Dünyanın Gidişi (27): ABD İran’la savaşa mı hazırlanıyor?

ABD’nin İran’la diplomatik ilişkilerini kestiği 1980’den bu yana kim bilir kaç kere sorulmuş bir soru bu? Bugün benimki gibi kim bilir kaç programa başlık olmuştur?

Elbette her seferinde, arka planda bu soruyu sorduran birtakım olaylar, gelişmeler yaşanıyordu. Şimdi de var.

ABD Başkanı Donald Trump, selefi Obama’nın uzun müzakereler sonucunda, yanına da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin diğer dört daimi üyesi, Çin Rusya, İngiltere ve Fransa ile bir de Almanya’yı alarak 2015 yılında vardığı nükleer anlaşmadan, geçen yıl ülkesini çekti. 

Çok genel bir çerçeve ile bu anlaşma İran’ın nükleer programının denetim altında tutulması karşılığında, nükleer silah programı yüzünden 10 yıl boyunca uygulanmış olan uluslararası yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu. 

Birleşmiş Milletler raporlarına göre, İran anlaşmanın yükümlülüklerini yerine getiriyordu, yani ABD’nin anlaşmanın iptali için gerekçesi yoktu; nitekim ABD dışındaki taraflar anlaşmaya bağlılıklarını sürdürüyor. 

ABD ise, küresel hegemonyasına güvenerek, İran’a bu kez tek taraflı olarak, hem de bir öncekine oranla koşullarını da ağırlaştırarak, kendi deyişleriyle “eşi görülmemiş bir ekonomik baskı” oluşturmak üzere yeniden yaptırım uygulamaya başladı.

ABD savaşa mı hazırlanıyor sorusu da işte geçen yıl mayıs ayında Trump anlaşmayı çöpe atıp, yeniden müzakere masasına oturmak için de son derece ağır koşullar dayatarak, işte bu İran’a maksimum baskı kampanyasını yürürlüğe sokunca, yeniden gündeme geldi. 

Şunu da hatırda tutmakta yarar var: Trump’ın yaptığı değişiklikler sonrasında kabinesinde artık İran konusunda kendisine itidal telkin edebilecek pek kimse kalmamış görünüyor. 

Özellikle Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton İran’a askeri müdahale yanlısı olduğunu açıkça deklare etmiş birisi. 2015 yılında “İran’ın bomba yapmasını durdurmak için İran’ı bombalamak lazım” başlıklı makalesi hâlâ hatırlarda. Üstelik Bolton, George W. Bush’un eski Başkan Yardımcısı Dick Cheney ile beraber Irak savaşına giden sahte iddiaları uyduran ekipten isimlerden biri, uluslararası güvenlikten sorumlu bakan yardımcısı olarak. Sonradan Bush’un anılarında ortaya çıktı ki, 2006’da da Cheney yine İran’la savaşmak için benzer yöntemler denemiş ama istihbarat servislerinden birini kontrol etmeyi başaramamış olmalılar ki, çabalarını boşa çıkaracak bir rapor yayınlanmış.

Nitekim İran ile Obama yönetimi arasındaki nükleer müzakere sürecinde büyük katkıları bulunan ABD-İran Konseyi eski Başkanı Trita Parsi, Bolton’ın ulusal güvenlik danışmanlığına getirilmesi üzerine, ABD’nin İran ile savaşma olasılığının Dick Cheney’nin başkan yardımcısı olduğu dönemden beri en yüksek seviyesine ulaştığına dair bir makale kaleme almış “İran ile savaş Irak’takine benzemez” uyarısı yapmıştı.

Trump yönetimi, İran’a baskıyı daha da artırıyor. İran’dan en çok petrol ihraç eden aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ülkelere tanıdığı geçici yaptırım muafiyeti bu hafta sona eriyor. Ekonomik yaptırım diyoruz da, aslında savaşlarda ordular tarafından uygulanan kuşatma stratejisine çok benziyor.daha büyük çaplı bir kuşatmadan söz ediyoruz. Mesela Saraybosna’yı düşünün.

Trump yönetimi üstüne bir de İran Devrim Muhafızları’nı terör örgütü ilan etti. Yani İran’ın ulusal ordusunun mensuplarının bir bölümünü -askerlik hizmetinin de zorunlu olduğunun altı çizilmeli- terörist ilan etti. Amerikan donanmasının eski istihbarat subayı ve Birleşmiş Milletler eski silah denetçisi Scott Ritter, bunun düpedüz savaş ilanı olduğunu söylüyor. Bu adımla Trump’ın Amerikan askerlerinin hayatını tehlikeye attığına dair bir makalesi var, orada diyor ki, “ABD’nin şu anda teröre karşı küresel savaş yürüttüğü göz önüne alındığında Devrim Muhafızları’nı IŞİD ya da El Kaide ile aynı kefeye koyan bu karar, ABD’nin İran’la fiilen savaşta olması anlamına gelir.”

Gerçi şu aşamada ABD ordusunun Devrim Muhafızları’yla ilgili çatışma kurallarında bir değişikliğe gidilmediği söyleniyor ama bu bir güvence sayılmaz. Örneğin ABD donanmasına bağlı gemilerin sürekli bulunduğu Basra Körfezi’nde taraflar arasında zaman zaman gerilim yaşanıyor. 2016’da donanma botlarıyla İran kara sularına giren iki Amerikan askeri gözaltına alınmıştı, yine böyle bir şey olsa, esir mi düşmüş olacaklar? Yahut 2015’te de bir Amerikan kargo gemisini Devrim Muhafızları birkaç gün alıkoymuştu. Şu kesin; artık provokasyona çok daha açık bir ortam var.    

Dolayısıyla ABD İran’la savaşa mı hazırlanıyor sorusu gayet yerinde, haklı bir soru? 

Amerikan basınında her gün birkaç tane ABD ile İran arasında sıcak çatışma olasılığının arttığına dair haber, yorum, makale çıkıyor nitekim. 

İşte böyle bir zamanda İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif bir haftadır ABD’de ve anlaşılan o ki, doğrudan Başkan Trump ile diyalog kanallarını zorluyor. 

Bunun için en etkili mecrayı da buldu sanki. Trump’ın en sevdiği kanala, Fox News’a mülakat verdi. 

Zarif dün gece yayınlanan röportajında Başkan Trump’ın başta Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, kendi adamları tarafından İran’la savaşa tutuşmaya sürüklenmek istendiğini söyledi. Zarif isimlerindeki b harflerinden yakıştırma ile “B takımı” olarak nitelediği John Bolton, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Suudi Arabistan Veliaht Prensi bin Salman ve Birleşik Arap Emirlikleri Veliaht Prensi bin Zayed’in, ABD’yi bir çatışmanın içine itme eğilimlerini açıkça gösterdiklerini belirtti, ama “Başkan Trump’ın böyle bir şey istediğini sanmıyorum. Trump kampanyasında ülkesini bir başka savaşa sokmamayı vaat etmişti” dedi. 

Burada şu hatırlatmaları yapayım. Binyamin Netanyahu, daha şubat ayında ABD’nin yeni Ortadoğu barış planına taraftar toplamak üzere Polonya’da düzenlediği toplantı sırasında, “Burada bir sürü liderle ortak çıkarımız İran’la savaşmak hedefimize doğru nasıl ilerleriz, bunu konuşuyoruz” diye tweet atmıştı 

Normal koşullarda, BM hukuku açısından bir ülkeye karşı kuvvet kullanımı çağrısı yapmak bu şekilde bu bir suç. BM mi kaldı diyeceksiniz, olsun biz hukuku bilelim…. 

Cevad Zarif deneyimli bir diplomat olarak usulünce ve ismiyle müsemma bir şekilde ifade ettiği, Trump’ın aslında istemediği bir savaş için ketenpereye getirildiğine dair mesajını, ABD’deki diğer bütün konuşmalarında, röportajlarında da verdi. New York’taki Asya Topluluğu adlı sivil toplum kuruluşunda yaptığı konuşmada örneğin “B Takımı”nın özellikle de ABD’de 2020 başkanlık seçimleri yaklaşırken iki ülkeyi savaşa tutuşturacak “kaza” süsü verilmiş bir olay bölgede bir yerlerde tezgahlayabilecekleri ihtimalini göz ardı etmemek gerektiğini söyledi.   

Yorumcular, Zarif’in Fox News’e çıkma amacının, İran’a maksimum baskı kampanyasının mimarları Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve John Bolton’ı atlatıp doğrudan Trump’a ulaştırmak amacı taşıdığında birleşiyor. 

Çünkü Trump’ın iç ve dış gündemle ilgili kendisi için hazırlanan raporları okumak yerine Fox News izlediği, dünya görüşünü ve bilgisini büyük ölçüde bu kanalın şekillendirdiği biliniyor. Hatta bu konuda haber külliyatı bile oluştu artık; şu twitini şu haberden sonra attı, şu kararı bu haberden sonra aldı gibisinden.

İşin bir başka boyutu ise İran’ın iç dengeleri ile ilgili olsa gerek. Cumhurbaşkanı Ruhani ve Zarif’in temsil ettiği Batı ile diyalog halinde ilişkileri düzenlemekten yana olan ılımlı kanat zor durumda görünüyor. Orada da nükleer anlaşmaya karşı olan sertlik yanlısı bir kanat var ve nükleer anlaşmayla vaat edilen ekonomik kazanımlar yerine ABD’nin sözünü tutmayıp anlaşmadan çekilmesi, üstüne yeniden yaptırımlara gitmesi ellerini güçlendirmişe benziyor. “Neden hâlâ sadığız anlaşmaya, neden biz de çekilmiyoruz” diyenlerin sesi artık daha güçlü çıkıyor.

Hele Devrim Muhafızları’nın terör örgütleri listesine alınmasından sonra hop oturup hop kalkıyorlar. Geçtiğimiz günlerde bu kanat Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın iç savaş başladığından bu yana Tahran’a yaptığı ilk ziyaret sırasında Zarif’i devre dışı bırakmayı denemiş, görüşmeden haberdar edilmeyen Zarif istifa etmişti. İstifası kabul edilmedi ama dini lider Ali Hamaney’in Devrim Muhafızları’nın başına getirdiği yeni isme bakınca, dengenin sertlik yanlıları lehine değişmesinin an meselesi olduğu düşünülebilir. Yeni komutan Hüseyin Selami, İsrail’in Suriye’deki İran hedeflerine yönelik saldırılarının ardından, İsrail’i ‘ortadan kaldırmaktan’, ‘Siyonist rejimi siyasi haritadan silmekten’ söz eden biri. 

Bu arada ülke ekonomisi çok kötü durumda. Medyada kanımca hak ettiği yeri bulmadı ama pek çok ağır bir sel felaketi yaşandı İran’da. 31 eyaletten 25’inde etkili oldu. 76 kişi öldü, on binlerce kişi tahliye edildi, tarımı sektörünü vurdu, zaten kötü olan altyapıyı tümüyle çökertti. 725 köprünün çöktüğü 14 bin kilometre yolun neredeyse kullanılamaz hale geldiği söyleniyor. 2,5 milyar dolar civarında hesaplanıyor zarar. Yaptırımlar nedeniyle ihtiyaç duyulan pek çok malzemeye erişim yok. Şöyle ki petrol gelirleri devlet bütçesindeki en büyük kalem değil ama ilaç ve gıda gibi temel ihtiyaçlar başta, ithalat için gereken döviz gelirlerinin en büyük kalemi.  Dolayısıyla fiyatlar artıyor, kıtlık dahi yaşanabilir ülkede bir vadede. Yani yaptırımlar, her yerde olduğu gibi asıl sivil halkı vuruyor. Ve halk yönetime tepkili. 2018’de kış aylarından itibaren başlayan protesto dalgası sırasında göstericilerin ülkede kötü giden her şey için dışarıdaki düşmanların bahane edilmesine de tepki gösterdiğini hatırda tutmakta yarar var. 

Dış politikaya dönersek, Zarif’in Trump ile diyalog arayışını, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de geçen hafta kabine toplantısında karşılıklı saygı bağlamında yapılırsa ABD ile anlaşmazlıkları müzakere yoluyla çözmeyi değerlendirebileceklerini söyleyerek destekledi. Zarif, ABD ziyaretinde tutuklu takası önerisi de yaptı ki, biz de Rahip Brunson konusunda deneyimledik, Başkan Trump başka ülkelerde tutuklu ve rehin Amerikan vatandaşlarını ülkelerine geri getirmeyi çok önemsiyor. Dolayısıyla, Zarif müzakere için başlangıç zemini de önermiş oldu. 

Başkan Trump İran’la yeni bir nükleer anlaşma yapmak istediği için Obama’nınkinden çekildiğini söylemişti. Sonuç olarak Zarif’in mesajı “Başkanlık seçimleri yaklaşıyor, B takımına uyma, seçimi kaybetmen ihtimaline karşı İran’a dair planlarını bir an önce hayata geçirmek için seni yanlış yönlendiriyorlar, gel yeniden müzakereye dönelim, hem sen ülkeni yeni bir savaşa sokmama vaadini tutmuş ol, hem biz sertlik yanlılarına yenilmeyelim” şeklinde özetlenebilir. Bakalım mesaj yerine ulaşacak mı?

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar