Yorum: Kadri Gürsel (4): Türkiye’nin Venezüela kriziyle alakası – Maduro neden “Madura” oldu?

Yayına hazırlayan: Uğur Gümüşkaya

Merhaba bugünkü yayında, ekranın köşesinde gördüğünüz sorunun cevabını vereceğim kendimce. Türkiye’nin Venezüela krizi ile alakası; Maduro neden “Madura” oldu? Biliyorsunuz sosyal medyada bir hashthag açıldı. Orada #wearemaduro yazması gerekiyordu çünkü doğrusu odur. Fakat #wearemadura yazıldı ve bu hashthag devam ediyor, geçen çarşamba günü Amerika’nın Maduro’yu tanımadığını ilan etmesinden sonra. Gelişmeleri hatırlayalım; geçen çarşamba Venezüela’da Meclis Başkanı Guaido kendisini geçici devlet başkanı ilan etti. Hemen ertesinde ABD ve bir grup latin Amerika ülkesi Guaido’yu Venezüela’nın geçici devlet başkanı olarak tanıdıklarını ilan ettiler. Belli başlı Avrupa ülkeleri de bir  hafta içinde erken genel seçim ilan edilmezse aynı yoldan gideceklerini söylediler. Bu arada bu sorunun cevabı Türkiye’deki Venezüela krizinin iktidar tarafından nasıl kullanıldığına, araçsallaştırıldığına da bir açıklama getirecek ama serde habercilik olduğu için ve önemli bir haberle güne uyandığımız için onu paylaşmak istiyorum. Amerikan Hazine Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi pratik olarak Venezüela’dan petrol ithalatını yasaklayan bir karar aldı. Aynı zamanda Merkez Bankası’nı da yaptırıma dahil etmiş oldu aldığı kararla. Şöyle ki 7 milyar dolarlık malvarlığını dondurdu Venezüela’nın Amerika’da. Venezüela’nın milli petrol şirketi olan PDVSA’nın ilgili kişilerini ve tüzel kişiliğini yaptırıma tabi tuttu. Bunun sonucunda artık PDVSA Amerika’ya petrol ihraç edemeyecek. Bu şu anlama geliyor; Venezüela’daki ekonomik kriz daha da derinleşecek  çünkü Amerika Venezüela’’nın en büyük müşterisi. Bunu daha sonra Çin ve Hindistan takip ediyor. Tabii Venezüela’nın elde kalan atıl kapasitesini bu ülkelere kaydırmayacağı söylenemez.

Diğer taraftan Trump bu kararı ile ilgili Kongre’ye yazdığı mektupta yaptırımların Guaido’yu güçlendireceğini söylerken Maduro rejimini de eleştirdi. İnsan hakları ihlalleri, keyfi tutuklamalar, Maduro karşıtlarının tutuklanmalarını kastediyor; gösterilere karşı güç kullanılması, basın özgürlüğünün ortadan kaldırılması muhalefete baskı yapılması gibi gerekçeleri de sıraladı. Tabii bunlar söz konusu ise Trump gülünç kalıyor. Ciddi manada çifte standart içeriyor. İşine geldiği zaman aklına gelen ve bir başka ülkeye yaptırım uygulanması için gerekçe oluşturan nedenler bunlar, yoksa basın özgürlüğünün bugün Amerika’nın dış politikasında savunduğu bir değer olduğu iddia edilemez. Neticede burada sayılan gerekçelerin hiçbiri de ABD dış politikasına yön veren değerler, kıstaslar değildir.   Amerika’nın, Trump yönetiminin Ortadoğu ile ilişkilerinde bunların hiçbirinin uygulanmadığını biliyoruz. Ortadoğu’da insan hakları ihlalleri, keyfi tutuklamalar, basın özgürlüğünün ortadan kaldırılması pek çok ülkede söz konusu iken Trump yönetimi bu ülkelere karşı herhangi bir yaptırım uygulamıyor. Müttefik ülkelerinden bahsediyoruz tabii ki…

Kriz daha da derinleşecek. Bundan kim kaybedecek? Halk kaybedecek tabii. ki. Güya  bugüne kadar ABD’nin Venezüela’dan petrol ithalatını durdurmasının nedeni halkın daha fazla acı çekmesinin önüne geçilmesi imiş. Böyle açıklanıyor bu ama artık ok yaydan çıktığı için kriz belirli bir aşamaya geldiği ve bir eşiği geçtiği için buna mecbur kalmışlar. Böyle izah ediyorlar ama sonuçta çatışan taraflara baktığımız zaman hiçbirinin, ne Maduro’nun ne de Trump’ın, Trump’ın başını çektiği geçici ittifakın tutulur, desteklenir, haklı görülür bir tarafı yok burada. Venezüela’da ahlaken bir tarafı destekleyeceksek eğer bu Venezüela halkı olmalıdır. Venezüela’yı yöneten popülist otokrat olmamalıdır ya da tarihi boyunca sadece soğuk savaş değil ondan önce arka bahçesi olarak saydığı Latin  Amerika’ya orta Amerika’ya müdahaleleriyle tanınan ABD de olmamalıdır elbette. Yani hafızalar çok taze, unutmuş falan da değiliz. 1983’te Granada’ya yapılan askeri müdahaleyi, Nikaragua’da Kontralar’ın, Honduras’ta kıyıcı diktatörlerin desteklenmesini ABD tarafından o dönemde, bunlar unutulmuş değil. Bunlar Soğuk Savaş döneminde ABD’nin kendi arka bahçesi saydığı Latin Amerika’ya yaptığı, kendince gerekçe ürettiği müdahalelerdi.

Ben burada tekrar Venezüela halkına gelmek istiyorum. Onların çektiği acıyı bazı rakamlarla sizinle paylaşacağım. Enflasyon inanılmaz bir seviyede; yüzde bir milyon 300 bin. Yani 2018’de her 19 günde bir fiyatların iki katına çıkması anlamına geliyor. Develüasyon olağanüstü, 2018 bir dolar 50 bolivarın altında iken bugün bin altıyüz seviyesinde. Rekor bir küçülme var. Venezüela ekonomisi 2016’den beri her yıl yüzde 17 küçülüyor. Bu geometrik olarak muazzam bir küçülmeye tekabül ediyor. Halk yetersiz besleniyor. Her 10 kişiden 8’i yetersiz besleniyor ve halkın yüzde 64’ü 2017’de zayıflamış. Bu tespit edilen bir  rakam. Ortalama kilo kaybı da kişi başına 11 kilo. Yani çok ciddi beslenme yetersizliği var. Mesela 1960’da kökü kazınan sıtma ülkeye geri gelmiş durumda. Sağlık sistemi çökmüş durumda. 2018’de 600 bin sıtma vakası tespit edilmiş. Göç ediyor Venezüela. Bir milyonu komşu Kolombiya’ya olmak üzere 3 milyon kişi göç etti, açlık ve hayat şartlarının çekilmez hale gelmesi nedeniyle. Bu durumda kimi desteklemek gerekiyor? Biz kimiz? “We are Maduro” mu dememiz gerekiyor? Ya da başka bir şey mi dememiz mi gerekiyor? Başı “We are” olan bir etiket bulmamız gerekseydi, herhalde buna biz Venezüela’yız dememiz doğru olacaktı. Çünkü Amerika’nın şu an bir dış müdahalesi söz konusu evet ama mayıs 2018 seçimlerinde de seçimlere müdahale ederek bunu kazanan Maduro iktidarından bahsediyoruz. Bazı rakamları da buradan paylaşıp daha sonra kenarda okuduğunuz “Maduro neden Madura oldu?” sorusunun cevabını vereceğim.

Mayıs 2018 seçimlerinde 6 yıllığına yeniden seçildi ve bu seçim zaferi de yaygın seçim hileleri ve boykot ile gölgelendi. Katılım resmi rakamlara göre yüzde 46 oldu ama çok daha düşük olduğu konusunda muhalefetin iddiaları var. 32 milyon nüfusu olan Venezüela’da toplam 21 milyon seçmen var. Bu 21 milyondan sadece 5.8 milyonunun oyunu alabildi Maduro. Yani başından zaten meşruiyeti gölgelenmiş, seçim hileleri ve boykotlarla meşruiyetini kaybetmiş bir seçimin galibi.

Şimdi geldik başlıktaki soruya. Şöyle bir siyasal iletişim yöntemi izliyor Türkiye’de iktidar; nedeni ülkenin içinden kaynaklanan sorunları sanki dışarıdan kaynaklanıyormuş gibi gösteriyor, dışarıya yansıtıyor. Dışarıda olan sorunları da sanki içeride yaşanıyormuş gibi yansıtıyor. Yani bir ters yüz etme durumu var. Bunun geçmişteki örneklerine de değineceğim. Mesela izlenen dış politika ile başlamıştı bu ilginç siyasal iletişim taktiği. Hamas odaklı dış politika, ardından Mısır’da yaşanan darbe ve nihayet 2016’ya kadar izlenen Suriye politikası ve Esad karşıtlığı. Bu üç olayda da bölgemizde yaşanan hadiseler sanki Türkiye’de yaşanıyormuş gibi yansıtıldı içeriye. İktidar da bunu böyle yaşadı ve yaşattı. En enteresan örnek burada; Mursi’ye yapılan darbe idi. Zaten bu darbe sanki Türkiye’de yapılmış gibi tepki gösterdi iktidar buna. Ters yüz etti yani. Dış sorunları iç sorunlar gibi yaşamamızı istedi. Buradan bir kutuplaşma üretmek ve kutuplaşma ekseninde Türkiye’deki siyasi kültürü de değiştirmek ve gündemini bu şekilde ilerletmek gibi bir amacı vardı iktidarın o dönem. Bütün bu problemlerde de içselleştirilen sorunlar yani dış sorun iken sanki iç sorun gibi yaşanılan ve yaşatılan sorunların bir  ortak paydası var. Bu  çatışmalarda beraber durulan, Türkiye’nin özdeşleşmesi istenen taraflar genellikle işte Müslüman Kardeşler, İslamcılık ya da Sünni İslam eksenli taraflar oluyorlardı. Tabii zaman içinde bu Ortadoğu politikası bütünüyle çöktüğü için artık böyle bir yol izleme imkanı kalmadı.

Son olarak da içeriden kaynaklanan bir sorunun dışarıya yansıtıldığını, dışsallaştırıldığını gördük. Yani Türkiye’nin içinden kaynaklanan ekonominin kötü yönetiminden kaynaklanan ekonomik krizin Türkiye’nin bekasına dışarıdan düzenlenen bir komplo neticesinde ortaya çıktığı gibi bir yansıtma yapıldı.. Bu da aslında içini dışına çıkarma, ters yüz etme şeklinde özetleyeceğimiz bir dışsallaştırma taktiği idi.

Şimdi “weareMaduro” şeklinde hashtagler açılıyor ve “weareMadura” da deniliyor . Hala bugün baktım #wearemadura etiketiyle tweetler atılıyor. Neden “we are  Madura” deniliyor? Önce yüzeysel taktiksel nedenlerden başlayıp derine doğru gidelim. Bunun birinci nedeni 31 Mart yerel seçimleri. Venezüela krizi başta ABD olmak üzere Batılı güçlerle seçim öncesinde iktidara siyasi menfaat sağlamak üzere bir karşıtlık yaratmak için fırsat sunuyor. Türkiye’yi ABD ile karşı karşıya getiren kontrollü bir kutuplaşma AKP tabanına da dinamizm aşılayabilecektir. Toplumun çok geniş kesimleri biliyorsunuz Amerikan karşıtı milliyetçi söylemlerin zaten alıcısıdır. Venezüela eksenli kriz mühendisliği dikkatleri artan ekonomik sıkıntılardan varsayılan dış tehdide kaymasına dolayısıyla oy kaybının engellenmesine de yarayabilir. Bu arada bir hususun altını çizmek istiyorum. Türkiye değerlerin birleştirdiği bir ülke değil. Türkiye değerler etrafında bir araya gelemiyor. Türkiye karşıtlıklar etrafında bir araya geliyor. Buna iki örnek vereceğim. Bir tanesi Amerika karşıtlığı ikincisi Suriyeli göçmenlere duyulan karşıtlık. Bunlar siyaseten kullanılmaya elverişli karşıtlıklar. Yerel seçimden önce de Venezüela ve Maduro üzerinden saflaşma içerisine girilmesi Venezüela’ya “we are madura” denilerek Maduro ile özdeşleşmek istenmesi pekala buna hizmet edebilir ve ediyordur da.

İkinci neden Türkiye’nin ekonomik krizini ters yüz edip dışsallaştırmak ile de ilgili. Çünkü hatırlayacaksınız 24 Haziran seçimleri öncesinde Türkiye’nin yaşamış olduğu ekonomik sıkıntılar Türk lirasının ani değer kaybı, dışarıdan Türkiye’ye yönelen bir tehditle açıklanmış ve bu tehdit anlatısının yaratmış olduğu beka tehdidi algısı da AKP’nin kaybettiği oyların büyük ölçüde cumhur ittifakı içerisinde kalmasını sağlamıştı. MHP’ye kaymasına rağmen blok içinde kalmıştı oylar. Burada da Venezüela’daki krizin esas nedeni ülkenin yıllardır kötü  biçimde  yönetilmesi. (Buna rağmen) tam teşekküllü çöküş halinin baş sorumluluğunu ABD’ye yansıtmakta kullanılıyor bu kriz. En son ABD Hazine Bakanlığı’nın almış olduğu yaptırım kararı tam da bunun üzerine denk geldi. Artık ABD doğrudan Venezüela’ya petrol ambargosu uygulamaya başladı. Daha önce bazı özel ve tüzel kişilere yaptırım uyguladı fakat artık son alınan kararla doğrudan petrol ambargosuna geçildiği için şimdi artık Türkiye ve ABD’nin bir de Venezüela nedeniyle karşı karşıya geldiği bir yerel seçim sath-ı mailinde ABD tarafından çökertilen Venezüela anlatısından Türkiye’nin hissesine de bir mağduriyet algısı düşebilir ve bu hususta da hatırlatmak istediğim bir çıkışı var Trump’ın. “Ekonominizi mahvederiz” diye tweet atmış bir Amerikan başkanından söz ediyorum. Kuzey Suriye’de Kürtler diye adlandırdığı YPG ve PKK’ya herhangi bir saldırıda bulunduğunda Türkiye’nin ekonomisini mahvedeceğini söylemiş bir Trump. Dolayısıyla bir algı yönetimi yapmak açısından da fevkalade bir fırsatı kendi elleriyle sunuyor, Türkiye’deki ekonomik sorunların iç değil dış kaynaklı olduğu yönünde bir izlenimin yaratılması ve seçmenin bu yönde ikna edilmesi için. Bir de tabii bunun altında daha derinlerde bir siyasi kültür var: Krizleri fırsata çevirme… Mevcut dış politikada biz bunun örneklerini  daha önce de gördük. Büyük güçlerin -BM Güvenlik Konseyi’ne hükmeden başta ABD olmak üzere- izolasyon uyguladığı çeşitli ülkelerle iyi ilişkiler içerisinde olmak, bu ülkeler etrafında gelişen krizleri Türkiye açısından fırsata çevirmek… Bir örneği Sudan’dır, bir başka örneği İran’dır, şimdi bir Venezüela örneği karşımıza karşı çıkıyor. Bu aslında egemenlerin kurmuş olduğu dünya düzenine meydan okuyucu bir tutum olarak da yine milliyetçi damarı kabartan, bu damardan siyasi destek almaya yönelik bir tutum. Aynı zamanda da kafa tutmak oluyor.  Dünya 5’ten büyüktür söylemi çerçevesinde dünya düzenine kafa tutan ve dolayısıyla alternatif bir dünya liderliği iddiasının da güncellenmesi açısından… Tabii ki elde edilecek büyük ekonomik faydalar da var. Venezüela hem petrol hem de altın zengini bir ülke. Türkiye’nin ambargo altındaki ülkelerle yaptığı ticaretini dolar dışından değerlerle sürdürmek gibi bir eğilimi var. Bunun daha önceki örneklerden de hatırlıyoruz. Venezüela ve Maduro işte bu nedenlerle iç meselemiz haline getirilmek istenmektedir. Maduro’nun özellikle Madura şeklinde Türkçeleştirilmesi, yani Türkçe’de bir kısım insan tarafında Maduro’nun dilin döndüğünce telaffuz edilmesinin de sembolizmini de içermektedir. Dolayısıyla “weareMadura” denildiğinde, bu bilerek yapılan bir yanlış. Bu aslında bir mesaj içeriyor. Venezüela’daki krizin bir iç kriz olarak yaşanması ve bu krizin karşısındaki taraflar ile de seçim öncesinde kontrollü bir kutuplaşma ile milliyetçi taban üzerinde bir etki uyandırılması, ekonomik kriz nedeniyle gevşeyebilecek veyahıt iktidar partisini terk etme eğilimi içerisine girebilecek seçmenlerin de bu milliyetçi söylem ve mobilizasyon etrafında yeniden sıkılaştırılması gibi bir amaç içeriyor. Bu yüzden Maduro Madura olmuştur.

Bugünlük bu kadar.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar