Aung San Suu Kyi: Her şeyden önce iktidarı isteyen bir siyaset kadınıydı, bir azize değil!

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Le Monde gazetesinin Güneydoğu Asya muhabiri Bruno Philip, “Aung San Suu Kyi: Tuzla Buz Olan İkona”yı (Aung San Suu Kyi, L’icône fracassée, Equateurs, Kasım 2017, 90 sayfa, 12€) yayımladı. Uzun zaman uluslararası camianın göklere çıkardığı, lafını sakınmayan biri olarak tanındığı için ordunun Rohingyalara karşı giriştiği hunharlıklar karşısındaki pasifliği yüzünden artık kınamalara hedef olan bir kadın siyasetçinin, yoğun ve malumat dolu portresi. Juliette Bénabent’in Philip ile yaptığı ve 27 Aralık 2017’de Télérama’da yayınlanan söyleşiyi Haldun Bayrı çevirdi.

kitap

Sınır Tanımayan Doktorlar’ın tahminlerine göre, 2017’nin Ağustos sonu ile Eylül sonu arasındaki bir ayda en az 6700 Rohingya, Birman (Myanmar) ordusu tarafından öldürüldü; 650 bin kişi ise Myanmar’dan komşu Bangladeş’e kaçmaktaydı. Birleşmiş Milletler bu olanları “etnik temizlik” diye niteledi ve insan hakları yüksek komiseri Zeid Ra’ad El Hüseyin Aralık ayı başında “soykırım unsurları”ndan bahsetti.
Dışişleri Bakanı ve devlet danışmanı olup, Mart 2016’dan beri hükümeti fiilen yöneten [1], 1991 Nobel Barış Ödülü sahibi, Birman demokrasisinin lafını sakınmayan lideri Aung San Suu Kyi, ordunun giriştiği şiddet eylemlerini elem verici biçimde küçük gösterdi. Mesela 19 Eylül’de şöyle diyordu: “Çok sayıda Müslümanın Bangladeş’e kaçtığını görmek bizi endişelendiriyor; bunun nedenini anlamalıyız…” Onun bu inkârı, daha önce onu göklere çıkarmış olan uluslararası camiada çok sayıda kınamaya yol açtı: Öğrenim gördüğü Oxford Üniversitesi okuldan portresini kaldırttı; 435 bin kişinin imzaladığı bir kampanyayla Nobel Ödülü’nün geri alınması istendi…
Le Monde’un Güneydoğu Asya muhabiri Bruno Philip, yoğun ve malumat dolu ufak kitabında, Myanmar’ın bağımsızlığının mimarı bir generalin kızıyken kendine rağmen bir ikonaya dönüşen (bu nitelemeye hep karşı çıkmıştır) kişinin portresini çiziyor; çabalarının semeresini tam görecekken 1947’de bir rakibi tarafından katledilen babasının bitirmeye çalıştığı işi “adeta ilahi bir misyon” gibi sürdürmektedir. Üç defa hapse atılan Aung San Suu Kyi, yaklaşık on beş yılını ev hapsinde geçirdikten sonra, partisi Demokrasi İçin Ulusal Birlik’le (NLD) 2015 seçimlerini kazandı ve Mart 2016’da hükümetteki görevine getirildi.
Bu kitapta, Bangladeş sınırındaki Cox’s Bazar bölgesinde Rohingyaların korkunç kaçışını izleyen usta gazeteci Rémy Ourdan’ın kaleme aldığı, insanı alt üst eden bir giriş yazısından sonra, uluslararası sahnede korkunç bir yanlış anlaşılma olduğu da tespit ediliyor. “Bu çapa erişmiş bir ikona hiç böyle birden tuzla buz olmamıştı” diye yazan Bruno Philip, soruyor: “İlahlara susamış olan Batı, kendini bir kere daha yanılsamalarla avutmuş olabilir mi?”

rohin

İktidar elinde olmasına rağmen, Aung San Suu Kyi’yi kapana kısılmış biri gibi tasvir ediyorsunuz… Birman (Myanmar) ordusunun işlediği hunharlıkları neden açık bir dille kınayamıyor?
Myanmar’da iki yönetim var: Toplumsal, ekonomik ve diplomatik sorunlar üzerinde iktidarı kullanan Aung San Suu Kyi’nin yönetimi bunların biri. Fakat ordu, ulusal güvenlikle ilgili, iç meseleler ve sınırlarla, savunmayla ilgili tüm ayrıcalıkları elinde tutmuştur — Anayasa’ya göre tüm bu bakanlıklar generallerin yetki alanındadır. Bu generaller aynı zamanda parlamentodaki koltukların yüzde 25’ini de ellerinde tutarlar ve bu yüzden sürekli bir veto hakkına sahiplerdir. 2000’li yılların başında ordu, bir yandan yönetim hakkını korurken, uluslararası diplomasideki tecrit olmuşluğundan ve komşu Çin’e çok kuvvetli bağımlılığından kurtulmak için ülkeyi, “disiplinli bir demokrasi”nin yoluna sokma kararı almıştı. Dolayısıyla generallerin “müsamahası”na bağlı olan Aung San Suu Kyi, kaderin korkunç bir cilvesiyle, şayet siyasî alanını doldurmak istiyorsa, nice zamandır dövüştüğü cuntanın mirasçılarına tavizler vermek zorunda. Rohingyalar konusunda bu tavizler öyle önemli bir hale geldi ki, tüm yaşamı boyunca uğruna dövüştüğü ideallere ihanet ediyor sonunda.

ordu
Myanmar’da yönetim hâlâ büyük ölçüde ordunun kontrolünde

72 yaşında, tecrit olmuş görünüyor, hayalet başkenti Naypyidaw’da adeta yeniden ev hapsinde. “Gerçeklikle bağı çözüldü”, “dünyadan koptu” diye yazıyorsunuz. Ama yine de, Müslümanlara karşı nefret besleyen ülkesinde hâlâ bir ikona o… Rohingyalar hakkındaki kişisel kanaati ne sizce?
Onun kafasının içinde değilim, ama onu iyi tanımış olan çok sayıda kişi bana, Aung San Suu Kyi’de –hangi kavimden olursa olsun Birmanların çoğunun aksine– Müslüman nefreti ya da korkusu bulunmadığını söylediler. Bununla birlikte, Rohingyaların Myanmar’da yabancı olduklarını düşünüyor muhtemelen… Elim bir biçimde herkes onlara karşı birleşiyor; zira 19. yüzyılın ortasında, o sırada Hint İmparatorluğu’nun başındaki Britanyalıların teşvikiyle Bengal’in güneydoğusundan (günümüzdeki Bangladeş) gelip o dönemde Budistlerin elinde olan topraklardaki Birman Arakan eyaletinin kuzeyine yerleşmişler. Rohingyalar böylelikle Müslümanlara karşı duyulan umumi nefretin kurbanı oluyorlar; üstelik eski sömürgeciyle de bir tutuluyorlar…
Aung San Suu Kyi’nin bu halka özel bir sempati duymaması muhtemeldir. Diğer yandan, yaz sonunda gerillanın tekrar kendini göstermesiyle ordunun şiddetli baskısını kışkırtması, gerillayı uluslararası sahnede bir paryaya çevirdi. Bununla birlikte, ömrünü insan hakları için mücadeleye adamış bu kadının Rohingyaların başına gelenlerden etkilenmiyor görünmesi, hatta kurbanı oldukları ihlalleri kabul etmiyor görünmesi yine de son derece kaygı verici. Bu sorun hakkında elinden gelenin asgarisini bile yapmadı! Elbette tecrit olmuş durumda, etrafı dalkavuklarla ve askerlerle (eski düşmanları) çevrili; ki bu da inkârı kolaylaştıran bir şey olabilir; fakat kusursuz İngilizce konuşan ve BBC’nin sadık bir dinleyicisi olan Aung San Suu Kyi’nin saha gerçeğinden haberdar olmadığına inanmak güç…
Karşılaştığım bazı Birmanların ileri sürdüğü bir başka varsayım, ülkesindeki demokratikleşmeyi ve modernleşmeyi sürdürmek umuduyla hümanist ideallerinden vazgeçmeyi ve Batı tarafından horlanmayı kabul ettiği. Bir nevi son fedakârlık gibi…

Bu demokratikleşme ve modernleşme gerçek mi?
Hakiki anlamda değil, ya da henüz değil… Ülke hâlâ çok yoksul, eğitim ya da sağlık reformları hâlâ bocalama evresinde, yabancı yatırımcılar ülkeye güvenmiyorlar. Aung San Suu Kyi’nin bir düzine kadar etnik gerilla grubuyla yürütmek istediği barış sürecine sağlam bir başlangıç yapılamadı. Her ne kadar demokrasi bu kadar kısa zamanda yasalarla getirilemezse de, Aung San Suu Kyi’nin ilk on sekiz aylık iktidar döneminden ancak çok olumsuz bir bilanço çıkarılabilir. Dolayısıyla son derece zayıf bir sonuç uğruna ideallerine sırt çevirmiş olma riskiyle karşı karşıya; ülkesini umduğu gibi kalkındırmayı beceremeden, kendisini göklere çıkartmış olan uluslararası camianın çamurlarına maruz kalma riskiyle karşı karşıya.

Batı’nın safdilce davrandığı mı çıkıyor ortaya?
Bir yanlış anlaşılma olduğu muhakkak. Rejim aleyhtarı bir insan, ilahlaştırılmış bir kahramana çevrildi; elbette son derece cesur bir kadındı, ama aynı zamanda ve her şeyden önce iktidarı isteyen bir siyaset kadınıydı o; bir azize değil! Kaldı ki bu ilahlaştırmadan rahatsız olduğunu o da birçok kez söylemişti. Batı, bu çok güzel kadının Asyalı bir tanrıça gibi sureti etrafında başlı başına bir fantazma kurdu ve bugün uğradığı hüsranın büyük ölçüde bizatihi sorumlusu.

[1] Anayasa’ya göre cumhurbaşkanlığı yapamaz, çünkü bir yabancıyla evli.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus