OHAL KHK’ları ile dizayn edilen Türkiye ekonomisi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Normal takvim işlediği takdirde 2019’da yapılması gereken Cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimlerin, zamanında yapılıp yapılmayacağı henüz net değil. Ancak net olan bir şey var ki Türkiye bu seçimler yapılana kadar OHAL ve KHK’lar ile yönetilecek. Ülke yönetimine dair birçok şey KHK aracığıyla hızlı bir şekilde değişiyor. KHK’ların sadece “OHAL ilan edilme gerekçeleri kapsamında” çıkartılması yönünde Anayasa Mahkemesi’nin içtihatları[1] olmasına rağmen, eğitimden sağlığa, hayvancılıktan hukuka birçok alanda yasal değişiklikler yapılıyor.

Ülkeyi OHAL ve KHK ile yönetme kolaycılığının getirdiği keyfiyet, ekonomiyi ciddi şekilde etkilemekte. İş dünyasından, yabancı yatırımcılardan, uluslararası derecelendirme kuruluşlarından gelen açıklamalar bunun bir göstergesi. Bir diğer gösterge ise, yabancı yatırımlardaki azalma. 2017 Ocak-Ekim döneminde, geçen yılın ayını dönemine göre Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımı yüzde 16,9 azalarak 8 milyar 290 milyon dolar oldu. Ek olarak bir göstergeye daha ihtiyaç duyurulsa; Verilen tüm teşviklere, getirilen aflara rağmen ekonomik güven endekslerindeki zayıf seyri söyleyebiliriz.

Screenshot_8

Peki 15 Temmuz darbe girişiminden sonra çıkartılan KHK’larla Türkiye ekonomisi nasıl şekillendiriliyor? OHAL süresi uzadıkça iktidar KHK’lar ile ülkeyi yönetmenin rahatlığına alıştı ve KHK’ların kapsamını genişletti. Ekonomi de bundan nasibini aldı. İktidar, işsizliğin azaltılmasından zimmet suçlamasına, varlık fonundan grev ve lokavta kadar OHAL ile ilgisi olmayan birçok konuda değişikliklere giderek ekonomiyi KHK’lar ile dizayn ediyor.

Ekonomiyi ilgilendiren KHK maddelerini incelediğimizde, bunları 15 Temmuz ile ilgili olanlar ve olmayanlar şeklinde iki başlık altında toplayabileceğimizi görüyoruz. 15 Temmuz darbe girişimi ile ilgili olan maddelere örnek olarak, “Milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar” diye nitelendirilen kişi, kurum ve kuruluşların faaliyetlerine yönelik yapılan değişiklikler verilebilir.
Bir başka örnek de 674 sayılı KHK’da yapılan düzenlemeler[2] ile 15 Temmuz darbe girişimine katıldığı ya da destek verdiği iddia edilen kişilerin, şirketlerin ve kurumların mal varlıklarına el konulmasının önü açılması. İlgili madde ile TMSF el koyma sürecinin bir parçası oldu. Ayrıca şirketlere kayyım atanması ile kayyım ve yöneticilerin sorumluluğu hakkında maddeler 675 sayılı KHK’da yer aldı. Bir başka KHK ile de kayyımlık yetkisi TMSF’ye devredilen şirketler ve TMSF tarafından kayyım atanmış şirketlerin, kamu ihalelerine girebilmelerinin önü açıldı.

KHK8

Ekonomide OHAL

Ekonomiyi ilgilendiren ancak OHAL ilan edilme gerekçesiyle ilgisi olmayan KHK maddelerine gelecek olursak, karşımıza 22 Kasım 2016 tarihinde yayımlanan 677 sayılı KHK’da yer alan “İptal edilecek ihaleler” başlığı çıkıyor. İlgili maddenin bir bölümünde “terör örgütlerine iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu” ifadeleri yer alsa da maddenin devamında “imzalanan bu sözleşmeler nedeniyle belediye menfaatinin önemli ölçüde ihlal edildiğinin belirlenmesi halinde bu sözleşmeler belediye başkanı veya belediye başkan vekili tarafından tek taraflı resen feshedilir” deniyor.

Cazibe merkezleri kurulacak, grev ve lokavt ertelenebilecek

Aynı tarihe yayımlanan diğer KHK’larda[3] da benzer bir durumla karşılaşıyoruz. İlgili maddede, az gelişmiş bölgelerde yatırım ortamını canlandırmak, istihdamı, üretimi ve ihracatı artırmak amacıyla Cazibe Merkezleri kurulacağı belirtiliyor. Anahtar teslim fabrikalar, faizsiz yatırım kredisi, faiz indirimli işletme kredisi ve nakdi taşıma desteği bu program içerisinde yer alan teşviklerden bazıları. Ancak tüm teşviklere rağmen KHK ile kurulması öngörülen Cazibe Merkezleri Programı’nda istenilen elde edilemediği için yeni bir KHK ile söz konusu programda kapsamlı değişikliğe gidildi.

Yine aynı KHK’da Bakanlar Kurulu’na grev ve lokavt hakkını 60 gün erteleme yetkisi verildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, iş dünyasından gelen OHAL eleştirilerine karşı bu maddeyi örnek göstererek cevap vermişti.

“Biz göreve geldiğimizde, 15 sene önce Türkiye’de olağanüstü hal vardı ama bütün fabrikalar hep grev tehdidi altındaydı. Hatırlayın o günleri ama şimdi böyle bir şey var mı? Tam aksine, şimdi grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifadeyle anında müdahale ediyoruz. Diyoruz ki ‘Hayır, burada greve müsaade etmiyoruz çünkü iş dünyamızı sarsamazsınız.’ Bunun için kullanıyoruz biz OHAL’i.”

khk4

KHK ile artan işsizliğin önüne geçmek

9 Şubat 2017’de yayımlanan 687 sayılı KHK’da İşsizlik Sigortası Kanunu’na eklenen geçici maddeler ile 2017’nin sonuna kadar işe alınacak her kişi için, İşsizlik Fonu’ndan şirketlere günlük 22 lira 22 kuruş ödeme yapılması kararlaştırıldı. Buna ek olarak, asgari geçim indirimi hariç gelir vergisi tutarı (93,31 TL) ve damga vergisi (13,49 TL) işverenlerden tahsil edilmedi. Tüm bunları birlikte hesapladığımızda bir işçi için işverenlere sağlanan aylık destek 773,4 TL’ye ulaştı. Bu desteğin yüzde 86,2’si İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanmış oldu.

khk5

Kamu bankaları sorunlu varlıklarını varlık yönetim şirketlerine devredebilecek

23 Ocak 2017’de yayımlanan 684 sayılı KHK ile kamu bankalarına da sorunlu varlıklarını varlık yönetim şirketlerine devretme hakkı tanındı. Buna ek olarak, Merkez Bankası’nın teknolojiye, güvenliğe, banknot ve kıymetli evrak üretimi ve basımına ilişkin mal ve hizmet alımları, dış kaynak temini ve danışmanlık hizmeti alımları Kamu İhale Kanunu’na tabi olmayacağı belirtildi. KHK’daki bir diğer madde ise devlete döviz borcu olanlarla ilgili. Bu düzenlemeyle birlikte kamuya döviz borcu olanlara borçlarını TL ile ödeme olanağı getirildi. Haktan yararlanabilecek kurum ve kuruluşlar için Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın 2 Ocak’ta açıkladığı 3.5338 TL’lik dolar ve 3.7086 TL’lik Euro kuru baz alındı. Kamu bankaları bu düzenleme dışında bırakıldı.
Aynı KHK’da projeden konut satın alan tüketicinin sözleşmeden dönme hakkı, tazminat bedeli ve satıcının peşinatı geri ödemesi başlıklarında birtakım düzenlemeler yer aldı. Bu düzenlemelere göre tüketici sözleşmeden cayma hakkı süresi 24 ay. Ayrıca konut satışında alımdan vazgeçenlerin müteahhitlere ödeyeceği tazminat miktarı artırıldı. Eski kanunda yüzde 2 ile sınırlanan dönme halinde tazminat ödeme zorunluluğu, yeni kanunda kademeli olarak yüzde 8’e kadar yükseltildi.

Zimmet suçlaması zorlaştırıldı

687 sayılı KHK’nın ekonomi alanındaki son düzenlemesi de Bankacılık Kanunu ile ilgiliydi. Buna göre, Bankaların ek kredi ve taksitlendirme gibi işlemlerle kredileri yeniden yapılandırmalarına ilişkin işlemler zimmet suçu olmaktan çıkartıldı. Bu değişiklikle birlikte bankacılık mevzuatı ile bankacılık usul ve prensiplerine uygun kredi kullandırma, bu kredileri temdit etme veya ek kredi kullandırma, taksitlendirme, teminata bağlama veya yeniden yapılandırma işlemlerinde zimmet suçlaması yapılamayacak.

khk6

690 sayılı KHK’daki ekonomi ile ilgili düzenlemeler

Resmi Gazete’de 29 Nisan 2017 tarihinde yayımlanan 690 sayılı KHK’nın ekonomiyle ilgili düzenlemelerinden biri kaldıraçlı işlemlere karşı erişim tedbiriydi. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na (BTK) türev işlemleri yaptıran yurt dışı kaynaklı internet sitelerine erişimi engelleme yetkisi verildi.

“Türkiye’de yerleşik kişilere yönelik internet aracılığıyla yurt dışında kaldıraçlı işlem ve kaldıraçlı işlemlerle aynı hükümlere tabi olduğu belirlenen türev araç işlemleri yaptırıldığına ilişkin bilgi edinilmesi halinde internet sitesine erişim engellenecek.”

Bu düzenleme yurt dışı kuruluşlara yönelik bir adım olarak gözükse de bunun uygulanmasının ne kadar mümkün olduğu o günlerde tartışılmıştı. Ayrıca İstanbul’u “finans merkezi” yapma iddiasındaki bir iktidarın döviz kurlarındaki hareketin önüne geçmek için bu ve benzeri[4] yasaklara başvurması önemli bir tezattı.

Bir diğer düzenleme ise gayrimenkul sertifikası ilgili hükümleri içeriyordu. Söz konusu düzenlemeye göre, gayrimenkul sertifikası, ihraççıların inşa edilecek veya edilmekte olan gayrimenkul projelerinin finansmanında kullanılmak üzere ihraç ettikleri, gayrimenkul projesinin belirli bağımsız bölümlerini veya bağımsız bölümlerin belirli bir alan birimini temsil eden nominal değeri eşit sermaye piyasası aracı olarak tanımlandı.
690 sayılı KHK’da yer alan bir diğer düzenlemede elektronik para ihraç eden kuruluşlara Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi (PTT) eklendi. Yapılan düzenlemeyle PTT, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulundan izin almadan faaliyette bulunabilecek ve elektronik para ihraç edebilecek.

696 sayılı KHK’da yok yok

2017’de son yayımlanan iki KHK “sivillere yargı muafiyeti” başlığıyla gündeme gelse ve uzun süre tartışılsa da 696 sayılı KHK’nın içeriğine baktığımızda ekonomiye ilgili çok önemli düzenlemeler göze çarpıyor. Bunlardan biri Türkiye Vakıflar Bankası ile ilgili. Yapılan düzenlemeyle birlikte Vakıfbank’ın Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait hisselerinin Hazine’ye devri gerçekleşti. Bu düzenlemeye göre, banka hisselerinden, Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ve temsil ettiği (A) ve (B) grubu hisselerin tamamı Bakanlar Kurulu tarafından belirlenen beher hisse değeri üzerinden hesaplanacak bedel karşılığında Hazine’ye devredildi. Böylece Vakıfbank hisselerinin yüzde 58.5’i Hazine’ye geçti.

Taşeron işçiye kadro KHK’da

AKP iktidarı tıpkı torba yasalarda ve hatta Anayasa değişikliklerinde yaptığı gibi KHK’larda da tepki çekecek maddelerin yanına kamuoyunun destek vereceği maddeleri koymayı ihmal etmiyor. 695 ve 696 sayılı KHK’ların “havuç” maddesi “taşeron işçiye kadro” oldu. Her seçim döneminde liderlerin bir numaralı vaatlerinden olan “taşeron işçiye kadro” bu defa KHK ile gerçek oldu. Yaklaşık 450 bin taşeron işçinin kadroya geçmesi beklenen bu değişikliğin detayları şu şekilde:

“696 sayılı KHK’ya göre taşeron işçiler, on gün içinde çalıştıkları idarenin hizmet alım sözleşmesinin yapıldığı birime, sürekli işçi kadrolarında istihdam edilmek üzere yazılı başvurabilecek. 696 sayılı KHK ile taşeron işçilerin sürekli işçi kadrosuna geçmesi, 4 Aralık 2017 itibarıyla çalıştırılmakta olanları kapsayacak. 4/C (geçici) personel statüsü kaldırılarak, bu statüdeki personel 4/B (sözleşmeli) statüsüne geçirildi. Taşeron işçiler, sürekli işçi kadrosuna geçebilmek için yazılı ve/veya sözlü ya da uygulamalı sınava alınacak. Sınavda başarılı olanların kadroya geçirilmesine ilişkin süreç 90 gün içinde sonuçlandırılacak.”

KHK ile kurulan şirket: ASFAT

OHAL kapsamında çıkarılan 696 sayılı KHK’nın içerisinde yer alan bir düzenleme ülkenin nasıl bir yöntemle idare edilmek istendiğinin açık bir örneği. Söz konusu KHK ile bir şirket kuruldu: Askeri Fabrika ve Tersane İşletme Anonim Şirketi (ASFAT AŞ) Başlangıç sermayesi 50 milyon lira olacak şirketin askeri fabrikalar ve askeri tersanelerin imkân ve kabiliyetlerini kullanarak, üretim planlaması çerçevesinde genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinden, kamu iktisadi teşebbüslerinden, yabancılar dâhil gerçek ve tüzel kişilerden sipariş alabilecek veya bunların ihtiyaçları için teklif verebilecek.

Varlık Fonu

Bilindiği gibi 26 Ağustos 2016’da kurulan Türkiye Varlık Fonu’nun amacı, işleyişi ve denetlenmesi gibi birçok konu hâlâ belirsiz. Hakkında neredeyse hiçbir bilgiye sahip olunmayan TVF için OHAL KHK’larında çeşitli düzenlemeler yapıldı. Önce 680 sayılı KHK ile Milli Piyango İdaresi’nin tüm hakları (lisans düzenleme hakkı da) ile Türkiye Jokey Kulübü’nün yurt içi ve yurt dışında müşterek bahis kabul etme hak ve yetkileri Türkiye Varlık Fonu’na geçirildi.

khk3

Ardından 23 Ocak 2017 tarihinde yayımlanan 684 sayılı KHK ile “istenilen her varlık Fon’a devredilebilir” yetkisi Bakanlar Kurulu’na verildi. Bir diğer ifadeyle, Bakanlar Kurulu’na, kamunun elindeki iktisadi devlet teşekkülleri içerisinden istedik(ler)ini fona devretme yetkisi verildi. Bu KHK’nın ardından Ziraat Bankası, BOTAŞ, Türkiye Petrolleri, ÇAYKUR, PTT, Türk Hava Yolları (THY) ve Halkbank gibi Türkiye’nin önde gelen kurumları TVF’ye devredildi. Böylelikle TVF kurulduğundan beri tartışma konusu olan “devredilecek şirketler listesi” çıkarılan KHK’lar ile olabildiğince uzadı.

varlik-fonu-tablo

KHK ile TVF’ye dış borç yetkisi

TVF, 2017 yılının başında çıkan KHK’dan sonra bu kez 2017’nin son KHK’sında kendine yer buldu. 696 sayılı KHK’da, Varlık Fonu ve Fon tarafından kurulan alt fonlar ve fona devredilen kamu iktisadi teşekkülleri ile kamu şirketlerine dış borçlanma imkânı sağlandı. Daha açık bir şekilde ifade etmek gerekirse, TVF ve Fon tarafından kurulan alt fonlar ve fona devredilen kamu iktisadi teşekkülleri ile kamu şirketlerine dış borçlanma imkânı sağlandı. Bu borçlanma imkânı ilgili Bakan’ın teklifiyle Bakanlar Kurulu tarafından yapılabilecek. Dış borçlanma, dış borcun devri, ikrazı (ödenmesi) Hazine garantisini de kapsıyor. Bu işlemlerden dolayı Hazine alacaklı hale geçerse amme alacakları tahsili usullerine göre alacak tahsili yapabilecek. Bu adımla birlikte AKP hükümeti, TVF’nin daha fazla borçlanmasına olanak sağlanıyor ve paralel bir hazine kurma yolunda hızla ilerliyor. Bunun ekonomi için ne kadar riskli bir durum olduğunu Hürriyet gazetesi yazarı Uğur Gürses şöyle cümlelerle ifade ediyor:

“Hazine’ye ait bir kuruluşun KHK ile bu fona aktarılması, gelirinin bütçe dışına çıkarılması başka bir ülkede olsa ‘bütçe hakkına tecavüz’ sayılır, yer yerinden oynardı. Böylelikle, bütçe açığının artması, bütçe dışına çıkarılan gelirlerin hesap vermeden kullanımı da tescil edilmiş oluyor. Sanki Hazine’nin teminatsız borçlanamadığı, fon arz edenlere bir varlık demetini teminat göstererek borçlanma vitrinine çıktığı fotoğrafı veriliyor. Teminatsız borçlanabilen Hazine’ye karşılık, teminat sunarak ‘menkul kıymetleştirerek’ borçlanma teklifi sunan Varlık Fonu’na gelmenin ana motivasyonu nedir? Çok açık: Bütçe denetimi dışına çıkmak. Yaratılan sadece basit bir varlık fonu değil; paralel bütçe, paralel Hazine ve paralel bir merkez bankası yaratmak demek. Bu yola girilmiş olması bile yarar yerine zarar getirir.”

khk1

Tartışıl(a)mayan KHK’lar ile ekonomiyi yönetmek

İktidar uzunca bir süredir kendi milletvekillerinin bile yayımlandıktan sonra haberdar olduğu KHK’lar ile ülkeyi yönetiyor. Bunun yarattığı yıkıcı sorunları birçok alanda görüyoruz. Özel olarak ekonomi alanında ise durum şu an için biraz farklı. AKP iktidarı elindeki tüm imkanları kullanarak ekonomiyi belli bir dengede tutma gayretinde. Bunu şu ana kadar başarmış gözüküyor. Birçok göstergede ciddi bozulmalar olsa da ekonomik aktivite durmadı. Bu da KHK’larda yer alan ekonomi maddelerinin tartışılmasının “kısmen” önüne geçiyor. 2016’nın üçüncü çeyreğinde Türkiye ekonomisinin küçülmesinin ardından yakalanan yüksek büyüme (TÜİK verilerindeki soru işaretlerini aklımızda tutmak şartıyla) KHK’lardaki son derece tartışmalı maddelerin gündeme gelmesini engelliyor. Şayet ekonomide sert bir bozulma yaşanırsa bugün zayıf bir şekilde tartışılan söz konusu maddelerin tekrar gündeme gelmesi kaçınılmaz.

[1] Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) 1990 yılında çıkarılan iki ayrı OHAL KHK’sını Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) götürmüştü. AYM, “424 ve 425 sayılı KHK’ler; Anayasa’nın 121. maddesinin öngördüğü ve yine Anayasa’nın 148. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin denetimi dışına çıkartılan KHK niteliğini taşımamaktadırlar” kararını vermişti. Gerekçelerinden biri de şuydu: “KHK’lar konu bakımından yalnızca olağanüstü hâl durumunun gerektirdiği pratik önlemleri içermeleri gerekirken, yasa veya KHK değiştirmenin ve bunlara ekler yapmanın bir aracı olarak kullanılmışlardır.”

[2] “Kayyımlık yetkisinin devri ve tasfiyesi” ve “Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun satış ve tasfiyeye ilişkin yetkileri” başlıkları altında yer verilen maddeler

[3] 678 sayılı KHK ile İşsizlik Sigortası Kanunu’na eklenen geçici madde ve 4456 sayılı Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi’nin Kuruluşu Hakkında Kanuna eklenen madde

[4] Söz konusu KHK’dan bir süre önce Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) kaldıraçlı işlemlerde başlangıç teminatını 50 bin TL’ye, kaldıraç oranı 100:1‘den 10:1’e düşürmüştü. Bu yasaklama yurt içinde faaliyet gösteren aracı kurumları kapsıyordu.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus