duygularıyla döndü” demişti. McMaster’a göre yeni strateji “ABD’nin stratejik özgüveni”ne yeniden kavuşmasını sağlayacak.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus