Ziad Majed: “Suriye felaketinin henüz sonuna gelmiş değiliz”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Paris Amerikan Üniversitesi öğretim üyesi, Suriye uzmanı Ziad Majed’le “Beşar Esad’ın Zihin Dünyası” kitabını, Beşar Esad’ın iktidardaki 18 yılını, babası Hafız Esad’la ilişkilerini ve Suriye’yi bekleyen geleceği konuştuk.

Burak Tatari: Günaydın. Konuğumuz Ziad Majed’le son kitabı “Beşar Esad’ın Zihin Dünyası”nı konuşacağız. İyi günler.

Ziad Majed: Günaydın.

BT: İki Suriye uzmanı, Faruk Mardam Bey ve Suphi Hadidi’yle yazdığınız “Beşar Esad’ın Zihin Dünyası” kitabı yakın zamanda yayımlandı. Siz Paris’teki Amerikan Üniversitesi öğretim üyesi, Lübnanlı bir siyaset bilimci ve bir Suriye uzmanısınız. İsterseniz şöyle başlayalım: Beşar Esad’ın babası Hafız Esad ülkeyi 30 yıl boyunca yönetti, Beşar Esad ise 18 yıldır iktidarda. Hafız Esad’ın mirası neydi?

ZM: Kitabın ana fikri Suriye’deki sistem nasıl işliyor, 48 yıl sonra Suriye nasıl aynı aile tarafından yönetiliyor sorularını anlamak için Beşar Esad’ın kafasında biraz kazıya çıkmaktı. Araştırdıkça Beşar Esad’ın kafasında babasının, Hafız Esad’ın mirasının, onun oluşturduğu sistemin olduğunu fark ettik. Onun sistemini devam ettirirken sembolik anlamda babasını “öldürmek” istediğini gördük. Hafız Esad’ın 1970’den bu yana kimi zaman aile bağlarını esas alan “klancılığa” yaslanan, azınlık Alevi topluluğunu esas alan “toplulukçuluğa” dayanan bir şekilde Suriye’de istihbarat servislerini kurduğunu görüyoruz. Ancak özellikle ticaret alanının Suriye’deki diğer gruplara açık olduğunu görüyoruz. Suriye’nin hemen her tarafında ağırlıklı olarak Alevilerden oluşan bürokrasi, bu insanlarla bir sistem oluşturmuş.

“Suriye dünyada babanın ardından oğulun yönettiği ikinci cumhuriyet”

Hafız Esad’ın Suriye’si Ortadoğu’da bölgesel politikalara yatırım yaptı. 1976’da Lübnan’ı işgal ederek veya Filistin sorununu kullanarak ülke içi politikalarını meşrulaştırmaya çalıştı. Kürt meselesinde de öyle… Türkiye ile ilişkilerinde kullandı. Suriye’deki meseleleri gölgelemek için de şiddet kullandı. Aralarında gizli servisin, hapishanelerde işkencenin, 1980-1982 arasında aralarında Palmira hapishanesindeki katliamın da olduğu o korkunç dönem ve Hama katliamı… Son olarak 1990’lı yıllarda, daha sonra bir trafik kazasında ölecek büyük oğlu Basil’i iktidar için hazırlamaya başladı. Kardeşi gibi asker olmayan ikinci oğlu Beşar kısa zamanda askeri ve politik kariyer yaptı ve ülkenin başına geçti. Dünya üzerinde adı “cumhuriyet” olan sistemlerde babanın ardından oğulun ülkeyi yönettiği ikinci örnek.  Cumhurbaşkanı “seçildiği” zaman sadece 34 yaşındaydı. Suriye Anayasası’na göre cumhurbaşkanı 40 yaşını doldurmuş olmalıydı. Tabii ki, Beşar Esad’a babası Hafız’dan kalmış önemli bir mirastan söz ediyoruz. Suriye hâlihazırda Ortadoğu’daki çatışmalarda tarafını almıştı. İçeride ise sistematik şiddet kullanarak iktidarını sürdürüyordu. Birçok Suriyeli muhalif ve aydının cesaretine rağmen muhalifler onlarca yıl hapishanelerde kalarak kırılmış durumdaydı.

                     Hafız Esad ve Beşar Esad

BT: Beşar Esad iktidara geldiğinde Suriye’deki temel sorunlar nelerdi?

ZM: Birçok şey var. Öncelikle meşruiyet arayışıyla kendisinin de bir karakter olduğunu göstermek istedi. Bu çok kolay bir amaç değildi. Baba Hafız Esad 30 yıllık yönetimiyle kült bir kişilikti. Lübnan meselesi vardı. İsrail’in ülkeden çekilmesinin ardından Lübnanlıların bir bölümü Suriye’ye ülkeyi terk etmeleri için baskı yapmaya başladı. Bir yönüyle tehdit olan Irak Savaşı vardı. İran’ın bölgede etkisini artırmasıyla Şam-Tahran ilişkilerinin rahatsız ettiği Arap ülkelerinin baskısı vardı. Küçük bir grubun kontrol ettiği, yolsuzluğun olduğu ülkede ekonomik problem vardı. Kamunun elinde bulundurduğu şirketlerin bir bölümünü Beşar özelleştirdi. Bu özelleştirmeler kuzenine ve yakınlarına yaradı. Bu da orta sınıf ve yoksul sınıfları etkiledi. Beşar Esad iktidara geldiğinde ülke çok zor bir durumdaydı. Beşar’ın aldığı önlemler ise durumu daha da zorlaştırdı.

“2000’lerin başında Beşar Esad’ın politik açılımda bulunacağı yanılsaması hâkimdi”

BT: Beşar Esad yönetimini iki bölümde ele alabiliriz. İç savaşa kadar olan bölüm ve sonrası. İlk bölümde Beşar Esad’ın yönetimi nasıldı?

ZM: Beşar Esad iç savaşa kadar olan 11 yıllık yönetiminde hep babasıyla farklarını ortaya koymaya çalıştı. Ekonomi alanında liberalleşme, hatta neoliberalleşme politikaları izledi. Özelleştirmelerle birlikte bütçede tarıma ayrılan pay azaldı. Türkiye, Rusya ve Körfez ülkelerinden gelen yatırımlardan kuzeni başta olmak üzere Esad ailesine yakın gruplar faydalandı. Beşar ülkenin politik hayatını domine etti. İlk birkaç yıl Beşar Esad’ın politik açılımda bulunacağı yanılsaması hâkim oldu. 2001’de başlayan bu döneme “Şam Baharı” adı verildi. Aydınlar imza verdiler, entelektüel tartışmalarda bulundular. Ancak bu inisiyatifte bulunan entelektüellerin çoğu tutuklandı, hapse konuldu. Rejimin önde gelenleri Suriye’nin Yugoslavya veya Cezayir olmasına izin vermeyeceklerini açıkladılar. Politik özgürleşmenin iktidarı zayıflatacağını savundular. Merkezi otorite, politik olmayan muhafazakâr bir İslam anlayışını desteklemeye başladı. İstihbarat, radikal grupları kontrol edebileceklerine inandı. Lübnan’daki büyük yenilginin ardından rejim giderek İran’la ilişkisini sağlamlaştırdı. Lübnan Başbakanı Refik Hariri’nin ölümünden sorumlu tutulan Suriye rejimi ülkeden çekilmek zorunda kaldı. Bu dönemde birçok başarısızlık yaşanması ve çok ciddi ekonomik problemler Mart 2011 devriminin önünü açtı.

“Rejim hiçbir tavizde bulunmamayı seçti ve muhaliflere çok sert davrandı”

BT: 2000’li yılların başında Ankara ile Şam’ın iyi ilişkileri olmuştu. Sonra ne oldu? Ve iki ülkenin ilişkilerinin iyi seyretmesinin önemi neydi?

ZM: 1998 yılından itibaren babası tarafından iktidarı almaya hazırlanan Beşar Esad Türk yetkililerle ilişkiler kurmaya başlamıştı. Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkarılmasında asıl pay Hafız Esad’ın olsa da Beşar’ın da rolü vardı. 2000’lerin başında dış yatırımlara ihtiyacı vardı ve sermaye sahiplerini cesaretlendirdi. Türkiye özellikle Halep’te önemli bir ekonomik aktöre dönüştü. Türkiye ve Suriye arasında uzun süren gerilimlerin ardından bir uzlaşıya varıldı. Bu uzlaşı Şam’ın Tahran’la ilişkilerini iyice sağlamlaştırdığı döneme denk geldi. Türkiye’nin Ortadoğu’daki önemli ortaklarından Katar’ın da Suriye’de yatırımları vardı. 2011’de olaylar başladığında, ilk altı aylık süreçte Ankara ve Doha, Şam’la pazarlıkta bulundu.  2011 Haziranı’nda Ahmet Davutoğlu Şam’a giderek rejimle müzakereler yaptı. Ancak Suriye rejimi hiçbir tavizde bulunmamayı seçti ve kalkışmayı bastıracağını düşündü. İran’ın desteğini alan rejim, muhaliflere çok sert davrandı. Suriye’de uzun süredir var olan cezasızlıktan faydalandı. 2011 Temmuzu’ndan sonra Ankara’nın ve Doha’nın, bir süre sonra da Riyad’ın Şam’la ilişkileri bozuldu. Bu noktadan sonra da rejim giderek Tahran ve Moskova’ya daha bağımlı hale geldi.

BT: İç savaş sırasında kimi Sünni grupların Beşar Esad’ı desteklemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

ZM: Tüm ülkelerde olduğu gibi Suriye’de sadece mezhepsel farklılıklar yok. Sınıflar, ekonomik bölünmeler var. Batı ve Doğu, büyük şehirler ve taşra gibi ayrımlar var. Suriye’de Esad’ın arkasında istihbarat ve ordunun belkemiğini oluşturan Alevi topluluğu, aynı zamanda diğer dini azınlıklar var. Dürziler ve Hıristiyanlar gibi gruplar rejim değişikliğinden çekiniyor. Aynı zamanda da söylediğiniz gibi Suriye Sünni topluluğunun bir bölümünü oluşturan ve Esad’ı destekleyen bir grup var. Genellikle ticaret burjuvazisi olarak nitelendirebileceğimiz ve Esad yönetiminde ekonomik olarak palazlanmış bir grup. Küçük burjuvazi veya devlette görev almış kişiler de bu gruba dahil edilebilir. Ama bu her hâlükârda Sünni topluluğunun sınırlı bir bölümü.

“Suriye bugün parçalanmış ve işgal edilmiş bir ülke”

BT: Şu an neredeyse herkes rejimin savaşı kazandığını düşünüyor. Ancak Suriye ordusu ülkenin her bölgesini kontrolü altına almış değil. Örneğin Suriye Demokratik Güçleri ve kimi ABD kuvvetleri ülkenin kuzeydoğusunu, Türk Silahlı Kuvvetleri ile birlikte hareket eden Özgür Suriye Ordusu da belirli bölgeleri kontrol ediyor. Bu konuda rejimin ve Rusya’nın stratejisi ne olacak?

ZM: Bugün rejimin gücü İran ve Rusya’ya dayanıyor. Hatırlayalım, 2011’de başlayan ve rejimin baskısıyla silahlanan muhalefetle birlikte ülke iç savaşa sürüklenmişti. Sahada İran’ın Şii milisleri ve Devrim Muhafızları bulunuyor. Buna rağmen rejim toprak kaybetti. 2015’te rejim Suriye topraklarının sadece yüzde 20’sini kontrol ediyordu. Rusya’nın askeri müdahalesi güç dengelerini değiştirdi. Rejim şu an toprakların yüzde 60’ını kontrol ediyor. Rejim, Rusya ve İran haricinde ABD ve Avrupa aşırı sağının ve aşırı solun da bir bölümünün desteğini almış durumda. Bu gruplar Suriye sosyolojisini anlamıyor ve insan haklarını göz ardı ediyor. Ancak emperyalizm ve komplodan bahsediyor. Tüm bunlardan yararlanan rejim kaybettiği toprakların önemli bölümünü geri kazanmış durumda. Suriye halkının 6 milyonu yurtdışında mülteci olarak bulunuyor, toplamda 13 milyon Suriyeli evlerini terk etti. 7 milyon kişi de Suriye içinde yer değiştirdi. Suriye bugün parçalanmış ve işgal edilmiş bir ülke. Topraklarının önemli bölümü Rusya ve İran tarafından işgal altında. “Uluslararası koalisyon” adı altında bile olsa ABD’nin kontrol ettiği topraklar var. Türkiye’nin ve muhalefetin bir bölümünün ülkenin kuzeyinde denetiminde tuttuğu alanlar var. Ayrıca İdlib var. Rejim iktidarda kaldı ancak bu dış güçler sayesinde oldu. Bu da anormal bir durum ve politik çözümün önünü tıkıyor. Suriye felaketinin henüz sonuna gelmiş değiliz. Politik çözüm şu an ancak 48 yıldır iktidarda bulunan rejimle yapılmak zorunda. Ve bu yönetim, Suriye’nin başına gelen kötülüklerin çoğunun sorumlusu. Maalesef bugün politik çözüm için pazarlık Suriyeliler arasında değil, Rusya, Türkiye, İran, ABD ve Avrupa arasında yapılıyor. Avrupa Birliği eğer Suriye rejimiyle ilişkileri normalleştirirse Suriye’de insanlığa karşı işlenen suçların karşılığı olmayacak. Bu suçları işleyen ve cezalandırılan tek aktör IŞİD olmuş olacak. Suriye’deki cinayetlerin yüzde 92’sini işleyen Esad rejimi cezalandırılmadığı sürece ülke için gerçek bir çözümden söz edilemez.

BT: Son sorum spekülatif bir soru olacak. Beşar Esad’ın daha uzun süre iktidarda kalacağını düşünüyor musunuz?

ZM: Düşünmüyorum. Bugün tehdit edilmiyor ve endişeli değil. Ancak Beşar Esad Rusya, İran, Türkiye, ABD gibi ülkelerin pazarlıklarında piyon konumunda. Esad yeni dönemde kabinesine birkaç muhalif alabilir. Ancak Ruslar Esad’ın değişmesi gerektiğine karar verene dek şimdilik Esad’ı kurtardı. Ancak Ruslar Suriye’nin yeniden inşa sürecinin önünde engel olduğuna karar verirlerse Esad’ı kurban verebilirler. Ancak daha önemlisi, uluslararası insan hakları bir gün Suriye’de işlerse Beşar iktidarda kalamaz.

BT: Çok teşekkürler Majed Bey.

 

 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus