Ağaçların altında dinlenenler, çimenlere yayılanlar: Altı yıl sonra Gezi hâlâ park

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Fırat Fıstık & Egemen Gök

Gezi Parkı’na Topçu Kışlası’nı yeniden inşa etmek için 2013 yılında başlayan girişimi engellemeyi amaçlayan ve kısa sürede tüm Türkiye’ye yayılıp kitlesel demokrasi talebine dönüşen eylemlerin altıncı yıldönümünde, Gezi Parkı, kentin göbeğinde hâlâ insanların nefes alabileceği yegâne yerlerden biri. Mikrofonlarımızı Gezi Parkı’nda ağaç altında dinlenerek, çimlere yayılarak vakit geçirenlere uzattık.

Son altı yılda Gezi Parkı hiç gündemden düşmedi. Davalar açıldı, inşaat ihtimali zaman zaman yeniden belirdi ama Gezi Parkı hep gündemdeydi. Tüm bu tartışmaların ortasında Gezi Parkı, yeşil alan olarak İstanbul’un göbeğinde varlığını sürdürmeye devam ediyor, dev ağaçlar hâlâ Taksim’e çıkanları karşılıyor.

Beş TOMA, 17 polis aracı

Biz de Gezi Parkı eylemlerinin başlangıcı kabul edilen, gecesinde zabıta ekiplerinin Gezi direnişçilerinin çadırlarını yaktığı 28 Mayıs’ta soluğu parkta aldık. Altı yıl önce dozerlerin, çevrecilerin, polislerin olduğu parkta tek bir şey varlığını hâlâ hissettiriyor: polisler. Parkın çevresi Gezi eylemlerinin yıldönümü sebebiyle bu yıl da polis bariyerleriyle çevrili; 5 TOMA ve 17 polis aracı parkın merdivenlerinin üzerinde hazır bekliyor.

Parka giriyoruz. Merak ettiğimiz konu, altı yıl sonra insanların Gezi direnişi hakkında ne düşündükleri ve Gezi Parkı’nda vakit geçirmenin, soluklanmanın onlar için ne ifade ettiği. Parktan içeri adımımızı attığımızda bir köşede çimlere yayılanları, bir tarafta banklarda oturarak sohbet eden yaşlıları, kitap okuyan genci, yerleri temizleyen temizlikçiyi, el arabasıyla gezen satıcıyı görüyoruz.

“İlk defa geldim, çocukluğumu hatırlatıyor”

Konuştuğumuz herkes buranın park olarak kalmasından memnun. Bankta kitap okuyan bir gencin yanına yaklaşıyoruz. Sorumuza “İlk defa Gezi Parkı’na geldim, böyle yerler bana çocukluğumu hatırlatıyor. Yeşillik…Daha ne denebilir ki” cevabını veriyor. Bütün hayatını Taksim çevresinde geçiren yaşlı bir amca ise “Burası kesinlikle park olarak kalmalı, başka bir yer de kalmadı zaten” dedikten sonra Gezi eylemlerini şöyle anlatıyor: “Ben kendim bile silahın önüne gerildim.”

Dersten, işten çıkarak gelenler…

Parkta çoğunlukla yaşlılar vakit geçiriyor ancak gün içinde işinden veya okulundan çıkarak Gezi Parkı’na gelenlerin sayısı da az değil. Ayakkabısını çıkararak çimlerde oturan bir kadın, “Özellikle kuş sesleriyle birlikte burada oturmak dinlendirici oluyor” diye anlatıyor Gezi’yi. Taksim’de üniversitede okuyan bir kadın ise parkın kendisi için taşıdığı anlamı “Buraya sık sık geliyorum. Taksim’de bu kadar bina varken, bu küçücük yeşil alan benim için çok anlam ifade ediyor” diye anlatırken, kendisinin de bir “Gezi direnişçisi” olduğunu özellikle vurguluyor. Gezi Parkı’nda boş zamanlarında vakit geçirenler kadar burada kalan evsizler de var. Belki de parkın gerçek sahipleri onlar.

Taksim Meydanı’nın havadan bir görüntüsünü alabilmek için Gezi Parkı’ndan ayrılarak bir otelin terasına çıkıyoruz. Çekimi bitirdikten sonra otel görevlisi kazandıkları paranın artık yarı yarıya düştüğünü belirtiyor ve ekliyor: “Görüyorsunuz Gezi Parkı emniyet şubesi gibi, AKM yıkılmış, çiçekler kaldırılmış, her yer beton…”


Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus