Dünyanın Gidişi (6): Brexit tehdidi altında Kuzey İrlanda Barış Süreci

Merhaba! Haftasonunda Büyük Britanya’nın ya da daha yaygın adıyla İngiltere’nin başkenti Londra’da büyük bir nümayiş vardı. Öyle ki 2003 yılında Irak’ın işgali öncesinde, tüm dünyada olduğu gibi Londra’da da düzenlenen savaş karşıtı protesto gösterilerinden bu yana, kentin gördüğü en geniş katılımlı gösteriydi bu. 700 bine yakın kişi çıktı sokağa ve İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılıp ayrılmaması konusunda, AB’de kalmaktan yana bir sonuç alınacağı umuduyla ikinci bir referendum yapılmasını talep etti. Yani yeni bir Brexit referandumu. Hatırlayacaksınız 23 Haziran 2016’da yapılan referandumda Avrupa Birliği’nden ayrılık kararı yüzde 52’ye karşı yüzde 48 oyla alınmıştı.

Malumunuz İngiltere Avrupa Birliği’nden ayrılık sürecinde son düzlüğü koşuyor. 45 yıllık üyeliği –son dakikada uzatma kararı alınmazsa- 29 Mart 2019 gecesi sona erecek. Ama İngiltere için Brexit’ten sonrası hâlâ pek çok açıdan meçhul. AB’den çıkmanın Brexit yanlılarının iddia ettiği gibi İngiltere’yi daha müreffeh bir ülke haline getirmeyeceği gerçeğiyle de yüzleşilmiş bulunuluyor. Sokaktaki tepki buna…  

İngiltere hükümeti ise en başından bu yana yeni bir referendum yapılmayacağını net bir şekilde vurguluyor, üstelik AB ile yürütülen müzakereler sonunda varılacak anlaşmanın yüzde 90’ı da hazır. Hatta Başbakan Theresa May bugün parlamentoya yüzde 95’I tamamlandı diyecek. Fakat müzakereleri bu son aşamasında tıkayan, dolayısıyla Avrupa Birliği’nden ayrılmak iste-me-yenleri de cesaretlendiren bir mesele kaldı:

Kuzey İrlanda ile İrlanda Cumhuriyeti arasındaki sınır ne olacak?

Kuzey İrlanda malum Britanya’ya bağlı, ama Britanya AB’den çıkacak. Komşu AB üyesi İrlanda Cumhuriyeti ile halihazırda malların, hizmetlerin ve insanların serbest dolaşımına açık olan sınır, ayrılık sonrasında nasıl düzenlenecek? Mesele bu…

Bugünkü Dünyanın Gidişi’nde bu sınır sorununu, gümrük, pasaport kontrolü olacak mı olmayacak mı gibisinden bir teknikalite olarak değil, Brexit’in Kuzey İrlanda Barış sürecine olası etkileri üzerinden irdelemek istiyorum.

Dünyanın farklı ülkelerinde yaşanan çatışma örnekleri konusunda çalışmalar yürüten Demokratik Gelişim Enstitüsü (DPI) adlı kuruluşun davetlisi olarak, geçen hafta İrlanda’danın başkenti Dublin’deydim ve bu konuyu birinci elden muhataplarına sorma fırsatı buldum. Aslında Belfast’a Kuzey İrlanda’ya da gidecektim ama İngiltere vizem yoktu. Gerçi sınırda şu anda kontrol yok, örneğin karayoluyla seyahat ediyorsanız İrlanda’dan Kuzey İrlanda’ya geçtiğinizin tek işareti olarak İrlanda’da yeşil olan yol tabelalarının Kuzey İrlanda’da maviye dönmesini sayabilirsiniz. Dolayısıyla Dublin-Belfast seyahati yapsam, yolda kimse bana pasaportumu, vizemi sormayacaktı. Nitekim grubumuzdan İngiltere vizesi olup da Belfast’a giden arkadaşlar vardı, onlara sorulmadı. Ev sahiplerimi ve vizemi veren İrlanda Cumhuriyetini zor durumda bırakmamak için ben şansımı zorlamadım. Dublin’de kaldım.

AB ile Londra hükümeti arasında tartışılan mesele tam da bu işte: Nasıl ayıracağız, biri AB üyesi diğeri AB’den ayrılacak Britanya’ya bağlı özerk olan iki İrlanda’yı? Bir takım formüller var masada onların detayına girmeyeceğim..

İki İrlanda derken, İrlandalılar 1916’da İngiltere’nin sömürgesi olmaya başkaldırıp ayaklanmış ve 1921’e kadar savaşarak bağımsızlıklarını kazanmıştı.

Bağımsızlık anlaşması 1922’de hayata geçtiğinde de İrlanda Cumhuriyeti resmen kurulurken, adanın Ulster olarak bilinen vilayetindeki 9 ilçeden 6’sı Britanya İmparatorluğu’na bağlı kaldı.

İşte bugün Kuzey İrlanda olarak bildiğimiz özerk bölge bu 6 ilçeden oluşma.

Ve işte bu İrlanda Cumhuriyetine katılmayıp Britanya tebaası olarak kalma meselesi, 1968’den – 1998’de varılan Hayırlı Cuma Barış Anlaşması’na kadar 30 yıl boyunca çatışma ve şiddet ile özdeşleşen Kuzey İrlanda sorununun temeli oldu.

Bugünkü mevcut durumda, Kuzey İrlanda’da yaşayan Britanya vatandaşları, İrlanda Cumhuriyeti’ne pasaportsuz vizesiz, girip çıkabiliyor, bu ülkede çalışabiliyor, işyeri açabiliyor, eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlanabiliyor. Araya AB sınırı çekilir ve özel bir düzenleme yapılmazsa bütün bunları kaybedebilirler… Daha da önemlisi aradan 20 yıl geçmesine rağmen hala kırılgan olan barışı da yitirebilirler…

Dolayısıyla korkuyor İrlandalılar…

Bu gazete, Irish Times’ın geçen Çarşamba günkü baskısı.  Manşette, katı sınır, yani fiziksel bir sınır hattı, İrlanda için ne demek sorusu var. Yanıtlayan, 3. Sayfada tam sayfa mülakatı yayınlanan bir kadın. Manşete çıkarılan sözleri şöyle: Eğer Brexit’le şiddet geri dönerse, bu kez çatışan taraflar genç olacağından, dolayısıyla geçmişin acılarını hatırlamıyor olacaklarından hiç korkuları da olmayacak.”

Bu kadın babasını 1972 yılında Kuzey İrlanda’nın İrlanda Cumhuriyeti’yle birleşmesi için silahlı mücadele eden İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu, IRA militanlarının İrlanda-Kuzey İrlanda arasındaki gümrük kontrol noktalarından birine düzenlediği bombalı saldırıda kaybetmiş. Brexit’in, geçmişin o şiddet dolu günlere geri dönmek anlamına gelmesinden korkuyor.

Kuzey İrlandalılar’ın çoğunluğu sınırın mevcut halinde kalmasından yana. Zaten Brexit referandumunda da seçmenlerin yüzde 56’sı Avrupa Birliği üyesi kalalım demiş.

Sınır demek, sınır kontrolleri demek, ve sınır kontrolleri demek çoğunluğu katolik olan İrlanda milliyetçileri için İngiliz sömürgeciliğinin en önemli sembollerinden birinin yeniden ortaya çıkması demek.

İki İrlanda’yı ayıran, İngiltere ile Birlik yanlısı çoğunluğu Protestan nüfusu kayırıp, Cumhuriyeçiler olarak da adlandırılan İrlanda milliyetçilerine ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapan sömürge anlayışı ve düzenlemelerinin simgesi…

20 yıl önce 1998’de varılan Hayırlı Cuma Barış anlaşmasının tarafları İngiltere hükümeti ve İrlanda Cumhuriyeti ile Kuzey İrlanda’nın biri hariç tüm siyasi partileri ve tüm paramilis gruplarıydı. İçlerinden İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu IRA’yi biliyorsunuz.

Anlaşmanın temel parametreleri ise hem İngiltere’nin hem de İrlanda’nın AB üyesi olması üzerine bina edilmiş durumda.

Dolayısıyla İngiltere’nin AB’den ayrılması, sınır meselesi dışında, anlaşmanın en önemli maddelerinin de altını oyabilir.

Hayırlı Cuma Anlaşması Kuzey İrlanda’ya, geçmişte çatışan cumhuriyetçi/milliyetçi/Katolik ve İngiltere ile Birlik yanlısı/Birleşik Krallığa sadık/Protestan olarak ikiye ayrılan tarafların temsilcilerinin seslerini eşit şekilde duyurabildiği bir meclisin kurulmasını sağladı. Ayrıca taraflara İngiltere ve İrlanda hükümetleriyle birlikte çalışma olanağı sağlayan konseyler de var. Üstüne, yine bu anlaşma sayesinde, Kuzey irlanda sakinleri isterlerse Britanya ya da İrlanda vatandaşı olmayı seçebiliyorlar, ya da çifte vatandaşlık sahibi de olabiliyorlar. Yani siyaset bilimci Brendan O’Leary’nin ifadesi ile Hayırlı Cuma Barış Anlaşması çift uluslu bir toplum yaratmış durumda.

Bir başka ifadeyle, bu anlaşma, iki kesimin çatışmasına neden olan Kuzey İrlanda, İrlanda Cumhuriyetine mi bağlı olmalı, İngiltere’ye mi bağlı olmalı sorusuna net bir yanıt vermemekle birlikte, bu soruyu önemsizleştiriyor ve bir anlamda sorunu çözmese de taraflar arasında bir denge sağlayarak çatışmaya engel oluyor.

Fakat Brexit ve sınır meselesi, bu soruyu yeniden gündeme getirmiş oldu.  

Kuzey İrlanda’da iki büyük parti var. Biri İngiltere ile Birlik yanlılarının başlıca siyasi temsilcisi Demokratik Birlik Partisi, diğeri İngiltere’den bağımsız tek birleşik İrlanda talebini dile getiren Sinn Fein.

Demokratik Birlik Partisi iki İrlanda arasında, güvenliği, kontrolleri ve gümrüğü ile tam bir AB sınırı çekilmesini istiyor.

Sinn Fein ise mevcut durumu korumak istiyor ve İngiltere ile İrlanda arasındaki sınır İrlanda adası ile Britanya adası arasındaki İrlanda Denizi’ne konulmalı diyor.   

Özetle, milliyetçiler tam AB sınırına karşı çünkü serbest dolaşımın yanısıra İrlanda Cumhuriyeti vatandaşı olma haklarını da kaybedebilirler.

İngiltere ile Birlik yanlıları ise tam bir sınır olmazsa Kuzey İrlanda’nın de facto İrlanda Cumhuriyeti’ne bağlanmış gibi olacağını söylüyor.

Bir önemli sıkıntı da yasalarla ilgili. İngiltere AB üyesi olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni tanıyor ve Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu’nu kendi yasası sayıyor. Kuzey İrlandalılar da öyle. Ama Brexit ile bu durum sona erecek.

İngiltere hükümeti diyor ki, onun yerine kendi haklar yasamızı yapalım.

Ama yıllarca sömürge olarak yaşamış Kuzey İrlandalılar için, bu o hiç güvenmedikleri, geçmişte milliyetçiler/katolikler aleyhinde siyasi davrandığı, yetersiz ya da sahte kanıt ve tanıklarla yanlış hükümler verdiği sonradan kanıtlanmış da bulunan  İngiliz yargısına yeniden tabi olmaları anlamına geliyor.

Oysa şimdi güvenceleri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi. Ve bu mahkemenin varlığı-güvencesi özellikle İRA’nın Hayırlı Cuma Anlaşmasını kabul etmesinde, silah bırakma sürecinde etkili olmuştu.

Son bir önemli husus da, Brexit’in Kuzey İrlanda’daki iktidar paylaşımına dayalı kurumlarına zarar vermesi olasılığı. Theresa May’in liderliğindeki İngiliz Muhafazakar Partisi parlamentoda hükümet kurmaya yeter çoğunluğa sahip değil. Parlamentoda Kuzey İrlanda’ya ayrılmış sandalyeler var, onların bir kısmının sahibi olan Kuzey İrlanda Demokratik Birlik Partisi May hükümetine dışarıdan destek veriyor, bu sayede de hükümet edebiliyor İngiliz muhafazakarlar.

Fakat Kuzey İrlanda Demokratik Birlik Partisi Hayırlı Cuma Anlaşmasına imza koymadığı için, ileride bu anlaşmanın hükümlerini uygulamamaya kalksa örneğin İngiliz hükümetinin arabuluculuğuna, tarafsızlık iddiasına karşı taraf itiraz edecektir.  İşin kötüsü Kuzey İrlanda parlamentosu geçen Ocak ayında böyle bir anlaşmazlık nedeniyle askıya alındı, çalışmıyor ve taraflar bir hükümet de kurulabilmiş değil. Dolayısıyla Brexit müzakereleri sürecinde örneğin İskoçya gibi Kuzey irlanda’nın çıkarlarını temsil edebilecek bir hükümet yok ortada.

Brexit ertesinde İngiltere, hükümet kuramadınız zaten, artık Londra’dan sizi biz yöneteceğiz derse, işler iyice karışır. Dediğim gibi milliyetçilerin barış anlaşmasına taraf olmasında en büyük etken iktidar paylaşımını olanaklı kılmasıydı idi. Bu kazanım da tehdit altına girecek gibi görünüyor Brexit’ten sonra…  

Dublin’de görüştüğüm eski Sinn Fein sözcüsü, IRA üyesi olduğu iddiasıyla 8 yıl hapis yatmış olan yazar Danny Morrison’ın vurguladığı üzere milliyetçiler, Brexit sonrası gelişmelerin yıllar süren mücadele ile kazandıkları içlerinde İrlanda dili olan Gaelik’in İngilizce’yle birlikte resmi dil statüsü de dahil pek çok hakkın İngiltere ve İngiltere ile birlik yanlıları tarafından gasp edileceği endişesi taşıyor.

Özetle, şiddeti doğuran en önemli etmenlerden endişe ve korku Kuzey İrlanda’da tetiklenmiş durumda… Ve Barış çok kırılgan…

Barış kazanmanın da kazanılmış barışı korumanın da çok çok zor olduğu zamanlardayız…

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar