Margaret Atwood: “Sahiden ben kötü bir feminist miyim?”

“Damızlık Kızın Öyküsü” (The Handmaid’s Tale) adlı romanı geçen yıl ABD’de diziye uyarlanınca, 30 yıl sonra yeniden en çok satanlar listesine giren, 40’tan fazla eserin sahibi Kanadalı yazar, şair, eleştirmen, denemeci ve feminist Margaret Atwood, cinsel tacizle mücadele eden kadınları masumiyet karinesine saygı göstermeye çağırdı.
Atwood’un British Columbia Üniversitesi’nde cinsel tacizle itham edilen yazar ve akademisyen Steven Galloway’a destek veren bir kampanyaya katılması feminist gruplarca tepki toplamıştı. Globe and Mail’e bir makale yazarak eleştirilere yanıt veren Atwood, kişilerin sosyal medya aracılığıyla aleyhte kanıt olup olmadığına bakılmadan ve savunma hakkı dahi tanınmadan “suçlu” ilan edilmesini eleştirdi, kadınları birbirleriyle dayanışarak sadece kadınlar için değil “herkes için adalet, şeffaflık ve evrensel hukuk prensiplerine saygı” talep etti. Yazının önemli bir bölümünü sunuyoruz:

Görünen o ki ben “Kötü bir Feminist”im. 1972’den bu yana bana yöneltilen diğer suçlamaların yanına artık bunu da ekleyebilirim: Kesik erkek başlarından oluşma bir piramide tırmanarak şöhret sahibi olmak (solcu bir dergi), erkekleri boyunduruğu altına alan bir sahibe –dominatriks- olmak (deri çizmeler ve kamçı ile resmedildiğim sağcı bir dergi) ve Toronto’daki yemek davetlerinde aleyhimde konuşan herkesi –büyülü Beyaz Cadı gücüm ile- yok edebilen korkunç biri. Korkuncum, korkunç! Ve şimdi de, kadın düşmanı –misojinist, tecavüz-kolaylaştırıcı ve Kötü Feminist olarak Kadınlara Karşı Savaş başlatmakla itham ediliyorum.
Beni itham edenlerin gözünde İyi Feminist neye benziyor peki?
Benim temel pozisyonum şöyle: Azizlere yakıştırılanlardan, tüm canilikler dahil şeytani davranışlara kadar, bütün bir yelpazeye kadınlar da, insan olarak sahiptirler; yani kötülük yapmaları imkânsız melekler değiller. Öyle olsalardı hukuk sistemine ihtiyacımız olmazdı.
Kadınların ahlaki tercihler yapmaktan ya da kendi hayatlarının sorumluluğunu almaktan aciz çocuklar olduğuna da inanmıyorum. Öyle olsalardı, 19. yüzyıla dönerdik, kadınlar mülk ya da kredi kartı sahibi olmazlar, yüksek öğrenime devam etmezler, doğurganlıkları üzerinde söz sahibi yapılmazlar ya da oy kullanamazlardı. Kuzey Amerika’da tam da bunu yapmaya çalışan güçlü gruplar var ama pek feminist sayılmazlar.
Dahası, kadınların insan haklarına ve medeni haklara sahip olabilmesi için, önce temel adalete erişim hakkı dahil insan haklarının ve medeni hakların mevcut olması lazım; tıpkı kadına oy hakkı için önce seçim yapılıyor olması gerekmesi gibi. İyi Feministler bu haklara sadece kadınların sahip olması gerektiğini mi düşünüyorlar? Elbette hayır. Çünkü bu sadece erkeklerin bu haklara sahip olduğu eski düzen madalyonunun öteki yüzü olurdu.
Öyleyse İyi Feministler ile Kötü Feminist olarak benim, yukarıdaki hususlar üzerinde anlaştığımızı varsayabiliriz. Nerede ayrılıyoruz peki? İyi Feministlerle neden başım dertte?

Galloway olayı

2016 Kasım’ında (Kanada’nın en iyi ilk üç üniversitesi arasında yer alan The University of British Columbia UBC) “UBC Hesap Ver” adlı kamuoyuna açık bir mektubun imzacıları arasında yer aldım. Bu metinde, üniversitenin eski çalışanlarından, yaratıcı edebiyat bölümünün eski başkanı Steven Galloway’a yönelik üniversitenin almış olduğu tavır kınanıyordu. Daha net ifade edersek, birkaç yıl önce üniversite yönetimi, henüz bir soruşturma başlatılmamışken, itham edilen kişi bile henüz neyle itham edildiğini doğru dürüst öğrenememişken, kendisine bir gizlilik anlaşması imzalatıp, ulusal medyaya hakkında ithamda bulunulduğunu duyurdu. Ben de dahil olmak üzere kamuoyunda bu kişinin seri bir tecavüzcü olduğu izlenimi uyanıverdi. Gizlilik anlaşması imzalatıldığı için kendisini savunamayan bu kişiye kamuoyu önünde her tür saldırıyı yapmak da adeta serbest hale geldi. Nitekim hakaret bombardımanı başladı.

Steven Galloway

Ama sonra, bir hakimin çok sayıda tanıkla yaptığı görüşmeler ve aylar süren soruşturması sonunda, Steven Galloway’in avukatının yaptığı yazılı açıklamayla ortaya çıktı ki, iddia edildiği gibi bir cinsel saldırı olmamıştı. Fakat üniversite, çalışanını yine de işten çıkarmıştı. Ben de dahil herkes bu duruma çok şaşırdı. Fakültedeki sendika şikayet başvurusu yaptı ve bu başvuru sonuçlanana kadar hakimin raporuna erişim yine üniversite tarafından aldırılan kararla yasaklandı. “Suçsuzluk kararı” birilerini hoşnutsuz etmiş olmalı ki saldırılar devam etti. İşte tam da bu sırada UBC’nin süreci ne kadar kötü yönettiğine dair bilgiler sızmaya başladı ve “UBC Hesap Ver” kampanyası gündeme geldi.
Adil biri, hakimin raporu yayınlanana ve kanıtlara erişim mümkün olana kadar bu kişi suçlu mu suçsuz mu yargıda bulunmaz. Hepimiz yetişkiniz: Kanıtlar ortaya çıktıktan sonra kendi kararımızı şu ya da bu şekilde kendimiz verebiliriz. “UBC Hesap Ver” mektubunun imzacıları işte böyle düşünüyorlar ama eleştirmenlerim öyle düşünmüyor. Onlar kararlarını çoktan vermişler. Bu İyi Feministler adil kişiler mi? Adil davranmayarak kadınların muhakeme etme ve adil olma becerisinden yoksun mahluklar olarak tasvir edildiği eski zaman yaklaşımlarını güçlendirip, onları karar alma mekanizmalarından uzaklaştırmak isteyenlerin eline koz veriyorlar.

“İtham ediliyorsan suçlusundur”

(…) Bu “itham ediliyorsan suçlusundur” düzeni, insanlık tarihi boyunca yürülükte oldu. Örneğin devrimlerin “Terör ve Erdem” aşamasında karşımıza çıkagelmiştir –bir şeyler ters gider ve derhal temizlik hareketi başlar: Fransız Devrimi’nde, SSCB’de Stalin’in temizlik kampanyasında, Çin’de Kızıl Muhafızlar Dönemi’nde, Arjantin’de Generaller iktidarı boyunca veya İran Devrimi’nin başlangıç yıllarında. Liste epey uzun ve hem sağcılarda hem de solcularda görülür. “Terör ve Erdem” dönemi daha kapanmadan epey sayıda kişi çoktan yolun kenarına atılmıştır bile. Hainlerin olmadığını, yahut hedef alınan herkesin mutlak suçsuz olduğunu söylemiyorum. Söylemek istediğim böyle zamanlarda suçun kanıtlanması için gereken normal prensiplerin gözardı ediliyor oluşu, uygulanmayışı.
Bütün bunlar da hep daha iyi bir dünya adına yapılır. Hatta bazen bir süreliğine daha iyi bir dünyaya işaret ettiği de olabilir. Bazen de yeni zulüm biçimleri için bahane olur: Adaletin yokluğuna bir tepki olarak başlar -devrim öncesi Fransa’sında olduğu gibi ya düzen yolsuzlaşmıştır, ya da Vahşi Batı’daki gibi ortada düzen yoktur- dolayısıyla insanlar adaleti kendi ellerine almaya başlarlar. Ama geçici olarak, ya da bazı anlaşılabilir durumlar için uygulanan bu yöntem, mevcut adalet mekanizmalarının tümden atılıp yerine hukukdışı iktidar yapılarının yerleştirildiği kültürel olarak pekiştirilmiş bir linç çeteciliğine dönüşüverir. Sicilya Mafyası Cosa Nostra örneğin, siyasi tahakküme karşı bir direniş hareketi olarak başlamıştı.

Ne Sağ’a ne Sol’a yaranamamak

#MeToo, #BenDe hareketi kötü bir hukuk sisteminin semptomu. Kadınlar ve cinsel tacize uğrayanlar sıklıkla kurumların içinde –özel şirketler dahil- seslerini adil bir şekilde duyuramıyorlar. Bu nedenle yeni bir araç kullanmaya başladılar: İnternet. Ve yıldızlar göklerden düşmeye başladı. Çok etkiliydi ve kitlesel bir uyandırma alarmı olarak görüldü. Peki ya sonra? Ya hukuk sistemi düzeltilir ya da toplum tümüyle hukuk sisteminden vazgeçebilir. Kurumlar, şirketler, işyerleri kendi iç temizliklerine girişebilirler ya da daha fazla yıldız ve bir sürü de göktaşı düşmesini bekleyebilirler.

B99606216Z.1_20171206081219_000_GEA1P5O36.1-0
Eğer etkisiz bulunduğu için hukuk sistemi es geçilirse, yerini ne alır? Güç dengelerini kimler yeniden belirler? Herhalde benim gibi Kötü Feministler değil. Bizler ne Sağ’a ne Sol’a yaranabiliyoruz. Aşırılıklar çağında, kazanan da aşırılıkçılar olur. (Aşırılıkçıların) ideolojileri din haline gelir; görüşlerini kukla gibi taklit etmeyen herkes aforoz edilir, dinden dönmüş sayılır; ortada duran ılımlılar ise imha edilir. Roman yazarları özellikle zan altındadır çünkü insanlar hakkında yazarlar ve insanlar ahlaken ne siyah ne beyazdır, ahlaken muğlaktır. İdeolojinin amacı ise muğlaklığı yok etmektir.
(…) Kadınların iyiliğini istemeyenleri kadınlara karşı savaştan ziyade kadınlar arasında savaş memnun etmiştir. Bu önemli bir an. Umarım heba edilmez.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar