İSTANBUL (Medyascope) – Guardian yazarı Dina Nayeri, 56 yaşında hayatını kaybeden Persepolis’in yaratıcısı Marjane Satrapi’nin ardından kaleme aldığı yazıda, Satrapi’nin kendi kuşağından İranlı kadınların travmasını, utancını, öfkesini ve sesini dünyaya tercüme ettiğini yazdı. Nayeri, Satrapi’nin eserlerinin Batı’daki tek boyutlu İran algısını parçaladığını, İranlı kadınlara kendileri için özür dilemeyi bırakmayı öğrettiğini anlattı. Bu yazıyı sizler için Türkçeleştirdik.
Marjane Satrapi hayatını kaybetti ve tanıdığım her İranlı kadın şok ve yas içinde. Hiçbiri ise ölüm nedenine ilişkin haberler karşısında şaşkın görünmüyor. Yakın çevresindekilere göre “üzüntüden” öldü. Elbette öyle oldu. İranlılar çoğu zaman böyle ölür. Satrapi de her şeyi çok derinden hissederdi.
Benim kuşağım için, yani ergenliğine 1980’lerin İran’ında başlayan ve gençliğini Batı’da tamamlayan kızlar için, Marjane Satrapi travmamızın, yetiştirilme biçimimizin ve bize özgü utanç, baskı ve açık sözlülük karışımının sözcüsüydü. Bizi 20’li ve 30’lu yaşlarımızda Batılı yaşıtlarımız için anlaşılır kıldı. Orta yaşımızda bunu yeniden yapacağından emindim.
Persepolis ile gelen tanınma duygusu
Uluslararası çapta büyük övgü alan, İran İslam Devrimi’ni ve İran-Irak savaşını bir çocuğun gözünden anlatan dünyaca ünlü çizgi roman serisi Persepolis’ten önce, Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) taşıdığım tuhaf yüklerin ve uyum sağlamaya çalışırken başvurduğum yolların yalnızca bana özgü olduğunu sanıyordum. Satrapi bunu çok az kelimeyle, zarafetle ve büyük bir kesinlikle yakaladı. Her çizim anında tanıdıktı: İranlı bir ailenin oturma odasındaki eşyalar, el hareketleri, aile içi dinamikler, genç bir kızın yüzündeki korku ya da isyan, Devrim Muhafızları’nın küçümseyen bakışı, memlekette kalan büyükannelere duyulan özlem. Sevilen bir akrabanın öldürülmesinin bütün duygusal ağırlığını tek bir siyah karede gösterebildi.
Satrapi 1969’da Reşt’te doğdu, Tahran’da laik ve siyasetle yakından ilgilenen bir ailede büyüdü. Çocukluğu 1979 Devrimi ve onu izleyen cinsiyet apartheid’ı, kadınlara getirilen sayısız kısıtlama, muhaliflerin hapsedilmesi ve idam edilmesi, İran-Irak Savaşı ile kesintiye uğradı. 1983’te, henüz ergenlik çağındayken, ailesi onu eğitim için Viyana’ya gönderdi. Daha sonra İran’a döndü, görsel iletişim okudu, evlendi, boşandı ve sanatının büyük bölümünü üreteceği Fransa’ya gitti.
Satrapi’nin eserlerini okumaya 2003’te, Persepolis’in ilk cildi ABD’de yayımlandığında başladım. İltica edişimin üzerinden 14 yıl geçmişti ve bütün ergenliğimi Amerikalılara kendimi açıklayarak, saklayarak ya da kendim için özür dileyerek geçirmiştim. Hâlâ travmatizeydim ve her zamankinden daha fazla kafam karışıktı. Sonra karşımda bir çizgi roman vardı. Daha önce hiç çizgi roman okumamıştım. Her şeyi öyle dürüst ve güçlü biçimde ortaya koyuyordu ki, bunlar artık o kadar utanç verici görünmüyordu.
Persepolis’in devamını okumak istiyordum ama o sırada İngilizcesi yoktu. Bu yüzden dört bölümlük seriyi Fransızca okudum. Bir şekilde bu daha iyi oldu. Her kelimeyi, kendi aksak Fransızcamla yavaş yavaş okurken yeniden 10 yaşıma dönmüştüm. Yeni ülkemde İngilizce kitapların üzerinde emekleyen o çocuktum yine. Genç Marjane’in zihnine daha derinden girebildiğimi hayal ediyordum. O da yeni bir dil öğrenmeye çalışıyordu.
Batı’nın İran’a bakışını değiştiren ses
Persepolis’in başarısından sonra Satrapi kendisini Batılılara İran’ı tercüme ederken buldu. İranlıların ne istediğine, ne konuştuğuna, özel hayatlarında nasıl yaşadığına dair yanlış kanaatleri düzeltiyordu. 2003 tarihli çizgi romanı Embroideries’de, toplumun farklı kesimlerinden İranlı kadınlar çay içmek için bir araya gelir ve en tuhaf seks hikâyelerini paylaşır: Ameliyatlar, hurafeler, dinî baskı, gösteriş, aşağılanma, reddedilme ve erkeklerin absürtlüğü. Bu kitap, ailemin tuhaf ve çoğu zaman travmatik cinsel geçmişiyle yüzleşmeme, ayrıca bunların yalnızca bize özgü olmadığını anlamama yardımcı oldu.
2023’te, Mahsa Amini’nin ölümünün, Jin, Jiyad, Azadi (Kadın, Yaşam, Özgürlük) protestolarının ve İranlıların ne istediğine dair Batı’da yeniden ortaya çıkan yanlış kanaatlerin ardından Satrapi protestolar hakkında bir çizgi roman derlemesi yayımladı. Satrapi, benim kuşağımdan İranlı kadınların “bir tür bölünmüş hayat” yaşadığını anlatıyordu: Evde bir benlik, kamusal alanda başka bir benlik. Ama “bugünün gençliği ‘Siktir et, böyle yaşamak istemiyoruz: İçeride ve dışarıda ben ben olmak istiyorum’ dedi. Aslında istedikleri şey, istediklerini giyebilmek, istediklerini söyleyebilmek, istediklerini yazabilmek, düşünme özgürlüğüne sahip olmak.”
Satrapi’nin kitaplarının beni ve benim gibi pek çok kadını saklandığımız yerden çıkardığını, bize kendimiz için özür dilemeyi bırakmayı öğrettiğini söylemek abartı olmaz. Travmamız, yüksek sesimiz, öfkemiz, yasımız, arzumuz için… 2006’da The Believer’a “Ortada sıkışıp kaldım” demişti. “Her yerde İran’ı savunmak zorundayım. Çünkü İran hiç anlaşılmıyor, özellikle de ABD’de.”
Kitapları, Batı medyasındaki tek boyutlu İranlı imajını karmaşıklaştırdı. 2024’te Guardian’a verdiği bir röportajda Batı’nın “gizli ırkçılığından” söz etmişti. Buna göre Batı, “İranlıları kültürel olarak insan haklarına uygun olmayan insanlar” gibi görüyordu. Sinemada İran, “karanlık çağlara saplanıp kalmış”tı. Görüntüler hep “bir yamaç ve bir eşek”ten ibaretti. “Bir ağaç… Bir kadın… Bir elma… Siktir et bunu, biz şehirlerde yaşıyoruz, çok karmaşık sorunlarımız var… Ve hükümet bizi temsil etmiyor.”
“Kendi başıma fazlasıyla yeterliyim”
20’li ve 30’lu yaşlarımın büyük bölümünde Satrapi, bana kendimi ezdirmememi söyleyen sesti. Üstelik orta yaşta duymak istediğim başka şeyleri daha yeni söylemeye başlamıştı. 2020’de Le Monde’a şöyle demişti: “Kaç kez şunu duydum: ‘Şunu yapmadıkça gerçek bir kadın değilsin…’ Oysa ben öyleyim! Ben bir kadınım, bütünüyle bir kadın. Hiç doğum yapmamış olsam da. Ve başkalarının asla bilemeyeceği deneyimlerim olacak. Bir erkek ya da bir çocuk tarafından ‘tamamlanmaya’ kesinlikle ihtiyacım yok. Kendi başıma fazlasıyla yeterliyim.”
Yine de bütün kalbiyle severdi: Arkadaşlarının söylediğine göre kalp kırıklığından öldü. Ona hayranlık duyan, onun sayesinde görüldüğünü hisseden bizleri de biraz kalbi kırık bırakarak.








