Dünyanın Gidişi (21): İsrail’in Suriye’de artan hava saldırıları ne anlama geliyor?

Merhaba…

İsrail ordusu pazar günü Suriye’de birtakım hedeflere hava saldırıları düzenledi.

Hem İsrail basınında hem de uluslararası basında, bu son saldırıların İsrail’in daha önce Suriye’ye düzenlediği hava saldırılarından farklı olan yönlerine dikkat çekiliyor; kayda değer bulduğum için ben de sizlerle paylaşmak istiyorum.

Zira bu farklar İsrail’in Suriye politikasında değişikliğe işaret ediyor. Bu değişiklik ise, görece azalmışken yeni sıcak çatışmalara yol açabilir.

Farklara gelince:

Öncelikle örneğine çok nadir rastlanan bir tercih olarak, saldırılar pazar sabahı, yani gece karanlığında değil gündüz ışığında düzenlendi. Jerusalem Post gazetesi, haberi “Gündüz saldırıları, yeni Genelkurmay Başkanı Koçhavi’nin yeni stratejisi mi olacak?” başlığıyla duyurdu.

Şam yakınlarında Suriye Uluslararası Havalimanını da hedef alan ve 4 Suriye askerinin de aralarında olduğu 11 kişinin öldüğü operasyona, Suriye’den de karadan karaya fırlatılan roketlerle karşılık geldi.

Golan Tepeleri’nin İsrail işgali altında bulunan kısmında, 2800 metre yükseklikteki Hermon ya da Şeyh Dağı’ndaki kayak merkezinde bulunan İsrailli turistlerin izleyebildiği bir etkinlik gibiydi aslında bu saldırılar.

Nitekim şimdi izlediğiniz görüntüler, Suriye’den Golan’a doğru fırlatılan bir füzenin İsrail’in Demir Kubbe adı verilen hava savunma sistemi tarafından imha ediliş anını gösteriyor. Kayak yapan bir İsraillinin kaskındaki kamera tarafından kaydedilmiş.

Akıllara Hamas’ın roketlerinden endişe ettiklerini söylemelerine rağmen, yüksek yüksek tepelerden Gazze’nin bombalanmasını dürbünleriyle izleyen İsrailliler geliyor…

Gelelim pazar günkü saldırıları diğerlerinden ayıran bir başka hususa: İsrail saldırıları üstlendi.

Oysa bugüne kadarki İsrail taktiği saldırılar konusunda asla açıklama yapmamak, onları ne üstlenmek, ne de reddetmek, yani olayı muğlak bırakmaktı. Üstelik bu konuda medyaya da güvenlik gerekçesiyle sansür uygulanmakta olduğundan, İsrail medyası bugüne kadar Suriye’ye yönelik İsrail saldırılarını yabancı kaynaklara dayanarak ve iddia olarak vermek zorunda kalıyordu.

Bu kez, İsrail ordusu, karadan karaya Golan’a doğru füze fırlatılması ertesinde başlattıkları ikinci tur hava saldırıları devam ederken duyuru yaptı ve Suriye’de İran Devrim Muhafızları’nın elit birimi olan Kudüs Gücü’nü hedef aldıklarını duyurdu. Vurulan yerler de silah depoları, Şam Uluslararası Havalimanı’nın askeri bölümü, İran istihbarat birimi ve İran’a ait bir asker tesis olarak sıralandı.

Saldırıları üstlenme konusunda çarşambanın gelişi aslında perşembeden belli olmuştu:

Bir önceki İsrail Genelkurmay Başkanı Eisenkott görevi halefi Koçhavi’ye devretmeden kısa süre önce, 11 Ocak’ta, New York Times gazetesinde yayınlanan mülakatında herkesin bildiği sırrı nihayet açıklamış, İsrail’in son iki buçuk yıl içinde Suriye’de binlerce hedef vurduğunu söylemişti.

Ardından 13 Ocak’taki kabine toplantısında İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu da aynı gün yine Şam Havaalanı yakınlarında İran’a ait bir silah deposunu vurduklarını kamuoyuna bizzat duyurmuştu.

Bu pazar günü ise Netanyahu diplomatik ilişkileri yeniden tesis ettikleri Çad’ı ziyaret ediyordu ve oradan, “İran’ın Suriye’deki mevzilerini hedef almak ve bize zarar vermeye kalkan herkesi vurmak politikamızdır ve ister İsrail’de olayım ister tarihi bir ziyaret için Çad’da olayım bu politika değişmez,” açıklaması yaptı.

Bu dünya âleme ilan etme haline, bu böbürlenmelere eski Savunma Bakanı Ehud Barak, misilleme provoke edeceği, yani İsrail’in güvenliğini tehlikeye atmak anlamına geldiği gerekçesiyle tepki gösterdi.

Ama belki de amaç tam da bu zaten: yani bir karşı saldırıyı provoke etmek.

Daha önce bu tür saldırılara uçaksavarlarla karşılık vermekle yetinen Suriye’nin bu kez Golan’a, İsrail kontrolündeki topraklara doğru karadan karaya füze fırlatarak karşılık vermiş olmasına bakarak provokasyonun başarılı olduğu söylenebilir belki.

Fakat asıl kışkırtılmak istenen İran olsa gerek.

Amerikalı gazeteci ve tarihçi Gareth Porter 14 Ocak’ta The American Conservative’de yayınlanan makalesinde, İsrail’in bir süredir Tahran’a yönelik bir provokasyon stratejisi geliştirmekte olduğunu yazıp, bu stratejiyi, ABD’nin Suriye’den asker çekme kararı ışığında analiz etmiş.

Diyor ki, 2018’in başında İsrail Suriye’deki İran hedeflerini vurmasını, Tahran’ın Hizbullah’a gelişmiş silah sistemleri göndermesini engellemek olarak gerekçelendiriyordu. 2018’in sonlarına doğru yeni bir gerekçe daha açıklandı: İran’ın Suriye’deki askeri varlığını sona erdirmek.

Gareth Porter, İsraillilerin bu hedefe ulaşmak için, Suriye içinde İran ile İsrail arasında yeni bir savaş başlayacağı izlenimi yaratmak istediklerini yazıyor. Bu izlenimi yaratırken, bir yandan Rusya’yı, böyle bir çatışma ihtimaline engel olmak üzere ve İsrail lehine devreye sokmaya çalıştıklarını, aynı şekilde ABD’nin Suriye politikasını da etkileme girişimlerinde bulunduklarını kaydediyor.

ABD’yi etkileme konusunda kısmen başarılı da olmuşlar; Trump’ın Suriye’den çıkma arzusunu bildiklerinden, ara formül olarak “çok az sayıda asker ile Rusların İran’a baskı yapmasına etki edecek kadar hava gücü bırakacak şekilde bir çekilme stratejisi” hazırladıklarını yazıyor Porter.

Hatta bu planda kuzeyde Türkiye ve ABD’nin birlikte kontrol edeceği bir uçuşa yasak bölge tasarımı da yer alıyormuş. Geçen ağustos ayında plana Pompeo’dan da destek gelmiş. Üstelik planı hazırlayanlar arasında yer alan eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey de, Pompeo’nun da devreye girmesiyle ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi olarak atanmış.

Fakat eylül ayında İsrail’in saldırılarına karşı savunma yapan Suriye uçaksavarlarının bir Rus askeri uçağını düşürmesi ardından, Rusya’nın İsrail’le arasının bozulması ve S-300 hava savunma sistemlerini Suriye’ye getirme kararı, bu planları olumsuz etkilemiş.

7 Kasım’da James Jeffrey’nin Rusya’ya, “bugüne dek olduğu gibi İsrail’in Suriye’deki hedefleri vurmasına izin vermeye devam edeceğinizi umuyoruz,” çağrısını hatırlayalım. Yani S-300’leri İsrail’i engellemek için kullanmayın demek bu. Jeffrey “İran’ın Suriye’ye uzun menzilli füze sistemleri yerleştirmesi İsrail için varoluşsal bir tehdit yaratır. Bunu engelleme girişimlerine Rusya’nın izin vermesini diliyoruz, biz de İsrail’i destekliyoruz,” açıklaması yapmıştı.

Gareth Porter, John Bolton’ın “İran postalları ülkelerine dönene dek Suriye’den çekilmeyeceğiz” açıklamasını da, Rusya’nın S-300’leri Suriye’ye getirerek İsrail’in hızını kesmesinden endişe duydukları için yaptığını söylüyor.

Fakat Rusya’nın İsrail’in hava saldırılarına göz yummakla birlikte gidişattan memnuniyetsizliğinin artmakta olduğu anlaşılıyor. Londra merkezli El Kuds El Arabi gazetesine göre, geçen pazar günkü saldırılardan sonra Moskova İsrail’den, Şam Havaalanı ve çevresine yönelik saldırılarına son vermesini istemiş.

İki ülke yönetimleri arasında ilişkiler uçak düşürülmesi olayından beri zaten soğuk seyrediyor. Buna karşılık iki ülkenin askeri yetkilileri en son 17 Ocak’ta İsrail’de bir araya geldiler. İsrail ordusu da pazar günkü operasyon konusunda Rusya’nın bilgilendirildiğini söyledi. Rusya saldırılardan sonra 30 İsrail füzesini hava savunma sistemleri ile imha ettiklerini duyurmakla yetinmişti.

İsrail’de yayınlanan Haaretz gazetesinin yazarlarından Anshel Pfeffer, dün yayınlanan analizinde, gidişatın İsrail ile İran’ı gerçekten de, böyle dolaylı değil doğrudan savaşa tutuşturabileceğini yazmış. Pfeffer’e göre ne İsrail ne İran böyle bir topyekûn savaş istiyor ama tarafları dizginlemek üzere ne ABD ne Rusya devreye giriyor. 

Pfeffer, Rusya’nın İran’a ait güçleri İsrail sınırından 60 kilometre uzakta tutmayı taahhüt ettiğini, buna karşılık İsrail’in de saldırılarını da sınırlandıracağı izlenimi yarattığını yazmış. Ama diyor, hiçbirini yapmadı. İran yanlısı milislerin Şam’ın güneyinde üslenme çabalarına engel olmadı, İsrail sınırına yaklaşmalarını engelleyecek devriye turlarına nadiren çıktı. Sonra, diyor yazar, Rusya evet Suriye’nin hava savunma sistemlerini güçlendirdi ama İsrail’in hava saldırılarını etkisiz kılacak şekilde kullanıldıklarına tanık olmuyoruz.

Zira ona göre, Rusya Suriye’nin geleceğine dair planları olduğunu söylese Beşşar Esad’ı iktidarda tutmak ve kendi hava ve deniz üslerini tesis etmekle sınırlı esas hedeflerine ulaştığı için, daha fazlasına, yani İran’ı kışkışlayıp İsrail’i hizaya çekmek için ekstra emek sarf etmiyor. ABD de zaten çekilme planları yaptığı için, bu iki güç Suriye’de yeniden bir güç boşluğu yaratmaktalar ve işte asıl tehlike de diğer İran, Türkiye, İsrail olarak sıraladığı diğer başlıca aktörlerin bu boşluğu doldurmak istemesinde.

Demesi o ki, böyle giderse Suriye’de savaş sil baştan….

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar