AKP’li kadınlarla ev sohbeti: “Beka sorunu benim evimde” — Büşra Cebeci’nin izlenimleri

Ocak ayından bu yana İstanbul’un pek çok ilçesine giderek seçim nabzı haberleri yaptık ve insanlara mikrofonlarımızı uzatarak seçime dair düşüncelerini sorduk. Bu beş aylık süreç içerisinde kadınlar, mikrofonumuza konuşmak konusunda pek çok kez tereddüt etti. Pek çok kadın kamera önünde konuşmak istemeyişine ailesi ve eşinden alacağı tepkileri gerekçe gösterdi. Öte yandan kayıt almadan kadınlarla ettiğim pek çok sohbet, bana kadınların gündeminin erkeklerinkinden ve güncel politikadan çok daha başka olduğunu gösterdi. Kadınların seçime ve siyasi atmosfere dair görüşlerini daha ayrıntılı bir şekilde öğrenmek, gözlemlemek için iki gün boyunca, farklı evlerde kadınların çay ve kahve sohbetine katıldım. Gittiğim iki ev de oldukça muhafazakâr ailelerin eviydi, bu evler yine muhafazakâr olarak tanımlayabileceğimiz muhitlerde bulunuyordu. Konuştuğum kadınların hemen hemen hepsi yakın zamana kadar AKP’ye oy vermiş olan veya halen AKP’ye oy vereceğini söyleyen kadınlardı.

İlk gittiğim eve bir arkadaşım vasıtasıyla davet edildim. Eyüpsultan’da bol yokuşlu, bol ağaçlı bir yoldan geçerek vardığım evde beni karşılayan evin kızı Ruveyda ve yemek kokularıydı. Eve iftar hazırlıklarının sürdüğü bir vakitte geldiğim için yemekler pişmiş, sofra kuruluyordu. Oldukça sıcak karşılandığım evde sofranın kurulmasına ben de yardım ettim ve yemeğe oturduk.

Güzel bir iftarın ardından namazlar kılındı ve zaten biz yemek yerken ocağa konulmuş olan çay geldi. Çaylarımızı içerken aileyle sohbet ettik, bu sohbet çoğunlukla benim işim üzerine ailenin sorduğu sorulardan oluşuyordu.

Evin erkekleri olan baba ve oğul iftardan sonra dışarı çıktığında ise yeniden çay demlendi, apartman ve mahalleden olmak üzere iki komşu çağrıldı.

“Bak, beka sorunu benim evimde”

Arkadaşımın dediğine göre oldukça koyu AKP’li olan bir ailenin evine gitmiştim, fakat sohbet etmeye başladığımızda bu durumun ailenin pek çok ferdi için değişmekte olduğunu anladım. En azından benim konuştuğum kadarıyla bu insanlar “koyu” şeklinde tanımlanacak kadar radikal AKP’li değildi. Yıllardır duymaya alıştığımız, “Ben AKP’ye oy veriyorum, ama yanlışlarını da söylüyorum” cümlesinin altını bu defa doldurabilen insanlardı gördüğüm insanlar.

Evin annesi 50 yaşlarındaki Melek Hanım’dı ve çocuklarının geleceğinden, ev için yaptığı alışverişe kadar pek çok konuda dertliydi. Bu noktada iktidar söylemlerini şu şekilde eleştiriyordu:

“Beka sorunu yok değil, beka sorunu elbette var. Bugün ben evime alacağım patatesi, soğanı sayarak alıyorsam, okuttuğum çoluğum çocuğum bana destek olacakken hâlâ ben onlara bakıyorsam burada var elbet bir sorun. Bak, beka sorunu benim evimde.”

Bu noktada konuya evin 27 yaşında, öğretmenlik yapan kızı Ruveyda dahil oldu. O da, annesinin “Patates, soğan”  söylemi üzerine, “Öyle deme anne, ‘Soğana sattılar vatanı’ diyorlar sonra” deyip güldü ve 31 Mart sonrasında AKP’nin İstanbul ve pek çok büyük şehri kaybetmesi üzerine sosyal medyada böyle mesajlar gördüğünü, çok sinirlendiğini anlattı:

“Biz AKP’ye oy verdik. Oyumuzu ne kömüre sattık, ne de makarnaya. İnsan bir paket makarna için oy verir mi? Ha, bir de oy veriyorsa orada bir fakirlik var zaten. Senin buna tepeden bakman makarna yardımı alan insanı değil, seni alçaltır. Neredeyse her seçimden sonra bu tarz söylemlerle karşılaşıyoruz. Bu seçimde ise Twitter’da böyle bir ileti gördüm ve çok üzüldüm. AKP’nin seçimi kaybetmiş olmasını, soğan alamadığı için oy vermeyen insanlara bağlamış bir kadın. Bizi, yani dindarları ayıran şey halka tepeden bakmamaktı, bunu kaybedersek dindar olmamızın da bir önemi kalmaz bence. Şimdi bak annem konuşuyor, sence haksız mı? Ben neden atanamıyorum da ücretli öğretmenlik yapıyorum? Bu parayla bıraktım kendi kendime geçinmeyi, ailemin yanında yaşadığım halde hâlâ harçlık aldığım oluyor.”

“Erdoğan’ın yanında olmamız lazım”

Komşulardan biri olan Meliha Hanım ise anne ve kız gibi düşünmüyor. AKP’nin bu kötü döneminde Erdoğan’ın yanında olmak gerektiğine inanıyor:

“Şimdiye kadar rahattaydık, sesimiz çıkmıyordu. Allah’a şükür, yine büyük bir sıkıntımız yok. Hiç yok değil, var tabii sorunlar ama Erdoğan’ın bu zamanında bizim de onun yanında olmamız lazım.”

Her ne kadar konu İstanbul seçimi olsa da genel siyasi atmosferden uzaklaşamıyoruz. Öyle ki, Binali Yıldırım’ın adı ben sormadan anılmıyor, seçimin taraflarından biri Recep Tayyip Erdoğan’mış gibi konuşuyoruz.

Fakat Erdoğan’ın rakibi ana muhalefet partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu değil. Zaten Kemal Kılıçdaroğlu’ndan pek hazzetmeyen, hazzetmemekten ziyade Kılıçdaroğlu’nu Erdoğan’a rakip olarak görmeyen, yaygın tabirle, Kılıçdaroğlu’nda “liderlik vasfı” görmeyen AKP seçmeni için Ekrem İmamoğlu’nun bir rakip niteliği taşıdığı ise su götürmez bir gerçek.

“İmamoğlu’nu tanımıyorduk. Yıldırım karşısında hezimete uğrayacağını düşünüyorduk”

İmamoğlu ile ilgili ne düşündüklerini sorduğumda ise gülüşüyorlar ve komşulardan Nihan Hanım alıyor sözü:

“CHP adayını açıklayınca benim tepkim tam olarak şuydu: ‘Ne? Kim? O kim be?’ Hiç tanımıyordum, hiç tanınmayan birinin de tanınan, bilinen, başbakanlık bile yapmış olan Binali Yıldırım karşısında hezimete uğrayacağını düşünüyordum. Yalan yok, şaşırdık.”

Evin sahibi olan Melek Hanım hayatında hiç CHP’ye oy vermemiş, 31 Mart seçimlerinde de daha önce olduğu gibi AKP’ye oy vermiş. Seçimin yenilenmesi konusunda ise İmamoğlu’na haksızlık edildiğini düşünüyor:

“Cumhurbaşkanlığı seçiminde biz AKP’nin kazanacağını düşünüyorduk tabii ama yine de ‘İkinci tura kalır, öyle kazanır’ diyorduk. Muharrem İnce de bilinen bir adam sonuçta ve çok kişiyi kazanacağına inandırdı. Biz bile bir noktadan sonra ‘Acaba kaybeder miyiz?’ dedik. Bu CHP madem bu kadar tereyağından kıl çeker gibi oy çalıyor neden o zaman çalmadı da şimdi çaldı. Akıl var mantık var, bir de Cumhurbaşkanlığı seçimiydi o. Şimdi kazanmışsa adam, bırakın yönetsin belediyeyi, ne diye elinden alıyorsunuz?”

Melek Hanım’ın bu sözüne karşın Meliha Hanım, “E, öğrenmişler demek ki çalmayı” diyor ve yeniden gülüyoruz. Meliha Hanım bunu şakayla karışık söylese de seçimlerde usulsüzlük olduğuna inanıyor.

“Usulsüzlük yok madem, madem kimse oy çalmadı o zaman seçimin tekrarlanmasında ne sakınca var? Aklımızda şüphe kalmamış olur hem. Şimdi ben görüyorum, İmamoğlu’ndan bir Erdoğan yaratmaya çalışıyorlar sanki. İşte ‘İstanbul’u kazandı da hakkı yendi’ falan diyerek, ama olmaz. İmamoğlu’ndan bir Erdoğan çıkmaz.”

Diğer bir komşu olan Nihan Hanım’ın ise Meliha Hanım’a cevabı net:

“Tabii Meliha Abla, senin gönlün olsun diye her ay seçim yapalım. Üzümün sapı, armudun çöpü, illa bulunur bir şeyler.”

Nihan Hanım’ın cümleleri sert gibi görünse de üslubu oldukça yumuşak ve biraz da alaycı. Dolayısıyla o ne zaman konuşsa hepimiz onunla beraber gülmeye başlıyoruz.

Melek Hanım halen 23 Haziran’da tekrarlanacak seçimler için kararsız. “CHP’ye hiç oy vermedim, ama bu defa İmamoğlu’na oy veresim gelmiyor da değil. Yalan söylemiş olmayayım, ya sandığa gitmem ya da İmamoğlu’na atarım oyumu” diyor.

Kızı Ruveyda ise kararını vermiş, İmamoğlu’na oy vereceğini söylüyor.

“Oradan bakınca herkes bizi çarşaflarımızın beyazlığını yarıştırıyoruz sanıyor”

Ben, İmamoğlu’ndan bahsettiğimdeki gülüşmeleri hatırlatarak “Siz aranızda bunları sık sık konuşuyorsunuz sanırım” diyorum. Yaşça diğerlerinden daha genç olan komşu Nihan Hanım, “Oradan bakınca herkes bizi çarşaflarımızın beyazlığını yarıştırıyoruz sanıyor” diyor ve bu defa daha sesli gülüşüyoruz.

Nihan Hanım, 30’lu yaşlarının başında. Eşinin koyu bir AKP’li olduğunu, kendisinin de yıllardır severek AKP’ye oy verdiğini söylüyor. Şimdi ise kararsız kaldığından bahsediyor:

“Benim ailem, yani annem ve babam, özellikle de babam hiç sevmez AKP’yi. Bu şekilde çok tartıştığımız oldu, ben her yerde savundum, hiç laf söyletmedim ne AKP’ye ne Erdoğan’a. Son zamanlarda ise herkese karşı ‘Haklısınız’ demekten başka bir şey diyemiyorum. Bana bu seçimlerden dolayı diyorlar ki, ‘Demek ki siz de hak yiyebiliyormuşsunuz’. Şimdi ne diyeyim ben buna? ‘Hak yemedik’ mi diyeyim? Bilmiyorum ki ne oldu ne bitti, oy çalınması da aklıma yatmıyor. Diyorum ki, ‘Ben kimsenin hakkını yemedim, kim yediyse ona sor.’ Bak ne dedim sana, AKP’yi kimseye kötületmedim ben, şimdi ise diyorum ki, ‘Onlara sor.’ Bu partiye de davaya da ait hissetmiyorum artık. Ben Müslüman’ım ve Müslüman gibi yaşamayı önemsiyorum, bu kadar. Bir AKP gider, bir AKP gelir.”

Nihan Hanım halen elinin CHP’ye gitmeyeceğini söylüyor, fakat bu seçimde İmamoğlu kazanırsa da üzülmeyeceğini, hatta hak ettiğinden dolayı vicdanının rahat olacağını da söylüyor.

Meliha Hanım baştan beri en net olan komşuydu, bu süreçte Erdoğan ve partisi AKP’nin yanında olmak gerektiğine inanıyor ve AKP’ye her koşulda oy vermeye devam edeceğini dile getiriyor.

“İmamoğlu seçilirse üzülmem, ama seçilmesi için oy vermem”

Pazar günü ise diğer bir muhafazakâr bilinen, AKP’nin kalesi demenin yanlış olmayacağı Bağcılar’da bir aile iftarına konuk oluyorum. Bir apartmanın bahçesine kurulan iftar sofrasında geniş aile üyeleri var. Apartman aile apartmanı olduğu için akraba olan iki aile ile yemek yiyoruz.

Yemeğin ardından yine bahçede içilen kahveler eşliğinde seçimi konuşuyoruz. Ayşe Hanım ailenin büyük gelini ve 55 yaşlarında. Ayşe Hanım politikayı çok sevmediğini ve sürekli seçim olmasından da bıktığını söylüyor. Ayşe Hanım’ı bıktıran diğer bir konu ise hayat pahalılığı. Siyasilerin seçim gündemini bırakıp hayat pahalılığına çözüm bulmasını istiyor. Diğer bir gelin olan Zehra ise, “Ben Erdoğan’ın her zaman arkasındayım ama iyi oldu bu seçimi kaybetmesi, AKP’ye ders olur belki” diyor ve AKP’nin politikalarını çok da beğenmediğini söylüyor. Zehra, AKP ile bir gönül bağı olduğunu, özellikle başörtülü kadınların kamusal hayatta var olmasının önündeki engelleri kaldırdığı için AKP’ye ve Erdoğan’a minnettar olduğunu söylüyor:

“Ben öyle yol, hastane için falan oy vermiyorum, seviyorum Erdoğan’ı. Bir defa ne kötü zamanlardı o kızların okula girememesi. Sırf bunun için bile devam ediyorum arkasında durmaya. Fakat bu seçimi kaybetmesi iyi oldu, çok uzaklaşmıştı halktan, çok tepeden bakıyordu. Umarım bu seçim ona bir ders olur.”

Zehra’ya bu seçimde İmamoğlu’na oy verip vermeyeceğini soruyorum. İmamoğlu ile ilgili olumsuz bir düşüncesi olmadığını söyleyen, daha doğrusu kendisini o kadar tanımadığını söyleyen Zehra oy vermeyeceğini fakat 23 Haziran’daki seçimleri İmamoğlu kazandığında da üzülmeyeceğini söylüyor:

“Ben AKP dışında bir partiye oy vermem. Şu an bilmiyorum, belki İmamoğlu iyidir, belki iyi işler yapacaktır ama bunun tersi de olabilir. Öyle ya da böyle CHP’ye oy vermek benim içimden hiç gelmiyor. Şu seçimler bitsin göreceğiz. İmamoğlu seçilir de çalışırsa, iyi işler yaparsa bir sonraki seçimde belki onu tercih edebilirim. Ama şu noktada ben oyumu tekrar AKP’ye atarım. Ha, İmamoğlu seçilirse üzülür müyüm, hiç üzülmem. Bence zaten kazanmıştı. Ama kazanması için de oy vermem.” 

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar