İSTANBUL (Medyascope, Eylül Özer) – Gezi Parkı eylemlerinin 13. yıldönümünde, LGBTİ+lar ve feministler eylem alanındaki deneyimlerini anlattılar. Gazeteci Yıldız Tar, Seher Kalkan ve Avukat Levent Pişkin, Gezi Parkı eylemlerinde yaşadıklarını ve kamusal alandaki görünürlüklerinin anlamını Medyascope’a anlattı.

Gezi Parkı eylemlerinin ardından 13 sene geçti. Eylem alanındaki feministler ve LGBTİ+lara göre, Gezi Parkı eylemleri kadınların ve LGBTİ+ların en çok görünür olduğu toplumsal muhalefet alanlarından biriydi. Onlara göre, Gezi Parkı eylemlerinde feministler ve LGBTİ+lar erkek-egemen direniş pratiklerine karşı da mücadele verdi.
“Küfürle değil inatla diren”
Seher Kalkan, Gezi Parkı eylemlerinde feministlerin ve LGBTİ+ların her zaman temas halinde olduğunu söyledi. Gazeteci Yıldız Tar da, Gezi Parkı eylemlerindeki LGBTİ+ hareketi hakkında “Gezi zamanında LGBTİ+ hareketinin özellikle feminist hareket başta olmak üzere Türkiye’deki diğer toplumsal hareketlerle çok güçlü bağları vardı. Feminist hareket, LGBTİ+ hareketiyle de birlikte güçlü bir şekilde tacize karşı yürüyüş yapmıştı. Bunu da beraber değiştirebiliriz demişti.” dedi. Gezi Parkı eylemleri esnasında üretilen ve günümüze kadar gelen “Küfürle değil inatla diren” sloganı, cinsiyetçi dile ve küfür kullanımına karşı çıkan feministler tarafından ortaya atıldı. Sloganının çıkış noktası hakkında konuşan Kalkan, şunları dedi:
“Alandaki cinsiyetçi tutumlar ilk andan belliydi. Çünkü direnişle birlikte gelen bir küfür öfkesi var. Biz ‘Feministler ve LGBTİ+lar burada, biz de bu alandayız cinsiyetçi küfür etmeyin’ diyerek insanları uyarıyorduk. Bu küfürler aslında cinsiyetçiliği besliyor. Şahit olduğumuz alanlarda müdahale ediyorduk. Eylem alanında her örgüt ve çadır çeşitli atölyeler yapıyordu. Biz de alandaki cinsiyetçiliğe müdahale etmek için yaratıcı küfür atölyesi düzenledik. Küfürle değil, inatla diren oradan çıkan bir slogan oldu.”
Seher Kalkan, eylem esnasında atılan cinsiyetçi küfürlere, cinsiyet ayrımcılığını besleyen ifadelere ve hareketlere karşı LGBTİ+lar ile birlikte adım attıklarını söyledi. Kalkan, düzenlenen atölyelerin ardından eylem alanında cinsiyet ayrımcılığını besleyen sloganların azaldığını, eskiden cinsiyetçi küfür eden erkeklerin zamanla hemcinslerini uyarmasıyla toplu bir farkındalık durumu oluştuğunu belirtti.
“Her yaştan, renkten, sınıftan bir sürü kadının katılımı ile gerçekleşen yürüyüşler organize ediyorduk. Tabii ki LGBTİ+lar ile birlikte. Bütün dirsek temasıyla, kuirlerle birlikte. Dolayısıyla çok kısa sürede aslında ürettiğimiz o feminist dil, feminist politik cümlelerin hepsi yaygınlaştı. Mahallelerde eylemler olduğunda o mahallelerdeki eylemlerden bile yansımalarını görüyorduk.”
Gazeteci Yıldız Tar da, Gezi Parkı eylemleri alanında trans bir kadının araç üzerine çıkarak konuşma yapmasını LGBTİ+lar adına önemli bir “dönüm noktası” olarak nitelendirdi. Tar, Gezi eylemleri sırasında üretilen “Neredesin aşkım” sloganı ve kamusal görünürlük hakkında “‘Neredesin aşkım’ sloganlarından tutalım orada çeşitli eylemlerde LGBTİ+ların en önde yer alması, güçlü bir dönüşüm yarattı.” dedi. Gezi Parkı alanında birçok farklı kesimden insanın bir arada olması Yıldız Tar’a göre, LGBTİ+ların toplum tarafından kabul edilmesine katkı sağladı.
“LGBTİ+lar açısından Gezi’deki direniş şöyle bir sonuca da yol açtı: Çok uzun yıllardır Türkiye’de LGBTİ+ hareketi mücadele ediyordu ama Gezi bir katalizör etkisi gördü. Gezi, LGBTİ+ gerçekliğinin toplumun farklı kesimleri açısından kabulünü sağladı ve bu gerçeklik ile yüzleşme imkanı tanıdı.”
Avukat Levent Pişkin’e göre, Gezi Parkı eylemleri “dönüştürme gücü” olan ve toplumun her kesiminden insanın birbiri ile temas etmesine alan açan bir hareketlilikti. Pişkin, “Gezi’de insanlar arasında çeşitli ortak noktalar yaratılmaya çalışıldı. Forumlar oluşturulmaya çalışıldı. Gezi bizim için bir temas noktasıydı” diyerek Gezi Parkı eylemlerinin toplumsal bir alan yarattığını belirtti.
Levent Pişkin, Gezi Parkı protestolarının tek taraflı bir eylemlilik olmadığını söyledi. Pişkin’e göre, eylemciler dışarıya karşı verdikleri mücadelenin yanı sıra eylem alanında da kendi içlerinde mücadele veriyordu.
“İçeride homofobiye, transfobiye, mizojiniye karşı mücadele edildi. Mücadele tek taraflı bir mücadele değildi. Tek cephede bir mücadele değildi.”
Seher Kalkan da, Levent Pişkin’in dediği gibi, eylem alanındaki insanların kendi aralarında ettikleri mücadelelerden birine örnek verdi:
“Barikatta olmak kadar kendimiz arasında iletişim sağlamanın ya da sadece bir döviz tutmanın da direnmek olduğunu, biber gazından ve polis şiddetinden de korkmanın normal olduğunu ve bunu bizi mücadelenin dışında itmediğini hatırlattık aslında. Korka da biliriz ama korkuyla birbirimizi cesaretlendirebiliriz. Yani dönüp kendimize de baktığımız bir dönemdi.”
Gezi’deki kamusal alan ve sonrası
Seher Kalkan Gezi Parkı’nın protestolar başlamadan önce, birçok kadın tarafından, özellikle geç saatlerde, güvensiz ve tehlikeli görüldüğünü söyledi. Kalkan, kendisinin de protestolar başlamadan önce Gezi Parkı yakınından geçerken tedirgin hissettiğini belirtti. Protestolar ile birlikte parkın kadınlar ve LGBTİ+lar için kamusal güvenli bir ortama evrildiğini söyleyen Seher Kalkan, “Gecenin bir saatinde bir sürü kadın ve kuir oradayız ve korkmuyoruz. Böyle bir güvenli alan, aslında o kamusal alanı dönüştüren bir mücadele doğurdu.”
Yıldız Tar, protestolar başlamadan önce de, uzun süredir Gezi Parkı’nın eşcinseller ve translar tarafından benimsenen bir yer olduğunu söyledi. Tar, Gezi Parkı’nın sadece bir parktan ibaret olmadığını, LGBTİ+ların birbirlerini bulabildikleri nadir yerlerden biri olduğunu belirtti. Yıldız Tar’a göre, protestolar başladıktan sonra Gezi Parkı’nda oluşan ortam Türkiye’de yaşayanlar için bir “toplumsallaşma” imkanı yarattı.
“LGBTİ+ bloğun Gezi Parkı’nın merkezindeki çadırı bir ilgi merkezine dönüşmüştü. Yani birçok insanın gelip aklındaki soruları da sorabildiği bir yere dönüşmüştü ve bu çok kıymetliydi. Sadece bir mücadele yoldaşlığı değil birbirini tanıyabilme ve diyalog kurabilme zemini oluşturdu. Bence Gezi’nin en temel farkı ve en devrimci yanı toplumun birbirinden ayrıştırılan, birbiriyle temas etmesi engellenen kesimlerinin birbiriyle diyalog kurabilme zemini bulunması. Tabi bu diyalog çatışmasız değildi. Ama orada bir kültür de filizlenmeye başlamıştı. O kültür de bu çatışmaları birbiriyle tartışarak çözebilme kültürü.”
Yıldız Tar ve Levent Pişkin, Gezi Parkı eylemlerinde LGBTİ+ların görünürlüğünün ve birlik halinin artmış olmasının etkilerinin günümüzde de görüldüğünü söyledi. Gezi’yi LGBTİ+ hareketi için bir “dönüm noktası” olarak tanımlayan Tar ve Pişkin, iktidarın 2015 ve sonrasında Gezi Parkı eylemlerinden dolayı LGBTİ+lara “savaş” açtığını söyledi.
Levent Pişkin, Gezi eylemleri sonrasındaki atmosferi “Gezi, toplumsal muhalefet sahasında ‘muhalefet’ olarak tanınmamıza vesile olan araçlardan biriydi. Hem toplumsal muhalefet tarafından hem iktidar tarafından. Bence iktidarın sonraki atakları da bunun bir biçimde göstergesi oldu” şeklinde açıkladı.
Yıldız Tar, Gezi Parkı eylemlerinin etkisinin LGBTİ+ler açısından 2015 yılına kadar güçlü bir şekilde devam ettiğini anlattı. Gezi’nin ardından yapılan, 2014 yılındaki Onur Yürüyüşü’ne değinen Tar, “2014’teki Onur Yürüyüşü on binlerce insanın katıldığı çok muazzam yürüyüşlerdi ve 2015 itibariyle her yürüyüşte polis saldırısıyla karşı karşıya kalınıyor” dedi. Tar, özellikle 2015 yılına kadar Gezi Parkı eylemlerinin de etkisiyle LGBTİ+ hareketinin Türkiye çapına yayıldığından bahsetti.
“Mesela Kaos’un Homofobik Karşıtı buluşmaları 50 şehire ulaşmıştı ve 50 şehirde örgütlük girişimleri vardı. Gezi’yle birlikte bu örgütlenme ve bir araya gelme umudu o kadar çok şehre yayıldı ki Türkiye’nin her yerinde LGBTİ+lar bir araya gelip örgütlenmeye başlamıştı. İki yıl boyunca süren çok olumlu bir etkisi vardı.”
Seher Kalkan da, benzer şekilde, Gezi Parkı protestolarından sonra gerçekleşen 8 Mart ve 25 Kasım yürüyüşlerinin daha kalabalık ve daha coşkulu kutlandığına değindi. Feminist hareketin de genişlediğine değinen Kalkan, “Hem hareket çok gençleşiyor hem de sayı artıyor. Bu gözlemlediğimiz bir şey tabii ki oradan da etkisini anlıyoruz. İnsanlar korkup kapanabilirlerdi. O kadar insan şiddete uğradı, öldürüldü. Tam tersine hareket gençleşiyor ve insanlar kendisinden önceki feministlerin, kuirlerin deneyimlerine bakarak dahil oluyor.”





